Abdullah Gül'ü,
ikinci tur oylamanın ardından Meclis'ten
ayrılırken gergin bir yüz ifadesi ile
görünce, Çankaya'yı
hâlâ çantada
keklik görmediğini hissettim...Genel
kurul salonunu, gelenek
olduğu üzere kulis kapısından değil, Meclis başkanlarının
kullandığı
protokol kapısından terketti.. Mikrofon ve ses kayıt
cihazları ile üzerine hücum eden
onlarca muhabirin sorularını kendine özgü serinkanlı
ve içi boş
cevaplarla geçiştirdi. Ne söylediğine dikkat etmeyi
gerekli bulmadım,
sadece yüz hatlarını inceledim...
Gül gergindi...
Üçüncü tur oylamanın yapılmasına
dört gün vardı ve bu dört
uzun gecenin 11. Cumhurbaşkanı adayı için bir hayli uykusuz
geçeceği
anlaşılıyordu..
Bir "yol kazasından" mı
korkuyordu Sayın aday?
Üç
ay önce başına gelene benzer yeni bir 'hukuk darbesi'nden mi?
30
Ağustos resepsiyonu için kendisine "henüz onun durumu
belli değil"
demiş olan ve "dükkanı
tamamen kapatmadık"
gibi can sıkıcı bir cümle kuran Sayın Genelkurmay Başkanı'ndan
mı?
Yine meydanlara
dökülmeye hazırlanan 2 milyon kişi mi vardı?
28 Ağustos'ta
Çankaya
Köşkü'ne çıkması kesinleşmiş gibi
görünen
Sayın Abdullah Gül'ün yüzüne neyin
gölgesi
düşmekteydi?
Bu sorunun cevabını vermeye, neden
kulis kapısından değil de protokol kapısından çıktığını
anlatarak başlayalım....
Protokol kapısından çıktı çünkü,
kimlikleri belirlenemeyen 5 AKP'li gizli oylamada
Gül'e oy vermemişti...
"5
kişinin oy vermemesi neyi değiştirir?" demeyin...
Sayısal olarak bir şeyi değiştirmez..
Ancak, bu 5
AKP'linin kim oldukları, hangi amaçla olumsuz oy
kullandıkları ve ne
mesaj vermeye çalıştıkları Gül için
bugün, bir askeri darbeden bile
daha tehlikeli!
Evet, Gül'ün korkusu, ne askerlerden gelecek bir gece
yarısı
bildirisinden, ne meydanlara dökülecek laiklerden, ne
de yeni Sabih
Kanadoğlu formüllerinden...
Gül'ün korkusu, Erdoğan
cephesinden gelecek bir 'sabotajdan"...
İşte bunun içindir ki, kapalı oylamada 5 AKP'linin kendisine
oy vermediği anlaşılınca, Meclis Başkanı Köksal Toptan ile
uzunca bir
toplantı yaptı..(Bu nedenle protokol kapısından
çıkmak zorunda kaldı)
Beş kişinin kim olduğunu ve ne amaçla
hareket
ettiklerini öğrenmeye
çalıştı.Öğrenemeyince kafası
daha da karıştı, şüpheleri arttı..
Acaba 'darbe' bu kez 'içeriden' mi
geliyordu?
Protokol kapısından çıktığında, bizim dikkatimize yansıyan
ruh hali, işte bu ruh haliydi...
Gelelim Erdoğan cephesine...
"Gül'ün
adaylığına "hazmedemeyen
bu ülkeyi terketsin" diyecek kadar baş
koymuş olan Erdoğan, cumhurbaşkanlığı sürecini neden sabote
etsin?"
diye sorarsanız,
"Siyaseti hiç
bilmiyorsunuz" derim...
O cümle, 'sahnedeki
politikacının' cümlesi...
Bir de kapalı kapıların ardı var..Bir
de insan egosunun karanlık dehlizleri var...
Siyasette ebedi kardeşliğin
olamayacağı gerçeği var...Havari
Yehuda'nın ihanet öpücüğü var...
Erdoğan neden kendisi aday olmadı?
Çünkü, eşinin türbanından
tutun, hakkında açılmış davalara kadar pek çok
faktörün "gerilim
unsuru" olacağını düşündü..
Peki, planı neydi?
Çankaya'ya
5 yıllığına "düşük profilli" bir adayı
çıkarıp, sonra
Anayasa'yı Başkanlık modeli doğrultusunda değiştirerek "devlet başkanı"
olmak...
Gül'ün cumhurbaşkanı olması halinde bu planını
geçerliliği
kalıyor mu?
Küresel ilişkileri daha güçlü
olan, lisan bilen, George
Clooney'e benzeyen ve tıpkı "Hülya Avşar akıllı
kadındır, Sibel Can iyi annedir" gibisinden hakkında "Abdullah
Gül devlet adamıdır" klişesi bulunun Sayın 11.
Cumhurbaşkanı adayında hiç
'emanetçi" gözü var mı?
Yok..
"Ben 5 yıllığına düşük
profile razıyım" duruşu var mı?
O da yok...
Erdoğan'ın Gül'e 5 yıl sonra, veya referandumun ardından "Koltuğun
sahibi geldi, sen kalk ben oturacağım.." deme şansı var mı?
Zinhar yok!
O zaman "E
böyle olacaksa, ben kendim niye aday olmadım?"
sorusu insanın içini yakmaz mı?
Yakar..
İşte bu soru Erdoğan'ın içini yakmaktadır...
O sebepledir ki, onun da yüzünde en az "Abdullah kardeşi "kadar
derin bir endişe ve keder vardır...
"Devrimiz bitiyor mu?"
endişesi...
"Bizi
deliğe mi süpürüyorlar?"
paniklemesi...
"Niye kendi elimle
Abdullah'ı bir numaralı koltuğa taşıyorum ki?" hayıflanması...
Topu askerlere atıp ön kesme
çabalarını, Ahmet
Hakan'a yazdırılan yazıları, tabana üflenen "Gül
aday olursa gerilim doğar, iktidarımız tehlikeye girer"
fısıltılarını Gül unuttu mu sanıyorsunuz?
Unutmadı ki,
"Cumhurbaşkanı olduğumda, işadamlarını uçağıma doldurup
ülke ülke gezeceğim"
diye demeçler verdi..
Yani,
" Artık "1 numara" benim Sayın Başbakan, siz
Bakanlar Kurulu'nda kımıl zararlısı kararnamesi ile uğrasın..."
Kimin 1 numara, kimin 2 numara
olacağı Meclis'teki oylama sırasında şimdiden ortaya çıktı...
Gül'ün genel kurul salonundan çıkmasını
bekleyen 50 gazeteci....
Oyunu verdikten sonra makamında
istirahate çekilen Erdoğan'ın
kapısında ise 6 adet muhabir-i sâdıka ile bir adet de
"yalanlama
müdürü".....
Kuyruklu yıldızın
ekseni, daha ilk günden kaydı...
Yazının sonu:
"Cumhuriyetin değerlerine
sadık olmayan" bir
cumhurbaşkanı adayına karşı olanlar, siyaset sahnesini birer ikişer
terketti..Kimisi sandıkta eşekten düşmüşe
döndü, kimisi "amuda mı kalkalım?"
diye küskünlük serdetti..Seçim
sonuçları açıklanır açıklanmaz,
yağlı urganı hasır altı edip Abdullah Gül'e koltuk
çıkanlar da
oldu...Yıllarca "derin devlet" rantı yiyip de "AKP'nin tek
başına iktidarı bir devlet planıdır, Kürt
ayrılıkçılığını böyle bitireceğiz"
diye kendini avutanları da saygıyla anmadan
geçmeyelim...
Netice, Türkiye
cumhuriyeti
tarihinin en kritik cumhurbaşkanlığı seçiminde savaş,
Erdoğan
ile Gül arasında geçiyor...
Umudumuz Erdoğan(!)
"Bir Açık
İstihbarat yazarından bunu da mı duyacaktık?"
diyeceksiniz ama,
Ben, Erdoğan'dan yanayım...
|