Fatma Sibel Yüksek Yazıları
Akşener : "Benim Üzerimden Bahçeli'ye Vefa Borcunu Ödemek İstiyorlar" - Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
Sayın Akşener'in verdiği bilgiye göre, faksın ulaşmasından sonra kendisini Tayyip Erdoğan'ın özel kalem müdürü Hasan Doğan aradı ve görüşme talebinin "konusunun" ne olduğunu sordu. İşte Meral Akşener ile ilgilenen kamuoyunun bilmek istediği de buydu. Akşener, Tayyip Erdoğan ile neden görüşmek istemişti? Daha doğrusu, neden görüşmek isteyebilirdi? Ben de bu soruyu yönelttim ve şu cevabı aldım: Meral Akşener'in kampanyasında çalışmış bazı MHP'liler ve kendisini destekleyen gazeteciler "FETÖ mensubu olmak ve MHP'ye sızmak" suçlamasıyla gözaltına alınmıştı. Akşener bu isimleri çok yakından tanıyordu ve FETÖ ile ilgilerinin olmadığına kefildi. Ve şunu söylemek istemişti Erdoğan'a:
"İç Savaş" Değil Korkusunun Ayak Sesleri - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Sonuç itibarıyla, bir Suriye ve Irak olmadığımız gibi, birer Ukrayna ve Yugoslavya da değiliz. İçimize atıp taşlaştırdığımız kinlerimiz yok. Bütün ifade engellerine rağmen her şeyi tartışıyoruz ve işler tehlikeli bir noktaya sürüklendiğinde herkes kendi sınırlarına çekilmeyi öğrenmiş. Ülkeyi yönetenlerin bütün gayretli çabalarına rağmen, yaşanan kavgalar bir Türk-Kürt, Alevi-Sünni, Sağcı-Solcu, Laik-Dindar vs. savaşına sürüklenemiyor. Topyekûn iki toplum değil, gruplar ve kadrolar çatışıyor; toplum seyretmeyi tercih ediyor. Bunların yanı sıra, komşuluk ve akrabalık halen iç içe. Toplum olarak espri yeteneğimizin rolünü de hiç yabana atmayalım.
O Üniforma, İçindeki "Nikah Şahidini" Niye Taşıyamadı? - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
En az beş ölü subay ve yüzlerce mesleğinden, işinden, ailesinden, temiz isminden, çoluk çocuğundan, sağlığından olmuş asker sığdırabilmeyi başarmış bir "Başkumandan"dır Recep Tayyip Erdoğan.. Ve böylesine ağır bir suçun ne siyasi, ne hukuki, ne de vicdani bedelini ödemeyi aklından bile geçirmemekte; "Kandırıldım" beyanının kendisini vebalden kurtardığına inanmaktadır. Öyle bir "Başkumandan"dır ki Recep Tayyip Erdoğan, "askerleri" en akıl ve ahlak dışı iftiralar altında zindanlarda yaşam savaşı verirken, onların can düşmanı terör örgütü ile masaya oturmuş; PKK'lı bir katilin gizli tanıklığıyla generallere ağır cezalar verilmesine göz yummuştur...
RTE'nin Darbeyle Başkan Olma Umudu - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Bir süredir beyinlerimizn arkasına sistematik olarak "darbe" kelimesinin fısıldandığının farkında mısınız? Bütün siyasi kariyerini darbe söylentilerine borçlu olan adam, "Ben gidersem devlet yıkılır" diyor..Yakın zamanda bir seçim olmayacağına, olsa bile seçim kaybetmemenin yollarını artık çok iyi bildiğine göre tabii ki "darbe ile gitmeyi" imâ ediyor..(Zaten biri seçimle gitti diye devlet neden yıkılsın ki?) Darbesever adamın resmi bülten ekibinden Abdülkadir Selvi, "Bir kaç bomba daha patlarsa darbe gelir" diye yazıyor... İktidarın "amiral gemisi" Yeni Şafak'ın yönetmeni İbrahim Karagül, sosyal medyada "Safları sıklaştırın, savaşa hazır olun" çağrıları yapıyor..
Güneydoğuda Yaşananlara Dair "Ulusalcı" Bir Bakış - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Bizim kardeşliğimizi, CIA destekli 12 Eylül faşizmi ve PKK bozdu. Biz, “devletimizin” yanlışları ve suçlarıyla hesaplaşmaya her zaman hazırız. Bakın, milyonlarca Türk, Kenan Evren’in mezarına tükürdü; cenazesine gidip “Hakkımı helal etmiyorum” diye haykırdı. Peki siz aynısını yapabilecek misiniz? Abdullah Öcalan gibi bir katilin suratına tükürebilecek misiniz?
Tayyip Erdoğan ile AKP'nin Kaderi Ayrılırken - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
7 Haziran 2015 genel seçimlerinden gelecek nesillere kalacak en önemli hüküm belki de “Tayyip Erdoğan ile AKP’nin kaderinin ayrıldığı gün” olacaktır. Tarihin bu olaya ilişkin atacağı ana başlık “sonun başlangıcı” olsa da ara başlıklar şimdiden yazılmaya başlanmıştır ve en tartışmasız gerçek, “kaybedenin” Tayyip Erdoğan olduğu gerçeğidir. Çok şey yazılıp söylendi ve söylenecek. Klişelerle oyalanıp sıkıcı olmaya gerek yok. Zaman, basit düşünmek ve pratik sonuçlara varmak zamanıdır. Çok ağır bir 12 yıl geçirdik, hepimiz yorgunuz. Ömrümüzün en verimli yılları bir muhterisin histerilerine kurban edildi, içimizdeki öfke dinmek bilmiyor...
Çatı Adayına Değil, Stratejiye ve Matematiğe Oy Vermek - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Buna rağmen, aynı yayında "Destekliyorum ama herşeye rağmen değil" dediğini ve "Bu konu Meclis'te hiç tartışılmadı. Atatürk döneminde bile ortada hayat memat meselesi varken tartışılmıştı" dediğini de görmezden gelmeyelim. 2-Esasen, "açılım" gibi ölü doğmuş bir konuda kimin ne düşündüğünün de çok önemi yok. İhsanoğlu'nun kanımca verdiği en önemli mesajlardan birisi, Başkanlık sistemine karşı olduğunu,Cumhurbaşkanlığı görevinin mevcut anayasadaki şekliyle devam etmesi gerektiğini söylemesiydi.
Erdoğan'ın Çankaya Açmazı; Muhalefetin Fırsatı - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Bu, her gün kriz demektir..Erdoğan için krizde bir beis olmayabilir ama kendisini Çankaya'ya çıkarmak isteyen herkesin bu durumu sürdürülebilir bulmadığı da anlaşılıyor.. Yani anayasayı değiştirememiş, Başkanlık sistemini getirememiş, Çankaya'ya hapsolup orada yalnızlaşmış... Ve de her gün sorun olmayı sürdüren bir Erdoğan yola ne kadar devam edebilir? Çevresinde Hakan Fidan ve Efkan Ala'dan başka kimse kalmamış olan Erdoğan bunlar üzerinde pek kafa yormasa da belli ki yoranlar var...
Hadi Özışık'ın da Eline Erkek Eli Değmedi - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
1980'li yıllarda askeri yönetimin dayattığı depolitizasyon, basını politika dışı kulvarlara savurunca toplum "Erkekçe" adlı bir dergiyle tanıştı. Hafızası yetenler bu yayını kalın kaşlı, kabarık saçlı ve vahşi bakışlı bir takım kadınların, o günün koşullarında "seksi", bugün bakıldığında gülünç pozlarıyla hatırlayacaklardır. Kadın tülden bir örtünün altından iri kalçasını sergilerken, fotoğraf yazısı şöyle: "Babam beni erkek gibi yetiştirdi!" Uzun ağızlıklı sigara eşliğinde kırmızı donun göründüğü fotoğrafın alt yazısı: "Elime erkek eli değmedi..."
"Yeniden Yargılama" : Paçayı Değil Ülkeyi Kurtaran Çözümler - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Basına, Meclis’e, Adalet Bakanlığı’na, Başbakanlığa Kuddusi Okkır’ın nasıl vahşi bir ihmal sonucu öldürüldüğünü anlatan dilekçeler yazdılar, soruşturma istediler, Zekeriya Öz ve cezaevi yönetimi hakkında suç duyurusunda bulundular... (Bkz : Kuddusi Okkır'ın Koğuş Arkadaşlarından Suç Duyurusu ... / Kuddusi Okkır'ın Anısına : Suç Şahsidir, Vicdan Ortak ) O şartlarda böyle bir şeye cesaret edebilen bu insanların birisi emekli albay, birisi çay ocağı işçisi, biri Sağlık Bakanlığı memuru, biri de serbest meslek sahibi bir vatandaştı.. Koca koca generaller, milletvekilleri, Baro başkanları, anlı şanlı köşe yazarları Tekirdağ Cezaevi’nden yükselen bu feryada kulak tıkadılar, hiç bir şey olmamış gibi yaşamaya ve yazmaya devam ettiler..
Ölümsüzlük Peşinde Küçük Hesaplar, Büyük Mabedler - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
O halde Erdoğan ne yapmaya çalışıyor? Erdoğan, dünya durdukça kendi adıyla anılacak, hatta yapımı tamamlandığında hak vâki olmuş olursa adı "Recep Tayyip Erdoğan Kanalı" konulacak bir projenin temelini atıyor.. Projeye hız veriliyor; çünkü Erdoğan vaktinin sınırlı olduğunu düşünüyor...
"Asrın Projesini" Açıp, Üsküdar'ın Trafiğinde Boğulmak- Fatma Sibel Yüksek/ Açık İstihbarat
Abdullah Gül, direksiyona aniden geçip oturuverdi! Oysa az önce gülümseyerek ve acele etmeden ağır ağır yürüyordu. O ne sessiz ve derinden gidiştir öyle? Birden makinist koltuğunda görüverdik kendisini..Tayyip Erdoğan ve eşi ayakta kaldılar. Meclis Başkanı Cemil Çiçek de öyle..
Hakan Fidan Gerçekten İsrail'in Hedefinde mi? Yoksa Yeni Bir İktidar Oyunu mu Oynanıyor?-Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
Eğer, Hakan Fidan "Türkiye'nin Putin'i" olarak yakın gelecek projeksiyonlarına sokulmuşsa; Tayyip Erdoğan'ın "sağlık durumu" sanıldığından ciddi demektir. Öyledir çünkü, Putin benzetmesi kadar kritik bir benzetme yapabilen hiç kimse, böyle bir "Medyedev hatasına" düşmez..
Klonlanmış Bir Tayyip Erdoğan Olarak Mustafa Sarıgül-Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
"Sarıgül aday olursa oy vermem" diyen ve CHP'nin ortalama seçmenini temsil eden kesim, kendisini "fedâ edilmeye"şimdiden hazırlamalıdır. Onların yaratacağı "boşluk", Sarıgül sayesinde varoşlardan, AKP'nin tabanından, yıllardır iaşe ile rehin tutulan yoksul İstanbul'lularla telafi edilecektir zira..
Beyrut Kasabı'nın Huzurunda Bir Türk Başbakanı-Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
Şaron, Erdoğan'ı son derece dalgacı bir hava içinde dinledi, söz kendine gelince de Önce uzunca bir süre sustu..Sonra koca göbeğini hoplata hoplata tam 3 dakika güldü..Evet güldü! Şaron'un bu şen kahkahasına İsrailli gazetecilerden de eşlik edenler oldu...Acaba Beyrut Kasabı neyi bu kadar komik bulmuştu?
Ali Koç CHP'nin İstanbul Adayı Olur mu?-Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
Gezi Parkı olaylarına Divan Oteli üzerinden damga vurmaya talip olan Koç Grubu, Tayyip Erdoğan'ın kontrolsüz öfkesini de üstüne çekerek kim ne derse desin bizce bir kart açtı... Tayyip Bey de bu resti gördü!
Erdoğan Darbe Korkusundan (Umudundan) Kurtulabilir mi?-Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
Olaylar büyürse, askeri gücün ucunu göstermek adına TSK'dan ne kadar istifade edilebilir? Tayyip Erdoğan açısından sorun bir darbeye maruz kalmakta değil, sorun sokaktaki ateşin sönmemesi üzerine orduyu yanında hissedip hissetmemekte... Bu noktada, dün yenilen hurmaların bugün tırmalayacağını hatırlatmak zorundayız.
Yalnızlaşan Tayyip Erdoğan'ı Okumak - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Zannedildiğinin aksine çevresinde Tayyip Erdoğan'ı yanlış veya doğru yönlendirecek bir "danışmanı" filan yoktur. Tayyip Erdoğan, danışmanlarına kendisine "akıl verme yetkisi" bahşetmez çünkü. Böyle bir girişimi direkt "haddini bilmezlik" ve "saygısızlık" addeder. Aklının ve bilgisinin Başbakan'a çok şey katacağına inanarak göreve başlamış, kısa sürede çanta taşıyıcılığına düşmüş, uzun vadede de uzaklaştırılmış veya kendisi çekip gitmiş nice danışmanlar gördük. Bu anlamda bir 'danışman çöplüğü' gibidir Erdoğan'ın çevresi.
Türk'ün İçindeki Asena-..Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
Demirin bulunduğu yere bir sıra odun, bir sıra kömür dizdik ve ateşi yaktık. Yetmiş yere koyduğumuz yetmiş körükle hep birden körükledik. Demir eridi, yüklü bir deve geçecek kadar yer açıldı...İşte o geçitten akın akın geliyoruz.. Korkun!
Rabat-Beşiktaş Hattı: İki Kritik Senaryo-Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
Tayyip Erdoğan yurtdışına çıkarılarak hattın gerisine çekilir.Kendisine bir süredir değişik çevrelerden farklı misyonlar yüklenmeye başlanan Abdullah Gül, olayların dinmemesi üzerine anayasadaki yetkisini kullanarak Bakanlar Kurulu'na başkanlık eder... Bu "iyi" senaryo.
CİNLER...Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
Yüksek kürsülerde haşmetli cüppeleri ile otururken insanlığın gözünün içine baka baka hukuk katliamı yapan "adalet" adamlarını veya televizyonlarda kan dökücü terör örgütlerine övgüler düzüp, şehitlere olmadık hakaretler eden saçı başı ağarmış kadın ve adamları gördüğümüzde onların hepsinin sadece menfaat peşinde koştuklarını düşünmeyelim. İçine düştükleri sapkınlığı idealleri zannetmektedirler.. Taha Akyol'un bahsettiği "kara büyü" bu olsa gerek...
Erdoğan Türklerin, "Öc'alan" Kürtlerin Lideri Değil; Bu Kışkırtma Niye? - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
İçinde PKK'nın, Türk Devleti içinde ihanet eden bir ekibin ve yabancı istihbarat örgütlerinin yer aldığı "barış süreci" denilen küresel pokeri, Türklerin ve Kürtlerin arasında yürütülmekte olan bir "müzakere", "savaş", "masaya oturma" vs. olarak asla görmemek lazımdır. Türkler de, Kürtler de bu kirli oyunun dışındadır..
Kendisine "Payitaht" Rolü Veren İmralı, Bu kez Erdoğan ve Fidan'ı Parmağına Doladı- Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
Artık şunu biliyoruz: O tutanaklar oradan Tayyip Erdoğan ve Hakan Fidan'a rağmen sızabilir ama Öcalan, MİT görevlileri cezaevi yönetimi ve BDP'nin bir kanadına rağmen sı-za-maz!
Nefes Alan Paşa; Nefessiz Vatan - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
"Bunların hiç birisi bizim umurumuzda değil.." Nedir sizin umurunuzda olan? "Babamız nefes alsın yeter!" Nefes alan Paşa, nefes alamayan vatan.. Alın size "Online yaşam mücadelesi"... Bununla bitse iyi...
Sahte Kahramanlar Galerisinde Bir Şımarık Subay Kızı - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Ece Saygun, ne zaman "tweet mücadelesi" başlattı? 2012'de! Kuddusi Okkır ölürken babası ve Ece'si neredelermiş diye sorarız... Nerede olduklarını söyleyelim. Baba, Genelkurmay Karargâhında ABD'ye yakın gazetecilerden Aslı Aydıntaşbaş'a kivi ikram ediyor, kızı da yurtdışında tatlı hayat yaşıyordu. (Bkz: Aslı Aydıntaşbaş : Ankara'da Bir Kolonoskopi Uzmanı)
Elbirliği ile Bu Noktaya Gelindi - Gurur Duyun ! - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
İşte, kirli oyunda dağıtılan roller böyle.. Öcalan'a "siyasi lider", Genelkurmay Başkanı'na "yüz kızartıcı suçtan gözaltına alınmış, ihtiyar haline acındığı için tutuksuz yargılanmasına karar verilmiş şahıs" rolü... Altan Öymen de program başına hesabına 2 bin lira yatacak diye, "adaletin yerini bulduğundan" dem vuruyor. "Ankara'da yargıçlar var"" geyiği yapıyor... Karadayı'nın sevincine ne demeli?
ODTÜ'yü Görünce Kenan Evrenleşmek (AK Öğrenci Sevdasının Tarihçesi) - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Öğrencilere nasıl "AK öğrenci" olunacağını, rektörlere nasıl üniversite yönetileceğini kafalarına vura vura bir güzel anlattı. Türk sinemasının kadınlara attığı tokatlarla ünlü kötü adamı Nuri Alço, kendisiyle yapılan bir röportajda en şık tokat yiyen oyuncunun Ahu Tuğba olduğunu söyleyip, "Ahu tokadı iyi alır" demişti.. O misal, rektörler "tokadı iyi aldı"... ... DGM Savcısı Ülkü Coşkun, Ankara Emniyeti'nin garajında yapılan işkencelere bizzat katılırdı. Sadece dernek kurmak isteyen öğrencilere uygulanan bu vahşi şiddetin emir vericilerinden biri de sıkı durun, bugünlerde kanal kanal gezip AKP'nin "ileri demokrasisini" savunan eski DGM savcısı Mete Göktürk'tü... Kimler yoktu ki o dönem "öğrenci hareketi" içerisinde; bir kez daha sıkı durun: Yasemin Çongar, Ahmet Ümit, Fatma Sibel Yüksek, Ertuğrul Mavioğlu, Tuncay Özkan..
"Araf"'ta Kalmış Bir Firavun Taslağı - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Yoksa, böyle bir kişilik yapısından "farkındalık" çıkamayacağı o kadar bariz ki. Tayyip Bey'in hakaretâmiz, çevresindekileri değersizleştiren üslûbu, "iktidar zehirlenmesi" sonucu artmış, giderek kronik seviyeye ulaşmış bir üslûptur olsa olsa. Fitratının dokusunda hep var olmuş bir özelliktir. Kendi tanık olduğum bir olayı aktarmak isterim:
OdaTV'den KCK'ya Uzun İnce Bir Yol - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Medyanın ve Ayşe Arman türü gazetecilerin nasıl olup da aniden "bilinç kazandıklarını" merak etmeye elimizde olmadan devam edeceğiz. Bu "devam etme sürecinde" verdiğimiz ve vereceğimiz rahatsızlıktan dolayı da özür dileriz. Soner Yalçın tutuklandıktan bir hafta sonra Hürriyet gazetesindeki yazılarına hiç bir açıklama yapılmadan son verilmişti. Şimdi özellikle Doğan grubunun Odatv davasını bu derece sahiplenmesi sadece "gazeteciler arası dayanışma" diye okumak saflık olabilir. Bu düşüncemi, duruşma başlamadan önce bir süre sohbet ettiğimiz Doğan grubu mensubu bir arkadaşımla paylaştım. "Bu abartılı sahiplenmeyi neye bağlıyorsun?" diye sordum.
Barikat Kalktı, Kel Göründü - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Hipodromda İdris Bey ile arkaya geçip on beş dakika başbaşa görüşmesinden yola çıkılarak, barikatların Erdoğan tarafından kaldırıldığı tahmini yapıldı. Oysa böyle "ince" bir davranış, ülkeyi demir yumrukla yönetmeye iyiden iyiye meyletmiş bir Tayyip Erdoğan'dan beklenemezdi. Şöyle daha bir "İngiliz tornasından çıkmış" akıl ile karşı karşıyaydık sanki...
Darbe Soruşturmaları... Pazarlıklar, Pespaye Ulaklar, Kemalist Tuzluklar-Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
Ham insanlara kritik vazifeler vermenin bazı riskleri vardır. Sağda solda gevezelik etmeye, "önemli insanlarla" halvet olduklarını hissettirmeye, kendilerine verillmiş vazifelere yaslanarak kabadayılık yapmaya başlarlar. Hava atacağım derken görevlerini ifşâ ederler. Ancak, suçlulararası ulaklık, o kadar aşağılık bir meslektir ki her bünyeye kabul ettiremezsiniz. En doymamışını, en lümpenini bulmanız gerekir
Cemaatin "Balyoz"'undan Kaçarken Canını MİT'e Emanet Etmek? - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Şimdi görüyoruz ki Tayyip Erdoğan adına yargı içinde hareket eden bir el devreye giriyor ve Balyoz'un Yargıtay safhası tanzim edilmek isteniyor. Daha ilk elde dosyanın öne alındığını, ilk duruşmanın 2013'ün ilk aylarında yapılacağını ve büyükçe bir salonun aranmakta olduğunu öğreniyoruz. Tayyip Bey adına hareket eden el, operasyonu eline yüzüne bulaştırmaz ve de yargıdaki cemaat kadrolarından çelme yemeden vazifeyi tamamlarsa, Yargıtay sürecinden şu sonuçları bekleyelim:
Babalık ve Kocalık Haklarından Men? - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
"Demokrasimiz için hayırlı olmasını" diledi, asker-sivil ilişkilerinin AB standartlarına ulaştığından dem vurdu. Balyoz ve Ergenekon davalarının emperyalist bir kurgu dolduğundan bahseden sanık yakınları ve avukatlarına da "bunlar siyasi değerlendirmeler" şeklinde burun kıvırdı. oysa en "siyasi" değerlendirmeyi kendisi yapmaktaydı. Sen yıllarca "Ankara'nın Genelkurmay'a en yakın gazetecisi" payesinden ekmek ye, bilgi vererek maaşının yükselmesine sebep olan askerler sahte delillerle hapse tıkılınca da "demokrasinin galip geldiğinden bahset! İşte medyanın içinde yuvarlandığı karakter çukurunun seviyesi!Yazıklar olsun..
Pasaporta "Kürdistan" Damgası Vurdurtmak-Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
"Türk milliyetçiliğinin bayraktarı olan MHP’nin genel başkanı (Kürdistan’a hoş geldiniz) tabelaları altında yürütülecek!" Yakışır Devlet Bey'e... "Devlet" bugüne münasip görmüş demek ki.. "Türk milliyetçisi bir lider" olarak, pasaporta "Kürdistan" damgasını vurdurmanın zamanı gelmiş de geçiyordu bile...
Hilmi Özkök'ün Katkılarıyla "Ergenekon"da Sona Doğru- Fatma Sibel Yüksek/ Açık İstihbarat
Üye hakim Sedat Sami Haşıloğlu'nun Hilmi Özkök'e yönelttiği sorular, karar aşamasına gelindiği öngörüsünü bir hayli güçlendiriyor. Haşıloğlu, soruların satır arasında kararın dayanaklarını açıkladı adetâ.
Hilmi Özkök'ün Tanıklık Yaptığı Duruşmadan İzlenimler-Fatma Sibel Yüksek/ Açık İstihbarat
İlker Başbuğ'un diğer sanıklara ve izleyiciler karşı mesafeli tutumu, bir "kibir" olarak algılanmıyor burada. Nitekim, kendisi hakkında ağır eleştiriler yazmış olan Yalçın Küçük de dahil herkes anlayışlı ve saygılı. Kibirden dolayı da mesafeli değil zaten. Sadece, içine düşürüldüğü durumdan aslında başkalarının duyması gereken utancı duyuyor.
Kürtçü Türk'le , Türkçü Kürt'ü Eşitlemek - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Sorunsuz, engelsiz, tereyağından kıl çeker gibi.. Bitmedi....Gecenin başka sürprizleri de var.. Nihai hedef olan anayasa değişikliğinin bütün bu süreçten bağımsız olduğunu düşünmeyelim. Merkez sağ ve sol muhalefet, yani CHP ile MHP yörüngeye sorunsuz yerleşti. Geriye "solu" ve "ulusalcı" kesimleri işin içine çekmek kalıyor. Burada, CIA ajanı Graham Fuller'in ortaya attığı "yeni sol" kavramı imdada yetişir...
Valide Emine Sultan'ımıza Külliye İsterük!- Fatma Sibel Yüksek
Kocası hemen bir kararname çıkarsın. Hatta kararnameye de gerek yok, o mübarek kafacıklarını hiç yormasınlar. Karı- koca akşam evde otururken, memleketin ileri gelen mimarları huzura çağrılsın. Oracıkta bir proje çizdirilsin. Emine Sultan son rötuşları yapsın ve ertesi gün Fethi Paşa Korusu'na dozerler girsin. Ağaç, sincap kaplumbağa demeyip silsin süpürsün...
Sadece Cemaate Değil Bize de Kapak Olsun!- Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
Aziz Yıldırım'ın Fenerbahçe Kulübü Başkanlığına rekor oyla yeniden seçilmesi, sadece Cemaate değil Bize de kapak olsun!
Darısı Başınıza! - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Adalet Bakanı Sadullah Ergin tarafından Jolly Tur'un kırmızı otobüsüyle Silivri'ye götürülen gazeteciler, hapishanenin şartlarını çok beğendi.. Yemekler güzel, mekanlar geniş, gardiyanlar güleryüzlü, Bakan demokrat, ekmekler fırından geliyor, gazete servisinde aksama yok. Kuş bile besleyebilirsiniz! "TSK'ya sızmaktan " tutuklanan Genelkurmay Başkanı eğer isterse psikolojik destek, el sanatları ve öfke kontrolü kurslarına katılabilirmiş!
Soner Yalçın'ın Samizdat'ını Okurken - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Yani kendi "miladını" başlatmakta, kendisinden önce yaşananları yok saymaktadır. "Ergenekon" 14 Şubat 2011'de başlamıştır. Tek hedef Soner Yalçın ve arkadaşlarıdır. Bu sürece kurban edilenler de dahil herkes sessiz kalmış, bu cinayete ortak olmuştur. O "cesur ses" Soner Yalçın tutuklanmadan önce duyulamamıştır maalesef!
Hukuk Adamı Hilmi Bey, Hissiyat Adamı Aytaç Bey-Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
Ne yapacağız şimdi? Ürküttük gül gibi paşayı, oysa ilk demecinde "Israr ederse tanık olarak dinlenir deniyor ama.." gibi bir şeyler gevelemişti. Belli ki içinde kalan vicdan kırıntsıyla mücadele etmekteydi, düşündü ve "tanıklık" mefhumunu defterden silmeye karar verdi...
Kurt Kanunu (Bu Topraklarda Sonu Gelmeyen "Ergenekon")-Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
1926 yılında kurulan İstiklal Mahkemeleri de, daha ilk cümleden sonra "Eydaaam!" diye tumturaklı bağırarak hükmünü veren Mahkeme Başkanı Kel Ali de, polisin kendisine verdiği yalan dolanı şak diye entrika romanına çeviren "gazeteci" bozuntusu da, babasının "ilk zanaat erbabı" olarak Talat Paşa'nın "asıcısı" olmasıyla övünen ve "Kısmet efendim..Ah ki bu zamana kadar paşa asmak nasip olmadı bize" diyerek hayıflanan cellat Karaköçek de SİZSİNİZ! Aynaya iyi bakın ve Kara Kemal'in şu sözlerini düşünün:
"Ahmet ve Nedim'in Arkadaşları"..Tarih Sizi de Yazacak - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Önce Taksim'deki dayanışma yürüyüşlerinde "Biz Ergenekoncularla aynı safta yürümeyiz" diye tutturdular.. Sanki "Ergenekon" diye bir şey varmış ve de Ahmet ile Nedim böyle uyduruk bir örgütten tutuklanmamışlar gibi.. Gören de Ahmet Şık'ı ÖDP davasından tutuklandı sanır! Böyle bir kaprisin içine girdiler kendilerince... Ona bakarsanız ben ne yapacağım?
Ucuz Ajan, Bomba Haber ve Hâsıl Olmuş Bir Amaç: "2 Yıl Ömrünüz Kaldı!" Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
Yalnız oldukça ucuz bir ajanmış kendisi. Yıllık 20 bin dolar ödeniyormuş! Stratfor, kaynağın güvenilirlik notunu da "B" olarak gösteriyor zaten.. Netice itibarıyla ajanın ederi ucuz veya değil; Amaç hâsıl oldu: CİA, Erdoğan'ın 2 yıl ömrü kaldığını söylüyor!...
Bir Sabah Yasemin Çongar ve Üst Düzey Emniyetçilerin Gözaltına Alındığı Haberiyle Uyanmak- Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
MİT, bir süredir Emniyet üzerinde bir "CASUSLUK" soruşturması yürütüyordu! Bu soruşturmanın Uludere bağlamındaki ilişkileri ve Wikileaks'te ortaya çıkan ABD Büyükelçiliği'ne brifing verme olayını da kapsadığını pekâlâ söyleyebiliriz... Ve Taraf gazetesini dinleme olayının "muhalif basını takip" işi olmayıp (Taraf ne zaman "muhalif basın" olduysa..) bu CASUSLUK kapsamında yürütülen bir takip olduğunu görebiliriz...
O Gece Fidan'ın Lojmanına Baskın Beklendi- Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
Eğer bazı bakanlar, ifadeye çağrılan MİT Müsteşarı'nı geceyarısı arayıp "yanına gelebiliriz" diyorlarsa, ortada bir "baskın" beklentisi var demektir. Fidan'ın lojmanına gelinerek zorla alınıp götürüleceğini düşünüyor veya "biliyor" olmalılar ki böyle bir fiziki dayanışmaya gerek duyuluyor. Acaba Fidan'ı ifadeye çağıran güç, zorla gözaltına alma yöntemine başvursaydı ve o anda evde "bazı bakanlar" da bulunsaydı, ne olacaktı?
Ve Şah da Gitti!- Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
Netice itibarıyla, İlker Başbuğ'un "yöneticisi olmakla" suçlandığı "terör örgütünün" bizzat TSK'dan başkası olmadığını bildiğini varsayarsak, Hukuki bir takım mülahazalara girmenin nafile bir gayret olduğunu da alenen görürüz... Daha açıkçası Sayın Başbuğ ve Sayın Başbuğ'un Sayın avukatları; "Terör örgütü" derken bizzatihi TSK kastedildiğine göre...
Ergenekon Duruşmalarında "Gazeteciyim" Diye Paralanmanın Nafileliği Ve Sıkıcılığı Üzerine Bir Yazı- Fatma Sibel Yüksek/ Açık İstihbarat
Tayyip Erdoğan, "şiir okuduğu için hapi yattığı" yalanına kendisi de o kadar inandı ki şimdi bütün zamanların en mağdur dolar trilyoneri olarak hepimize hayatı zehir ediyor.. Oysa Tayyip Erdoğan, yeni paradigma kurgulayıcıları tarafından, AKP iktidara gelsin ve Cumhuriyet'i tasfiye etsin diye hapis yatırılmıştı.. Sonra biz de öyle oluruz maazallah..
Siyasette Derin Kıpırtılar: Gökçek Başbakan-Gül Cumhurbaşkanı-Demirel Silivri'ye-Baykal CHP'nin Başına-Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
Yahudilerin, "İnsan düşünür, Tanrı güler" diye bir sözü vardır. Bu sözün mantığına göre öfkelenmek, eğlenmek, geçmişi ve geleceği unutmak, kendini sarsılmaz zannetmek insana özgüdür. Tanrı ise insanın bu toyluğunu yukarıdan gülümseyerek izler ve kendi planını yapar. Benzetmek gibi olmasın ama Erdoğan hep "insan" gibi, Gül ise "Tanrı" gibi hareket etti..
"Bir Numara" Kadrosunun Neden Boş Tutulduğu Anlaşıldı: Hedef Erdoğan - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Tayyip Erdoğan önce Hırant Dink cinayetini "Ergenekon"a bağlamakla tehdit edildi, hatta bu konuda bir savcı bile ayarlandı ancak belli ki istenilen sonuca ulaşılamadı... Tayyip Erdoğan, 27 Nisan muhtırasını yazmış olan Yaşar Büyükanıt ile Dolmabahçe'de yaptığı ve "benimle mezara gidecek" dediği görüşme üzerinden de sık sık tehdit edilmiştir ve edilmektedir.. Yine de kırılma noktasının Uludere olduğu anlaşılıyor.
OdaTV Davasında ABD'nin Topuk Sesleri - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Gelişini önceden haber veren bu lüks topuk sesine kaliteli bir parfüm ve kusursuz bir makyaj eşlik ediyordu...Koridorun başında beliren kadın, güvenlikçilerle didişip duran topluluğa yaklaştı. Makyajlı dudaklar aralandı, ince ve buyurucu bir ses, "Çekilir misiniz, benim salona girmem gerekiyor" dedi... Saatlerdir kapıda çene patlatan avukatlar, gazeteciler, tutuklu yakınları, vatandaşlar, hatta özel güvenlik görevlileri bir an aralarındaki tartışmaya son verip "Bu da kim?" der gibi birbirlerine baktılar.
Tanrı-Kral'ın Bağırsağı- Fatma Sibel Yüksek/ Açık İstihbarat
Onlar hasta olmazlar, kokmazlar, terlemezler, geğirmezler ve yellenmezler. Kutsal bedenlerinde bizler gibi giriş ve çıkış delikleri bulunmaz. Tıkındıkları leziz yemekler, sindirim sisteminde bozulmaya uğradıktan sonra dünyanın en pis kokulu atığına dönüşmez... Çünkü bağırsakları yoktur!
OdaTV Davasında Taktik Hatası ve Hep Aynı Yanlışlar - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Davadan çekilmesi istenen bir mahkeme başkanından tahliye talepleri başta olmak üzere muhtelif istekleri değerlendirip karara bağlanması beklenemeyeceğine göre duruşmada alınan tek kararın reddi hakim talebinin bir üst mahkemeye iletilmesi olmasını ve duruşmanın bu karardan sonra sona erdirilmesini doğal karşılamak gerekiyor. Burada doğal karşılanamayacak olan ve insanı üzüntülere sevkeden, beşinci yıla giren "Ergenekon" duruşmalarında sanıklar cephesinin, -avukatlar başta olmak üzere- neden yaşananlardan bir ders çıkarmadığıdır.
Kuklacının Oyunları ve Pinokyo'nun Halleri -Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
Çiçeği burnunda "İslam Lideri'nden" istenen şeylerin ve isteyen kesimlerin haddi hesabı yok. Paçaların bu kadar asılanın olduğu bir "İslam lideri" de yalpalıyor doğal olarak. Arap çölleri tehlikelidir...İnsanın akıbeti -Allah korusun- Sir Lawrence gibi olabilir... Sürmeli gözlerinizle Hollywood filmlerine konu olduğunuzla kalırsınız sonra...
Elif Şafak ve Piç - Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
Konu, Elif Şafak... ...ama size intihal serbest olduğu gibi Türkçe bilmeden milyonlarca satan kitaplar yazmak da, "selam söyle o yare" kategorisindeki laflarınıza "kitabe" muamelesi yaptırmak da serbest. Böyle bir toplumu ve böyle bir medyayı dünyanın başka yerinde bulamazsınız; tadını çıkarın.
Genelkurmay ile TSK'yı, "Sine-i Millet" ile Sine-i Marmaris'i Ayırabilmek- Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Şapkayı alıp gitme eylemini "Çuvalı çıkarıp atmak" olarak niteleyenler, Hasan Iğsız'ın dün tarihin hafızasına hançer gibi kazınan fotoğrafına iyi baksınlar...
Külahıma Anlat "Intellectuel"...Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Soner Yalçın...Bize bir tane "doğal lider" göster ki dünyanın en korkak, en satıcı adamı olsun. Yakalanıp getirilirken uçakta "Size hizmet etmeye hazırım" desin... Madem "devrimcisin" bilirsin, Che Guevara, Bolivyalı askerler tarafından yakalandığında böyle alçalmış, böyle yalvarmış ve davasını oracıkta böyle satmış mıydı?
Kimse Kendini Kandırmasın; İstifa Etmediler, Emeklilikleri İstendi...Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
Bir grup "huysuz ihtiyar" bulunmaz hint kumaşı olduklarını düşünerek hükümeti "istifayla" tehdit etti; bu tehdite papuç bırakmayan sivil hükümet de "yolunuz açık olsun" dedi... Böylece Tayyip Erdoğan'ın ne kadar büyük bir demokrasi havarisi, Türkiye için ne büyük bir şans olduğu bir kez daha kanıtlanmış oldu! Yarından itibaren bu tür "kulisler" okuyacaksınız...
Köksal Şengün: Bir Yargıcın Anatomisi-Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
İsmail Yıldız, Köksal Şengün'ün gözleri önünde gün be gün aklını kaybetti. İlk duruşmalarda içeriği zengin, entellektüel savunmalar yapan bu adam, aylar, yıllar ilerledikçe ayrı bir dünyadan seslenmeye başladı... Dört buçuk yıldır yatan Mehmet Demirtaş'ın işleri battı. İki aileye birden bakmak zorunda kalan ağabeyi yorgunluğa ve borçlara daha fazla dayanamayıp geçtiğimiz günlerde canına kıydı. Mehmet Demirtaş bir de kardeş acısıyla yandı...
Yemin Krizinin Gölgesinde Otonom Parlamento-Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
Irmağın altındaki akıntı, üstündeki akıntıdan her zaman daha tehlikelidir. Yemin boykotunun en önemli sakıncası, güneydoğuda seçilmiş bağımsızların kendilerine TBMM dışında bir temsil makamı oluşturmasının önünü açmasıdır. Ahmet Türk'ün yemin için Ankara'ya gitmeyip Diyarbakır'da ayrı bir toplantı yapacaklarını açıklaması, bölgesel parlamentonun gözden kaçmış bir şekilde hayata geçmesinden başka bir şey değildir...
Mümtaz Bey, İstirahat Ediniz...Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
Hâlâ dürüstçe ve inandığı insanların sonuna kadar peşinden giden okuyucularınızı hâyal kırıklığına uğratmak, belki de kızdırmak pahasına, sitenizde bir felakete sebep olan o yazıyı kimin yazdığını tahmin edeyim: Soner Yalçın yazdı... Evet Sayın İdil, o yazıyı Soner Yalçın yazdı.... Ve öyle büyük bir pazarlığın sonucunda yazıldı ki o yazı, kim tarafından yazıldığını açıklama veya okuyucuların büyük tepkisi üzerine yayından kaldırma cesaretini, gücünü, yetkisini kendinizde göremediniz...
Demir Dağı Eritmek Artık Daha da Zorlaştı-Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
Ve belki de 13 Haziran 2011 sabahı ortaya çıkan en önemli tablo, Meclis'in fiili durumuyla ilgilidir. Leyla Zana'nın, Engin Alan'ın,İlhan Cihaner'in, Sebahat Akkiraz'ın temsil hakkını kazandığı; cemaatlerin ve tarikatların kontenjanlarından açıkça söz edilen bir meclis, ne kadar da 1921'deki Birinci Meclis'i andırmaktadır. Devletin temellerinin yeniden atıldığı bir "kurucu meclis"... Neden olmasın?
Münasip Olmadığı Görülüyor…Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
Bütün bir ülkenin kirli çamaşırları ortaya dökülürken, ne hikmetse bir tek AKP’lilerden değil kirli çamaşır, bir kez kullanılmış kâğıt mendil bile düşmüyor. Herkes zinâkar, herkes rüşvetkâr, herkes sahtekâr; bir bunlar pir-ü pâk.. Neye inanalım? Cenab-ı Allah’ın bu kadar geniş bir kavmi beşikteki bebeğinden secdedeki dedesine kusursuz yarattığına mı? İnsani zaaflardan muaf kıldığına mı? Günahlarını ‘götürü usulü’ peşin ödettiğine mi? Dolarla bu kadar haşır neşir olup da dünya nimetleriyle zerre ilgisi olmamak gibi mucizevi bir fitratla halkedildiklerine mi?
AKP 310 Çıpasına Bağlanarak Merkeze Çekilirken, CHP Çevreye Açıldı-Fatma Sibel Yüksek
Ortaya çıkan liste, AKP'nin bundan sonra oturmak istediği iki siyasi rotayı göstermesi bakımından ilgi çekici. Bunlar; 1-Merkez partisi olmak, 2-Devlet partisi olmak... Aslında, en az "Yeni CHP" kadar "Yeni AKP'den" de söz edilebilir.. Star gazetesi yazarı Nasuhi Güngör, CNN Türk'te AKP'nin Kürt sorununa bundan sonra "devletin gözüyle" bakacağını söyledi ki "Yeni AKP"nin belki de en önemli özelliği bu...
Genelkurmay Yine Yaptı Yapacağını- Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
Avukatların itiraz dilekçelerini ve mahkemelerin verdiği ret kararlarını "belge" diye Genelkurmay açıklamasına eklemişler bir de.. Seninle âlâkası nedir o "belgelerin"? Hukuk bürosu musun? Baro musun? Meslek örgütü müsün? Bu belgelere kamuoyunun dikkati çekilecekse bunu savunma avukatları yapar, yapıyorlar da zaten, sana ne oluyor? Ne olduğunu biz söyleyelim:
Zekeriya Öz Olayını Bir de Böyle Analiz Edelim- Fatma Sibel Yüksek/ Açık İstihbarat
HSYK'nın "sürpriz' operasyonunda gözden kaçmaması gereken noktalara maddeler halinde dikkat çekelim. Öncelikle belirtelim ki Zekeriya Öz'ün özel yetkilerinin kaldırılmasıyla sonuçlanan olaylar zinciri bir sürecin sonucudur. Açık İstihbarat olarak ilk tutuklamalardan beri dikkat çektiğimiz "Ergenekon ittifakının" içinde bir takım "kırılmaların" ve tabii aynı zamanda kontrolden çıkmaya başlayan sürece çeki düzen verme ihtiyacının sonucudur. İttifakı oluşturan kanatların birbirine mesajlar verdiğini de unutmayalım... Bu çerçevede:
Tayyip Erdoğan'a Wikileaks Şantajı- Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
Tayyip Erdoğan'a "Hakkındaki bütün bilgiler elimizde, bunları istediğimiz an ortalığa dökeriz" denilmiştir. Buna İsviçre'deki, Lüksemburg'daki, Dubai'deki ve dünyanın başka ülkelerindeki banka hesapları da dahildir. Ki "NATO'nun Libya'da ne işi var" derken iki kere düşünsün,
İklim Bayraktar Olayını Anlamak-Odatv'nin ve CHP'nin Yanlışları- Fatma Sibel Yüksek
Bu olaydan anlaşılıyor ki Kemal Kılıçdaroğlu'nun "dosya merakı" kendisi için bir zaaf haline gelmeye başlamış. "Elimde dosya var", "görüntü var", "kayıt var" diyen kapıdan destursuz girebiliyor. Hâsılı, işin içinde haddini bilmez bir muhterisin şımartılması var, daha kendi kapısının önünü süpüremezken muhalefe partisine "medya stratejisi" sunmaya kalkışma var. Sarışın hatun görünce yamulan Türk erkeği var, yamulan Türk erkeğini görünce büyük yerlere geleceğini zanneden sarışın var, cin olmadan adam çarpmaya kalkışma var, basiretsizlik var, kötü yönetim var, "sen benim sırtımı kaşı, ben senin sırtını kaşıyayım" var. Peki ne yok?
Kürt Kızı Müyesser....Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Türk'ü Tasfiye Projesi" ni yazan Kürt kızı Müyesser'in tutuklanması, sembolik biçimde "Ergenekon" ismi verilmiş olan bu alçakça tertibin Türklüğü bu topraklardan süpürme planı olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Başaramayacaklar. Bu böyle bilinsin..
Cehennemler Kudursa...Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
Netice itibarıyla Mustafa Balbay'ın dediğine gelindi ve "darbeyi yapacak olanlar dışarıdayken, darbe yapamayacak olanlar neden içeride" sorununa son verildi. Fakirlikte eşitlik sağlandı.. Bundan sonra darbe yapacak olan da, yapamayacak olan da, hatta darbe yapılmasına karşı olan da on sene tutuklu kalacak! Tutuklamak başlı başına bir amaç haline geldi çünkü.. Bundan sonra Tayyip Bey'in, Bülent Bey'in, Sadullah Bey'in, hatta Şamil Bey'in, Nazlı Hanım'ın dediğinden çıkmayacaksınız; ne diyorlarsa onu yapacaksınız; Ahmet Altan'ın Camoka'yabenzeyen oğlunu bile sevimli bulacaksınız… Ayağınız denk alacaksınız velhâsıl..
Yeni CHP'den Oscarlık "Ergenekon" Oyunları-Fatma Sibel Yüksek
Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay'ın aday gösterilmesini Parti Meclisi'nde, Birinci "Ergenekon" davasının ilk günü duruşmaya gelip "Bölge adına müdahil olmak istiyorum" diyen Sezgin Tanrıkulu'na oylattılar.... Güzel bir işbölümü yapıldı ve Süheyl'in attığı pası zarif bir kafa çıkışıyla karşılayan Sezgin, topu ağlara taktı. Kılıçdaroğlu'na fısıldayanlar her kimlerse, aynı güçler olması çok muhtemel bu kadrolar,Tayyip Erdoğan'a bile daha fazla kişisel inisiyatif hakkı tanıyor. Kemal Bey hiç değilse bu durumu kıskanmalıdır...
Bu "Ulusalcı" Medya ile "Aydınlık"a Çıkılır mı? - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Aynı şekilde "Biz kaç kişiyiz" hareketini başlatmış olup da tam 1 milyon yiğit vatan evladından ödünç kontör almış olan Tuncay Özkan, tutuklandığında Beşiktaş Adliyesi'nin önüne sadece 100 kişi gelmiştir..."Vajina yıkanır mı" haberleriyle reyting yapan internet sitesinin, Tayyip Erdoğan ile anlaşmazlığa düşen İsrail ile açıkça flört etmesi de sesini duyuracak yayın organı bulamamaktan muzdarip halkımızca görmezden gelinmektedir. "Tayyip Erdoğan gitsin de nasıl giderse gitsin" şeklindeki haklı bıkkınlık, İsrail istihbaratına Atatürkçü ve Cumhuriyetçiler arasında kendisine yer açma fırsatı yaratmış, bu kanlı devlet AKP iktidarına tepki duyan laik-Kemalist kesimi yönlendirmeye girişmiştir.
OdaTV'nin "Marka Değerini" Yükseltmeye Devam - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Kusura bakma Odabusdsman'cığım ama senin psikolojini de biraz böyle gördüm ben. Bilmem kaç milyon kişi 'tekil kişi girişi' yapıyor şeklinde benim gibi 1000 kişinin okuduğu bir yazarın anlayamayacağı hesaplamalar yapabildiğine göre bayağı palazlanmışsın demektir. E insan palazlanınca eleştireni de olur, affedersin "höst" diyeni de..Tayyip Erdoğan'ın dediği gibi "Meyve veren ağacı taşlarlar"... O bakımdan "tekil kişi girişinin" tadını çıkar bence. İki eleştiri aldın diye öyle Ekrem Dumanvâri yazılar yazma, gözünü "düşman" hayalleri bürümesin, kafanda "Ergenekonlar" yaratma...
Fehmigül'ün Suçu Ne? - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Yani Albayrak kardeşler, Edelmann istiyor diye Karagül'ü harcamadılar. Fehmigül de CIA ajanının arabuluculuğunu yaptığıyla kaldı... (Acaba daha bilmediğimiz ne arabuluculuklar yaptı)? Peki Albayraklar, bu takdire şâyan, omurgalı duruşu nasıl ve neden sergilediler? Sergileyebildiler? Yeni Şafak'ın yapısını iyi kötü tanımış biri olarak naçizâne yorumum şudur:
Wikileaks'ten Çıkan Puslu Fotoğraf: Kılıçdaroğlu Başbakan, Gül Cumhurbaşkanı...-Fatma Sibel Yüksek
Kemal Kılıçdaroğlu ile Abdullah Gül arasındaki "gülümseme kardeşliği" üzerinde analiz yapmaya değer bir benzerliktir. İkisi de öfkeye kapılmıyor ve sessizce gülümsüyorlar... Kılıçdaroğlu'nun "inkâr etme" özelliği de Abdullah Gül'e son derece benzemeye başladı. Gül inkâr eder... Siyasi köklerini inkâr eder, kayıtlara geçmiş konuşmalarını inkâr eder, Cumhurbaşkanlığı'nın kendisine "bahşedildiğini"Tayyip Erdoğan ve karısını kinlendirecek kadar inkâr eder..
Hocaefendi Şehadetsiz Gitti! - Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
Bu film bir hıristiyanlık propogandasıdır. Bazılarının haklı bir şekilde dikkat çektiği gibi bir "dinlerarası diyalog filmi" bile değildir. Anlaşılan o aşamayı geçmiş bulunuyoruz; New York'ta Beş Minare, düpedüz bir hıristiyanlık propogandasıdır...
Behiç Kılıç'ın Büyük Ayıbı- Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
Geç bunları Behiç Bey... Sorun tam da bu zaten..."Milliyetçi", "Atatürkçü", "memleket sevdalısı" iş adamlarına, gazete patronlarına, askerlerine, yargıçlarına baskı yapıyorlar, onlar da baskıya boyun eğip yazarlarını, teğmenlerini, davalarını teslim ediyorlar... Memleket durup dururken mi bu hale geldi? İçimizi acıtan, "yalancı şahitleri" aramızdan bulabilmeleridir...
Sistem Kılıçdaroğlu'nun Önünü Açıyor, Sav'ın Çabası Boşa-Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
Acaba ne yapmalıydık? "Önder Sav, sen bizim her şeyimizsin" diye slogan atanlara mı karışmalıydık, yoksa federasyon tezlerine soldan destek veren Sencer Ayata, Enver Aysever gibi isimlerle mi hemhal olmalıydık? Kemal Derviş'in CHP'deki temsilcisi Hurşit Güneş'i mi alkışlamalıydık? Yoksa gidip Osman Pamukoğlu paşanın partisine mi yazılmalıydık?...
Bursa Kent Gazetesi Okuyucularına Zorunlu Açıklama- Fatma Sibel Yüksek
Beyler; Sıkıntınızı anlıyoruz ama bizleri ve okuyucuları aptal yerine koymayın. Yaptığınız tercihin arkasında durun bari, nâmerde siper olmayın. Dürüst olun, yapılanları halka açıkça anlatın. Unutmayın ki teğmenini satan general de, memurunu satan amir de, yazarını satan gazete patronu da aslında kendi sonunu hazırlıyor...
Radikal Gay'leşme-Fatma Sibel Yüksek-Açık İstihbarat
Bu cemaat yetiştirmesinin, "Yahudi sevgilim, müslüman karım ve ben" diyerek basında "grup seks" çağını açmasının, toplumda nasıl bir okuyucu tabanına oturacağı merak konusu.. Kültürel "orgy" fantazisinin bu heyecanlı uygulayıcısının gazetesini ertesi gün, karısının başörtüsünü gündeme getirenlere "Harem-i İsmet'ime girdiler!" diye hücum eden bir Başbakan'a takdim etmesi ve o Başbakan'dan "geleceğin medyası nasıl olmalı" konusunda ders alması da gülümseticiydi...
Tahliye Getiren Kelime : Üşüyorum - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Tutuklu sanık Hasan Attila Uğur, "Terörist Öcalan İmralı'da yargılanırken, biz de orada aylarca görev yaptık. Mahkeme heyeti ve savcılar, bir gün olsun bizimle çay içmediler, birlikte yemek yemediler. Onlar tarafsızlıklarını korudular. Asla uyduruk delillere, dedikodulara tevessül etmediler" dedi. Ve Attila Uğur, Öcalan'ı yargılayan mahkemenin başkanı Turgut Okyay'ın teröriste sorduğu soru ile Ergenekon yargılamaları sırasında kendisine sorulan soruları karşılaştırdı:
Jag Club Ayakkabının Burun Hizasında 65 Gazeteci - Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
Tahtı andıran bir kürsüden kendilerine dik dik bakmakta olan Başbakan'ın ayakları dibinde yerlerini aldılar. "Demokrasilerde basın, başbakanların ayağına gitmez, başbakanların halka anlatacak bir meramları varsa basının olduğu yere giderler" ilkesini aklından bile geçirmeyen bu zevatın, "Neden U masa değil? Neden bizi Başbakan'ın ayakları dibine seren bir toplantı düzeni?" sorusunu sormaları tabii ki beklenemezdi. Saparmurat Türkmenbaşı'nın gazetecileri gibi huzura dizildiler.
Paralel Ergenekon, Paralel Muhalefet- Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
Artık sizin de bir "Ergenekonunuz" var! "Devlete sızmış imamlar" soruşturmasına hiç merak etmeyin, ihtiyaca göre Deniz Feneri de sığar, Ali Dibo da sığar, Gemicik de sığar, Kısıklı villaları da sığar, İran'dan alındığı öne sürülen 25 milyon dolar da sığar... Artık hepimizin birer "gölgesi" var.. "Vekil robotlarımız", suretlerimiz (surrogates) var...
Mezbahanın Ön Odası: Habertürk-Fatma Sibel Yüksek/ Açık İstihbarat
Mezbahanın ön odasıdır Habertürk. Kesimi yapılacak gazeteciler önce buraya alınıp sağlık kontrolünden geçirilirler. Tüyleri taranır, enseleri traş edilir. Bekir Coşkun gibi biraz besili olanlar daha geniş, ferah odalara alınır... Sonra da boy sırasına göre bıçağın altına giderler. Etleri, açılışı Başbakan tarafından yapılan lüks AVM'lerde satışa çıkarılır...
Allah'a Yaklaşanlar, Allah'tan Uzaklaşanlar - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Eğer "dinsiz" olarak damgaladığınız Mustafa Balbay, sizin iktidarınzın sorumluluğu altında bir günah makinasını dönen hukuktan umudu kesip Allah'a sığınmak zorunda kalmışsa; bilin ki bu sizin vebalinizdir. Yani, Mustafa Balbay Allah'a yaklaşmışsa... Ülkeyi sürüklediğiniz şu felaketle, adaleti düşürdüğünüz bu çukurla, haksız kazançlarınız ve haram paralarınızla, bu şımarmışlığınız, azmışlığınız, insafsızlığınız ve yoldan çıkmışlığınızla; kin ve nefretin esiri olmuşluğunuzla SİZ Allah'tan uzaklaşmışsınız demektir.
Osman Pamukoğlu Bu Sapıkların Omuzları Üzerinde mi Vatan Mücadelesi Veriyor?-Fatma Sibel Yüksek
Bu kafayla, birileri tarafından yedekte tutulan birer Miloşeviç bozması olunur... Bu kafayla, birileri tarafından yedekte tutulan birer Miloşeviç bozması olunur... Başka da hiç bir şey olunmaz...
Game Over!-Fatma Sibel Yüksek
Satrancı çok iyi oynadılar ve kazandılar. Bir "at" (Hasan Iğsız) ile bir "filin" (Saldıray Berk) peşine düşmüş gibi yaparak hedef şaşırttılar. Medyası, hükümeti ve dışarıdaki asıl oyun kurucuları ile tam bir disiplin içinde hareket ettiler. TSK içindeki "uyuyan generallerin" bir -iki isimden ibaret olduğu da düşünülmemeli.2013'e kadar bir kısmının açığa çıktığını izleyeceğiz. Tabii, isimlerioyun kurucularla birlikte "mezara gidecek" olan "kripto generaller" de var...
30 Ağustos'a Kadar Hiçbir Şeyciğiniz Kalmaz- Fatma Sibel Yüksek
Bu Jurassic Park'tan artık kaçıp kurtulmak mı istiyorsunuz? YAŞ'ta neler olduğunu anlayamıyor musunuz? "Sivil iradenin darbecilerle karşı aslanlar gibi mücadele ettiğini" veya "Atatürkçü generallerin TSK'yı şekillendirmeye çalışan güçlere direndiğini" filan mı zannediyorsunuz? Hatırlayın, daha önce de defalarca böyle zannetmiş ve her seferinde yanılmıştınız...
Açılımda Sona Doğru: İmralı'yla Diyalog da Duvara Tosladı!- Fatma Sibel Yüksek-Açık İstihbarat
24 Haziran MGK'sında alınan kararlar kapsamında medyaya servis edilen en önemli "karar" satır aralarına dikkatle gizlendi... Bu karar, İmralı'daki teröristle diyaloga son verilmesi, daha doğrusu "diyalogun askıya alınması" kararıydı. İmralı'da gerçekleştirilen yeni düzenlemeler ve polis istihbaratı içindeki "PKK ile barışma yanlısı" kanadın sözcüsü konumunda olan Taraf gazetesi yazarı Önder Aytaç'ın yazılarına son verilmesi de bu yeni gelişme kapsamında okunmalıdır. Belli ki bu süreçte "PKK ile barış" politikasına fazla angaje olmuş başka kelleler de gidecek...
Gizli Buluşmadan Başka Kimin Haberi Yok?- Fatma Sibel Yüksek-Açık İstihbarat
Şöyle de sorabiliriz: Brüksel'deki otel operasyonunun en talihsiz adamı Lieberman mı, yoksa Türk tarafında da "arkasından iş çevrilenler" var mı? Davutoğlu'nun muadili İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman devre dışı olduğuna ve bu konuda İsrail Hükümeti'nde kıyamet koptuğuna göre, İsrail Davutoğlu ile hangi kanal üzerinden temasa geçti ve Türk tarafından"İsrail'li Bakan'la görüş" talimatı Davutoğlu'na kim tarafından verildi?
Bin Yüzlü Adamlar..Padişahın Sol Parmakları - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
"Milli menfaatler öyle icap ediyorsa, bölge ülkeleriyle işbirliği yapılabilir" fikri sana kimi hatırlatıyor bir düşün bakalım? Tuncer Kılınç'ı hatırlatıyor değil mi? Peki Tuncer Kılınç, her devlet adamının savunması gereken bu fikri savunduğu için sabaha karşı evi basılıp gözaltına alındığında ve "avrasyacılık" suçundan (öyle bir suç olduğunu da sayenizde öğrendik) Ergenekon sanığı yapıldığında senin gazeten hangi manşetleri atmıştı? Sen şimdi bu manşetleri atmış bir adam olarak utanmıyor musun "avrasyacılık" yapmaya tencereci?
Genç Furkan Şehit mi, İHH Sivil mi? - Fatma Sibel Yüksek
Dilipak'ın samimi olduğunu varsaymamızı gerektiren bu cevap bizi olayın en önemli noktasına götürmektedir. "Ben onlar için de mücadele ettim ama bu olaydaki başarıyı gösteremedik nedense" Aslında Dilipak, o "nedense"nin cevabını bilmesi gereken biridir ve yüksek bir ihtimalle biliyordur da.. O "nedense"nin cevabı şudur:
Kılıçdaroğlu Olayında Ulusalcıları Bekleyen Tehlikeler - Fatma Sibel Yüksek
CHP'nin bir ittifaklar partisine dönüşmesi, kuşkusuz ulusalcılar; milliyetçiler ve Kemalistler açısından teorik olarak arzu edilebilecek bir tablo değildir ama şunu da herkes bilir ki tarihte bazen "bir adım ileri ,iki adım geri" taktiği kaçınılmaz olmaktadır. Örneğin şu an, seçim barajının kaldırılıp çok parçalı bir Meclis yapısının ortaya çıkmasını mı isteriz, yoksa AKP'nin yüzde 40'ın üstüne oy aldığı bir tek parti oluşumunu mu?
Artık Kendi Karanlığınla Başbaşasın-Fatma Sibel Yüksek
Derin bir soluk al, sarı dişlerini göstererek sırıt...Sayısı 60'ı bulan (yaş veya kuru) ilaçlarını da aldıktan sonra akşam rahat uyu... Artık yapayalnızsın. Şeyh de sensin, mürid de... Yakında muhalefet partisini de sen kurarsın. AK Muhalefet Partisi! Artık kendi karanlığınla başbaşasın. Allah'a “Tür yaratmana gerek yok, hepsini ben temsil ederim” demiş bulunmaktasın. Bakalım bu mahşerî meydan okuyuştan da zaferle çıkacak mısın? Yoksa iblis gibi ebedi karanlığa mı mahkûm olacaksın?
Baykal Olayının Panikleyenleri ve Sırada Bekleyenlerine Yaşamsal Öneri - Fatma Sibel Yüksek
Bu ülkenin en namuslu erkeğinin Cemil İpekçi çıkması ihtimalidir... Dincisi, dinsizi, yandaşı, muhalifi...Aralarında spontane bir “yüzük kardeşliği” gelişti. (İsterseniz y harfini başka bir harfle değiştirip, bu cümleyi daha anlamlı kılabilirsiniz) Memleketimizin en güzide erkekleri büyük bir tehdit altındadır. Popolarının şekli şemali Allah korusun her an internette yayınlanabilir! Düşman hiçbir ülkeyi böyle komik bir yöntemle teslim almamıştı.
Taraf Milliyetçi mi, Ufuk Uras "Ergenekon"cu mu? - Fatma Sibel Yüksek
Bize, her şerde bir hayır olduğu inancını her gün ispatladıkları için kendilerine teşekkür borçluyuz aslında.. Ülkemiz kirli ve "kansız"...(Washington Post öyle dedi) bir savaşın ortasından geçerken, "azgınlıklar" sayesinde kimi gerçekleri daha iyi görmemizi sağladıkları için teşekkür borçluyuz... Her şerde bir hayır var çünkü biz bu kirliliğin içinde gördük ki, bu toplumun çürüyen kesimi sadece elitlerdir. Askeri, siyasetçisi, aydını, gazetecisi...
MİT'te İnfial Filan Olmaz. Neden mi? - Fatma Sibel Yüksek
Yapmaya çalıştığımız, iki uçtaki yorumların da, yani Fidan'ın atanmasını isteyenler ile, istemeyenlerin gerekçelerinin de kendi içinde abartılar, kişisel hesaplar, duygusal karşı çıkışlar ve art niyetler taşıdığını ortaya koymak. Bize sorulacak olursa, parti bürokratı olması o göreve getirilmemesi için yeterli sebeptir. Sadece parti bürokratı olsa iyi; acaba AKP üyesi de olabilir mi kendisi? Memlekette gazeteci olsa da şu işi bir araştırsa..
Cumhuriyet'e Manşet Önerisi : "1924'te Kurulduk, 2010'da Arınıyoruz" ! - Fatma Sibel Yüksek
Çok mu lazımdı Cumhuriyet'e Tuna Kiremitçi'nin "Kumsalda fısıldayan dalgalarda ayrılığın hüznünü gördüm" türünden yazıları? "Kentlilik" taslayan aşk kabızlarını okumak isteyenler için internette yeterince blog var. Ama arkadaşlar "Yenilendik, 1923'ün n köhne ruhundan arınıyoruz, asık surattan kurtuluyoruz" mesajları verecekler ya... Bence Tuna Kiremitçi, Kürşat Başar gibi fantezilerle uğraşacaklarına, kısa yoldan "1924'te kurulduk, 2010'da arınıyoruz" diye bir manşet atsınlar; bizi de, kendilerini de daha fazla yormasınlar...
Kadim Vicdan Susarsa - Fatma Sibel Yüksek
Bu sözler, ikinci Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından emekli Albay Hasan Attila Uğur'a ait. 9 Nisan 2010 tarihli duruşmada böyle konuştu... 19 aydır tutuklu bulunan gazeteci Tuncay Özkan ile Mahkeme Başkanı Köksal Şengün arasında da şu diyalog geçti:
Üç Program, Üç Megalomani; Bir de OdaTV - Fatma Sibel Yüksek
Programını izleyip mesaj yazan seyircilere karşı inanılmaz bir saygısızlık ve küstahlık içinde. Eleştiriye tahammül sıfır, buna mukabil övülmekten çok hoşlanıyor. Övgü dolu bir mail geldiğinde, elma yanaklar hazdan kıpkırmızı oluyor, çocukça bir mahcubiyet geliyor koskoca adamın üstüne. “Aman efendim teveccühünüz, çok teşekkür ederiz” diyerek iri cüssesinden beklenmeyecek bir kıvraklıkla gövdesini belden yukarıya doğru kıvırıyor. Eleştiri içeren bir mesaj düştüğünde ise gözlerini kırpıştıran huysuz ve zalim ihtiyar yeniden vücut buluyor. Aman dikkat, kafanıza baston inebilir!
Seni Bu Yamyam Kibirin Bitirecek - Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
(Açık İstihbarat : Sitemiz yazarlarından Fatma Sibel Yüksek'in Internet'te en çok okunan ve dolaştırılan yazısının kaynağı yanlış belirtilmektedir. Bu yanlışlığı düzeltmek adına tekrar dikkatinize sunuyoruz)Bilboardlardaki resimlerine baktım; güya “kudretli” görünesin diye en çılgın bakışlı fotoğraflarını seçmişler. Kontrolsüz bir adrenalin ile geldiği yeri hazmedemeyişi harmanlayan deli bakışları.
Aslı Aydıntaşbaş : Ankara'da Bir Kolonoskopi Uzmanı
Konumuza dönecek olursak, hükümete karşı “Balyoz” gibi korku filmlerini aratmayacak bir darbe girişimi hazırlamakla suçlanıp bugün karakola çekilenler, 2005 yılında AKP kadroları gibi “aynı kaynaktan” (yani Washington-Brüksel’den) aldıkları referansla Aydıntaşbaş’ı karagâhta devlet kesesinden kurdukları lüks sofralarda ağırlamak için birbirleriyle yarışıyorlarmış! Yazıdan, Aydıntaşbaş’ın psikolojik olarak kendisini komutanlardan nasıl üstün gördüğünü de anlıyoruz. Baksanıza, Ergin Saygun’dan gelen gelen mailleri “sıkıcı buluyor” ve çoğunu açmıyormuş bile!
Kasaptaki Ete Soğan Doğradılar!- Fatma Sibel Yüksek
Özkök’ün, Ilıcak’ın kendisini bu şekilde savunmasından hicap duyup yayına bağlanmasını bekledik ama öyle bir şey olmadı. Kadın sanki Genelkurmay Başkanı’nından değil de karargâhın aşçısından bahsediyor. “İçeride kalıp, olup bitenleri anlamaya çalışması” daha doğruymuş! Paşa’ya böyle bir görev veren mi oldu acaba? Mahir Kaynak misâli… Hilmi Bey, “Neden böyle yaptınız Paşam, darbeciler hakkında neden işlem yapmadınız?” diye soranlara, “Ben kasaptaki ete soğan doğramamam” demişti. Şimdi görüyoruz ki kasaptaki ete değil soğan doğramak, kaşar peyniri bile rendeleniyor.
Yavşak!... - Fatma Sibel Yüksek
Suratta devamlı ağlamakla sırıtmak arası bir ifade. Duruma göre biri veya diğeri devreye giriyor.Bazen konuşurken sesi titremeye başlıyor, sonra ardından hüngür hüngür bir ağlama geliyor. Koskoca adam kameraların önünde hiç hicap duymadan kadın gibi ağlıyor. Konuştuğu konuyla ağladığı konunun çoğu zaman alâkası bulunmuyor ama olsun, onun canı ağlamak istiyor. Çünkü hayatı zavallı olmak, zavallılığı oynamak ve zavallılıktan medet ummakla geçmiş. Bundan başka “kazanma” yöntemi bilmiyor
Çukurambar'ı Tanıyalım-Fatma Sibel Yüksek
“Köstebek olayının Bülent Arınç ile ne alakası var?” sorusunun cevabını henüz bilemiyoruz. “TSK içinde” olduğu söylenen köstebeğin Çukurambar’da Bülent Arınç’ın evine yakın bir yerde oturuyor olma ihtimali da enteresan; çünkü söz konusu köstebek eğer subaysa, askeri lojmanlarda oturması gerekir. Ancak, bildiğimiz kadarıyla Çukurambar’da askeri lojman yok. Şöyle bir yer Çukurambar: Ankara’nın gürültü patırtısından, göz önündeliğinden uzak olmakla beraber, yol durumu itibarıyla Meclis’e, Bakanlıklara, AKP Genel Merkezi’ne, Genelkurmay’a araçla en fazla on dakika mesafededir. Kamuoyunu dikkatinin çekilmesi istenmeyen bir takım “buluşmalar” için de idealdir, çünkü gazetecilere, meraklı vatandaşlara vs. yakalanma ihtimaliniz neredeyse hiç yoktur.
Cibiliyetler Galerisi (İslamcı Fehmi’nin Danışman Olduğu Dizide Zina Yapıldı!)- Fatma Sibel Yüksek
Sen 12 Eylül döneminde, “Devletimiz ne yaparsa en doğrusunu yapmıştır” diyen, müritlerine “Anarşiye karışmayın, bakkal dükkanı açın” talimatı veren Şeyhi’nin sözünden çıkmadan; evden işe-işten eve bir adamdın. Akşam olunca, dışarıdan kurşun sesleri gelirken takkeni giyip zikir eylemekteydin. Senin 12 Eylül’le ne işin, ne alıp veremediğin var ki böyle bir diziye danışmanlık yapıyorsun? Hangi bilginle, hangi birikiminle, hangi yaşadıklarınla? Bu diziye Ahmet Türk danışmanlık yapsa, yeşil dolarcıkları Fehmi Koru’dan daha fazla hak eder, çünkü sevsek de sevmesek de adam 12 Eylül’de Diyarbakır Cezaevi’nde yatmış, işkencenin bin türlüsüne tanık olmuş.. Fehmi Bey’i bu diziye “para sevgisinden” başka ne bağlıyor, anlayan beri gelsin…
Edelman Ne Söylüyor?-Fatma Sibel Yüksek
Açık İstihbarat’ın notu: Bu yazı, 2004 yılında görev başında olan kuvvet komutanlarının Ergenekon soruşturmaları kapsamında ifade vermeye çağrılmalarından önce yayımlanmıştır.) Peki, “her şeyi bilen adam” olarak Hilmi Özkök, neden “darbeyi bilip de yasal işlem yapmamaktan” dolayı hiç kovuşturmaya uğramamış? “Darbe hazırlıklarını” neden ve nasıl “kendine has yöntemlerle” ört bas etmiş? Bu komutanlar emekli oluyor ve taa ki Ergenekon soruşturmalarıyla ilişkilendirilene kadar kendilerine kimse dokunmuyor.. Ortada bir darbe suçu varsa, komutanlar hakkında soruşturma başlatmak için neden 4 yıl boyunca susuldu ve Ergenekon davalarının belli bir aşamaya gelmesi beklendi? İnsanın aklına, “Acaba Hilmi Özkök, bu darbe hazırlıkları meselesini, iki yıl sonra yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri için AKP nezdinde siyasi bir koz olarak kullanmış olabilir mi?” sorusu bile gelmez mi?
Başını Açmaya Razı Olan Eş Kim? (Ey Küreselleşme Sen Nelere Kâdirsin!)- Fatma Sibel Yüksek
Q ve R arasında Okyanusya’ya davet edilme konusunda rekabet başlamıştır. Davetiye R’ye gelir. O günlerde Q ve R, eşleri ve bir uçak dolusu insanla, dünya siyaseti ve ekonomisi açısından çok önemli bir dağa giderler. Bay R, orada “renkli ve zengin bir devrimci” ile herkesten gizli iki kez buluşur. Bu buluşma Q’nun kulağına gider , canı çok ama çok sıkılır. Galiba ufukta görev değişikliği vardır!.. Orada R’nin yakın adamlarından birisi, dünyanın en seçkin isimleri için “şaraplı, şerbetli bir Patakya gecesi düzenler. Konukların laleler ve karanfillerle karşılandığı defileler, müzik gösterileri ve 50 çeşit enfes yemeğin sunulduğu gecenin ev sahipleri Bay Q ve Bay R’nin eşleridir. Her şey “Patakya’nın imajı” içindir. Amma daha büyük bir sürpriz vardır. Gecenin organizatörü, R’nin danışmanı Bay Z, geceye bayanların başlarını açıp, en azından baş bağlama modellerini değiştirip gelmelerini arzulamaktadır. Planı hem beyler, hem de Bay Q’nun eşi kabul eder. Ne var ki R’nin eşi “asla” diye direnir ve gecenin en büyük sürprizi de suya düşer”
İlker Başbuğ’un Dayanma Gücü-Fatma Sibel Yüksek
Şunu unutmamak lazım, TSK’nın kendisine “asimetrik psikolojik harp” yürütenler karşısındaki duruşu hâlâ sağlam ve kararlı bir duruş değildir. Karşılarındaki “asimetrik savaş” cephesinin şeytana külahını ters giydirecek kadar her duruma yaklaşım üretebilme becerisi karşısında yetersiz kalmaktadırlar. Gözden kaçırılmaması gereken bir diğer unsur, Genelkurmay Başkanı’nın kişilik yapısıdır. İstifa baskıları karşısında başkaları gibi “korktuğundan” veya “kafalandığından” değil ama “kendisiyle ters düşmemek”, “kamuoyu önünde verdiği sözün gereğini yapmak”, daha kötüsü bu kirli savaş karşısında yorgunun düşmek gibi etik ve insani sebeplerden dolayı istifa edebilir de. Ancak bilmelidir ki böyle bir istifayı tarih, “Onurlu bir Komutan’ın sahneden çekilişi” olarak yazmayacaktır.
Yoksa Beni mi Almaya Geldiniz? (Bir “Zevzekliğin” Anatomisi)- Fatma Sibel Yüksek
Burada, büyük bir psikolojik altta kalışla, daha dramatik olanı, ezik bir “minnet duygusuyla” karşı karşıyayız. Eski Genelkurmay Başkanı, hukuk ve insanlık kuralları bakımından tarihin en tartışmalı iddianamelerinden birine imza atmış olan savcıların hedefi olmaktan kurtulduğu (ya da öyle zannettiği) için çocukça bir sevinç içindedir. “Zekeriya Öz sizsiniz değil mi” diyerek utangaçça yanaşma, tarihe “ortamın getirdiği hoşluk” veya medyanın deyimiyle “buzları eriten diyalog” olarak değil, “ayağa gitme” olarak geçecektir. (Ayrıca, eski Genelkurmay Başkanı ile savcılar arasında zaten “buz” falan da yoktur).
Islak İmza’nın İki Boyutu- Fatma Sibel Yüksek
İhbarcı subayın mektubunda “toy” bir üslûp göze çarpıyor. Ergenekon savcılarına yaptığı gereksiz dalkavukluk, muhalefet partilerini eleştirmeye yönelik siyasi mülahazalar vs. bu subayın çok tecrübeli biri olmadığını düşündürüyor. Muhtemelen rütbe olarak en fazla üsteğmen veya yüzbaşı. Mektubunda terfi alamamaktan dolayı kızgın olduğu, bu ve başka sebeplerden ötürü mesai arkadaşları ve amirleri ile arasının açık olduğu da seziliyor… Yani, büyük ihtimalle bu kez “cemaatçi” bir subayla karşı karşıya değiliz.
Sen!..Uzun Boylu, Bıyıklı Olan! Sen, Kal Bakiim... - Fatma Sibel Yüksek
İçten içe bir şeylerin yoluna gitmediğinin de farkında. “Mektup yazarız, elini öperiz, zaten bizi Kevin Costner de destekliyor” gibi savrulmalar da işte bu psikolojiden kaynaklanıyor. Aslı, astarı, temeli olmayan, Türk Milleti’nin bilincinde karşılık bulma şansı hiç bulunmayan böyle kökü dışarıda bir yürüyüşün hangi durakta ve nasıl son bulacağını da kestiremiyor aslında. Bir korku, bir kaygı da yok değil… Kampana çalıp da tiyatro perdesi kapandığında, Türk Milleti sahneyi terk edenlerin arkasından seslenebilir çünkü: “Sen! Uzun boylu, sarı bıyıklı olan…Sen kal bakiim..”
Hocaefendi'nin Prensleri Aydın Doğan'ı Kurtaramadı - Fatma Sibel Yüksek
“Aydın Bey, bu çocukta istikbâl var. Hem Hocaefendi ile arası çok iyi, biliyorsunuz yeni trend cemaatçilik. Gelin biz bu yetenekli arkadaşı yazarlarımız arasına katalım” diyen kim? Şarapsever Ertuğrul… Aydın Bey’in “Yahu kimdir bu çocuk, tanımam etmem” şeklindeki yaklaşımı üzerine Eyüp Can’ın Zaman’dan Hürriyet’e devşirilmesi tehlikeye girmesin diye Doğan’ın kızlarına Jöleli için kulis yapan kimdir?
Medyadan Portreler: Kasabın Oğlu Şıh Şamil-Fatma Sibel Yüksek
Şamil Tayyar keşke yoluna babası gibi onurlu bir kasap olarak devam etseydi…Hiç değilse ileride çocukları, iftiraları ile insanların hayatını karartan, para içinpolisle işbirliği yapan, iktidar sahiplerinin cellatlığına soyunan bir babanın çocukları olma utancını yaşamazlardı. Şamil Tayyar’ın nüfus cüzdanındaki adı “Şıh Şamil”dir..”Şıh”, bildiğiniz gibi halk arasında “Şeyh” yerine kullanılan kelimedir. Belli ki babası, oğluna Kafkas kahramanı Şeyh Şamil’in ismini vermek istemiş, o devrin eğitimi yetersiz nüfus memurları da deftere halkın kullandığı şekliyle “Şıh Şamil”olarak yazmışlar. Arkadaşımız, adının önündeki olan “Şıh” ismini de kullanmıyor. Herhalde, kasabın oğlu olmaktan utandığı gibi, “Şıh” olmaktan da utanıyor…
Ertuğrul Özkök Neyin Pazarlığını Yaptı? - Fatma Sibel Yüksek
Ne oldu da bu yazılar birden bire bıçakla kesilir gibi kesildi? Ve ne oldu da Ertuğrul Özkök aniden “Umudumuz Apo” diye yazılar yazmaya başladı? “Ergenekon terör örgütü üyesi” zannıyla bir sabah tutuklanmamanın “karşılığı” mı var? Nedir o “güvencenin” bedeli?
Yıldıray Oğur Varken Mahkemeye Ne Hacet? - Fatma Sibel Yüksek
Taraf’ta Yıldıray Oğur diye bir adam var, bu şahsın hallerini yazmadan geçemeyeceğim. Adam mahkeme salonunda bir “demokrasi değnekçisi”, bir “haller prensi” gibi dolanıyor . Sanıklara öyle nefretle bir bakışı var ki gazeteci değil, dağdan leşi inenlerin yakini zannedersiniz. Bir de çok ünlü bir yazar, derin gözlemci falan olduğunu, herkesin kendisine baktığını düşünüyor olmalı ki sürekli kimsenin göremediği detayları not ediyormuş gibi hareketler yapıyor. İnsanların en doğal hallerini büyük bir dikkatle inceleyip derin notlar alan adam pozları kesiyor. Ferda Paksüt’ün oturduğu sandalyenin önünden geçip gitmesini not alışını görmeliydiniz; sanki Napolyon’un Moskova seferini yazacak
Fırtınalı Günden Notlar, Sorular
NETİCE: Genelkurmay’ın “Ordu üzerinde psikolojik savaş yürütülüyor” tezi, gerisin geriye iade edilmiştir. “Ne yapacağımızı görürsünüz” diyen Genelkurmay Başkanı boşa düşürülmüştür. Ordu, “asimetrik psikolojik savaşta” ağır bir yara daha almıştır. Demek ki önemli olan, atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra “asimetrik savaş var” tespiti yapmak değil, o “asimetrik savaşa" hak ettiği karşılıkları zamanında vermekmiş. Geçmiş olsun…
Badem Bıyıklı General
“Kağıt parçası” olayının dün itibarıyla geldiği noktaya baktığımızda, birilerinin “generalliğe terfi edecek 9 Albay” konusunda Taraf’ın meşhur manşetinden çok önce kafa yormaya başladıklarını anlıyoruz. Bu subaylara “Ergenekon şüphelisi” damgası vurarak terfilerini önlemeye çalışan kim veya kimlerse, Ağustos ayındaki kritik YAŞ dengelerine el atmış olanlar da onlardır. Yani, Taraf’a o manşeti attıranlardır.
Balinaya Kurban Olun!
Olay şu: Başbakan’ın şerrinden bunalan medya patronu, okyanus ötesindeki gözüyaşlı cemaat liderinin himmetine sığınır. Bağlılığını ispat etmek için de Şeyh’in jöleli saçlı müridini Amiral Gemisi’nde kilit noktaya getirir. Tepede esmeye başlayan değişim rüzgarları, bodrum katındaki fareleri telaşlandırır. Gemi alt üst olur, at izi it izine karışır. Ortalığı yılanlar, çıyanlar, Allahsız tosbağalar, soysuz yılanlar basar.. Birbirlerini yemeye başlarlar.
Taraf'ın Haberini "Mutabakatlar" Ekseninde Okumak-Fatma Sibel Yüksek
Ergenekon koyunundan kaç post çıkarılacak? Taraf gazetesine yaptırılan son hamle, bir takım “mutabakatlarda” bir takım kırılmalar yaşandığını düşündürüyor. Sarı öküz feda edenler, sıranın ‘kara öküzlere’ geldiğini görünce mızmızlanmaya başlamış olabilirler mi? Veya sarı öküz almaktan sıkılmış olanlar, hazır İran da karışmışken, planın son perdesini sahneye koyma kararına varmış olabilirler mi? O bakımdan, Küçük Provokatör’e attırılan manşeti, sadece TSK’ya karşı yürütülen psikolojik harbin yeni bir safhası olarak değil, aynı zamanda Erdoğan-Başbuğ eksenine vurulmak istenen bir darbe olarak okumak gerekir. Her ikisi de bilerek veya bilmeyerek, isteyerek veya istemeyerek, bir takım planlarda senkronizasyon sorunu yaşanmasına neden oluyorlar çünkü…
Aman Sayın Başbakan…”Postu” Deldirmeyin!..Fatma Sibel Yüksek
Hâlâ küçük şeylerle uğraşıyorsunuz Sayın Başbakan… Hâlâ “sandıktan ben çıkacağım” mücadelesi veriyorsunuz.. Mesele, yerel seçimde güneydoğuyu kaptırıp kaptırmama meselesi değil artık… Artık… “Diyarbakır belediye başkanlığı postunu" değil, sizin postunuzu; yani ülkenin yönetimini istiyorlar.. Talabani’yi Irak’ın tepesine oturtanlar, Ve bu tercihten dolayı bir gün bile başı ağrımayanlar… Sizin koltuğunuzu Osman Baydemir’e vermekte beis mi görecekler sanıyorsunuz?
Orduyu Terhis Etmenin Modern Yolu: Nimet Çubukçu’ya Brifing!-Fatma Sibel Yüksek
Neden birileri çıkıp delikanlı gibi, “Biz, AB Konseyi’nin TSK’nın denetimi sivillere geçsin kararını uygulamaya koyduk, Türk ordusu bundan sonra sadece bir muhafız birliğinden ibarettir” demiyor da; Yok Diyarbakır’a gezi düzenleyip halkla el sıkışmalar, yok Mustafa Karaalioğlu’nu karargâha davet edip kahvaltı ısmarlamalar, “Bana paşam demeyiniz” demeler…Böyle snoplukları demokratlık zannetmeler.. gibi işlerle bizi oyalıyor?
Ergenekon Duruşmasından İzlenimler…”Dar Salonda Uzun Paslaşmalar”- Fatma Sibel Yüksek
Mahkeme Başkanı Şengün “adil yargılamanın zarar görmemesi için” her türlü tedbiri almaya kararlı göründü. Ancak, bu kadar karmaşık ve usûl hatalarıyla dolu bir davanın altından nasıl kalkılabileceği konusunda net bir fikri yok gibi. Biraz, “Kervan yolda düzelir” havası var. Karşısındaki deve dişi gibi adamlar, daha ilk günden iddianameyi yerden yere vurmaya başladılar. Savunmanın tüm itirazlarını reddetmek mümkün değil. Bir tek itirazın bile haklı bulunması ise, iddianameyi iskâmbil kâğıdı kulesi gibi yerle bir edebilir..Açıkçası, bütün cafcafına ve aşırı misyon yüklemelere rağmen, “sürdürülebilir” görmedim ben bu davayı. Savcıların aşırı zorlamaları, inandırıcılığı bir hayli hırpalamış… Aylardır sorgusuz sualsiz yatan sanıklar ise haliyle çok dolular, çok sabırsızlar ve hayli öfkeliler. Bu durum, savunmalara gereğinden fazla siyasi bir doz yükleyecek gibi görünüyor. Herkes “Dreyfus” havasında. Umarım öfkeleri onları savunmanın esasından uzaklaşma tuzağına düşürmez…
Ergenekon Duruşmasından İzlenimler…”Dar Salonda Uzun Paslaşmalar”- Fatma Sibel Yüksek
Mahkeme Başkanı Şengün “adil yargılamanın zarar görmemesi için” her türlü tedbiri almaya kararlı göründü. Ancak, bu kadar karmaşık ve usûl hatalarıyla dolu bir davanın altından nasıl kalkılabileceği konusunda net bir fikri yok gibi. Biraz, “Kervan yolda düzelir” havası var. Karşısındaki deve dişi gibi adamlar, daha ilk günden iddianameyi yerden yere vurmaya başladılar. Savunmanın tüm itirazlarını reddetmek mümkün değil. Bir tek itirazın bile haklı bulunması ise, iddianameyi iskâmbil kâğıdı kulesi gibi yerle bir edebilir..Açıkçası, bütün cafcafına ve aşırı misyon yüklemelere rağmen, “sürdürülebilir” görmedim ben bu davayı. Savcıların aşırı zorlamaları, inandırıcılığı bir hayli hırpalamış… Aylardır sorgusuz sualsiz yatan sanıklar ise haliyle çok dolular, çok sabırsızlar ve hayli öfkeliler. Bu durum, savunmalara gereğinden fazla siyasi bir doz yükleyecek gibi görünüyor. Herkes “Dreyfus” havasında. Umarım öfkeleri onları savunmanın esasından uzaklaşma tuzağına düşürmez…
Hani Asker Siyaset Yapmayacaktı?-Fatma Sibel Yüksek
Ordu iyi ki artık “siyasete karışmıyor” ha! On yedi şehidin faturasını bile klasik “bize ödenek vermiyorlar” edebiyatı ile hükümete yıkmayı başardılar ya, helal olsun onlara… Hükümete yıktıkları gibi, arada ‘Paşa’nın golfünü’ bile unutturdular. Tıpkı diğer Paşa’nın “emeklilik piyangosu” olan zırhlı aracı unutturdukları gibi “Siyaset yapmak” diye işte ben buna derim.
Hani Asker Siyaset Yapmayacaktı?-Fatma Sibel Yüksek
Ordu iyi ki artık “siyasete karışmıyor” ha! On yedi şehidin faturasını bile klasik “bize ödenek vermiyorlar” edebiyatı ile hükümete yıkmayı başardılar ya, helal olsun onlara… Hükümete yıktıkları gibi, arada ‘Paşa’nın golfünü’ bile unutturdular. Tıpkı diğer Paşa’nın “emeklilik piyangosu” olan zırhlı aracı unutturdukları gibi “Siyaset yapmak” diye işte ben buna derim.
Anlaşıldı Paşam….Fatma Sibel Yüksek
3 bin yıllık geçmişe sahip Türk Ordusu’nu, sanki onların aklına ihtiyacınız varmış gibi üç-.beş kıçı kırık “stratejiste”, üç-beş medya maymununa akıl danışır konuma düşürmenizden; En önemlisi de “Bana artık Paşa demeyiniz” demenizden… (Emin olun Paşam, bu sözünüz en az Mustafa Kemal’in “Beni Türk hekimlerine emanet ediniz” sözü kadar tarihteki yerini alacaktır…) Her şey belliydi Paşam…
Teröristler mi…Onlar Hapiste Değil miydi?-Fatma Sibel Yüksek
Hudut namustur” diye yazmış çocuklar Aktütün’ün ıssız kayalıklarına.. “Namusları” için de on beş saat çatışarak şehit düşmüşler… Namusu olmayanlar kazık kaksın, keyif çatsın, ileride torunlarını hapse atıp, kendilerini şehit edenleri Çankaya sofralarında ağırlasınlar diye…
Mir Dengir’i Arayan Müfettiş-Fatma Sibel Yüksek
Basın toplantısını izleyen meslektaşlarımız kendisine “Size telefon ederek vicdan azabı çektiğini söyleyen müfettiş, emekli mi yoksa halen görevde mi?” sorusunu yöneltmediler.. Bu soru çok önemliydi; çünkü İkisi arasında fark var. Eğer halen görevdeyse, o müfettiş bir devlet memuru olarak canının istediği siyasetçiyi arayıp “Vicdan azabı içindeyim” falan diyemez. Bunu ancak amirlerinin bilgisi dahilinde yapabilir. Fırat’ı amirlerinin bilgisi dahilinde aradıysa, bu kez de müfettişe “talimat” verilmiş olabileceği ihtimali akla gelir…Fırat’ın müfettiş kendisini arar aramaz, yani belgeleri görmeden basının karşısına geçmesi de çok enteresan.. Ya bu müfettiş “CHP’liyse” ve kendisine bir tuzak kuruluyorsa?
Sert Erkek Zırlayınca-Fatma Sibel Yüksek
Her sert erkek bir gün sataştıkları ile barışacak, “olur böyle şeyler,demokrasinin cilvesi” diyerek duygusal zırlamalar içine girecektir. O bakımdan, olup bitenler kimseyi heyecanlandırmasın. İster Başbakan olsun, ister medya patronu…İster milli takımlar teknik direktörü olsun, ister savcı… Her sert Türk erkeği bir gün zırlayacaktır…
Bir Türk Bey'inin Ölümü
Doğuştan asil'di, doğuştan Bey'di... Türk Beyi'ydi. Dünyaya "Bey" olmak için, insanlara mutluluk ve adalet dağıtmak için gelmişti. İmkânları yaradılış misyonuna denk düşmediği halde, gücünün yetemeyeceği sorumlulukların altına girmekte hiç tereddüt etmedi. Çünkü o "Bey'di; geri durmayı kendine yakıştıramazdı. Cenazesine "hû" sesini çağrıştıran bir rüzgâr ile tıpkı gözyaşı gibi ılık bir yağmur eşlik etti. Binlerce kişi arasında gözlerim, Kemal Bey'in bıraktığı bir "izi" aradı ve buldu!
Bizim Kulübe Hoş Geldiniz Aydın Bey!
Bu savaş, önceden iyi planlanmış bir projeden çok Başbakan'ın öfke patlamasına dayalı bir çıkış gibi görünüyor. Bu durumda, bir noktadan sonra 'birilerinin' bu işe el koyacağını, tarafların karşılıklı geri adımlar atmaya başlayacağını öngörebiliriz. Bir müddet sonra ortaya bir takım "arabulucular" çıkacaktır. Bu "arabulucunun" kim olacağı konusunda, önceden olsa akla hemen Rahmi Koç gelirdi ama Başbakan "sakallı eleman" meselesi üzerinden onunla da köprüleri atmış durumda. TÜSİAD'ın devreye girmesi hiç olmaz; çünkü "zenginler kulubünün" başkanı Aydın Doğan'ın kızı! Geriye iki yer kalıyor…Ya büyük futbol klüplerinin başkanları, yada Cumhurbaşkanı Abdullah Gül..Evet, yanlış okumadınız; Gül. Erdoğan ile Aydın Doğan arasındaki kavganın tam da Doğan medyasının Gül'ün Ermenistan ziyaretine büyük bir destek verdiği sırada patladığını dikkatten kaçırmayalım. Doğan grubunun Abdullah Gül ile sorun yaşadığı söylenemez. Bu görev, Gül'e düşecek gibi görünüyor.
Ya Ergenekon’da Deniz Bitti, Yada Askerler ‘İnce’ Siyaseti Öğrendi…
Kandıra Cezaevi ziyaretinin artık “zamanı da gelmişti”. Paşalara ayıp edildiğinden değil… Ergenekon’da “deniz bittiğinden”…Eğri oturup doğru konuşalım; Ergenekon davası buradan öte nereye gidebilir? Çok gizli MİT belgesinden makarna tarifine, aşk dedikodusundan harekât planına kadar üstümüze bir kamyon kâğıt boca edildi mi, edilmedi mi? Fatih Ürek bile daha fazla dayanamayıp “Çüş!” dedi mi, demedi mi?
Ferda Paksüt’ten Gıcık Aldım
Ali Feyyaz Osman Bey, normal şartlarda “olay adam” olmayı pek seven birine benzemiyor. Hanımın aşırılıklarından da bir miktar utanıyor gibi ama; evde sözünün pek geçmediği anlaşılıyor… Daha açık ifade edecek olursak; efkâr-ı umumiyde, koskoca Anayasa Mahkemesi Reisvekili’nin “kılıbık” olduğuna dair bir kanaat mevcut… O da benim gibi “AKP’nin kapatılmasına” şiddetle taraftar ve de bu görüşünü ima etmekten hiç kaçınmadı. Bir ara kendisine Açık İstihbarat’ta yazarlık teklif etmeyi bile düşünmedim değil(!) (Bu parantez içindeki ünlem işaretini de Zaman gazetesi ciddiye alıp manşet yapmasın diye koydum..”Şok! Ergenekon Paksüt’e yazarlık teklif edecekti!..”)
Ferda Paksüt’ten Gıcık Aldım
Ali Feyyaz Osman Bey, normal şartlarda “olay adam” olmayı pek seven birine benzemiyor. Hanımın aşırılıklarından da bir miktar utanıyor gibi ama; evde sözünün pek geçmediği anlaşılıyor… Daha açık ifade edecek olursak; efkâr-ı umumiyde, koskoca Anayasa Mahkemesi Reisvekili’nin “kılıbık” olduğuna dair bir kanaat mevcut… O da benim gibi “AKP’nin kapatılmasına” şiddetle taraftar ve de bu görüşünü ima etmekten hiç kaçınmadı. Bir ara kendisine Açık İstihbarat’ta yazarlık teklif etmeyi bile düşünmedim değil(!) (Bu parantez içindeki ünlem işaretini de Zaman gazetesi ciddiye alıp manşet yapmasın diye koydum..”Şok! Ergenekon Paksüt’e yazarlık teklif edecekti!..”)
Sana Ne Dangalak!-
Mikrofon uzattın da “AKP’nin kapatılmasına karşıyım” mı dedim ki mal bulmuş mağribi gibi milletin karısıyla, kocasıyla, ebesiyle yaptığı özel telefon konuşmalarına dadanıyorsun? AKP’nin kapatılmasını istemek, gizli örgüt üyesi olmakla aynı anlama mı geliyor şimdi? Al öyleyse bir daha söylüyorum! Onuru olan hiçbir milli devlet, AKP gibi bir partiyi bir gün bile açık tutmaz… Tüm icraatını ve kadrolarını vatana ihanet suçundan yargılar…
Sana Ne Dangalak!
Mikrofon uzattın da “AKP’nin kapatılmasına karşıyım” mı dedim ki mal bulmuş mağribi gibi milletin karısıyla, kocasıyla, ebesiyle yaptığı özel telefon konuşmalarına dadanıyorsun? AKP’nin kapatılmasını istemek, gizli örgüt üyesi olmakla aynı anlama mı geliyor şimdi? Al öyleyse bir daha söylüyorum! Onuru olan hiçbir milli devlet, AKP gibi bir partiyi bir gün bile açık tutmaz… Tüm icraatını ve kadrolarını vatana ihanet suçundan yargılar…
Haremime Girdiler Sayın Başbakan!
Sayın Başbakan…. “Haremime girdiler” efendim, şikâyetçiyim! Tamam Türkiye’nin “first lady”si değilsek de sevdiğimiz adamın gönlünün “first lady”siyiz…Bir gün “first lady falan olacağımız da yok. Şu halimizle belki “21 milyonuncu lady” ancak oluruz… İyi ama; sizin “first ladylerinizin” mahremi mahrem de, bizimkisi yol geçen hanı mı? Bu rezalete, bu hukuksuzluğa, bu kalleşliğe neden sessiz kalıyorsunuz? Delikanlılığa sığar mı bu yapılan? Bu özel konuşmaları “delil” diye iddianameye koyan savcı! 1 milyon kâğıdı hiçbir ayrıma tabi tutmadan Beşiktaş Adliyesi’nin önünde basına dağıtan İstanbul Başsavcılığı! Kendi karanlık hayatlarına bakmadan bunları ağızlarının suyu aka aka yayımlayan Sabah ve Zaman gazetesi yetkilileri! Yalaka internet sitelerinin yalama olmuş, ilkokul mezunu sahipleri!
Cemil İpekçi Hindistan’a Kaçmayacak, Şükürler Olsun!-Fatma Sibel Yüksek
Cemil İpekçi Hindistan’a gitmiyor, müjdeler olsun! Bir “muhafazakâr eşcinsel” kolay yetişmiyor..Türkiye ne çektiyse beyin göçünden çekti !. Artık aramızdaki kavgaları bir yana bırakıp böyle ‘değerlerimizi’ korumasını bilmeliyiz. AKP kapatılsaydı, geçtim içine yuvarlanacağımız siyasi ve ekonomik krizi, Orhan Pamuk’un Manhattan’a göç ettirilmesinden sonra Cemil İpekçi’nin de Hindistan yollarına düşmesini çağdaş dünyaya nasıl izah edecektik? AB’nin eleştirilerinden, Türkiye’yi kınayan bildirilerden nasıl başımızı alacaktık?
Ergenekon Mutabakatının 'Sivil Kanadı' Oyuna Gelmiş Olmasın?
Dolmabahçe saraylarında, veya Başbakanlık konutlarında, veya karargâhın harita odalarında “Ergenekon mutabakatı” yapanlar, “İşin darbe kısmını bize bırakın. Siz emekli askerler ve sivil unsurlar üzerinden gidin. Paşa ve darbe boyutunu biz hallederiz” demiş olabilirler mi? Bu arkadaşlar da bir yıldır, “Genelkurmay soruşturma başlatacak, iddianameyi eş zamanlı açıklayacağız” diyerek Kuddusi Okkır’ın ölümüne neden olmuş olabilirler mi? Ergenekon savcısının Genelkurmay’a ikide bir yazı yazdığını ve aylarca cevap beklediğini hatırlayın… Sonra, Genelkurmay, “Biz incelemeyi sürdürüyoruz, hele siz kendi önünüzdekini bitirin” şeklinde bir ‘güvendirme ve oyalama’ taktiğine girmiş olabilir mi? Kusursuz plan yapmak sadece Allah'a mahsustur...
Özkök Paşam'a Neden Nur Yağdı?-Fatma Sibel Yüksek
Şimdi Paşa'm, AKP ve cemaat medyasında baştacı! "Ne güzel söyledin!" diyenden, "Hay ağzını öpeyim!" diyenden, "İşte paşa dediğin böyle olur!" diye yağlayandan geçilmiyor... Geçilmiyor da... Arada bir şey çok fena kaynadı... Paşam, Sayın mütebessim Cumhurbaşkanı'mızla memleketin en 'akil' iki adamı olarak yaptığınız o görüşmede, meselâ Yüksek Askeri Şura'da yapılacak terfi ve emeklilik işlemlerini hiç ele aldınız mı?" "Niye alalım ki, biz sadece mantı yedik" demeyin... YAŞ kararlarını en son onaylayacak makam Cumhurbaşkanlığıdır saygıdeğer Paşa'm... Ülkemiz bu derece tarihi günlerden geçerken, iktidar medyasının deyimiyle "Ulusalcı kalıntılar, devlet aygıtından temizlenirken," (Ulusalcılık ideali olmadan devlet ayakta tutulabilirmiş gibi..) 2020'li yılların komuta kademesinin nasıl şekillendirileceğine el atılmamış olması mümkün mü Paşam?
Uzun Saçlı, Küpeli Polis
Ben yine de kıllık yapacağım ya ....(Hem onca hazırlık yapmışım, boşa mı gitsin...) "Yazılı arama kararı ve gerekçeyi görebilir miyiz" şeklinde bir tavır koydum... "Tabii..." dedi "uzun saçlı, küpeli polis" . Lewis bluejeanin üstüne lacivert kruvaze ceket giymişti. Elindeki dosyayı sehpanın üzerine açıp 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından alınan karar ile Cumhuriyet Savcısı'nın arama ve gözaltı talebini gerekçesi ile birlikte okudu. Teşekkür ettik, aramaya geçildi. (Bu arada, önceki gözaltılar gibi sabah saat 03'te değil, 00.06'da geldiklerine dikkat edelim...Balbay'lara 07.15'te gitmişler..İyi ,iyi.. Türkiye demokratikleşme yönünde hızla adm atıyor!) Sakin ve kendilerinden emindiler ama ne aradıklarını bilmiyorlar gibi geldi bana.. Yani, öylesine "Bir şey bulunursa fena olmaz" havasındaydılar...Bazı evrakları alıp almama konusunda tereddüte düştükleri zaman telsizle daha üst amirlerine danışıyorlardı Ekibin amiri o meşhur "uzun saçlı, küpeli" polisti...
Başbakan Samimiyse, Taraf'a verilen Resmi İlanları İnceletsin
Sayın Başbakan, eğer orduyu yıpratmak isteyenlerin üstüne gitme konusunda samimiyse, öncelikle on bin tirajlı Taraf gazetesine Vakıfbank'ın trilyonluk reklamlarını kimlerin verdirdiğine baktırmalıdır. Sonra bu 'minik' gazeteye ve onun küfürbaz refiki Vakit'e akan resmi ilan trafiğini dikkatlice bir inceletmelidir. Basın İlan Kurumu'nun Yönetim Kurulu Başkanı, Başbakanlık Müsteşarı'dır. Soruversin Efkan Bey'e...Efendime söyleyeyim... Maliye Bakanı'na bir talimat verip tıpkı Kanaltürk' e yapılan denetim gibi bir denetimin başlatılmasını sağlamalıdır. Vakit'in hakaret tazminatlarından yırtmak için yasaya karşı kurduğu Ali Cengiz oyunlarını bir bir açığa çıkarmalıdır... Bunları yaparsa, belki TSK'yı ve ordunun sistematik biçimde yıpratılmasından rahatsız olan kamuoyunu bu kirli tezgâhların içinde hükümetin parmağı olmadığına inandırabilir.
Dengir Mir Cumhuriyete Değil, Erdoğan'a Meydan Okudu
Sayın Başbakan'ım siz son derece yalnız ve çaresiz bir adamsınız..Üzülüyorum... Aslında Sayın Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığını engelleyemediğiniz günden beri başınıza gelecekleri biliyordunuz. Haydi artık bu bilgiyi de tarihin not defterine kaydedelim; zamanı geldi çünkü.... Bugün "darbeci-cuntacı" diye suçladığınız 'aşırı milliyetçi' kesimlere bile, geçen yıl mart ayı zarfında "Abdullah Bey'in cumhurbaşkanlığı için Manş denizinin ötesinden bana çok ağır baskı yapıyorlar. Direnme gücümü giderek kaybediyorum, bana destek olun" mesajı göndermiştiniz. İtiraf edelim, 'milliyetçiler' sizin kadrinizi bilmedi..Siz de biraz yanlış adamlarla mesaj gönderdiniz. Neyse olan oldu artık... Şimdi, "millet"in ipine sarılarak kurtulmaya çalışıyorsunuz. Millet'in 'sadakatından' fazla emin olmayın isterseniz.. Önemli olan güçtür. İktidardan düşenin dostu olmaz Sayın Başbakan'ım... Rahmetli Menderes yaka paça Yassıada'ya tıkıldığında, O'nu yüzde 50 oyla iktidara getiren "Millet" tanklara alkış tutmakla meşguldü...
Yani Diyorsun ki "Savcım, Onu da Al!"
Bak Ekrem Efendi... Aldığın görev gereğince, kirli ve karanlık bir muhbirlik misyonuna soyunduğun anlaşılıyor. Gobbels'i ve Mc Carthy'yi çok kötü kopya ediyorsunuz be! Bizim geçmişlerimiz ortada. Allah'tan başka kimseden korkumuz, devletimize ve milletimize verilmeyecek hesabımız da yok. Sadece yazıyoruz; inandıklarımızı yazıyoruz. Haksızlığa karşı olan kalemim, bugün nasıl Behiç Gürcihan'ı savunuyorsa on yıl önce de Yeni Şafak gazetesinde, sırf inançlarından dolayı 28 Şubat'ın zulmüne uğrayan insanları savunuyordu... Biz, hayatımızın her zerresinin hesabını veririz de...Acaba sen öyle yapabilir misin? Dikkat et, bu cadı avı bumerang silahı gibi sana dönmesin? Soyun, sopun, ilişkilerin, nasıl gazeteci edildiğin falan ortaya saçılmasın?! Şimdi Zaman gazetesi bu iğrenç haberiyle birlikte, bizi de Ergenekon soruşturmasının hedefine oturtmuş oldu. Çok korktum, ödüm koptu(!) Bakalım Sayın Savcım, bizim hakkımızda mı, yoksa yargıyı yönlendirerek açıkça suç işleyen Zaman gazetesi hakkında mı işlem yapacak? BEKLİYORUZ...
Kamuoyunun ve Meslektaşlarımın Dikkatine
Hürriyet gazetesinin 6 Haziran 2008 tarihli nüshasında Toygun Atilla imzasıyla yayımlanan haberde, Gürcihan'ın evinde "yeni darbe günlükleri" bulunduğu iddia edilmiştir. Aynı mesnetsiz iddia, "Taraf" adlı mevkute ile bu iki yayın organını kaynak gösteren başka gazete, televizyon ve internet sitelerinde de yer almıştır. Behiç Gürcihan'ın gözaltına alınması sırasında yanında bulundum; gözaltı ve arama tutanağının altında, iki Terörle Mücadele Şubesi yetkilisinin yanı sıra "tanık" olarak imzam bulunmaktadır. Soruşturmanın gizliliği ilkesinden hareketle, bu tutanağın içeriğini kamuoyu ile paylaşmayacağız. Özellikle pervasız bir şekilde iktidar yanlısı yayın yapan gazeteler ile haberciliğe gereken özeni göstermeyen diğer yayın organlarını da aynı ilkeye uymaya davet ediyoruz. Gürcihan'ın ailesi, konuyla ilgili olarak yayınlanan ve yayınlanacak olan tüm haberlere ilişkin hukuki haklarını saklı tutmaktadır. Bu çerçevede; "gözaltı ve arama tutanağında imzası bulunan tanık" olarak, tutanağın içeriği ile alakası olmayan düzmece haber ve belge yayımlayanlar aleyhine açılacak davalarda tanıklık edeceğimin bilinmesini istiyorum.
Cemaat Frene mi Fatma Sibel Yüksek
Bu ikinci yazının çağrısı da açık..."Amaç AKP'ye ders vermektiyse, biz bu dersi aldık. Gelin ortak bir zeminde buluşalım, siz partiyi kapatmayın biz de devletle ve rejimle didişmekten vaz geçelim; hatalarımazı gözden geçirelim..."
Keskin Sirke Kimin Küpüne Yaradı? - Fatma Sibel Yüksek
Haşin yazılar yazan bir zat olarak ekranda bir miktar hayal kırıklığı yaratıyorum. Kamerayı görünce nedense üstüme bir ‘hanımefendilik’, bir mülayimlik geliyor. Şöyle bir ortadan konuşmadır, suya sabuna dokunmamadır alıp başını gidiyor. Belki de “yürü koçum kim tutar seni!” diyenlere karşı ‘kadınca sezgilerle’ daha baştan güven duyamamakla ilgili olabilir, kimbilir? Onu da Prof. Dr. Veysel Batmaz tahlil etsin artık… Erhan Göksel’in ve benim başıma gelenlerin aynısı, daha önce Hulki Cevizoğlu ile Sebahattin Önkibar’ın da başına geldi. Tahtırevanla getirildikleri kanaldan kısa bir süre sonra ticari taksiyle gönderildiler (Bir tek biz Subayevleri- Ayrancı hattında sefer yapan belediye otobüsüyle gittik…)
AKP ile Devletin Ortak Planına Kim Çomak Soktu? - Fatma Sibel Yüksek
Böylece, kaçınılmaza doğru giden büyük ekonomik ve siyasi krizin sorumluluğundan da kurtulmuş olunacaktı.. "Devletimizin" Tayyip Erdoğan cenahı ile olan pazarlığı bu minvaldeydi… Hem böylece belki, Dolmabahçe mutabakatına kafa tutarak Köşk'e çıkan Abdullah Bey'in durumu da telafi edilmiş olacaktı. Kendisi, "devletin" iradesine rağmen cumhurbaşkanı olmanın cezasını, o koltukta sadece 1 yıl oturabilmiş bir cumhurbaşkanı olarak ödeyecekti… AKP'nin kapatılması, bazı 'direnişçi unsurların' varlığına rağmen o derece benimsenmişti ki, artık B ve C planları üzerinde kafa yoruluyordu…Ama olmadı; çanak çömlek patladı…
Herkesin Bir Hesabı Varsa ; Benim de Bir Kraliçem Vardır - Fatma Sibel Yüksek
Bu, "Knight Grand Cross of the Order of the Bath" denilen nişanın sadece anlamı değil, ritueli de bir hayli cafcaflı. Yıkandıktan sonra bir kilisede sabah saatlerine kadar uyanık bırakılan şövalye adayı, sabaha karşı Kraliçe'nin karşısına getiriliyor…Nişanın ortasındaki üç tac, "Tria iuncta in uno" yani, İngiltere ile İskoçya'nın yanı sıra Fransa ve İrlanda krallıklarını da temsil ediyor. Bu nişan aynı zamanda, hristiyanlık felsefesinde "Baba, oğul ve kutsal ruhu" ifade eden Kutsal Üçlü'yü de temsil ediyor… Çankaya Köşkü, Çankaya Köşkü olalı hiç bu kadar buram buram hristiyanlık kokmamıştı..
Tuncay ve Kerimcan...Çok Sıkı Tiyatrocularsınız!... - Fatma Sibel Yüksek
Şimdi çıkmış "Arkamızda kimse durmadı, bize sahip çıkılmadı" diye ağlaşıyorlar… Size nasıl sahip çıkılmadı? 1 milyonun üstünde insan katılmadı mı hareketinize? Siz bu insanları 'insandan' saymıyor musunuz? Bu 1 milyon insanı neden haberdar etmediniz gelişmelerden?Tuncay Özkan'ın 'günlük programını" cebimize göndermeyi biliyorsunuz da, Akın İpek ile masaya oturduğunuzu neden söylemiyorsunuz? Meğer siz ekranda Karagöz'le Hacivat misali bizi oyalarken, arka tarafta Fethullah'ın sermayedarları ile pazarlık yapıyormuşsunuz…
Dolmabahçe Aktörleri Tasfiye Edilirken... - Fatma Sibel Yüksek
Türkiye yeni bir sabaha uyanacak demektir: “Dolmabahçe Mutabakatı”nın tarafları olan Tayyip Erdoğan ve Yaşar Büyükanıt’ın olmayacağı yeni bir sabaha… Siyasetin aktörleri yaz ortasında köklü bir biçimde değişecek…Artık ne Tayyip Erdoğan Başbakan, ne de Yaşar Büyükanıt Genelkurmay Başkanı olmayacaklar. Zabıtsız, şahitsiz yaptıkları ve iki cephenin de ayrı ayrı eline yüzüne bulaştırdığı meşhur mutabakatın cezalandırılma anı gelmiş demektir…
Resetlenmiş Başbakan; Gülümseyen Cumhurbaşkanı - Fatma Sibel Yüksek
Başbakan boş gözlerle bakıyor… AKP'liler öğrenmişler bir 28 Şubat, başlarına geleni "Bu yeni bir 28 Şubat"tır" diye izah edip duruyorlar. Oysa orta yerdeki durum bir 28 Şubat'tan ziyade, bir "Ecevit tarzı uzaklaştırılmayı" daha çok andırıyor.. Sayın Başbakan, ihaneti en yakınında aramalı… (Açık İstihbarat Not : Doktorlar ah şu doktorlar...)
Açık İstihbarat CHP Kongresini İzledi - Fatma Sibel Yüksek
Derken, yanından hiç ayrılmayan Kerimcan Kamal ile birlikte ayağa kalkarak geleni gideni öpmeye başladılar… Bu arada, Kanal Türk'ün kameraları, kongreden uzaklaşıp saatlerce bu ikiliye kilitlendi. Sanırım, Hasan Celal Güzel'in "vatandaş öpme rekoru" bu kongrede Tuncay –Kerimcan ikilisi tarafından egale edildi. Kerimcan Kamal'ın duruşunda bir "Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı" havası olduğunu müşâhede ettim. Hatta, "Devlet Bakanı, Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü" dersek daha doğru olur.. Kendisi belli ki kurulacak ilk milli hükümette 'ikinci adam' olacak. Hafif bir "Akif Beki esintisi" de var ama, onun bu konumla yetineceğini sanmıyorum. Hatta ileride Tuncay Özkan ile siyasi hasım olup Çerkes Ethemleşebilir...
Kendine Hayran İki Adam, İki Halet-i Ruhiye-Fatma Sibel Yüksek
"Biz Kaç Kişiyiz Platformu'"ndan cep telefonumuza mesaj geliyor: "Tuncay Özkan, miting alanına vatandaşların yer aldığı otobüslerde gelecektir.." Bir 'liderin' programını duyurur gibi…Lütfetmiş…"Vatandaşlarla birlikte" gelecekmiş! Tuncay Özkan'ın kendisi ne? Vatandaş değil mi? Bir insanın kendisine hayran olmaya başlaması en tehlikeli psikolojik eşiklerden birisidir.
Erdoğan Bir İç Darbe Atlattı - Fatma Sibel Yüksek
Hem arkadaşın şöyle bir özelliği daha mevcuttur: Biliyorsunuz, 2002 yılında Hüsamettin Özkan ile birlikte Ecevit'e çıkıp, "Efendim, size askerlerden bir mesaj getirdim. Hüsamettin Bey'in söylemesi şık olmayacağından ben arz ediyorum: Komutanlarımız Başbakanlık koltuğunu Hüsamettin Bey'e bırakmanızı rica ediyorlar" demiş olan gazetecidir. Böyle bir 'postacılık'la da daha sonra bir güzel övünmüştür. Şimdi var mısın aynı Murat Yetkin, yanına Abdullah Gül'ü alıp Erdoğan'a gitsin ve "Efendim, devletimiz ve stratejik ortaklarımız sizi biraz dinlendirmek arzusundalar. İstersiniz koltuğunuzu bir süre Şener-Hisarcıklıoğlu ikilisine devrediniz.." desin?!
Şamil Tayyar'ın Kasasındaki Gizli Belge - Fatma Sibel Yüksek
Sonra, kendinden emin bir şekilde masasına tekrar oturdu ve tepkilerimi izlemeye başladı.. Önüme attığı belgenin çok önemli ve çok gizli olduğunu düşündüğü ve bu durumdan bir hayli keyif aldığı anlaşılıyordu... Sesim titreyerek ve benzim külbeyaz olarak: "Fakat...Fakat bu nasıl olur! Nereden aldın bunu? İnanılmaz bir şey.."
Lanet Olsun İçimdeki İnsan Sevgisine - Fatma Sibel Yüksek
İsveç Başbakan'ı ile Erdoğan'ın ortak basın toplantısında beklenen oldu. "embedded gazeteci", Kanal 24'ün Avrupa Temsilcisi Saadet Oruç, "ısmarlama" soruyu sordu: "Sayın İsveç Başbakanı, siz demokratik bir ülkenin başbakanı olarak böyle bir çağda parti kapatılmasını nasıl karşılıyorsunuz?" İsveç Başbakanı'nın cevabı:
AKP'yi Bir Askeri Darbe Kurtarabilir - Fatma Sibel Yüksek
On tane adam yan çizerse ne yapacaksınız? Dahası, 'batan gemiye binmemek" maharetine sahip Sayın Cumhurbaşkanımız, değişikliği veto ederse? Partiniz bir anda liğme liğme bölünürse, AKP'den bir adet "devletle barışık mütedeyyin parti", bir adet "AB mücahidi liberal parti", bir adet de "Melih Gökçek'in yoluna ölenler partisi" çıkarsa?
Tanrılar Erdoğan'ın Kellesini İstiyor - Fatma Sibel Yüksek
Erdoğan, birilerinin daha şimdiden Gül-Şener-Hisarcıklıoğlu ekseninde kendisine yer aradığının da fena halde farkında. En büyük kîni bunlara duyuyor. Onlar şu anda bulanık havada hata yapmamak için "Herkes bir adım geri atsın" şeklindeki 'makul çoğunluğun' safında duruyorlar. Erdoğan'ın ayağı kayar kaymaz görün siz ihanetin, satıcılığın bin bir türlüsünü… Bu gelişmeler bağlamında, Balkan ziyaretinin 'perde arkasını' da biz yazalım:
Bu da Ergekenon Harnamesi - Fatma Sibel Yüksek
Millet bize "Ergenekon'un yayın organı" muamelesi yaparken, bir 'iddianamecik' bile ele geçiremedik. Ergenekon soruşturmasının iddianamesini Star gazetesi yazdı. Açılmamış davanın kitabını Şamil Tayyar yazdı… Ergenekon'un fikir babalığını İlhan Selçuk, arşiv ve dökümantosyon genel müdürlüğünü Kemal Alemdaroğlu yapmakta. Doğu Perinçek 'iç tüzüğü" kaleme alırken, Veli Küçük de "Suikast İşleri Müsteşarlığı" görevini yürütmekte… Organizasyon içerisinde bir 'Kütüphane kolu" olsun kapabilmiş değiliz…
Haşim Kılıç Erdoğan'ı Uyarmıştı - Fatma Sibel Yüksek
Önce bazı bilgileri tarihin kayıt defterine geçelim: Tayyip Erdoğan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın AKP'nin kapatılmasına ilişkin bir iddianame hazırladığını biliyordu.. Bunun uyarısını kendisine, Anayasa Mahkemesi'nin bugünkü başkanı Haşim Kılıç yaptı.
Ayıyı Öldürmeyene Tavşan Gibi Koşmak Düşer - Fatma Sibel Yüksek
Unutmayın Sayın Başbakan, size siyasetin yolunu açan yargı kararları da "Türk milleti adına" ibaresi ile başlıyordu..Siz bu milletin kurumlarını 'millet adına' karşınıza alıp millet kavramını sadece "aldığın oy kadar konuş" meselesine indirgediniz. Şunu da ekleyelim ki, 3,5 milyar maaşla çalışan Şanlıurfa doğumlu Sayın Başsavcı, "millet" kavramına oğulları ve damatları askerlik yapmayan, daha 28 yaşında armatör ve holding başkanı olanlardan daha yakın bir tiplemedir..
I. Elizabeth ile Cüneyd Zapsu'nun İstifası Arasında Ne Bağlantı Var? - Fatma Sibel Yüksek
Erdoğan, duygusal ve agresif kişiliği, rolünün bazı noktalarını iyi kavrama konusundaki zafiyeti ile sanki oyun dışı kalmaya başlamıştır. "Büyük Plan"ın yeni yıldızı Abdullah Gül gibi görünmektedir. Erdoğan'ın anayasa taslağını kimselerden habersiz önce ABD'ye okutması, sonra da Çankaya Köşkü'nde bir takım "Kürt planlarınının" pişirildiğini bile bile New-York Times gazetesine 'pat' diye yeni bir 'Kürt Planı' açıklaması 'bir rekabetin' açık yansımasıdır.
Hepiniz İstifa Edin; Get Out! - Fatma Sibel Yüksek
Ve, dünkü "Gates'e tokat gibi cevap!" manşetlerini, bugün hiçbir şey olmamışçasına "Operasyon hedefine ulaştı, birliklerimiz dönüyor"a çeviren genel yayın yönetmenleri…. Azıcık onurunuz varsa istifa edin… Sizin anlayacağınız dille söyleyecek olursak; Allah aşkına "Get Out!" artık yahu…
Fehmi, Emre, Ali Beyler ve Şamil Tayyar..Okuyun Güzelleşin!
Kurduğunuz tiyatro sahnesinin arkasında "Gerçek Gladyo"nun işbaşında olduğunu ve onların kim olduklarını da ancak yüzde 47'lerle iktidara gelenlerin bildiğini sakladınız… Ve Sevgili Şamil, sen Taraf'taki röportajında belirttiğin gibi,o bahsettiğin "bilgilere" sahip tek gazeteci falan değilsin. O bilgiler, malum odaklar tarafından her gün onlarca gazeteciye servis ediliyor. Ama onlar yazmıyorlar…Bil bakalım niye? Senin farkın, sahnede rol almaya çok heveskâr olman….
Polis Devletini de Madara Ettiler, Ona Yanarım - Fatma Sibel Yüksek
Silah ve uyuşturucu tacirinden terörist mi olurmuş? Terörist dediğin avukattan, gazeteciden, emekli generalden, Tayyip Bey'den hazzetmeyen yazar-çizer takımından olur..Hele PKK'dan asla terörist olmaz! Onlar bir an önce düz ovaya indirilip topluma kazandırılması gereken değerli gençler… Bir kısmı da 'milletin vekili' zaten… Kendilerine selam vermeyen gazeteciyi Meclis'in ortasında dövmeye kalkışacak kadar bitleri kanlanmış…
Duyan, Bilen Var mı? - Fatma Sibel Yüksek
DTP'li 'milletvekili' Pervin Buldan'ın devlet tarafından tahsis edilmiş resmi aracında uyuşturucu ve silah bulundu… Netice ne oldu, milletvekilliğinin düşürülmesi için herhangi bir girişim falan var mı? Yok… Meclis'te gözümüzün önünde Türkiye Cumhuriyeti'ne bağlılık yemini edip de her gün bu yemine aykırı eylem ve söylem icra edenlere "N'oluyor?" diyen var mı?
Çankaya Köşkü'ne Bir Falih Rıfkı Lazım - Fatma Sibel Yüksek
Bütün bunlar kültürsüzlüğün, köksüzlüğün, kimlik arayıp da bulamayışın, kozmopolitliğin, magazinciliğin ta kendisidir.. Çankaya Köşkü’ndeki bu cümbüşün şimdi bir “Falih Rıfkı”sı eksik.. Bu “büyük dönemi” tarihe kaydedecek bir kalem lazım…Artık Fehmi Koru mu olur, Ergun Babahan mı olur, Ahmet Sever’in kendisi mi oturup yazar, yoksa bu tarihi misyonu “kaseti çıkmış şarkıcının kocası”mı üstlenir.. Bu işi kimse yapmazsa, Açık İstihbarat yapar valla…Tez bir Falih Rıfkı bulunsun, şahken şahbaz olunsun…
AKP-Elit Çatlağından Fazıl Say Doğdu - Fatma Sibel Yüksek
AB’ci elitin desteğini kaybetme noktasına gelmek, AKP için çok tehlikeli! Artık Abdullah Gül Çankaya’da yeni ‘Atatürk sofraları’ mı kurar; yoksa Tayyip Erdoğan ANA uçağında ‘sarhoş Perihan Mağden’li partiler mi düzenler bilemem… Bu yol ayrılığı acilen tadil edilmezse, Başbakan’ın YÖK Başkanı’na dediği gibi, “Adamın ipini çekerler valla!”
PKK'nın Leşini AKP'ye Sürükletmek - Fatma Sibel Yüksek
Ben Devlet olsaydım ; bütün eli kolu bağlanmışlığıma rağmen çare arardım... Görüntüde "bana benzemeyen"... Ama her şeyi yapabilecek kadar da pragmatik ve makyavelist bir "araç" arardım.. Gerekirse, laboratuvarda bir "Frankestein" yaratırdım... Adını "AKP" koyardım...
Gizli Plan Yok, Açık Plan Var - Fatma Sibel Yüksek
Evet, bir plan var… "Gizli bir plan" değil, açık bir plan var… O planın ne olduğu, Açık İstihbarat'ın "Baykal'ın U dönüşü nasıl dizayn edildi" başlıklı analizinde tek cümleyle özetlendi: Osmanlı-Musul trenine yine bindirildik. Ama bu kez konforlu şartlarda(!)
Deniz Baykal : Alçaktan Uçan Güvercin - Fatma Sibel Yüksek
CHP liderinin geldiği-getirildiği noktadan çıkarılacak sonuç şu: Maalesef Sayın Baykal'ın ipi çekilmiş görünüyor. Tıpkı Mehmet Ağar olayında olduğu gibi, Baykal'ın siyasete vedası da "düzova şutu" ile gerçekleşecek. Birileri, Sayın Baykal'ın siyasi misyonunu sona erdirmeye karar vermiş.CHP liderliği için çok sürpriz isimler ortaya çıkarsa şaşırmayalım. Onlar şu anda sahne arkasında hazırlık yapıyorlar...
Cemil Çiçek'in Masasındaki Belge (Ankara'dan İki Sahne) - Fatma Sibel Yüksek
"Hayal edemeyecekleri acılar yaşatacağız" diye konuşanların daha sonra "Operasyon için Sayın Başbakan'ın ABD ziyaretini bekliyoruz" deyivermeleri...Ben kendi adıma, rehin askerlerin teslim ediliş fotoğraflarını görünce, "hayal edemeyeceğim acılar" yaşadım... ... Bir-iki MHP milletvekili, Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'i ziyaret ettiler. Konu şu: "Meclisten büyük bir çoğunluğun desteği ile tezkere alındığı halde, sınırötesi operasyonun bir türlü yapılamaması, halkın siyaset kurumuna olan olan güvenini yitirmesine neden olmaktadır. Bu tepkiden hepimiz zarar görürüz. İktidar partisi olarak harekete geçiniz ve tezkerenin gereğini yapınız..." Cemil Çiçek, "Arkadaşlar" dedi...
Kilit Noktadaki Genç Lider Kim? - Fatma Sibel Yüksek
Her biri manşet olması gereken atamaların pek çoğu tek sütunluk haber bile olmamış! Devletin kilit noktalarına getirilen bu kişilerin kim olduklarını, 'bağlantılarını' değil araştıran, merak eden bile yok... Oysa çok önemli fotoğraflar çıkıyor ortaya.. Bürokrasi hallaç pamuğu gibi..Cumhuriyet'e ve devlete bağlı kadrolar çoktan tasfiye edilmiş. "Atama savaşı" şimdi cemaat ile AKP arasında yaşanıyor.
Fatih Altaylı Yalan Söylüyor - Fatma Sibel Yüksek
Efendim, sonra baktık Fatih Altaylı bağlandı yayına... "Emin abinin kovulmasında Başbakan'ın dahli yok. Aydın Bey'in ben artık Emin'i istemiyorum demelerinin bazılarına ben de şahit oldum" dedi... Yalan!
Ben Terörist Olsaydım ... - Fatma Sibel Yüksek
(Açık İstihbarat : Yandaki fotoğrafta Gladio'nun İ.T.'i İmralı'daki; uzaktan kumandalı klimalı odasında kitap okurken görülmekte.) ********************************** (Yeni bir Amerika gezisinin nimetlerinden olmamak için "Efendim, ABD ziyaretini iptal etmemiz son derece yanlış olur" diye çırpınan "yakın çevreyi" de ayrıca yanaklarından öper, kulaklarını sevimli sevimli okşardım...) Ben terörist olsaydım, 'Çankaya Zirvesi"ne 'son terör olaylarını değerlendirmek üzere" "siyasi parti liderleri" arasında Ahmet Türk'ü de davet eden bir cumhurbaşkanı olduğunu düşündükçe mutluluktan gözlerim yaşarırdı...
Rodos Ayini (POAŞ İçin Secdeye Değen Alınlar) - Fatma Sibel Yüksek
Ne oldu da hep birlikte secdeye geldiler? Olan şu: Aydın Bey BİAT etti! Zaten etmişti de, bu kez tam siper secdeye yattı(!)
Şehitler mi...Unutacaksınız! - Fatma Sibel Yüksek
Sonra, şehit haberlerinin bıçakla kesilir gibi kesidiğine tanık olmuştuk hep birlikte... Sonra ne yapmıştık? Sonra, hep birlikte gidip şehide "kelle" diyenlere oy vermiş ve kendi milletine karşı böyle büyük bir ihanet anlaşmasına imza atan bu gazeteleri satın almaya devam etmiştik... "5 şehidin haber değeri yoktur" anlaşmasının mimarı Sayın Mehmet Ali Birand ise, Sayın Genelkurmay Başkanlığı tarafından "seçkin gazeteciler" arasında Eğirdir Komando Okulu'na davet edilerek onore edilmişti...
Fehmi Koru'nun Hizbullah'la İlişkisi Var mıydı? - Fatma Sibel Yüksek
"Devlet", "Hepimiz Ermeniyiz" diye gırtlak paralayanlara, Orhan Pamuk'a, Osman Baydemir'e "demokrat yüzünü" göstersin Kıran, döken,suçlayan, yere yatırıp üst baş arayan, gece yarısı evlere baskın yapan, akıllara seza iddianameler hazırlayan yüzünü de "ulusalcılara" göstersin... Dün "mezar evler" bulup "islamcı yazar" yakıştıran devlet; bugün "silah depolarına" "ulusalcı" bulsun... Bunu istiyor Fehmi Bey, gönlü öyle çekiyor...
"Devr-i Sabık Yaratıyoruz" Diyemeyen AKP Bocalıyor - Fatma Sibel Yüksek
Eğer AKP'nin "akademisyen çalışması" görünümü verilmek istenen gizli taslağı "yeni bir anayasa" ise, bu Meclis'in "Kurucu Meclis" vazifesini üstlenmesi gerekir.. Eğer AKP, sıfırdan yeni bir anayasa hazırlıyorsa; yani 1982 Anayasası'nı kaldırıp yeni bir anayasa getirecekse; ortaya çıkıp aslanlar gibi, "Evet, bu yeni bir anayasadır. Devr-i sabık yaratıyoruz.." demelidir... O zaman, yok "cumhuriyeti kuran partiyiz", yok "Türk milliyetçiliği bizden sorulur", "yok Mustafa Kemal'in askerleriyiz" diyenlerin ne yapacağını görmek isteriz...
"Pensilvanya Gazeteciliği" Açık İstihbarat'a Nasıl Sızdı? - Fatma Sibel Yüksek
(Açık İstihbarat'tan Yazarına ve Okurlarına : Sevgili Fatma Sibel Yüksek ve okurlarımız eleştirilerinde haklıdır. Bu yazıya yer verilmesinin hata olduğunu düşünenler; Açık İstihbarat'a yıllık bir hata kotası tanıyıp, o kotadan bir düşsünler. Açık İstihbarat'ın arasıra yazıları arasına "aykırı" parçalar atmasının uzun vadeli gerekçeleri olabileceğini görenler ise; sihirbazın seyircilerin hepsinin sahneyi izlediğinden emin olduktan sonra son numarasını yaptığını unutmasınlar. O son sahneyi yaşayana dek; sizler haklı, bizler mahçup konumda kalacağız. Saygılar.) ********************************************* Ancak, benim TSK'yı eleştirme saikim ile "Nasname" adlı Kürtçü, bölücü, emperyalist destekli bir internet sitesinin saiki aynı olamaz. Ben orduyu eleştiririm, onlar iftira atar. Ben Türk ordusuna sadece kırılırım, onlar kin güderler.. Ben Genelkurmay'a sitem ederim, onlar Türk askerinin başına çuval geçirenlere alkış tutarlar...
"Müheykel" Cumhurbaşkanı'nın Gazeteci Dostu (Tarihi Günden İzlenimler) - Fatma Sibel Yüksek
"Uyanık tipler" daha bir süre Fehmi Koru'nun peşini bırakmayacağa benziyorlar... Çünkü, Köşk kadrolarının, özellikle "siyasi danışmanların" Koru'nun tezgahından geçecekleri kesin..Fehmi Bey bugünlerde Çankaya için isim devşiriyor... Hasan Bülent Kahraman, şimdiden bir yer kaptı gibi...Darısı, Radikal gazetesinin diğer yazarlarına....
Erdoğan'ı Tasfiye Süreci Başladı mı? - Fatma Sibel Yüksek
Gül'ün korkusu, Erdoğan cephesinden gelecek bir 'sabotajdan"...(Bu nedenle protokol kapısından çıkmak zorunda kaldı)
Dolmabahçe'den "Amud"'a Çıkan Yol (MHP ile Genelkurmay'ın Gizemli Dansı) - Fatma Sibel Yüksek
Şimdi Ankara'nın "yorgun cumhuriyetçileri", "Allah'tan umut kesilmez" inancıyla şu sorunun cevabını arıyorlar: "Acaba dükkan, tadilat dolayısıyla mı, yoksa iflas nedeniyle mi kapalı?"
Çölaşan'ın Kellesi Nihayet... - Fatma Sibel Yüksek
Fehmi Koru, Mustafa Karaalioğlu ve Cengiz Çandar, seçimden hemen sonra, AKP'yi desteklemeyen yazar ve gazetecilerin tasfiye edileceklerini duyurmuşlardı. Hatta Cengiz Çandar, işi okyanus ötesine taşımış ve Gül'ün adaylığına temkinli yaklaşan ABD Dışişleri Bakan yardımcısı Matt Bryza'nın da 'haddini bildirmek gerektiğini" yazmıştı.. Belli ki, üzerinde iyi düşünülmüş bir plan ve sağlam bir 'andıçla' karşı karşıyayız.. Bu iş, Emin Çölaşan'la sınırlı kalmaz.
Çölaşan'ın Kellesi Nihayet... - Fatma Sibel Yüksek
Fehmi Koru, Mustafa Karaalioğlu ve Cengiz Çandar, seçimden hemen sonra, AKP'yi desteklemeyen yazar ve gazetecilerin tasfiye edileceklerini duyurmuşlardı. Hatta Cengiz Çandar, işi okyanus ötesine taşımış ve Gül'ün adaylığına temkinli yaklaşan ABD Dışişleri Bakan yardımcısı Matt Bryza'nın da 'haddini bildirmek gerektiğini" yazmıştı.. Belli ki, üzerinde iyi düşünülmüş bir plan ve sağlam bir 'andıçla' karşı karşıyayız.. Bu iş, Emin Çölaşan'la sınırlı kalmaz.
Ankara'da 6 Koldan Anayasa Savaşı
Belli başlı hazırlıklar şunlar: BİR; Bilkent Üniversitesi'nde Prof Dr. Ergun Özbudun'un başkanlığında yapılan çalışma -ki bu atölyeye ABD'nin yakın ilgisi biliniyor- İKİ; AKP'nin Burhan Kuzu ile başlatıp, Zafer Üskül'ün 'açılım ve atılımlarıyla' sürdürdüğü dinamik çalışma.. ÜÇ; TÜSİAD ve bir kısım masondan destek bulan, YÖK merkezli çalışma..
%47 Bir Devlet Planı mı? - Fatma Sibel Yüksek
(Açık İstihbarat Not : Sayın Okuyucular; 21 Mayıs 2005'te kaleme aldığımız "Batı Bey'in Can Polat'ı Erdoğan için Seçim Anı" başlıklı yazı ile kulağınıza kaçırdığımız kar suyunu; 20 Nisan 2007 tarihinde "Bir Muhtıra Çevresinde Danseden İki Devlet Adamı" başlıklı yazımızda Tayyip Erdoğan'ı "Devletin Adamı" olarak nitelendirerek somutlaştırmıştık. Fatma Sibel Yüksek'in aşağıdaki yazısında; derinlerden gelen "AKP Devletin Partisidir" fısıltılarını okuduğunuzda, yukarıdaki yazıların daha bir anlam kazandığını göreceksiniz. AKP projesine bel bağlayan Devletimiz; 1900'lerin başında yaptığı hatayı aynen tekrarlamaktadır) ... AKP'nin bir 'devlet partisi' olduğunu kimse unutmasın.. 'Değişimi göze alan ve kendisini yeni koşullara uyarlama becerisine sahip' devletin partisi..." Soru: AKP'nin yan çizmeme garantisi ne? Bu plan, "kuzuyu kurda emanet etme" tehlikesini de barındırmıyor mu?
AKP'nin Zaferinden Memnunum - Fatma Sibel Yüksek
"Yazdıkların niye tutmadı, AKP neden daha fazla güç kazandı?" diye soranlara, samimi bir itirafım var: Bir yerlerde satıldık valla...Artık Dolmabahçe''de mi; Papermoon'da mı, yoksa muhalefet genel merkezlerinin arka odalarında mı... Bilemem...
Tayyip Bey'e Londra'da Nasıl Oruç Bozdurdular? - Fatma Sibel Yüksek
Yani o anda biz Müslümanların oruçta olması gerekiyor… Baktık Tayyip Bey, çatalı daldırdı… Vallaha yiyor!
Birand "Ağır"sa; Ben de "Top"um Paşam - Fatma Sibel Yüksek
"Şehit cenazelerini haber yapmayalım, ailelerin feryatları can sıkıcı oluyor.." diye mail atarak, kendisini bu ülkeye ne kadar da ait hissetmediğini ortaya koyduğuna; Genelkurmay da böyle bir şehit düşmanlığına kayıtsız kalamayacağına göre... "Mehmet Ali Birand'ın adı, kesinlikle yanlışlıkla yazılmıştır" dedim.
AKP'nin Kalemleri McCarthyciliğe Soyundu - Fatma Sibel Yüksek
Sahi, bir parti yetkilisini, yüksek meblağlı bir reklam için tehdit ettiğin gizlice banda alınmış mı senin? Var mı böyle bir şeyden haberin? Sonra, bir başka parti yetkilisi ile ortak şirket kurup reklamları hortumlamak istediğin söyleniyor?
Dubai Anlaşması Neden Kayıtlarda Yok? (Devletin Silinen Hafızası) - Fatma Sibel Yüksek
Mehmet Ali Bey, bizim gibi "heyecanla" değil, "buruk" bekliyor...Çünkü, kendisini görüşmeye almamışlar.. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nın yanında fındık ihracatçısı Cüneyd Zapsu var; Türkiye Cumhuriyeti'nin elçisi Mehmet Ali İrtemçelik yok! Neden? Çünkü; AKP 'devletin kayıt tutmasından' hoşlanmıyor...
AKP, Homoseksüellik ve İstihbarat - Fatma Sibel Yüksek
Altay Tokat projesi dikiş tutmayınca, "Acaba Başbakanlık bünyesinde böyle bir birim oluşturabilir miyiz?" diye bakıldı. Ömer Dinçer hemen kolları sıvadı. Devlet işlerini bilmeyen bir şahıs olduğundan, birileri kendisine "Bu işi Güvenlik İşleri Başkanlığı'nı dönüştürerek yaparsak hem tepki çekmeyiz, hem de kılıfına uydurmuş oluruz" şeklinde akıl verdi...
AKP'de Zihin Dağılması Var (Kılavuzu Yasemin Çongar Olanın...) - Fatma Sibel Yüksek
Olup bitenleri sağlıklı değerlendirebilecek bir zihin bütünlüğü ve bilgi akışı yok. "PKK'nın AKP'yi zor duruma sokmak için Mehmetçik katlettiğine" inanacak kadar akıl çizgisinden uzaklaşmış durumdalar. Tabanlarına moral vermek için, Erdoğan'ın seçimden hemen sonra toplanacak olan Yüksek Askeri Şura'da 'bildirici generallerin' hepsini görevden alacağını üfürüp, sonra da bu üfürdükleri yalana kendileri inanıyor. Yazık.
Yazmam Ben Böyle Sitede (Bir Gazetecinin Sarsılan Kariyeri) - Fatma Sibel Yüksek
Perihan Abla bile "Burada bir vatantapanlar çetesi var! Çöplükten silah toplamışlar!" diye ciyaklıyorsa, Ben, acikistihbarat.com'daki durumumu derhal gözden geçirmeliyim...
Tayyip Bey'in Acil Medya İhtiyaçları - Fatma Sibel Yüksek
Eylül ayında tam randıman yayına geçmek mümkün olur muydu? Olur tabii neden olmasın? Sen yeter ki paradan haber ver.. İstanbul ve Ankara'da yoğun toplantılar yapıldı. Başbakan, toplantılardan ikisine bizzat katıldı. Fettah Tamince'den başka, Remzi Gür, Cihan Kamer gibi yandaş işadamları da arandı.Lafı hiç dolandırmadan para desteği istendi, 'Kesenin ağzını açın beyler, gün dayanışma günüdür!" denildi. Başbakan böyle söyleyince, işadamlarına da bir gayret geldi haliyle..
Siyasi Mühendislik , "Milli Görüş" Yalanı ve Çerkesler - Fatma Sibel Yüksek
Sanki AKP'nin bizzat kendisi siyaset mühendisliği imalatı değilmiş gibi... AKP'yi Amerikan Büyükelçiliği'nin yan bahçesindeki kebap 49'da kurdular..Bu olaya, kebapçının karşısındaki Milliyet ve Radikal bürolarında çalışan herkes tanık... 2001 yılında gerçekleşen bu tarihi 'mühendisliğin' mimarları Yaşar Yakış, Robert Deutch, Nicholas Kass, Murat Mercan, John Kunstadter, Şaban Dişli gibi mümtaz şahsiyetlerdi.
Emin Çölaşan'ın Kellesi, Aydın Doğan'ın Öfkesi - Fatma Sibel Yüksek
Ve size şu soruyu soracaktım: "Aydın Bey, geçen yıl eylül ayında Başbakan ile iki saatlik özel bir görüşme yaptınız. Görüşme, Başbakan'ın daveti üzerine gerçekleşti..Ekim ayında da damadınız Mehmet Ali Yalçındağ, Başbakanlığa davet edildi. Onunla da yaklaşık iki saat süren bir görüşme yapıldı..Her iki ziyarette size ve damadınıza gazeteci Taha Akyol eşlik etti..Sayın Doğan, bir medya patronunun halktan saklayacağı bir şey olamaz; söyler misiniz Başbakan'la kapalı kapılar arkasında ne konuştunuz?"
"Derin AKP" Boş Durmuyor (Darbeden Daha Kötüsü Nedir?) -Fatma Sibel Yüksek
İvme var; çünkü "Derin AKP" devreye girdi..."Derin AKP", 'ürkeklerin' kulağına 'korkma!" diye fısıldıyor... "Korkma! Diren! Bizim de kozlarımız var...'Büyük hesaplaşmaya hazırlıklıyız...Sen yeter ki sağlam dur!" Güneydoğu kanadı, küresel ilişkiler ve cemaat ...Bunlar, "DERİN AKP"nin belli başlı bileşenleri... (Başka bileşenler de var; ama bunları hem "neyi ne kadar bildiğimizi" ortaya koymamak için, hem de "yasal yükümlülüğe meydan vermemek açısından" şimdilik yazmıyoruz...)
Başbakanlıktaki Kayyum Masası (Mücahit Arslan, avize ve tuvalet musluğu) - Fatma Sibel Yüksek
Mücahit Arslan... Önceki yazımızda, kendisi için "anlayan beri gelsin danışmanı" demiştik... Ne iş yapar Mücahit Arslan? Kimdir, necidir? Tayyip Erdoğan'ın bu kadar yakınında saf tutmuş olan bu 'sır küpünün' işlevi nedir?
Ulus Meydanı'ndan 'Devlet' Manzaraları - Fatma Sibel Yüksek
"Dev bir kadro" halinde ve motorize polis birliklerinin eskortluğunda "daadii, daadiii!" diye sesler çıkararak Ulus'a çıkarma yaptılar! Kırılan camlara, yan yatmış otobüs duraklarına dikkatle baktılar.. Yerden aldıkları çeşitli hurda parçalarını elleriyle sıktıranlar da görüldü... Sanki böyle yapınca terörün üstüne ciddiyetle gidildiğine inananlar çıkacakmış gibi; Başbakan ile Abdullah Gül, zaman zaman birbirlerinin kulağına ciddi ciddi bir şeyler fısıldadılar..
Medyanın Eyyamcıları ve Bukalemunları; Size Sıra Gelmeyecek mi Zannediyorsunuz? - Fatma Sibel Yüksek
Akif efendinin kendisi de "Yüce Başakan'ımızın" Hazreti Musa ile aynı hayat ve kader çizgisine sahip olduğunu "kanıtlayan" bir kitap yazmıştı. E o zaman ben de seni yalanlıyorum! Tayyip Erdoğan, Hazreti Musa'nın yakınından bile geçemez..Yalan yazıyorsun Akif... ( Diyanet'ten fetva isteyeceğim zaten senin kitaptaki hurafelerin hakkında... )
Ankara'nın Ortasında Siyasi Körlük - Fatma Sibel Yüksek
"E peki Amerika niye sessiz kaldı bu işe?"(Başbakan soruyor...) "Sessiz falan kalmadı efendim. Hiç olur mu öyle şey? Yoğun girişimlerimiz sonucu, Rice açıklama yaptı!.. Önümüzdeki günlerde ABD yönetiminden daha net mesajlar bekliyoruz...Yasemin Çongar da uğraşıyor efendim..
Tayyip Erdoğan'ı Nasıl Sattılar? ( Yeni Şafak ve Zengin Sofrası - II)
Devlet, "Reis"i diri diri mezara gömmeye kararlı! Bir anda, çevresindeki herkes toz oldu.Ve işte bu "izole oluş" döneminde, "fırsat bu fırsat!" diyen "Bermuda üçgeni", Hüseyin Besli'yi kapınını önüne koyuverdi! Yayın danışmanı, yayın koordinatörü ve Ankara temsilcisi bir olup "Genel yayın yönetmenini" yani gazetenin tepesindeki adamı işten attılar anlayacağınız...
Kendi 'Sızdırdığın' Haberi,İşte Böyle Kendin Yalanlarsın! - Fatma Sibel Yüksek
Başbakanlık'tan sızdırılan ilk "perde arkasına" ya sabır çekenler, "Fenerbahçe muhabbetine" daha fazla dayanamadı...Geceyarısı telefon edildi... 27 Nisan gecesinden beri, "Acaba şimdi mi gelecekler" diye uyku uyuyamayanların yüreği ağzına geldi..Telefondaki tok ses, "Şu kendi uydurduğunuz haberleri yalanlayın kardeşim...Bakın biz yalanlarsak hoş olmaz sonra..." dedi...<
Zengin Sofrası ve Yeni Şafak (Peygamber Ocağı ve Mustafa Karaalioğlu) - Fatma Sibel Yüksek
Geçen gün, Mustafa Karaalioğlu'nu Meclis'te gördüm...Hasan Cemal'e "Hasan" diye hitap ediyordu...Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turu yapılacaktı ve medyanın bütün eliti oradaydı, AKP kulisinin dört bir yanından entel kahkaha sesleri duyuldu ... Karaalioğlu, yanında müezzin-şair karışımı adamla birlikte "Sevgili Ertuğrul! Sevgili Hasan!.." diye dolaşıp durdu... Bir kaç kez burun buruna geldiğimiz halde, beni görmezden geldi. Yoksul bir geçmişi hatırlatan eski tanıdıklarla karşılaşmak...İşte hayatın en zor sınavlarından birisi!
AK Parti Seçimi Görebilecek mi? - Fatma Sibel Yüksek
Şimdilik sadece şu kadarını söyleyelim; Türk kadınları ve Türk ordusunun ülkenin kaderine el koyduğunu gördükten sonra, hemen tüm yurtta "çarkediş" hareketlerine girişildi. Papermoon'larda ve ANA uçaklarında "kucak gazeteciliği" yapan bazı tipler, "Aslında biz Yaşar Paşa'nın 12 Nisan'da verdiği mesajları çok iyi anlamıştık, ama hükümetten korktuğumuz için yazamamıştık" diye özeleştiriler yapmaya başladılar..
AKP'nin Bitişi (Verdik Ellerine Oynuyorlar) - Fatma Sibel Yüksek
Araba devrilmiştir.. AKP için tek onurlu çıkış yolu, Gül'ün adaylığını geri çekmek, bir an önce erken seçim kararı almak, rüşvet teklif ettiği partilerden ve küçümsediği halktan özür dilemektir. "Verdik ellerine oynuyorlar" siyasetinin mimarlarından hesap sormaktır... "Verdik ellerine oynuyorlar diye dalgamızı geçerken, elimize vermişler de ruhumuz duymamış" diye özeleştiri yapmaktır..
Ey Medya Patronları, İblisleri Sırtınızdan Atın(Fatih Altaylı'dan Alınacak Dersler) - Fatma Sibel Yüksek
Erdoğan'ın otele girişi muhteşem oldu.. Sağında AB-Dullah Gül, solunda Fatih Altaylı, yoğun izdiham ve sevgi gösterileri arasında tebrikleri kabul etmeye çalışıyor.. Evet, yanlış okumadınız, sağında AB-Dullah Gül, solunda Fatih Altaylı... "Fatih Altaylı ne alaka?" demeyin, yazıyı okumaya devam edin...
Vampirler, Uyanık Siyasetçiler, Mayın Eşekleri (AK Parti Nereye?) - Fatma Sibel Yüksek
İNGİLİZ MARKALARINDAN GİYİNEN KÜRT ARİSTOKRATI DER Kİ: "Türkiye'yi dönüştürme yolunda adım atabilecek en cesur adam sensin.. Sen ki "demokratik cumhuriyet" lafını bile ağzına aldın. Geri adım atarsan bitersin.. Hiç tereddüt yaşama! Arkandayım! Bölgesel ilişkilerimle arkandayım, güneydoğunun oylarıyla arkandayım, sınırda yükselen yeni sermaye yapısı ile, genç komprador Kürt burjuvazisi ile arkandayım... CEMAAT BÜYÜĞÜ, AKİL ADAM DER Kİ: "Seni öyle bir kafese hapsederler ki mahşere kadar "ah vatanım, vah vatanım" diye ağlarsın...Abimin sonunu düşün!
Sadece Yanağınızı Değil, Kulak Arkanızı Bile Okşarlar - Fatma Sibel Yüksek
Sektörümüzde, ünlü "yanak okşama fotoğrafını" çektirebilecek ikinci bir babayiğit bulunmadığı için de, Ankaralı gazeteciler "daha alt düzey yanakları" okşama yarışı içine girmişlerdir...Başkentimizde yeni trend, Sayın Başbakan'a yakın "etkin şahsiyetlerle" Papermoon'da buluşmaktır... "Biliyor musun, dün akşam Papermoon'daydık; harikaydı!..." "Haftaya yine buluşuyoruz değil mi?"
İneğin Yalakası Kasabın BıçağınI Yalarmış - Fatma Sibel Yüksek
Biz, Aydın Doğan'a Başbakanlık'ta nasıl ayar verildiğini yazdığı için başı ağrımış bir gazeteciyiz... Eylül ayında gerçekleşen bu davetten bir kaç gün sonra Turgay Ciner de Başbakanlığa çağrıldı ve bir de baktık ki meşhur "POAŞ'da vergi kaçağı" haberini Sabah gazetesi patlatmış! Teşbihte hata olmaz, yakın tarihimizin en başarılı "İti ite kırdırma" operasyonuydu. Helal olsun o AK Parti hükümetine!
Sus Pus Oldunuz Bakıyorum (Gravatçı Haluk'un Maceraları) - Fatma Sibel Yüksek
İşte bu "Gravatçı Haluk" şimdi TSK aleyhine kampanya başlatmak için yırtınan NOKTA dergisinin başında bulunuyor... Aynı zamanda da Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın apartmanında oturuyor..Subayevleri'ndeki apartmanda komşu komşu geçinip gidiyorlar...
Diktatörlük Hedefleyenler için Klavuz - Fatma Sibel Yüksek
"İktidar olduk ama muktedir olamadık" ağlaşmaları bitti.. AK Parti, devletin gücünü kendi siyasi amaçları için devreye sokmayı öğrendi.. Ve daha önemlisi , "devletin gücünü" siyasi rakiplerini sindirme aracına dönüştürmeyi de öğrendi ki; diktatörleşmeyi de göze alan en büyük kendine güven ve cüret burada yatmaktadır..
"Sayın Öcalan'ın Aldığı Kelleler" ve Hedefteki TSK - Fatma Sibel Yüksek
Diktatörlük eğilimleri, sertlik denemeleri zaten başlamış vaziyette.. Olur olmaz problemler çıkaran yargı ile YÖK seçimden sonra çıkarılacak "yeniden yapılandırma" kanunları ile halledilecek... Geriye ne kaldı? Geriye TSK kaldı. Kısa vadeli hedef, bazı subayların emekliye sevkedilmesi. Bunun için sadece sayısal güce değil, kamuoyuna da ihtiyaç var.