Fatma Sibel Yüksek4 Haziran 2010 18:20
Genç Furkan Şehit mi, İHH Sivil mi? - Fatma Sibel Yüksek
Dilipak'ın samimi olduğunu varsaymamızı gerektiren bu cevap bizi olayın en önemli noktasına götürmektedir. "Ben onlar için de mücadele ettim ama bu olaydaki başarıyı gösteremedik nedense" Aslında Dilipak, o "nedense"nin cevabını bilmesi gereken biridir ve yüksek bir ihtimalle biliyordur da.. O "nedense"nin cevabı şudur:
|
İsrail'in
Mavi Marmara gemisine düzenlediği askeri operasyonda hayatını kaybeden
vatandaşlarımız şehittirler. Maalesef, şehadetin ne olduğu
konusunda da birbirimize düşmüş bulunuyoruz. "PKK'nın katlettiği şehitler
dururken, Hamas sempatizanlarına şehit
denilemez" türünden ve genellikle ulusalcılara mal
edilmeye çalışılan görüş,
sadece yanlış değil aynı zamanda İsrail'in safındaymış gibi görünme
tehlikesi barındırdığından tuzak bir görüştür.
O insanlar şehittirler. İnandıkları bir dava için
ölümü göze aldılar, abluka altına alınmış masum müslümanlara insanlık
elini uzarmaya çalışırken öldüler. Dünyanın en kanlı devletine
mazlumlar safından kafa tuttular. Onurlu ve kahraman bir biçimde
öldüler. Şehadetleriyele müslümanlığı da Türküğü de en insanlık önünde
onore ettiler.
Bu insanları öne sürüp siyasi paye toplamaya
çalışanlara sorulması gereken soru, "PKK'nın katlettiği şehitler
dururken, neden Filistin uğruna ölüyorsunuz"
değil,
"Aynı
duyarlılığı Irak'ta 1 milyon müslüman katledilirken, camilere postalla
girilirken, Telafer'de katliam üstüne katilam yapılırken neden
göstermediniz?" sorusudur.
"Bir
kafile de Irak'a göndermeyi düşünüyor musunuz?"
sorusudur...
İsrail kurşunuyla hayatını kaybeden dokuz
vatandaşımızın kahramanlığını ve şehadetlerini sorgulamadan önce
Irak'ta müslüman kadınlara tecavüz edenlerle el ele verip ortadoğuda emperyalizmin
taşeronluğunu yürütenlerin neyin peşinde olduklarını sorgulamak
gerekmektedir.
Bu satırlar yazılırken, yukarıdaki soru 32. Gün
programında Sinan Oğan tarafından Abdurrahman Dilipak'a
soruldu.
Oğan, Dilipak'a "
Irak'ta, Karabağ'da, Bosna'da müslümanlar katledilirken neredeydiniz?"
dedi.
Dilipak'ın cevabı:
"Ben onlar için de mücadele ettim ama bu olaydaki başarıyı
yakalayamadık nedense"
Dilipak'ın samimi olduğunu varsaymamızı gerektiren bu
cevap bizi olayın en önemli noktasına götürmektedir.
"Ben onlar için de
mücadele ettim ama bu olaydaki başarıyı gösteremedik nedense"
Aslında Dilipak, o "nedense"nin
cevabını bilmesi gereken biridir ve yüksek bir ihtimalle biliyordur da..
O "nedense"nin cevabı
şudur:
Irak'a yardım için
başlatılan girişimler kamuoyuna bile yansıyamayacak kadar güdük
kalmıştır, çünkü orada Türk Devleti'nin desteği
yoktu.
Evet, Irak'ta yaşanan insanlık dışı drama devlet
duyarsız kalmayı tercih ederken, Gazze'ye yardım faaliyeti planlı ve
büyük bölgesel politiklara bağlamında sonuç doğuracak şekilde
desteklenmiştir.
Bu, AKP'nin parçası olduğu yeni devlet yapısının yeni
dış politika stratejisidir.
İsrail-ABD eksenindeki çatlaklardan rol çıkararak veya çıkarılmış
rollere taşeronluk yaparak hem Türkiye'ye, hem de Türkiye'yi yöneten
Amerikancı İslamcı ittifaka bölgede avantaj kazandırma
çabasıdır.
Ortada böyle bir "devlet
politikası" olduğu içindir ki Abdurrahman Dilipak gibiler
böyle bol keseden atıp, ucuz ve kolay yoldan kahramanlık peşine
düşebilmektedir. "Filistin
sorunu, Gazze'nin abluka altına alınmasıyla mı başladı ve İHH'nin
gemileri yola çıkmadan önce Filistinliler yardıma muhtaç değil miydi?"
diye sormak da icap eder.
Türkiye'den Filistin'e yönelik yardım
faaliyeti tarih boyunca oldu. Bu faaliyetlerde özellikle son yıllarda
İslami kesime mensup aktivist ve idealist vatandaşlarımızın
daha ön saflarda yer aldıkları da doğrudur. Söylendiği gibi bu bir "sivil toplum inisiyatifi" olduğu
ve öyle kaldığı müddetçe kimin önayak olduğunun da çok önemi yoktur.
İster islami duyarlılıkla, ister dünya vatandaşlığı duygusuyla, ister devlet eliyle yapılmış olsun, Filistin'e uzanan el Türk Milleti'nin elidir. İHH, (İnsani Yardım Vakfı) ve bu örgütün son günlerde
giderek sembollerle donanan, adeta "misyonerleşen"
lideri Bülent Yıldırım'ın da çok iyi bildiği gibi Mavi Marmara
gemisiyle götürülen insani yardım, şimdiye kadar götürülmüş olanların
yanında cüzîdir. Oysa, sanki ilk kez Filistin'e insani yardım
götürülüyormuş ve Mavi Marmara'nın öncülük ettiği filo bir an önce
Gazze kıyılarına ulaşmazsa, Filistinliler toplu halde ölmeye
başlayacakmış gibi bir hava yaratıldı.
İHH'nın Başkanı Bülent Yıldırım, acaba
şimdiye kadar İsrail makamlarına, Filistinlilere ulaştırılmak üzere kaç
gemi dolusu yardım teslim etti?
Bu yolla gönderilmiş yardımların ve İsrail istihbaratıyla neredeyse rutin hale gelen ilişkilerin haddini hesabını bilmiyor mu? Tabii ki biliyor; biliyor ama yine de "ilkmiş gibi"
davranıyor. Neden?
Türk ve Ameriikan Devleti'nin bu ortak operasyonunda İHH'ya görev düştü de ondan... Biz, başkalarının yaptığı gibi "İHH, Hamas ve El-
Kaide ile işbirliği içindedir" falan demiyoruz. Biz,
İHH'nın Türk ve Amerikan
Devleti ile işbirliği içinde olduğunu söylüyoruz. Bu
"işbirliği" kimi zaman yapılan işin doğası gereği bir işbirliğidir;
kimi zaman da Mavi Marmara olayında olduğu gibi devletlerarası
bir operasyonda rol almaktır.
Gazze girişimi ikinci kategoridedir; sivil inisiyatif elbisesi giydirilmiş bir devlet operasyonudur. ABD'nin, kontrolden çıkan İsrail'i, kendi elini ateşe
sokmadan Türkiye'ye dövdürmek istediği kimse için sır değil. Böyle "arkası sağlam"
bir İsrail düşmanlığı tabii ki sahipsiz kalmazdı ve her
"hıyarım var" diyene tuzlukla koşturanlar, ihaleyi yine kimselere
kaptırmadılar.
Böylece hem İslâm aleminin liderliğine soyunulacak, hem içeride tepe taklak gitmeye başlayan kamuoyu desteği yeniden toparlanacak, hem de Türkiye'deki yeni rol dağılımında taşlar biraz daha oturmuş olacaktı. Son cümleyi açmak gerekirse: Mavi Marmara olayıyla
birlikte, Türkiye'deki "liderlik
konumunda" da netleşmeler ortaya çıkabilir.
Şeyhülislamlık'tan peygamberliğe, Atatürk olmaktan Nelson Mandela'lığa kadar yeryüzündeki bütün misyonlara talip olan Tayyip Erdoğan, kendisine sunulmuş olan "İslam alemi liderliğinde" karar kılıp, siyasi liderlik işini "kardeşim" Abdullah Gül'e bırakabilir. Böyle bir rol dağılımına yavaş yavaş iknâ olmaya
başlayabilir.
Ah, bir de kalbinin derinlerindeki "Yoksa bana oyun mu oynuyorlar,
deliğe mi süpürecekler?" şüphesini atabilse....
NOT: İHH yöneticilerine soru: İsrail'in
saldırısında ölenler neden genellikle en yaşlılar ve en gençlerden
oluşuyor? Komandoların indirme yaptığı noktalara neden İHH'nın
tecrübeli elemanları değil de 19 yaşındaki çocuklarla 65 yaşındaki
yaşlılar yerleştirildi? Yaşlılar şehadeti ölümlerin en
onurlusu saydıklarından, gençler de idealistlik oldukları ve
adanmışlığa yatkınlarından dolayı mı? Açık soralım; böyle bir girişimin
amacına ulaşması için şehit mi lazımdı da o insanların ön
saflarda yer almasına göz yumuldu? Örneğin, saldırı anında Bülent
Yıldırım ve gemideki diğer İHH yöneticileri neredeydiler?
|