Edelman Ne Söylüyor?-Fatma Sibel Yüksek
Açık İstihbarat’ın notu: Bu yazı, 2004 yılında görev başında olan kuvvet komutanlarının Ergenekon soruşturmaları kapsamında ifade vermeye çağrılmalarından önce yayımlanmıştır.) Peki, “her şeyi bilen adam” olarak Hilmi Özkök, neden “darbeyi bilip de yasal işlem yapmamaktan” dolayı hiç kovuşturmaya uğramamış? “Darbe hazırlıklarını” neden ve nasıl “kendine has yöntemlerle” ört bas etmiş? Bu komutanlar emekli oluyor ve taa ki Ergenekon soruşturmalarıyla ilişkilendirilene kadar kendilerine kimse dokunmuyor.. Ortada bir darbe suçu varsa, komutanlar hakkında soruşturma başlatmak için neden 4 yıl boyunca susuldu ve Ergenekon davalarının belli bir aşamaya gelmesi beklendi? İnsanın aklına, “Acaba Hilmi Özkök, bu darbe hazırlıkları meselesini, iki yıl sonra yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri için AKP nezdinde siyasi bir koz olarak kullanmış olabilir mi?” sorusu bile gelmez mi?
Türkiye'de ABD'nin nabzını tutabilen sadece iki gazeteci var.
Biri Taraf gazetesi genel yayın yönetmeni yardımcısı Yasemin Çongar, diğeri Milliyet gazetesi yazarı Aslı Aydıntaşbaş.
“ABD’nin nabzını tutabilen” derken, tabii ki “ABD’nin yansıtmak istediği nabzı” kastediyoruz. ABD kimseye öyle kendi istemediği nabızları tutturmaz. Tutulmasını istediği “nabzı” gösterir, ancak orayı tutabilirsiniz…
Aslı Aydıntaşbaş, bu çerçevede önemli bir gazetecilik icra etti ve ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Eric Edelman ile Washington’da görüştü.
Aydıntaşbaş’ın Edelman ile yaptığı röportaj, devlet içinde yaşanan akıl almaz karmaşadan dolayı adeta zihin erozyonuna uğramış olan Ankara’ya, şu durgun bayram gününde deyim yerindeyse bomba gibi düştü. Çünkü Edelman, Ergenekon davaları zincirinin en önemli halkası olan “darbe girişimi” iddiaları hakkında (yönlendirmeli beyanları ayıklayarak okuyacak olursak) oldukça önemli bilgiler vermekteydi.
Edelman bilindiği gibi 2003-2005 yılları arasında Ankara’da görev yaptı. ABD’nin Ankara’ya atadığı büyükelçiler arasında kuşkusuz en tartışmalı isimlerden biriydi.
Geçmişi hakkında internette dolaşan bilgiler etkili oldu, daha önce görev yaptığı ülkelerde yaşananlar etkili oldu; velhâsıl Büyükelçi ile Ankara’nın yıldızı bir türlü barışmadı. Ne hükümetle, ne askeri cenahla iyi ilişkiler kuramadı.
Edelman’a herkes bir tür güvensizlik duydu. Bu durumu gören ABD yönetimi de aslında çok başarılı bir istihbaratçı-diplomat olan bu elçisini 2 yıl içinde geri çekip yerine Ross Wilson’u atadı.
Edelman’ın görev süresi, Sarıkız ve Ayışığı adlı iki darbe girişiminin hazırlandığı söylenen yıllara rastlıyor. Edelman, aradan 5 yıl geçtikten sonra Aslı Aydıntaşbaş’a AKP Hükümeti’nin kendisini “TSK içinde bir darbe hazırlandığı” yönünde uyardığını söylüyor.
Edelman o zaman kendisine başvuran AKP’lilere ABD’nin elinde böyle bir istihbarat bulunmadığını söyledikten sonra, “Kaldı ki böyle bir girişim olsa bile biz destek vermeyiz, seçilmiş bir hükümetin darbe yoluyla alaşağı edilmesine karşı çıkarız” deyip yüreklerine su serpmiş. Edelman, TSK’dan kimsenin de kendisine bu konuyu getirmediğini belirterek, “Gelselerdi, ABD’nin seçilmiş hükümetlerin devrilmesi için anayasa dışı yollara başvurulmasına karşı olduğunu söylerdim” diyor.
Maşallah emekli büyükelçi, sanki ABD’nin “anayasa dışı yollarla hükümet devirmek” konusunda çok temiz bir sicili varmış gibi konuşmuş…
AKP de bu gerçeği bildiğinden, Büyükelçi’nin lafıyla kendini güvencede hissetmemiş olacak ki, yine Edelman’ın söylediğine göre birkaç kez “darbe hazırlığı var” diyerek Amerikan Büyükelçliğî’nin kapısına dayanmış.
Bu önemli röportajı yazarın Milliyet gazetesindeki sütununda okuyabilirsiniz, biz gelelim sorulara:
-Bir kere Edelman’ın AKP’lilere “Bizde böyle bir istihbarat yok” demesine inanalım mı? Ordu içinde bir değil hem de iki adet darbe planı olacak ve ABD’nin bundan haberi olmayacak öyle mi? Eğer ABD’nin haberi yoksa, böyle bir hazırlık gerçekten yok demektir; haberi var da “Bizde böyle bir bilgi yok” diyorsa, AKP’lileri oyalayıp göndermişler demektir…
-AKP’nin zırtp pırt Amerikan Büyükleçiliği’nin kapısını çalarak “darbe ihbarında” bulunması, “Bir darbe hazırlığı var ve biz sizin bu işle irtibatlı olduğunuzu biliyoruz” anlamına mı geliyor, yoksa “bir darbe hazırlığı var, aman bizi koruyup kollayın” demek mi oluyor? AKP’nin tiyniyetine baktığımızda ikinci olasılığın daha güçlü olduğunu görüyoruz.
-Edelman, “2004 kışı ve 2005 baharında AK Parti liderliğine yakın isimler birkaç defa darbe olabileceği kaygısını iletti. Ancak kaygının ötesinde ne olduğuna dair somut bir veri ya da kanıt yoktu” derken, iki ayrı darbe hazırlığının bütün detayları, Nokta dergisinin 29 Mart-4 Nisan 2007 tarihli sayısında, (yani AKP’lilerin Edelman’a gitmelelerinden tam 2 yıl sonra) nasıl yayımlanabildi? Tekrar sormak lazım, ABD bu kadar detaylı iki plandan gerçekten habersiz olabilir mi? Eğer öyleyse, vay Amerikan istihbaratının haline! Eğer haberlilerse ve AKP’lilere yalan söylemişlerse de Ergenekon davalarının bütün background’u bizzat planlayıcıları tarafından yavaş yavaş ortaya dökülüyor demektir. Yani, Özden Örnek’in meşhur günlükleri birilerinin elinde hazır durmaktaydı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni tasfiye noktasına getiren sürecin başlangıçı olarak da 2007 yılında ortaya çıkarıldı.
-Bizler, var olduğu iddia edilen bu iki darbe girişiminin, “demokrasi aşığı komutan”, dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök tarafından “çevreye rahatsızlık vermeden” TSK içinde uhuletle ve suhuletle bertaraf edildiğini, Paşa’nın Ergenekon savcılarına İzmir’de köfte-ekmek yiyerek verdiği ifadeden biliyoruz. Aydıntaşbaş, Edelman’dan bu konuda edindiği izlenimi, “Anladığım kadarıyla, Amerikalılar Ankara’da birçok kişi gibi o dönem binbaşı ve albaylar seviyesinde rahatsızlık ve bazı çalışmalar olduğu dedikodularını duymuş; ancak gerçekten komuta kademesinin içinde olduğu bir plan olduğuna ihtimal vermemiş. Genelkurmay Başkanı Özkök’ün liderliğine güvenmişler” sözleriyle aktarıyor.
Aydıntaşbaş ayrıca, “ABD’li yetkililerle sohbetlerine” dayanarak ABD’nin de, AKP’nin de dönemin Genelkurmay Başkanı Özkök’ün “ordudaki kontrol gücüne güvendikleri için” sorunu kendisine havcale edip kenara çekildiklerini söylüyor. Bu durumda insanın aklına, “Acaba Hilmi Özkök, bu darbe hazırlıkları meselesini, iki yıl sonra yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri için AKP nezdinde siyasi bir koz olarak kullanmış olabilir mi?” sorusu geliyor.
Edelman’ın verdiği ipuçları çok ama çok önemli.
Sorulara devam edelim..
ABD’nin hiç haberdar olmadığını söylediği, Türk Hükümeti’nin duyumlardan rahatsız olup Amerikan Büyükelçiliği’ne sığınmaktan başka çare bulamadığı bu iki darbeyi hazırlamakla birinci derecede suçlananlar, dönemin Jandarma Komutanı Şener Eruygur ile 1. Ordu Komutanı Hurşit Tolon. Her iki emekli general de halen Ergenekon davası sanığı. Sağlığını büyük ölçüde kaybetmiş olan ve bu nedenle mahkemelere gelemeyen Şener Eruygur’un savunma yapabileceği şüpheli.
Dolayısıyla, darbe iddiaları konusunda en doyurucu açıklamaları, ikinci Ergenekon davasının 2 numaralı sanığı Hurşit Tolon’un yapması bekleniyor. İşin garip tarafı, Özden Örnek’in günlüklerinde darbe hazırlıklarının en önemli aktörlerinden ikisi gibi görünen dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman ile Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına’nın ne ifadelerine başvuruldu, ne sanık, ne de tanık yapıldılar. Kezâ, günlüklerin sahibi Özden Örnek de öyle…Darbe hazırlıklarının savcılar tarafından dosyadan “tefrik edilmesine” rağmen, “tefrikle” ilgili atılması gereken hiçbir hukuki adımın atılmadığını da biliyoruz. Yani, ne soruşturma sürdürülüyor, ne de takipsizlik kararı veriliyor. O tefrik dosyası Araf’ta öylece durup duruyor..Bugün yaşadığımız siyasi çalkantının bütün kaynağı olarak gösterilen iki darbe hazırlığı kala kala Hurşit Tolon ile Şener Eruygur’a kaldı. Peki Edelman’ın bu iki komutan ve adı darbe söylentilerine karışan diğer kuvvet komutanları ile ilgili olarak nasıl bir bilgi veriyor?
Aydıntaşbaş bu konuda, “Büyükelçinin anlattıklarından en çarpıcı olanı, darbe planladığı iddia edilen kuvvet komutanlarının kendisiyle birebir görüşmekten kaçınması, Amerikan elçiliğindeki davetlere gelmemesi ve hatta bazı durumlarda ABD elçisinin özel randevu talebini geri çevirmesi” diyor ve sorulması gereken soruyu da kendisi soruyor:
“Bu durum şaşırtıcı çünkü gerçekten darbe girişiminde olan bir grubun ilk yapmak isteyeceği şey, Washington’la sağlam bir ilişki kurmaya çalışmak olmaz mı?”
Edelman’ın yanıtı şöyle:
“2004’te komutanlardan gelen bu ilgisizliği 4 Temmuz Süleymaniye Çuval Skandalı’ndan kalma bir tavır olarak yorumladık. Ancak yeni bilgiler ışığında bu durumu kuvvet komutanlarının Genelkurmay Başkanı Özkök’ten çekinmesine; darbeyi engellemek isteyen Genelkurmay Başkanı ve İkinci Başkan Org. İlker Başbuğ’un karargâh dışı temaslar konusunda sıkı bir disiplin kurmasına bağladık”
Yani Büyükelçi, elinde istihbarat olmadığını söylediği darbe girişimi hakkında bu yorumu yapıyor. Sonuçta bütün kapılar Hilmi Özkök’ün kimselere “çaktırmadan” darbe ört bas etme konusundaki üstün yeteneklerine ve bu yeteneğe duyulan güvene çıkıyor. ABD’nin bir ordu komutanına bu kadar güvenmesi, “Nasıl olsa o halleder” deyip, istihbarat toplama zahmetine bile girişmemesi çok enteresan doğrusu..Peki, “her şeyi bilen adam” olarak Hilmi Özkök, neden “darbeyi bilip de yasal işlem yapmamaktan” dolayı hiç kovuşturmaya uğramamış? Yasalar, böyle bir durumda sorumlular hakkında soruşturma açılmasını emrederken, Özkök olayı neden ve nasıl “kendine has yöntemlerle” ört bas ediyor? Darbe suçuna karışmış olan üst düzey subaylar, neden hiçbir şey olmamış gibi görev sürelerini tamamlıyor ve YAŞ tarafından en üst rütbelerle emekli ediliyorlar? İlhami Erdil misali rütbelerinin sökülmesi gerekmez miydi? Bu komutanlar emekli oluyor ve taa ki Ergenekon soruşturmalarıyla ilişkilendirilene kadar kendilerine kimse dokunmuyor.. Ortada bir darbe suçu varsa, komutanlar hakkında soruşturma başlatmak için neden 4 yıl boyunca susuldu ve Ergenekon davalarının belli bir aşamaya gelmesi beklendi?
Sorulması gereken bir diğer soru da şu:
ABD Büyükelçiliğ’nin davetlerine icabet etmeyecek kadar Amerikan karşıtı olan bu “darbeciler” Türkiye’de hiç bir askeri darbenin NATO’nun ve Amerika’nın ilgisi, bilgisi ve desteği olmadan yapılamayacağını bilmeyecek kadar saf insanlar mı? Bu tarz anti- Amerikan darbelerin sadece Latin Amerika’da olabileceğini bilmiyorlar mı? Hem ABD’ye karşı bu kadar menfi hislere sahip olup hem de ordunun üst kademesi eliyle darbe yapabileceklerine nasıl inanıyorlar, akıllarını peynir ekmekle mi yediler?
Aydıntaşbaş, ABD Elçiliği’nin görüşme taleplerini geri çeviren “bazı kuvvet komutanlarının” yurtdışı gezilerinde ısrarla ‘Amerikalılarla temas kurma’ girişiminde bulunduklarını da yazmış ama bu eksik bilgilendirmede o kuvvet komutanlarının kimler olduğu ve ne gibi girişimlerde bulundukları bilgisi yok. Dolayısıyla, yazının bu satırını, “ABD’nin destek vermeyeceği bir darbenin başarılı olamayacağını nasıl bilmezler?” sorusunu etkisiz kılmak için araya ‘profesyonelce’ sıkıştırılmış bir satır olarak değerlendirmek durumundayız.
Velhâsıl, Edelman’a açılamalarından dolayı Türk kamuoyu olarak teşekkür borçluyuz. Amacı bunu yapmak mıydı bilmiyoruz ama söyledikleri, içinden geçtiğimiz karanlık koridoru bir parça olsun aydınlatmadı değil.
Devamını bekliyoruz...
.