Fatma Sibel Yüksek11 Nisan 2010 19:24
Kadim Vicdan Susarsa - Fatma Sibel Yüksek
Bu sözler, ikinci Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından emekli Albay Hasan Attila Uğur'a ait. 9 Nisan 2010 tarihli duruşmada böyle konuştu... 19 aydır tutuklu bulunan gazeteci Tuncay Özkan ile Mahkeme Başkanı Köksal Şengün arasında da şu diyalog geçti:
|
"Ben bütün
hayatı terörle mücadelede geçmiş sıradan bir jandarma subayıyım. 21
aydır tutukluyum. Hakkımdaki bütün gizli tanık ifadelerini çürüttüm.
Kütahya alay komutanı olduğumu söyleyen gizli tanık
bile vardı; hayatımda Kütahya'da görev yapmadım.Bütün bu iftiraların
tersinin kanıtlanması sizlere bir şey ifade etmiyor mu?
Bütün bu yalanların delillerle ortaya çıkarılması sizin vicdanınızda ne anlama geliyor? Hangi sorunuza cevap veremedim? Bu adama niçin bu kadar iftira atıyorlar diye hiç düşündüğünüz olmuyor mu? Terör örgütünün yayın organlarında ölmüş anama küfrediyorlar. Beni bu kör kuyuya atanlar, İmralı'daki teröristin intikamını alıyor; bunu göremiyor musunuz?" Bu sözler, ikinci Ergenekon davasının tutuklu
sanıklarından emekli Albay Hasan Attila Uğur'a
ait.
9 Nisan 2010 tarihli duruşmada böyle konuştu...
19 aydır tutuklu bulunan gazeteci Tuncay
Özkan ile Mahkeme Başkanı Köksal Şengün
arasında da şu diyalog geçti:
"Şengün- Sesinizi yükseltmeyin, sizi
duyuyoruz.
Özkan- Ben duymadığınız
kanaatindeyim.
Şengün- Yanlış
kanattasiniz...
Özkan-Yanlış kanaatteysem düzeltin o zaman..
Beni 22 aydır neden tutuyorsunuz? Hukuken söyleyecek hiç bir şeyim
kalmadı. Bundan sonraki duruşmalarda ne anlatacağımı bilmiyorum. Artık
kurduğum partinin tarım politikasını anlatacağım sizlere. Bir hafta
tarım, bir hafta sağlık..."
Mustafa Balbay:
"Tutuklandığımda
9 aylık olan oğlum, şimdi 2 yaşında. Beni burada görmesini istemiyorum
ama bazen özlemine dayanamayıp getirtiyorum. Aramızdaki cam
bölmeyi pencere zannedip elleriyle camı açacağı bir yer arıyor.
Oğlum böyle yapınca o kadar hasretle beklediğim görüş günü
benim için ızdırap oluyor, bir an önce bitmesi için dua
ediyorum. Bunları dramatik bir durum yaratmak için
anlatmıyorum, ancak bu dava böyle de bir sosyal dram yaratmıştır. Bunu
görmenizi bekliyorum"
Balbay, tutuklular olarak kendi aralarında "Umut
Borsası" (UBOR) adlı bir sanal şirket kurduklarını, her gün
tahliye toto oynadıklarını da anlattı. Tahliye olanların özgürlüğe
kavuşmaktan neredeyse utandıklları için sevinemediklerini söyleyen
Balbay, "Tahliye olan
sevinemiyor; çünkü içeride kalanların hüznü çöküyor üstlerine, onların
yerine biz seviniyoruz"
dedi...
Bir de adı sanı bilinmeyenler, avukatı bile
olmayanlar, hayatında hiç hakim karşısına çıkmadığı ve topluluk
karşısında konuşma deneyimi olmadığı için susanlar var.
Sıradan, yoksul insanlar.. Aileleri 20 aydır bir kez bile ziyaretlerine gelememiş. Neden tutuklandıklarını bilmiyorlar, söyleyecek sözleri yok.Böyle giderse, sanıklıktan tanıklığa geçen Ümit Sayın gibi bilemedikleri bir suçu işlemiş olabileceklerine kendilerini inandırmaya başlayacaklar... Tutuklanma şokunun ilk bir haftası "avukatım
itiraz etti, serbest bırakılabilirim" umuduyla geçiyor.
Bu umut söndüğünde sıra "İlk duruşmada çıkarım"a geliyor. Sonra, "Bu hafta salıverilenler arasında olabilirim" başlıyor. Bu şekilde aylar, yıllar geçiyor... Yapılan savunmalar önce hukuki ifadeler taşıyor, sonra siyasi içerikli ve öfkeli bir hâl alıyor. Son aşamada hakimlerin vicdanlarına seslenmeler başlıyor. Tıpkı
kanserin safhaları gibi...
Bütün umutlar tükenince suskunluk başlıyor. İlk
zamanlar her duruşmada söz alıp konuşurken şimdi tamamen susan insanlar
var.
Kafeste olduğunu kabullanemeyen bir kuşun, kendini
günlerce parmaklıklara çarpması, sonra yorgun düşüp hayata küsmesi
gibi..
Salona bakıyorsunuz..
Umut bitmiş, inanç bitmiş, insanlık bitmiş...
Hepsinden önemlisi, hukuk bitmiş...
İnsanlığın,
Allah'la şirk koşmaya yetkili kıldığı tek mevki olan;
suçlu ile suçsuzu ayıran, kimini sonsuz izdırabın kaynağı cehenneme,
kimini sonsuz mutluluğun kaynağı cennete gönderebilen hakimlik mesleği yenilmiş,
susmuş...
Binlerce
yıllık o kadim vicdan susmuş...
Siz, sanığın etkili savunması karşısında yere bakan
hakimleri eski Türk filmlerinde gördünüz değil mi?
Hatta o hakim Hulusi Kentmen ise bir de mendil çıkarıp ağlardı. Böyle tanıdık biz Türk hakimini. Sert ama bir o kadar da babacan. Mangal gibi yürek, mangal gibi vicdan... Yolunuz bir gün Silivri'ye düşerse gidip görün..
Artık hakimler yere bakmıyorlar; mendil
çıkarıp ağlayan hiç yok.
Sadece boş bakışlarla bakıyorlar..Sanıklar konuşuyor, onlar susuyorlar. Biz mahkemede hakimler soru sorar, sanıklar susma hakkın kullanır sanırdık; burada sanıklar soru soruyor hakim ve savcılar susma hakkını kullanıyorlar. Dini ve manevi değerleri savunduklarını
söyleyen bir takım çarpık adamlar bir boşluk anında iktidara geldiler,
"Ensest ve çocuklarla seks meşrudur, cinsel özgürlük hakkıdır" diyen
cehennemlik sapıklarla elele verdiler ve işte bunlar oldu.
Gelinen nokta böyle; herkes gurur duysun...
Biliyorum, burada anlattıklarım yazar, gazeteci,
aydın, politikacı, hukukçu vs. kılığında dolaşan kimi sapkınlara daha
sadist hazlar yaşatacak. "Eee, çeksinler cezalarını, yaşın
yanında kuru da yanar" diye pis pis sırıtacaklar.
"Biz neymişiz yahu!" diyerek zevkten kıvranacaklar. "Bütün kurumların, bütün kavramların, bütün insanlık değerlerinin nasıl da içini boşalttık" diye sevinç çığlıkları atacaklar. Bu felaketin adına "değişim" diyecekler, "dönüşüm" diyecekler, "demokrasi" diyecekler.Televizyonlarda birbirlerini ağırlayıp ahlâksız bir şımarıklıkla konuşacaklar da konuşacaklar... Ama unutmasınlar, hiç bir bataklık yoktur ki kendini
yaratanı da yutmasın..
Ve yoldan çıkmış, sapkınlığı seçmiş
bir kavim yoktur ki Allah'ın gazabına
uğramasın.
Unutmasınlar;hakim susarsa, o kadim vicdan susarsa,
her şey susar. Herkesin ve her şeyin sonu gelir..
|