Mir Dengir’i Arayan Müfettiş-Fatma Sibel Yüksek
Basın toplantısını izleyen meslektaşlarımız kendisine “Size telefon ederek vicdan azabı çektiğini söyleyen müfettiş, emekli mi yoksa halen görevde mi?” sorusunu yöneltmediler.. Bu soru çok önemliydi; çünkü İkisi arasında fark var. Eğer halen görevdeyse, o müfettiş bir devlet memuru olarak canının istediği siyasetçiyi arayıp “Vicdan azabı içindeyim” falan diyemez. Bunu ancak amirlerinin bilgisi dahilinde yapabilir. Fırat’ı amirlerinin bilgisi dahilinde aradıysa, bu kez de müfettişe “talimat” verilmiş olabileceği ihtimali akla gelir…Fırat’ın müfettiş kendisini arar aramaz, yani belgeleri görmeden basının karşısına geçmesi de çok enteresan.. Ya bu müfettiş “CHP’liyse” ve kendisine bir tuzak kuruluyorsa?
Kısacası Dengir Bey diyor ki, “Ben söyleyeyim siz inanın, gerisini de merak etmeyin”.
İknâ edemediniz beyefendi, zorla mı?
Zorla anasını satayım!
Yakında “Dengir Mir’in anlattıklarına iknâ olmayanlar” da Ergenekon kapsamında tutuklanırsa şaşırmayalım.
“Nedir suçunuz?”
“Dengir’in anlattıklarını anlamamak, anladıklarıma iknâ olamamak..”
İşin gücün yoksa yat bir sene F Tipi’nde…
“Kemal Kılıçdaroğlu adlı şahsın Sayın Dengir Mir Mehmet Fırat hakkında ortaya attığı iftiralar karşısında, Meclis’te düzenlenen basın toplantısında, Sayın Fırat, CHP’nin “iktidar partisini halkın gözünde küçük düşürme hücresine” mensup olduğuna dair kuvvetli emareler bulunan Kemal Kılıçdaroğlu adlı şahsın iddialarını bir bir çürütmesine rağmen, şüphelinin ikna olmadığı; 234567 numaralı tapede eşi ile yaptığı konuşmada, “bana doğru söylemiyor gibi geldi” dediği, eşinin de “Evet, ince ince terlemesinden belli” şeklinde karşılık verdiği…Şüphelinin bilgisayarında yapılan incelemede Ergenekon terör örgütüne ait Hürriyet adlı gazetenin internet sitesinde yapılan ankette “Kemal Kılıçdaroğlu’nu daha iknâ edici buldum” şeklinde oy kullandığının belirlendiği…”
Bu kadar ağır iddialar normalda bir insanın vücut kimyasını bozar. Şaban Dişli’nin bile bakışlarına bir ürkeklik geldi; saçı sakalı bir gecede uzadı jilet gibi adamın.
Dengir Bey’in “krokodil” izlenimi veren yüzünde çizgi kımıldamadığı gibi, o iğrenç “karısı gaz kaçıran adam” fıkrasını anlatma takatini bile kendinde buldu.İkna olmak zorunda olduğumuzu düşünüyor demek ki. “Amaaan! Olan olur… olmayanı da Ergenekon’dan içeri atarız!” rahatlığı var…
Tam “Bayrama giriyoruz, bu konu da bu vesileyle kapanır gider” diyorduk ki, Ekrem, Mustafa ve Ergun’un gazeteleri tarafındani “galip” ilan edilmek Fırat’ın kendisini bile inandıramamış olmalı, kırk sekiz saat sonra bu kez “spor bir şıklık içerisinde’ karşımıza çıktı..
Beyefendi, Menas şirketinde hayali ihracat yapıldığına dair Kılıçdaroğlu’nun ortaya attığı belgeye oracıkta cevap verememişti. “Takdir edersiniz ki her faaliyeti hatırlamam mümkün değil, sonradan araştırdım” diyor. Takdir ederiz tabii. İnsan, çok sayıda “ihracat” yaparsa hepsini hatırlayamaz. Hatta, hangisi ‘hayaliydi’ hangisi değildi onu bile karıştırır. İhracat şirketi nasıl kurulur, yönetim kurulundan nasıl ve ne zaman ayrılınır, ihracat yapmanın incelikleri gibi konularda vatandaşların yüzde 90’ının anlamadığı bir araba şey anlattı yine. Kılıçdaroğlu ve bazı gazeteciler için “Zavallılar!” dedi. Meclis’teki karşılaşmada kabul ettiği Danıştay ve kırmızı hat belgelerini bu kez reddetti. Hayali ihracatın soruşturmasının Hazine tarafından değil gümrük tarafından yapıldığını, aynı konuyla ilgili olarak Gümrük Müsteşalığı’nca bir inceleme yapıldığını, kendisinin bu belgeye ulaştığını söyledi. Bir ara yine fıkra anlatmaya yeltendi, ancak vazgeçti ve bu kez “Sülün Osman “ kıssası ile yetinmemizi lütfetti.
Ve basın toplantısının en dramatik ânı…Meclis’teki tartışmayı televizyondan izleyen bir müfettiş dayanamayıp kendisini aramış ve demiş ki, “Tartışmayı izlerken vicdan azabı çektim. Teftiş raporunu bizzat hazırlayan benim. Bu dosyada herhangi bir hayali ihracata rastlanmamıştır…”
Müfettiş, konuyla ilgili bilgileri bayramdan sonra kendisine ulaştıracak, Dengir Bey de bunları bizlerle ancak o zaman paylaşabilecekmiş. “O zaman bayram sonrasını bekleseydiniz Beyefendi ” denilebilir ama herhalde Fırat, konunun kamuoyunun gündeminden düşeceğini, aradaki süreyi susarak geçiştirmenin kendisine puan kaybettireceğini düşündü.
Basın toplantısını izleyen meslektaşlarımız kendisine “Size telefon ederek vicdan azabı çektiğini söyleyen müfettiş, emekli mi yoksa halen görevde mi?” sorusunu yöneltmediler..
Bu soru çok önemliydi; çünkü İkisi arasında fark var. Eğer halen görevdeyse, o müfettiş bir devlet memuru olarak canının istediği siyasetçiyi arayıp “Vicdan azabı içindeyim” falan diyemez. Bunu ancak amirlerinin bilgisi dahilinde yapabilir. Fırat’ı amirlerinin bilgisi dahilinde aradıysa, bu kez de müfettişe “talimat” verilmiş olabileceği ihtimali akla gelir…
Fırat’ın müfettiş kendisini arar aramaz, yani belgeleri görmeden basının karşısına geçmesi de çok enteresan.. Ya bu müfettiş “CHP’liyse” ve kendisine bir tuzak kuruluyorsa? İnsanın görmediği belgelerin varlığını peşinen kabul etmesi, üstelik kamuoyuna “Ben görmeden iknâ oldum, siz de öyle yapın” şeklinde etki etmeye kalkışması için henüz göremediği o belgelerden veya “tanımadığı” o müfettişten çok emin olması gerekir..
Fırat gibi bir siyaset kurdu, böyle bir riski göze almaz..
Alıyorsa, vardır bir bildiği…