Güneydoğuda Yaşananlara Dair "Ulusalcı" Bir Bakış - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Bizim kardeşliğimizi, CIA destekli 12 Eylül faşizmi ve PKK bozdu. Biz, “devletimizin” yanlışları ve suçlarıyla hesaplaşmaya her zaman hazırız. Bakın, milyonlarca Türk, Kenan Evren’in mezarına tükürdü; cenazesine gidip “Hakkımı helal etmiyorum” diye haykırdı. Peki siz aynısını yapabilecek misiniz? Abdullah Öcalan gibi bir katilin suratına tükürebilecek misiniz?
|
Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışına tanıklık etmiş olan Cahit Uçuk’un Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan “Bir imparatorluk Çökerken” adlı anılarını okurken , en büyük felaketlerin yaşandığı devirlerde bile insan psikolojisinin kendi küçük gettosuna çekilip, şu koca dünyanın başka dramlarından uzak olmayı bir mutluluk sebebi saydığını düşündüm. 1911 doğumlu Cahit Uçuk, o devrin az sayıdaki kadın yazarından biri olarak, çöküşün günlük yaşama yansıyışlarına yoğunlaşmış. Siyasi arka plan oldukça sınırlı ancak büyük Balkan göçü, İstanbul’un işgali gibi olayları sıradan bir insanın gözünden acı ve aynı zamanda keyifli, zengin bir dille yazmış. Belki de sırf siyasi etkenleri irdeleyen kitaplardan çok daha etkili bir anı-roman. İmparatorluk bir iskambil kulesi gibi dağılırken, İstanbul’da süpürge tohumundan yapılmış ekmek bile bulunamazken, insanlar aşık olabiliyor, misafirliğe gidiyor, müzikli geceler düzenleyip sigara tüttürebiliyor.. Bu
tavır, duyarsızlık mı, yoksa hayatın gerçeği mi? Gözümüzün önünde (üstelik devletimizin de şehvetli katılımıyla) parçalanan Suriye’nin çocukları, her gün küçük bedenleriyle üçer beşer kıyılarımıza vuruyor. Köşe başlarında avuç açan göçmenler, her gün evimize ağır bir vicdan sınavı ile dönmemize neden oluyor... Güneydoğu kan ağlıyor. Cesedi evinin önünde altı gün bekleyen kadın, on yaşındaki kız çocuğunun buzdolabına konulan ölüsü, kapısının önünde vurulmuş yatan kadının kanlı terlikleri.. Ve
şehitler, şehitler, şehitler.. Bunlar ruhlarımızda açılmış çok ağır yaralardır... Ama
biz ne yapıyoruz? Peki,
böyle yaşamamanın alternatifi ne? Alternatif maalesef yok! Ama belki de şunu yapabiliriz: Doğruyu yanlıştan ayırma yetimizi ortaya koyup ortak bir vicdan yaratabiliriz.. Ama bunu yaparken, birinci kural
samimiyet olmalı.
Bunca yıldır Kürt ve Türk kanı döken ölüm makinaları susturulacaksa, bunun taraflarının kim olduğuna bakılmamalı.. “Devlet içindeki çeteler
yıllarca bu kandan beslendi
ama PKK beslenmedi” “Bu kadar kirli
bir savaşın içinde yoğrulmuş devlet, karşımıza birer suçlu olarak ama
PKK, ‘insanlık değerleriyle yüklü bir
özgürlük savaşçısı olarak’ çıktı” “Çözüm süreci” dediğiniz büyük aldatmacada AKP ile birlikte bunu yaptınız. Devleti ve orduyu suçlu ilan ederken, teröristleri kutsadınız. Bakın, sonuç ne oldu? Bütün
uydurma davalar çöktü, devletin
içindeki ihanet adacıklarının dimdik ayakta durduğu ortaya çıktı. “Çözüm
süreci”, yüz yıllık
doğu sorununun en çok kan dökülen,
terörün en fazla azdığı ve devletin en vahşileştiği, İsviçre
bankalarındaki
gizli hesapların en fazla kabardığı dönemlerden biri olarak tarihe
geçti.
Şimdi
oturup “Biz nerede hata yaptık?”
sorusunu kendinize soracağınıza, ezberlerinize sarılıp devleti,
ulusalcıları,
“faşist” dediğiniz Türk milliyetçilerini, Atatürkçüleri, askerleri vs.
suçluyorsunuz. Oysa o suçladıklarınız, Mustafa Kemal’in çizdiği vatandaşlık tanımı çerçevesinde, eşit ve barış içinde bir arada yaşamaktan başka neyi savunmuşlardı? Bunun dışındaki bütün yolların çıkmaz sokak olduğunu anlamak için tutuklanma sırasının Can Dündar’lara, siyasi linç sırasının Bülent Arınç’lara, Selahattin Demirtaş’lara, işten atılma sırasının Gülay Göktürk’lere gelmesi mi gerekiyordu? Pek
sıkı fıkıydınız? Bazı Kürtçülerin ve liberalciklerin olup bitenlerden hiç ders çıkarmadığı anlaşılıyor. Gezi olaylarında sokağa dökülen bizler, güneydoğuda bunca kan akarken neden sessiz kalıyor muşuz? Bir kere Gezi ile şu an
güneydoğuda
yaşananların birbiriyle en ufak ilişkisi yok. Ayrıca neye ses çıkarmalıyız? Karşımızda “Evet, PKK’nın kanlı bir terör örgütü olduğunu anladık” diyen mi var ki? Aksine,
şehit kanı döken katilleri, paça
sıkışınca “masum sivil” ilan edip dağa sağ salim göndermek isteyenler
var. Şu soruların cevabını verdiniz mi ki bu ülkenini namuslu çoğunluğundan destek istiyorsunuz:
Örneğin,
“yaralı sivillerin
ölmesine göz
yumuluyor” dediğiniz o bodrumlara sıkışanlar tam olarak
kimdir? Ambulanslara kim ve neden ateş açıyor? Yok sivil değil de güvenlik güçleriyle çatışmaya giren PKK militanları, sizin deyiminizle “gerilla” iseler, sivilleri salıverip kendileri neden çatışmaya devam etmiyor veya teslim olmayı kabul etmiyorlar? Hani onlara “asker” muamelesi yapıp savaş hukuku uygulamalıydık? Bizim askerlerimiz mübarek üniformaları içinde şehit olurken, bu nasıl “ asker olmak” ki, masum sivilleri kendine kalkan yapıp aralarına gizleniliyor? Kadın etekliği giyinerek hendekler kazılıyor? Neymiş?
Orada
“insan” ölüyormuş.. Yine on iki yıl işbirliği yaptığınız AKP’ye dua edin ki, size hâlâ kıyak geçebiliyor. Bu çağrıları örneğin “demokrasinin beşiği” İngiltere’de yapsanız, teröre destek suçundan derhal tutuklanırdınız.. Bayanlar
ve beyler, son günlerin moda
deyimiyle, gelin “aklımızla alay etmeyin”. Sizin
istediğiniz gibi bölücü ifadelerle
konuşacak olursak, bu
ülkenin çoğunluğunu oluşturan Türkler’e, terör ve
uyuşturucu şebekesi PKK’yı “masum muhatap” olarak kabul ettiremezsiniz.
Olmadı. Doğu Perinçek eğer yaşlılıktan ve Silivri’de fazladan yatmaktan saçmalamıyorsa, Tayyip Erdoğan “hatalarını anladı ve milli devletten yana saf mı tuttu”, yoksa her kılığa girebilen şeytani bünye kendine yeni bir elbise mi buldu bilemeyiz ama Olmadı. “O zaman kan dökmeye devam ederiz” mi diyorsunuz? Siz bilirsiniz... Yüz yıldır olduğu gibi yine zararlı çıkarsınız.. Siz minik liberaller ve yüreği pıt pıt atan aydıncıklar, siz de bize ezberlenmiş romantizmlerle gelmeyin. Siz önce “Yetmez ama evet”in hesabını verin. Atatürkçüler, ulusalcılar binbir iftira altında cezaevlerinde yatarken, AKP ile siz fındık kırıyordunuz.. Demagojileriniz biter bitmez “Peki çözümün ne?” sorusunu patlattığınızı duyar gibiyiz.. Çözüm, 93 yıl önce bulundu ve halen geçerlidir: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı altında eşit ve kardeşçe yaşamak. Bu toprakların Türk yurdu olduğunu ve öyle kalacağını kabul etmek.. Kabul edemiyorsanız, bölgenin diğer coğrafyalarında yaşayan Kürtler ile Türkiye Cumhuriyeti’nin bayrağı altında yaşayan Kürtlerin durumunu karşılaştırın ve tercihinizi ona göre yapın. Bizim kardeşliğimizi, CIA destekli 12 Eylül faşizmi ve PKK bozdu. Biz, “devletimizin” yanlışları ve suçlarıyla hesaplaşmaya her zaman hazırız. Bakın, milyonlarca Türk, Kenan Evren’in mezarına tükürdü; cenazesine gidip “Hakkımı helal etmiyorum” diye haykırdı. Peki
siz aynısını yapabilecek misiniz?
PKK’nın da tıpkı 12 Eylül çetesi ve devletin içine çöreklenmiş faşist cuntalar gibi CIA ve MOSSAD destekli kanlı bir terör ve uyuşturucu örgütü olduğunu kabul edecek misiniz? Çözümün PKK’yı sırtınızdan atmak olduğunu görebilecek misiniz? Göremez
ve kabul edemez iseniz bu
bataklıkta çırpınmaya devam edersiniz...
|
|||