Fatma Sibel Yüksek14 Şubat 2013 20:58

Nefes Alan Paşa; Nefessiz Vatan - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat

"Bunların hiç birisi bizim umurumuzda değil.." Nedir sizin umurunuzda olan? "Babamız nefes alsın yeter!" Nefes alan Paşa, nefes alamayan vatan.. Alın size "Online yaşam mücadelesi"... Bununla bitse iyi...


Nefes Alan Paşa; Nefessiz Vatan

Fatma Sibel Yüksek - Açık İstihbarat

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
 
www.acikistihbarat.com

15.02.2013


"Babamın bir hayali vardı, buradan ailecek elele çıkacağız ve biz bunu yapacağız. Babam iyileştiğinde, buradan aile olarak elele çıkacağız.

Babam nefes alıyor. Bundan daha önemli hiç bir şey yok benim için. Benim için tek önemli şey, babamın nefes alması...Babam nefes alsın yeter"

Ece Saygun, bunca tartışmanın üstüne en son Ahmet Hakan'ın Tarafsız Bölge programında bunları söyledi.

Şunları da ekledi:

"Ne yaşadıysak, herşeyi twitterdan duyurduk. Ben buna online yaşama savaşı diyorum. Abimle birlikte herkese, her yere dosyalar gönderdik, inanılmaz bir emek verdik. Biz babamız için savaşan bir aileyiz. Her aile bunu  yapamaz. Başbakan'ın ziyareti siyasi mi değil mi bilemem. Ben siyasetçi değilim, pazarlama müdürüyüm..."

"Dilerim Başbakan'ın ziyareti vesile olur ve herkes tahliye olur; bundan sonrakilerin serbest kalması için bir vesile olur..."

***

Giderek içinden çıkılmaz bir vehamet kazanan bu konuşmaları, "Babasını çok seven bir genç kızın samimi çırpınışları" olarak algılamaya devam etmek isteyenlere hayatta başarılar dileriz.
Yine de fazla dizi film izlemesinler deriz. Yaprak Dökümü'ndeki Ali Rıza Bey ve ailesi ile Ergin Saygun Bey ve ailesinin birbirinden çok farklılık arzettiğine dikkat çekmek isteriz.

Yazdıklarımızdan rahatsız olan, pembe dizilerinden kopmak istemeyen, "mücadeleye zarar verdiğimizi" (Ece Saygun'un şahsı üzerinden nasıl bir "mücadele" veriliyorsa..) düşünenleri de  bize "üslup"" ayarı vermeyi bırakıp hakikatlerle yüzleşmeye davet ederiz.

Biz burada güzel yazı yarışması yapmıyoruz;  yüreği dayanamayan  okumasın. Siniri bozulanlar varsa, bu işlere biraz ara verip edebiyata yönelsinler, Oscar Wilde filan okusunlar...

Sakın ha Charles Bukowski okumasınlar, narin psikolojilerini örselemesinler..

Sonra, kimin kime "yazarlık" dersi, gazetecilik dersi, "üslûp" dersi verecek durumu var, öyle değil mi?

Dönelim Ece Saygun'un sözlerine...

Dostoyevski'nin "suçu kazıyın, altından insan çıkacaktır" sözünü ödünç alıp "Babasını seven bir general kızını kazıyın, altından suç çıkacaktır"a dönüştürebilir miyiz acaba?

Yukarıdaki sözler sarfedilmeden  önce Ece Saygun kimilerinin savunduğu gibi "Bilinçsiz, apolitik, genç, babasına çok düşkün, acı çekmiş, yıpranmış, yalnız kalmış, kendince bir mücadele vermiş, duygusal, tecrübesiz..." kapsamında ele alınıp olay belki geçiştirilir ve tartışma konusu olduğuyla kalırdı.

Ya da Ergin Saygun'un "Türk Ordusu'na Balyoz" kitabındaki aşağıdaki cümle, Genelkurmay'ın "celladına(ABD-AB)  aşık", kurmay aklının sıradan tezahürlerinden biri olarak algılanabilirdi. 

"AB karşıtı değilim. Devletin 50 senelik politikasına karşı çıkmanın bir alemi ve anlamı yoktur. Hiç bir ülkeyi veya kuruluşu Türkiye karşıtı politikalarından ötürü suçlayamam. Herkes kendi menfaati neyi gerektiriyorsa onu yapmaktadır." (Syf:18)

Ama "masummuş" gibi görünen yukarıdaki sözleri kazıdığımızda, altından "şımarıklığın" çok ötesinde bir tablo çıkıyor.

Ergin Saygun'un ve çocuklarının "suçu", babalarınıve silah arkadaşlarını "darbeci ve terörist" olarak damgalayıp PKK'lı gizli tanıkların ifadesiyle hapse attıran küresel plan taşeronunun kollarına atılmaktan ibaret değilmiş meğer...

"Abimle birlikte herkese, her yere dosyalar gönderdik, inanılmaz bir emek verdik.Biz babamız için savaşan bir aileyiz..."

Kimlere ve nerelere dosya gönderdiler acaba?

Başka hangi namertten medet umdular?

Kimlerin kapısında bekleyip, arkalarına bakarak geri döndüler?

Hangi taşeronun, vatan haininin egosunu şişirdiler?

Başka kimlerden aman dilediler?

Babalarının Türk Ordusu'nu temsil eden bir general olması vasfını kapının arkasına asıp,başka kimlerin eline  hastalığından dolayı acze düşmüş, zavallı bir ihtiyar  fotoğrafı tutuşturmaya kalkıştılar?

Bütün kapılardan geri çevrilip de bir tek Tayyip Bey'in ilgi ve merhametine mazhar kalabildikleri için mi bunca sevindirik oldular?

Böyle kazanılmış bir "özgürlük" özgürlük müdür ki, siz kalkıp "Buradan ailecek el ele çıkacağız, Boğaz'da çay içeceğiz" diyebiliyorsunuz?

Koskoca Paşa'nın "yatmayı bilmek" konusunda bir Sedat Peker kadar, bir Sami Hoştan kadar dirayeti yok muydu?

Haydi onlar "mafyacı" oldukları için yatmaya alışkın diyelim, herkes tarafından unutulmuş bir kadın olan Sevgi Erenerol kadar,

"Deli" olduğu söylenip dalga geçilen Fatma Cengiz kadar dirayeti yok muydu?

"Babam nefes alsın yeter.."

Türk Ordusu'nun itibarı beş paralık olmuş,

Yıllardır Silivri zindanında onurunu çiğnetmeden yatan yüzlerce insan demoralize olmuş,

Türkiye'yi etnik bir federasyona dönüştürmek için son adımları atmaya hazırlanan, bu uğurda Türk ordusunu düzmece davalar ve iftiralarla bitirmiş olan adam, kendi politik hesapları için hastane kapısına dayanmış..

"Bunların hiç birisi bizim umurumuzda değil.."

Nedir sizin umurunuzda olan?

"Babamız nefes alsın yeter!"

Nefes alan Paşa, nefes alamayan vatan..

Alın size "Online yaşam mücadelesi"...

Bununla bitse iyi...

Hani "Mücadelem sürecek" demişti ya Ece hanım, "mücadelesinin" yol haritasını da açıkladı Ahmet Hakan'ın programında, o da şu:

"Dilerim Başbakan'ın ziyareti vesile olur ve herkes tahliye olur; bundan sonrakilerin serbest kalması için bir vesile olur..."

Bize sunduğu "kurtuluş formülü" bu...

Yani, önce hasta olacağız;

Sonra kapı kapı dolaşıp merhamet dileneceğiz;

Başbakan'ın nazar-ı dikkatine celbedebilirsek ne mutlu, gerisini ona bırakacağız..

O yüce şahsın gücü, etkisi ve merhameti "vesile olacak" ve hepimiz kurtulacağız..

Aman twitter'ı boş bırakmayın!

Aman "online yaşam mücadelesinden" kopmayın!

Aman Tayyip Bey'den umudu kesmeyin!

Bu bayan demek ki boşuna demiyor

"Ben siyasetçi değil, pazarlama müdürüyüm"

diye...

Yalnız, bütün bu olanlardan daha trajikomik bir şey var ki, o da bütün bu yalakalığın boşa gitmiş olması..

Biz de çenemizi fazla yormayalım, yorgan gitti kavga bitti çünkü..

Şöyle ki:

Ankara'da uzun bir süredir sessiz ve derinden, "tutuklamasız" giden 28 Şubat soruşturması, Tayyip Bey'in Ergin Bey'i ziyaret etmesiyle birden bire altına odun atılmış soba gibi yeniden harladı..

Bir grup üst düzey subay alelacele tutuklandı..

Oysa, Tayyip Bey'in o meşhur ve meş'um ziyareti, "temiz sayfa" açmak şeklinde yorumlanmak istenmiş, bu uğurda Ergin Saygın Bey ve aileleri ile Tayyip Bey ve destekçileri kendi cenahlarından gelen eleştirileri ayrı ayrı göğüslemek zorunda bile kalmışlardı..

Fakat o ne?!

Yargıda Tayyip Bey'in pek de borusu ötmüyormuş meğer!

Daha doğrusu, sadece Tayyip Bey'in değil başkalarının da borusu ötüyormuş...

Ankara'daki bu tutuklamalar, yoğun bakım odasında paşa eli tutan Başbakan'a "Biz senin gibi düşünmüyoruz" demek değil de nedir?

Tayyip Bey'in vidaları gevşetme politikasıne benimsemeyeler, sonuna kadar gitmek konusunda azimli olanlar var demek ki..

Ne demişti Başbakan, MİT Müsteşarı'nı karakola çekmeye yeltenenlere?

"Alacaksanız beni alın!" demişti..

Var mısınız, Ergin Paşa ile Tayyip Paşa'yı birlikte alsınlar...

Ortaya çıkan bu yeni vaziyet, Ece hanımın Tayyip Bey umudunu yerle yeksân etmez mi?

"Dilerim, ziyareti vesile olur da diğerleri de tahliye olur" diyen Ece hanım, acaba beygiri yanlış direğe mi bağladı?

Biz de umutlanmıştık oysa, "Mücadelem sürecek" dediğinde..

Sonra, Ece hanımın unutmaması gerekir ki babasının "tahliye" kararında, "Sağlık durumunun takip edilmesi, tedavi süreci izlenerek cezanın infazının devamına karar verilmesi.." diye bir hüküm var..

28 Şubat soruşturmasını alevlendirip Tayyip Bey'e meydan okuyanlar, Paşa'yı her an yeniden alabilirler, hiç şakası yok..

Çetin Doğan kaç kez serbest bırakılıp geri tutuklandı, sayısını unuttuk.

O bakımdan Ece hanım, "Dileriz bu ziyaret vesile olur da diğer tutuklular da kurtulur" derken ve bir "pazarlama müdürü" olarak Fatih Hilmiooğlu'nun kardeşi Hayati Hilmioğlu'na akıl verirken iki kez düşünsün...

Anlaşılıyor ki Ergenekon ve Balyoz davaları üzerinde kimsenin tek başına hakimiyeti yok artık.

İktidar içi savaş bizim üzerimizden sürüyor.

Birinin himmetiyle "özgürlüğümüze kavuşmak", diğerinin hiddetiyle yeniden içeri atılmamak anlamına gelmiyor.

Bu kaos böyle giderse, genel aftan medet umanlar bile hayal kırıklığına uğrayabilir.

Böyle bir "iç savaş," AKP'nin "genel affı" eline yüzüne bulaştırmasına neden olabilir çünkü..

Bu vesile ile, konu ile ilgili daha önceki yazılarımız karşısında Ergin Paşa'ya kendini siper eden Hayrullah Mahmud Özgür'e de değinmeden olmaz .

Belirgin bir adresi olmadığı için yazılarını düzenli okuyamıyorum. Okuyabildiklerimi de anlayabildiğimi söyleyemeyeceğim, kendisi kadar zeki olmadığıma saysın.  Bir zihin karmaşası içinde olduğu anlaşılıyor

Mesleğinden koptuktan sonra  büyük bir yalnızlığın içine düşen Hayrullah Mahmud için üzülüyorum. Bu nedenle kendisini fazla hırpalamak istemiyorum ama sırça köşkte oturan birisi başkalarına taş atmamalı öyle değil mi?

Hayrullah Mahmud'un kırılgan ruhunu incitme pahasına "Paşa'sını" üzmeye maalesef devam edeceğiz..

Balyoz davasına konu olan kasetleri Aytaç Yalman'a Tayyip Erdoğan'ın verdiğini neden tutuklanıp hüküm giydikten sonra kamuoyuna açıkladı acaba?

Neden bunca sene bekledi?

AKPnin kendisini Genelkurmay Başkanı yapacağını mı umuyordu?

Bu soruyla başlayabiliriz mesela paşamızı "üzmeye"..

Ya da Ahmet Takan'ın "Fotoğrafa bir de bu açıdan bakın " adlı makalesinde paylaştığı bilgilerin doğruluğunu sorabiliriz..

Gönüllü basın müşavirlerinin, "MİT’in yalanları" diyerek geçiştirebileceği konulara pek benzemiyor bunlar.

Hayrullah Mahmud'a selam ediyorum, esenlikler diliyorum...



Açık İstihbarat @ 2013