Fatma Sibel Yüksek26 Mart 2007 16:03

Diktatörlük Hedefleyenler için Klavuz - Fatma Sibel Yüksek

"İktidar olduk ama muktedir olamadık" ağlaşmaları bitti.. AK Parti, devletin gücünü kendi siyasi amaçları için devreye sokmayı öğrendi.. Ve daha önemlisi , "devletin gücünü" siyasi rakiplerini sindirme aracına dönüştürmeyi de öğrendi ki; diktatörleşmeyi de göze alan en büyük kendine güven ve cüret burada yatmaktadır..

Diktatörlük Hedefleyenler için Klavuz

Fatma Sibel Yüksek
Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

  26.03.2007
   

AK Parti büyük oynuyor...
Büyük oynayınca kazanmaya mecbursunuz...
Eğer kaybederseniz, sonunuz felaket olur...
Büyük oynamak, adı üstünde "büyük" bir oyundur". Büyük oynayanın her türlü uzlaşmayı dışlaması, kaybetme ihtimallerine karşılık çeşitli manevra planları yapmaması, rakiplerine yaşama şansı tanımaması, hedefine ne pahasına olursa olsun ulaşmayı başarması gerekir...
"Belki derin devlettendir" diye şube müdürlerinin önünde ceket ilikleyen, stajyer muhabirlerin telefonuna bile büyük bir heyecanla çıkan AKP, artık "iktidar" olduğunun bilincine vardı..
Gerçi, biraz geç oldu; bu "bilinç" beş yıllık tek başına iktidar ömrünün dörtbuçukuncu senesinde gerçekleşti ama, olsun!
"İktidar olduk ama muktedir olamadık" ağlaşmaları bitti..
AK Parti, devletin gücünü kendi siyasi amaçları için devreye sokmayı öğrendi..
Ve daha önemlisi , "devletin gücünü" siyasi rakiplerini sindirme aracına dönüştürmeyi de öğrendi ki; diktatörleşmeyi de göze alan en büyük kendine güven ve cüret burada yatmaktadır..

AK Parti ne yapıyor?
AK Parti, bütün kartlarını açtı. Üniter devlete, eskiden olduğu gibi ürkekçe değil, açıkça karşı çıkılıyor.."Federasyon" fikri açık açık savunuluyor..
Cumhuriyet'in bütün kurumlarını dönüştürme kararlılığı bileniyor.

"Tek başına iktidarın" ilk yıllarının acemilik ve gereksiz cesaretsizlikle geçirildiğine hayıflanılıyor. "Daha radikal davranmalıydık" özeleştirileri yapılıyor.

Cumhurbaşkanı Sezer'den bu derece nefret edilmesinin sebebi,
"devletin yeniden yapılandırılmasını" hedefleyen "temel yasalara" geçit vermemesi...
Başka ne yapıyor AK Parti?

Basının gerçekleri yazma ihtimalinin üstüne "vergi müfettişleri" marifetiyle gidiyor. "Gık"ını çıkaranın kapısına Maliye müfettişleri dayanıyor.

Anlaşılan kimsenin de "devlete karşı yükümlülükler" manasında geçmişi temiz değil ki seslerini kesiveriyorlar..
"Vergi mükellefi" olmayan gazetecilerin kapısına bile "tirişkadan" bir sebeple polis gönderiliyor. Maksat, ürkütmek.."Aman bir şey çıkarırlar, ben en iyisi susayım.." korkusu yaratmak...
Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığına karşı çıkan sivil toplum kuruluşlarına bile İçişleri müfettişleri gönderiliyor..

TESEV'in burnundan kıl alan yok da, ADD'nin genel merkezi"denetim yapıyoruz" adı altında talan ediliyor..
Sorarsanız, hepsi rutin!

AK Parti gözü kararttı...

İnsan gözü bu derece karartınca, sonuna kadar gitmelidir.
"Sonuna kadar gitmek" ne?
Sonuna kadar gitmek şu:
BİR:

4 Kasım 2007'de kurulacak sandıktan en az yüzde 45 oyla tek başınıza çıkacaksınız. Öyle "DYP ile koalisyon" formülleri falan sizi kurtarmaz. Bırakın koalisyonu, Meclis'e üçüncü bir partinin bile girmesi, parlamentoda adım atamamanız demektir. Hele dördüncü parti, tam bir felakettir.. Onun için, sandık kurullarını satın mı alıyorsunuz, gecekondulara keş para mı dağıtıyorsunuz ;ne yaparsanız yapın, aman yüzde 45'in altına düşmeyin!
İKİ:

Yüzde 45'le iktidara gelmekle sorun bitmiyor. Hemen, "yargı reformunu" dayayıp, Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın karikatüristere açtığı 'hakaret" davalarına ceza yağdırmayan yargıçları temizlemeniz lazım...

Anayasa'da acilen yapılacak değişikliklerle de yüksek yargının tepesini uçurmalısınız. Yüksek yargı mensuplarının "iktidar partisi tarafından atanacağı" hükmünü anayasaya mutlaka koydurun!

Bu değişiklik geçmişe de yürüsün ki, mevcutları istifa ettirebilesiniz!
ÜÇ:

Cumhurbaşkanlığını zaten aldınız diye varsaydığımız için, "veto" sorununu aşmış bulunuyorsunuz. Ama, Anayasa Mahkemesi'ni yukarıda söylediğimiz yöntemle mutlaka halletmelisiniz..
DÖRT:

Basını kafaya takmayın. Medya patronlarına nasıl ayar verileceğini öğrendiniz. Zira medya için yeni stratejiler üretmeye hiç gerek yok; çünkü onlar gelene ağam, gidene paşam demeyi en tutarlı yayın politikası saydıklarından; bağlılık bildirmek için kapınıza yığılacaklardır..Bir-iki tane kontrol dışı unsur çıkarsa, gözü Putin kadar karartırsınız olur biter..

(Suça teşvik suçu işlemeyelim diye açıkça yazmadık ama, anladınız siz onu!)

VE BEŞ:

İşte "zurnanın zırt dediği yer" burası. Arkanıza silahlı kuvvetleri almadan diktatörlük miktatörlük yapamazsınız.

"Yaparım" derseniz "Züğürt Ağa" konumuna düşersiniz; millet de size nazik yeriyle güler..

Ordunun desteği olmadan diktatörlük yapıldığı nerede görülmüş?

Onun için, ilk Yüksek Askeri Şura'da fırtına gibi esmeli, taş üstünde taş, omuz

üstünde baş bırakmamalısınız...

"Kodumu oturtmayan"
ne kadar subay varsa terfi ettirmeli, "kodumu oturtanları" derhal ve süratle emekliliğin huzurlu kollarına atmalısınız..

Bu arada, Harp okullarına giriş kurallarını da yeniden düzenlemelisiniz ki, ileride "genç subay sıkıntısı" çekilmesin...

ALTINCI VE SON ŞART DA ŞU:

Ayrılıkçı Kürtlere ne istiyorlarsa verin!

Verin kurtulun! Topraksa toprak, haritaysa harita...

Kerkük'ü zaten aklınızdan bile geçirmeyeceğiniz gibi, Diyarbakır'ı, hatta Mersin'i de unutun!

Sayın Öcalan, Sayın Barzani ve Sayın Leyla Zana ne diyorlarsa yapın..

Yoksa, Türkiye Cumhuriyeti'nin başına bela olan doymak bilmez ayrılıkçılık, "demokratik cumhuriyet" falan dinlemez, sizin de başınıza bela olur..

Sonunuzu "pis ulusalcılar" değil, "ayrılıkçı kardeşlerimiz" getirir sonra...
Bakın, bu kadar aklı kimse kimseye hayrına vermez. İçi boş diktatörlük istemiyoruz! Şu yukarıda yazdıklarımızı dikkate alın..
Çok zorlu bir yola çıktınız.

Bu saatten sonra, sadece kelle sayısı kurtarmaz.

Ya herro ya merro.


Artık "tam iktidara" mahkumsunuz..

Aksi takdirde "hesaplaşma" çok ağır olur ...

 



www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2007