Fatma Sibel Yüksek25 Ağustos 2007 02:17

Erdoğan'ı Tasfiye Süreci Başladı mı? - Fatma Sibel Yüksek

Gül'ün korkusu, Erdoğan cephesinden gelecek bir 'sabotajdan"...(Bu nedenle protokol kapısından çıkmak zorunda kaldı)

Erdoğan'ı Tasfiye Süreci Başladı mı?

Fatma Sibel Yüksek
Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

  31.07.2007
 
 
 
Abdullah Gül'ü,  ikinci tur oylamanın ardından Meclis'ten ayrılırken gergin bir yüz ifadesi ile görünce, Çankaya'yı hâlâ çantada keklik görmediğini hissettim...Genel kurul salonunu, gelenek olduğu üzere kulis kapısından değil, Meclis başkanlarının kullandığı protokol kapısından terketti.. Mikrofon ve ses kayıt cihazları ile üzerine hücum eden onlarca muhabirin sorularını kendine özgü serinkanlı ve içi boş cevaplarla geçiştirdi. Ne söylediğine dikkat etmeyi gerekli bulmadım, sadece yüz hatlarını inceledim...

Gül gergindi...

Üçüncü tur oylamanın yapılmasına dört gün vardı ve bu dört uzun gecenin 11. Cumhurbaşkanı adayı için bir hayli uykusuz geçeceği anlaşılıyordu..
 
Bir "yol kazasından" mı korkuyordu Sayın aday?

Üç ay önce başına gelene benzer yeni bir 'hukuk darbesi'nden mi?

30 Ağustos resepsiyonu için kendisine "henüz onun durumu belli değil" demiş olan ve "dükkanı tamamen kapatmadık" gibi can sıkıcı bir cümle kuran Sayın Genelkurmay Başkanı'ndan mı?
 
Yine meydanlara dökülmeye hazırlanan 2 milyon kişi mi vardı?
 
28 Ağustos'ta  Çankaya Köşkü'ne çıkması kesinleşmiş gibi görünen Sayın Abdullah Gül'ün yüzüne neyin gölgesi düşmekteydi? 
 
Bu sorunun cevabını vermeye, neden kulis kapısından değil de protokol kapısından çıktığını anlatarak başlayalım....

Protokol kapısından çıktı çünkü, kimlikleri belirlenemeyen  5 AKP'li gizli oylamada Gül'e oy vermemişti...
 
"5 kişinin oy vermemesi neyi değiştirir?" demeyin...
 
Sayısal olarak bir şeyi değiştirmez.. Ancak, bu 5 AKP'linin  kim oldukları, hangi amaçla olumsuz oy kullandıkları ve ne mesaj vermeye çalıştıkları Gül için bugün, bir askeri darbeden bile daha tehlikeli!

Evet, Gül'ün korkusu, ne askerlerden gelecek bir gece yarısı bildirisinden, ne meydanlara dökülecek laiklerden, ne de yeni Sabih Kanadoğlu formüllerinden...

Gül'ün korkusu, Erdoğan cephesinden gelecek bir 'sabotajdan"...

İşte bunun içindir ki, kapalı oylamada 5 AKP'linin kendisine oy vermediği anlaşılınca, Meclis Başkanı Köksal Toptan ile uzunca bir toplantı yaptı..(Bu nedenle protokol kapısından çıkmak zorunda kaldı)

Beş kişinin kim olduğunu ve ne amaçla hareket ettiklerini öğrenmeye çalıştı.Öğrenemeyince kafası daha da karıştı, şüpheleri arttı..

Acaba 'darbe' bu kez 'içeriden' mi geliyordu?

Protokol kapısından çıktığında, bizim dikkatimize yansıyan ruh hali, işte bu ruh haliydi...

Gelelim Erdoğan cephesine...
 
"Gül'ün adaylığına "hazmedemeyen bu ülkeyi terketsin" diyecek kadar  baş koymuş olan Erdoğan, cumhurbaşkanlığı sürecini neden sabote etsin?"

diye sorarsanız,
 
"Siyaseti hiç bilmiyorsunuz" derim...

O cümle, 'sahnedeki politikacının' cümlesi...

Bir de kapalı kapıların ardı var..Bir de insan egosunun karanlık dehlizleri var...
 
Siyasette ebedi kardeşliğin olamayacağı gerçeği var...Havari Yehuda'nın ihanet öpücüğü var...

Erdoğan neden kendisi aday olmadı?

Çünkü, eşinin türbanından tutun, hakkında açılmış davalara kadar pek çok faktörün "gerilim unsuru" olacağını düşündü..
 
Peki, planı neydi?
 
Çankaya'ya 5 yıllığına "düşük profilli" bir adayı çıkarıp, sonra Anayasa'yı Başkanlık modeli doğrultusunda değiştirerek "devlet başkanı" olmak...

Gül'ün cumhurbaşkanı olması halinde bu planını geçerliliği kalıyor mu?

Küresel ilişkileri daha güçlü olan, lisan bilen,  George Clooney'e benzeyen ve tıpkı "Hülya Avşar akıllı kadındır, Sibel Can iyi annedir" gibisinden hakkında "Abdullah Gül devlet adamıdır" klişesi bulunun Sayın 11. Cumhurbaşkanı adayında  hiç 'emanetçi" gözü var mı?
 
Yok..

"Ben 5 yıllığına düşük profile razıyım" duruşu var mı?
 
O da yok...

Erdoğan'ın Gül'e 5 yıl sonra, veya referandumun ardından "Koltuğun sahibi geldi, sen kalk ben oturacağım.." deme şansı var mı?
 
Zinhar yok!

O zaman "E böyle olacaksa, ben kendim niye aday olmadım?" sorusu insanın içini yakmaz mı?
 
Yakar..

İşte bu soru Erdoğan'ın içini yakmaktadır...

O sebepledir ki, onun da yüzünde en az "Abdullah kardeşi "kadar derin bir endişe ve keder vardır...
 
"Devrimiz bitiyor mu?" endişesi...
 
"Bizi deliğe mi süpürüyorlar?" paniklemesi...
 
"Niye kendi elimle Abdullah'ı bir numaralı koltuğa taşıyorum ki?" hayıflanması...
 
Topu askerlere atıp ön kesme çabalarını, Ahmet Hakan'a yazdırılan yazıları, tabana üflenen "Gül aday olursa gerilim doğar, iktidarımız tehlikeye girer" fısıltılarını Gül unuttu mu sanıyorsunuz?

Unutmadı ki,

"Cumhurbaşkanı olduğumda, işadamlarını uçağıma doldurup ülke ülke gezeceğim"

diye demeçler verdi..
 
Yani,

" Artık "1 numara" benim Sayın Başbakan, siz Bakanlar Kurulu'nda kımıl zararlısı kararnamesi ile uğrasın..."
 
Kimin 1 numara, kimin 2 numara olacağı Meclis'teki oylama sırasında şimdiden ortaya çıktı...

Gül'ün genel kurul salonundan çıkmasını bekleyen 50 gazeteci....
 
Oyunu verdikten sonra makamında istirahate çekilen Erdoğan'ın kapısında ise 6 adet muhabir-i sâdıka ile bir adet de "yalanlama müdürü".....
 
Kuyruklu yıldızın ekseni, daha ilk günden kaydı...
 
Yazının sonu:
 
"Cumhuriyetin değerlerine sadık olmayan" bir cumhurbaşkanı adayına karşı olanlar, siyaset sahnesini birer ikişer terketti..Kimisi sandıkta eşekten düşmüşe döndü, kimisi "amuda mı kalkalım?" diye küskünlük serdetti..Seçim sonuçları açıklanır açıklanmaz, yağlı urganı hasır altı edip Abdullah Gül'e koltuk çıkanlar da oldu...Yıllarca "derin devlet" rantı yiyip de "AKP'nin tek başına iktidarı bir devlet planıdır, Kürt ayrılıkçılığını böyle bitireceğiz" diye kendini avutanları da saygıyla anmadan geçmeyelim...
 
Netice, Türkiye cumhuriyeti tarihinin en kritik cumhurbaşkanlığı seçiminde savaş, Erdoğan ile Gül arasında geçiyor...

Umudumuz Erdoğan(!)
 
"Bir Açık İstihbarat yazarından bunu da mı duyacaktık?" diyeceksiniz ama,
 
Ben, Erdoğan'dan yanayım...


www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2007