Açık İstihbarat'ta önceki gün, "Emin Çölaşan'ın İpini Genelkurmay Çekti" başlıklı bir yazı yayınlandı...
İddia o kadar büyük ve yazıya başlık veriş o kadar kendinden emindi ki; ister istemez yazının içinde somut deliller bulunduğunu düşündük..
Çünkü ben, Başbakanlığı izlerken tanık olduğum olaylardan da biliyorum ki, Emin Çölaşan'ın ipini AKP hükümeti çekmiştir..
Önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi, yazarın işten atılması için Aydın Doğan ile pazarlıklar yapılmıştır..
Açık İstihbarat'ta yayınlanan yazıyı görünce, bu bilgilerimizin farklı delillerle çürütüleceğini düşünerek sonuna kadar okuduk..
Ama heyhat!
Adını ilk kez duyduğum ve "Amerika'dan" yazdığı anlaşılan bu arkadaş, iddiasını kanıtlayacak hiç bir bilgiye yer veremediği gibi, yazının bütününde amacın Emin Çölaşan ve Bekir Coşkun gibi cumhuriyet ve Atatürk değerlerini ödünsüz savunan iki gazeteciyi karalamak; bunu yaparken de 'darbeciler' retoriği altında Genelkurmay'a iftira atmak olduğunu anlıyoruz...
"Medya organı" veya "internet sitesi" adı altında, cemaatin kirli dolarlarının gücüyle Cumhuriyet'a Atlantik ötesinden karşı psikolojik harp yürüten "Pensilvanya gazeteciliğinin " tipik bir örneği ile karşı karşıyayız yani...
Emin Çölaşan, içinde yetiştiğimiz "Ankara gazeteciliğinin" en onurlu örneklerinden birisidir.
Cumhuriyet'e ve Atatürk ilkelerine inanan kitlelerin sesi olmuş bir yazardır.
Cevdet Aksal adlı, mesleğinin ve geçmişinin ne olduğunu bilmediğimiz kişinin yazısında yer alan iddialar tamamen iftiradan ibarettir. Bu iddiaları tek tek çürütebiliriz ama, o kötü yazıya bir değer atfetmek istemiyoruz..
On iki yıllık gazetecilik hayatımda Emin Çölaşan'ı yakından izledim, söz konusu çirkin iddialarla bir ilgisinin olabileceğini düşünemem. Aynı düşüncelerim Bekir Coşkun için de geçerlidir..
Tekrar ediyorum ve bilgiye dayalı söylüyorum ki, Emin Abi'nin gazetesinden ve okuyucularından koparılması tamamen AKP iktidarının marifetidir...Aydın Doğan, baskıya boyun eğmiştir.
Aynı şeyleri defalarca yaşamış bir gazeteci olarak da biliyorum bunları..
Yöntem hep aynı.. Herşey olup bittikten sonra,
"Aaa! Bizim hiç alakamız yok..İşten mi çıkardılar seni?"
diye sahte bir şaşkınlık gösterirler. O da yetmez, "besleme" yazarlarına, yalaka internet sitelerine "AKP'nin bu işle ilgisi yok; başınıza taş düşse hükümetten bileceksiniz" diye yazılar yazdırırlar..Mağdur edilen gazeteciye iftiralar attırmak da cabası...
Bunların hepsini biliyor ve anlıyoruz da...
Anlayamadığımız, Açık İstihbarat'ın böyle şaibeli bir kaynaktan ortaya atılan çirkin iddiaları neden sütunlarına taşıdığı?
Bu yakışıksız yazının Açık İstihbarat'ta yayınlanmasının şöyle bir zararı da olmuştur bence; onu da anlatmaya çalışayım:
Bizler; bu sitede gazeteci, aydın, stratejist, analist vs. kimliklerimizle siyaseti, kurumları, devleti "ulusalcı-millici" bir bakış açısıyla izliyor ve yorumluyoruz.
Mustafa Kemal'in emaneti olan Milli Devlet'in dış desteklerle zaafa düşürüldüğü böyle bir ortamda, eleştirilerimizden hiç bir siyasi yapı ve kurumu da muaf tutmuyoruz . Bu bağlamda, Genelkurmay da yeri geldiğinde eleştirilerimizden nasibini alıyor..
Ancak, benim TSK'yı eleştirme saikim ile "Nasname" adlı Kürtçü, bölücü, emperyalist destekli bir internet sitesinin saiki aynı olamaz.
Ben orduyu eleştiririm, onlar iftira atar.
Ben Türk ordusuna sadece kırılırım, onlar kin güderler..
Ben Genelkurmay'a sitem ederim, onlar Türk askerinin başına çuval geçirenlere alkış tutarlar...
Benim TSK'ya bazı noktalarda "gönül kırgınlığım" olabilir ama 'tarihsel bir düşmanlığım" asla olamaz...
Netice:
Açık İstihbarat, bir düşünce platformudur ve yayın politikası sitenin sorumluluları tarafından belirlenir.
Biz yazarlar olarak kendi düşüncelerimizi yazarız. Yayın çizgisine müdahale etmek gibi bir hakkımız olamaz; ayrıca bu çizgiyi benimsediğimiz için burada yazmaktayız.
Eğer fikirlerimiz ve aktardığımız bilgiler, sitenin bir konudaki yaklaşımını yansıtıyorsa, editörler genellikle yazının üstüne bir not düşüp ilgili yazılara da atıfta bulunurlar.
Değilse, 'kendi şahsi fikirlerimiz' olarak arşive geçer..
Ama madem ki Açık İstihbarat, "Nasname" adlı bölücü bir yayın organını "kaynak alacak" değerde bulmuş, biz de en az Cevdet Aksal adlı arkadaşın sahip olduğu "fikir özgürlüğüne" sahip olduğumuzu düşünür ve eleştiri hakkımızı kullanırız...
"Emin Çölaşan'ı Genelkurmay İşten Attırdı" başlıklı dezenformasyon ürününün Açık İstihbarat'ta hiç bir açıklayıcı not düşülmeden yayınlanması hoş olmamıştır...
Aynı şey, daha önce Hudson Enstitüsü tartışmaları sırasında da yaşanmış, Açık İstihbarat Vakit'ten "Hasan Karakaya" adlı kişinin "değerli fikirlerini" sütunlarına taşıyıp okuyucuları ile paylaşmıştı..
Sanki benim "Hudson olayınının iç yüzünü" Vakit'ten öğrenmeye ihtiyacım varmış gibi..
Bakalım, "Nasname" adlı internet sitesi, Açık İstihbarat'ın editörleri kadar "demokrat" davranıp bizim itirazlarımıza da yer verecekler mi?
Hoş, kendi adıma sitelerine adımı bile geçirmelerine razı değilim...
Aslında bugün, AK Parti yanlısı basının 1997 yılından beri geçirdiği transformasyonu anlatan bir yazı yazacaktım ama, sitemizin editörleri sağolsunlar, "engin demokratlıkları" sayesinde bir yazımızın boşa gitmesine neden oldular(!)
Bir sonraki yazıya artık....
(Açık İstihbarat'tan Yazarına ve Okurlarına : Sevgili Fatma Sibel Yüksek ve okurlarımız eleştirilerinde haklıdır. Bu yazıya yer verilmesinin hata olduğunu düşünenler; Açık İstihbarat'a yıllık bir hata kotası tanıyıp, o kotadan bir düşsünler. Açık İstihbarat'ın arasıra yazıları arasına
"aykırı" parçalar atmasının uzun vadeli gerekçeleri olabileceğini görenler ise; sihirbazın seyircilerin hepsinin sahneyi izlediğinden emin olduktan sonra son numarasını yaptığını unutmasınlar. O son sahneyi yaşayana dek; sizler haklı, bizler mahçup konumda kalacağız. Saygılar.)
|