Behiç Kılıç'ın Büyük Ayıbı- Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
Geç bunları Behiç Bey... Sorun tam da bu zaten..."Milliyetçi", "Atatürkçü", "memleket sevdalısı" iş adamlarına, gazete patronlarına, askerlerine, yargıçlarına baskı yapıyorlar, onlar da baskıya boyun eğip yazarlarını, teğmenlerini, davalarını teslim ediyorlar... Memleket durup dururken mi bu hale geldi? İçimizi acıtan, "yalancı şahitleri" aramızdan bulabilmeleridir...
Bursa Kent gazetesinde yaşananlar önce Melih Aşık'ın kaleminden, daha sonra da Kemal Kılıçdaroğlu'nun grup konuşmasıyla gündeme taşınınca olay birden bire "ulusal" bir boyut kazandı.
Oysa yerel basında gazeteciler öyle büyük baskılar altında, öyle düşük ücretlerle ve öyle sosyal haklardan yoksun bir şekilde çalıştırılıyorlar ki keşke işin bu boyutları da bir gün olsun ulusal gündemi ilgilendirebilse.
Bursa Kent gazetesinden nasıl ayrılmak zorunda kaldığımızı "Bursa Kent Gazetesi Okuyucularına Zorunlu Açıklama" adlı yazımızda anlatmıştık.
Anlaşılan bu yazı büyük rahatsızlık yaratmış.
Önceki yazıda da değindiğimiz gibi iktidardan baskı görünce gazeteciyi işten atmak zorunda kalan patronlar, olay ortaya çıkınca kendilerine baskı yapanlara gösteremedikleri diklenmeyi, işten attıkları gazetecilere ve onların durumunu gündeme getirenlere göstermeye kalkışıyorlar.
Bu durumda, iktidar baskısıyla işinden olan meslektaşlarımızın yapması gereken tek bir şey var: Kol kırılır yen içinde zihniyetini reddedip başlarına gelenleyri kamuoyu ile paylaşmak. Örneğin bu anlamda Emin Çölaşan üstüne düşeni yapıp olup biteni yazdığı kitapla kamuoyuna havale ederken, Bekir Coşkun Habertürk'te yaşananlar konusunda susmayı tercih etti.
Bence Bekir Coşkun'un kamuoyuna bir açıklama borcu vardır. Olanlar bizim kişisel meselemiz değil çünkü, susarsak Türkiye'yi karanlığa sürükleyenlerin ekmeğine yağ sürmüş oluruz.
Birileri baskıcı iktidarların ayıplarını örtmeye kendilerini mecbur hissedebilirler ama biz buna mecbur değiliz.
Hem korkunun ecele de faydası yok. Susanlara sıra tek tek geliyor, daha da gelecek...
Bursa Kent gazetesinde yaşananlar, tamamen ilk yazımızda anlatılan gibidir. Eksiği var, fazlası yoktur. Bunun böyle olduğunu herkes biliyor. İktidar çevrelerinin baskısına uğradığını bana söyleyen de bizzat gazete patronu Eyüp Kutlucan'ın kendisidir. Bu konuşma aramızda 20 Ekim Perşembe günü saat 11.00'de gerçekleşmiştir.
Bize, iktidar çevrelerinin baskısı altında olduklarını, yazılarımda biraz da "AK Parti'yi övüp övemeyeceğimi" sormuşlar, biz de Kemal Kılıçdaroğlu'nun söylediği gibi kalemimizi satmayıp, bu çirkin teklifi reddetmişizdir...
Olan budur.Bu konuyu daha fazla uzatmanın, aksini ispat etmeye çalışmanın, işin cılkını çıkarmanın alemi yoktur. Hakikatin ve doğruyu söyleyen insanların her alanda nasıl kolay feda edildiğini ülkenin geldiği hale bakarak anlayabilirsiniz.
Artık vicdanlara, tarihin ve Türk Milleti'nin hükmüne havale olmuş bu konuyu uzatmak niyetinde değildim. Söyleyeceğimi söyledim. Kemal Kılıçdaroğlu'nun ve Melih Aşık'ın kamuoyuna verdikleri bilgi de, benim BeşN BirK programında anlattıklarım ve Açık İstihbarat'ta yazdıklarım da satırı satırına doğrudur. Çarpıtmaya, üste çıkmaya çalışanlara hem bu dünyada, hem öte dünyada hakettikleri cevabı veririm.
Bu satırlardan sonra hayatımın en acı yazılarından birini yazacağım...
Zorda kalan patronun gazeteci feda etmesini anladık da, olaya hiç de vakıf olmadığı halde, üstelik kendisi de aynı baskılar sonucu işinden olmuş bir "gazetecinin" meslektaşını harcamasına ne demeli?
Behiç Kılıç'ın Yeniçağ gazetesindeki 04.11.2010 tarihli ve "Ey Kılıçdaroğlu Allah'tan Kork" başlıklı yazısını okuyunca bu ülkenin insan yapısına dair bütün umudumu kaybettim. Düşündüm ki, bizdeki karakter bu şekilde oldukça, ülkenin de, gazetecilik mesleğinin de başına gelen az bile...
Behiç Kılıç'ın yazısını okuyalım:
"CHP’nin grubunda “Salı konuşmasını” yapıyordu, o sözlerini duyunca ağzımdan gayriihtiyari bu başlığa koyduğum sözler dökülüverdi..
Bursa’da yayımlanan Kent gazetesinin sahibi Eyüp Kutlucan’ı, gıyabında infaz ediyordu..
Anlatacağım...
Ama öncesinde başka bir noktadan hareketle, CHP sıkletinin ahali üzerinde yayılmaya başlayanyeni tepkisinden bir örnek sunayım.. Okuyucumuzdur, yurtsever bir Cumhuriyet-Atatürk sevdalısıdır.. CHP’ye oy verir.. Telefondaydı ve beli ki şekeri tepesindeydi!.. “-Artiz Berhan n’apıyooo!” Diye “isyan” ediyordu!.. “Hayrola?!” diye sorduk.. “-Hayrolası mı var?.. Tayyip’e baksınlar da siyaseti öğrensinler!! AKP Hürriyet’in önüne üç bin kişi yığdı.. Bizim CHP İl Başkanı elli kişi toplayıp Sabah’ı protesto edemedi!..”
Soluklanmadan saydırıyor..! “Sabah senin genel başkanını dansöz etti, gıkın çıkmadı yuh yani!..” Kılıçdaroğlu’nun “dansöz görüntüsü ile çizilmesine” isyan ediyor ve işte o kendine has soruyu soruyor..
“Artiz, ne yapıyor!!?”
Uzatmayayım, Kılıçdaroğlu ahalinin halini anlamak için, halkın arasına birinci elden nüfuz edip nabız almak zorundadır.. Liderin etrafını dolduranların dolgu malzemesi ile kılıç oynatılırsa, Tayyip, adamı cin çarpmışa çevirir!..
Üstelik de, kılıcı yanlış oynatırsan kendi kelleni kesersin!.. Böyle de oluyor..! Grup konuşmasında, sözünü ettiğim nokta şudur.. Bursa Kent gazetesinin yazarının işten ayrılmasını şöyle anlatıyor.. “Gazeteciyi, yöneticiler aramış. ’Patron sizin yazılarınız yüzünden AKP’li belediyelerden ihale alamaz hale geldi’demişler ve işine son vermişler..”
Deestuur!..
Ben Kent gazetesinin sahibi Eyüp Kutlucan’ı tanırım.. Yüreği vatan sevgisi ile dolu yiğit bir delikanlıdır.. Atatürk ilkelerine sonuna kadar bağlı, milliyetçi bir kimliktir.. İş adamıdır.. Ak Parti ile işi olmaz, olmamıştır.. Ak Parti’nin hem belediyeleri hem de öteki parti ekabiri kendisine alabildiğine zarar verirler.. Örneğin sahibi olduğu araziler yeşil alan sayılır, imara açılmaz v.s..v.s.. Bıkmadan, zarar ede ede Kent gazetesini çıkarır.. Muhalif yayın olarak çıkarır..
Benim sert yazılarım bile bu gazetede yer alır.. Bu medya muhasarası altında, milliyetçilerin cumhuriyete gönülden bağlı olanların, Atatürkçü tavrın adeta oksijen çadırıdır “Bursa Kent” gazetesi.. Bursalıların da büyük ilgisini görür, Bursa’da ve ilçelerinde çok satan gazetedir..
Eyüp Kutlucan’ı aradım, Kılıçdaroğlu’nun söylediklerinin doğru olup olmadığını sordum.. Yani kendisi “AKP’den ihale alamadığı için yazarların işine son mu veriyordu” öğrenmek istedim.. Cevabı kısa ve net oldu; “Gazete sahibi değilken birçok resmi kurumun ihalesine giriyordum ve şartlarını yerine getirdiklerimi de alıyordum. Kent Gazetesi’ni satın aldıktan sonra ise hiçbir resmi kurumun ihalesine talip olmadım...” Gerekçesini de şöyle açıkladı.. “Ben meslek etiğine çok önem veririm. Madem ki gazete sahibi oldum. O zaman hakkım olduğu halde ihalelere girmiyorum...” Durum şudur..
Kılıçdaroğlu, Tayyip’e muhalefet yapacağım diye kendi kalesine gol atıyor farkında bile değil!.. Kürsüye çıkıp “Bu iktidar basını susturuyor, kimse konuşamıyor!..” diye sallıyor..
Bu konuşmaları,Yeniçağ’ı ayırmadan yapıp Yeniçağ’a, bizlere saygısızlık etmesini acemiliğine veriyorduk.. Kent gazetesini toptan yerle bir ediyor!.. Hem de kendi siyasetine taraf bir gazeteyi.. Konuşmadan, merak edip bir göz atsaydın gazeteye muhterem!..
Bursa vekilinle rekabet edersen bihaber olursun elbet!.."
........
Önce Behiç Kılıç'ın Bursa Kent gazetesindeki macerasını anlatalım:
Benim de çok sevip saydığım ve bir dönem birlikte çalıştığımız Behiç Kılıç, benden yaklaşık bir yıl kadar sınra Bursa Kent gazetesinde köşe yazıları yazmaya başladı. Gazete yöneticileri de tanıktır ki ben bu katılıma yürekten sevindim, hatta "meslek büyüğüm" olması mucibince köşesinin benim üzerimde durması gerektiği konusunda ısrarcı oldum.
Behiç Kılıç'ın yazarlık çizgisi biliniyor. O da bizim gibi AKP iktidarına muhalif yazılar yazan bir kalem.
Kılıç'ın Bursa Kent gazetesindeki köşe yazıları 31.05 2009 tarihinde aniden son buldu. Yaşadığı sağlık sorunlarını da bildiğimden belki hassas bir durum söz konusudur diye kendisini arayıp soramadım. Ancak, Kent gazetesindeki arkadaşlardan öğrendiğime göre Behiç Bey'in yazıları "ağır hamaset" bakımından, özellikle Tayyip Erdoğan'dan sürekli "Tayyip" diye söz etmesinden dolayı patron tarafından beğenilmiyordu. Kendisinden artık yazmaması istenmişti...
Yani Behiç Kılıç'ın muhalif yazılarının dozu aşırı bulunduğundan, 03.12.2009 tarihi itibarıyla gazete ile ilişkisi kesilmişti. (Bu durum, gazetenin internet baskısındaki yazı arşivinde de belgelidir).
Üzüldük, kendimizi daha bir yalnız hissettik...
Derken, tam 7 ay sonra, yani 01.07.2010 tarihinde Behiç Bey, Kent gazetesinde yeniden yazmaya başladı.
Gidişine üzülmüştük, gelişine de sevindik; hatta gelişinden duyduğumuz sevinci köşemize taşıyıp kendisine "hoş geldin"dedik. İsminin bizim ismimizin üzerinde durması gerektiğini gazete yöneticilerine bir kez daha hatırlattık..
"Ne oluyor?" sorusu da kafamızı kurcaladığından, ayrıntıları bilebilecek kişilere sorduk...
Behiç Bey, geri dönmeyi kendisi talep etmişti.Olayın bu kısmınına ilişkin detayları hepimizin başına gelebilecek "insani durumlar" içerdiği için yazmıyorum.
Ancak Behiç Kılıç'ın ikinci dönüşü de uzun sürmedi..
16.09.2010 tarihi itibarıyla yazılarına yine ara verildi...
Gerekçe, artık yavaş yavaş bize de söylenmeye başlanan "Patron rahatsız, üzerinde baskı var, Bursa AKP'lilerin ağırlıkta olduğu bir şehir" şeklindeki "gerekçelerdi"..
Yani Behiç Kılıç'ın yazılarına, Bursa Kent gazetesinin patronu Eyüp Kutlucan tarafından tam iki kez son verilmişti.
Derken sıra bize geldi, olanları biliyorsunuz...
Her şeyin bir açıklaması var da; Behiç Kılıç'ın kendisine yapılanlara rağmen, meslektaşını patron adına yalanlamaya kalkışmasının açıklaması yok.
Eyüp Kutlucan, hayatında gördüğü en "delikanlı", en milliyetçi adammış da, "Atatürk ilkelerine sonuna kadar bağlı milliyetçi bir kimlikmiş" de..AK Parti ile (Dikkat edin "AKP ile" değil) işi olmamışmış, olmazmış da....
Geç bunları Behiç Bey...
Eyüp Kutlucan'ın Basın Müşaviri İbrahim Bey bile daha namuslu bir yazı yazdı; yazılarına iki kez son verilmiş bir "gazeteci" olarak bu ne aşırılıktır böyle?
Hem, Eyüp Kutlucan'ın "milliyetçi","Atatürkçü", "memleket sevdalısı" bir adam olmadığını söyleyen mi var?
Sorun tam da bu zaten..."Milliyetçi", "Atatürkçü", "memleket sevdalısı" iş adamlarına, gazete patronlarına, askerlere, yargıçlara baskı yapıyorlar, onlar da baskıya boyun eğip yazarlarını, teğmenlerini, davalarını teslim ediyorlar...
Sıra kendilerine gelince de başlarını vuracak duvar bulamıyorlar...
Memleket durup dururken mi bu hale geldi?
İçimizi acıtan, "yalancı şahitleri" aramızdan bulabilmeleridir...
......
Behiç Bey, Behiç Ağabey, Sayın Kılıç, değerli meslek büyüğüm...
Haydi böyle bir yazıyı samimiyetle yazdığına inanmış olayım. Olayı bilecek konumda değilsin ama durum senin cephenden öyle görünmüş olabilir, duygusal anına denk geldi diyelim...
Peki, beraber çalışırken bizden sıkı sıkıya istediğin o "taraflara söz hakkı verme" kuralına ne oldu?
Eyüp Kutlucan'a bu derece güzelleme dizmek ihtiyacı duymuş olabilirsin de usulen de olsa, "Öte yandan meslektaşımız da şöyle diyor" şeklinde bir cümlecik olsun eklemek yok mu?
Adımızı bile anmaktan imtina etmişsin.
Kemal Kılıçdaroğlu'nu "Bursa milletvekili ile konuşmadan yargı oluşturmakla" suçluyorsun ama kendin meslektaşınla konuşmadan patron aklamaya girişiyorsun...
En hazini de "Benim sert yazılarım bile bu gazetede yer alır.." diyerek kendini referans göstermen...
Senin "sert yazıların" o gazetede yer almıyor ki Behiç Ağabey...
Belki farkında değilsin ama yazılarına tam iki kez son verildi!
Bu olay patronun başını ağrıtınca sana 16 gün sonra alelecele yeni bir yazı yazdırılması, "Bakın gördüğünüz gibi biz muhalif yazar barındırıyoruz" diyebilmek içindir. Bu gazetenin okuyucuları, bu ülkenin okur-yazarları bunu anlamayacaklar mı?
Çok yazık...
Olmadı, yakışmadı...
Keşke ömür boyu işsiz kalsaydım da "koskoca" Behiç Kılıç'ın bu hallere düştüğünü görmeseydim...