Fatma Sibel Yüksek28 Temmuz 2009 23:34

Ertuğrul Özkök Neyin Pazarlığını Yaptı? - Fatma Sibel Yüksek

Ne oldu da bu yazılar birden bire bıçakla kesilir gibi kesildi? Ve ne oldu da Ertuğrul Özkök aniden “Umudumuz Apo” diye yazılar yazmaya başladı?   “Ergenekon terör örgütü üyesi” zannıyla bir sabah tutuklanmamanın “karşılığı” mı var?   Nedir o “güvencenin” bedeli?

En çok şunu merak ediyorum:

Acaba Sayın Yaşar Büyükanıt, kendisine emeklilikten sonra tahsis edilen Audi’nin ülkeye getirilişi sırasında   başında bir korgenerali  şekerleme yaparken gösteren fotoğrafı internet sitelerinde görünce ne düşündü?

Bir de şunu merak ediyorum:

Acaba Sayın Hilmi Özkök, Ergenekon savcılarına köfte- ekmek yerken verdiği ifadenin ayrıntılarını (özellikle savcılara yönelik övgü dolu sözleri) Star gazetesinin manşetinde görünce ne düşündü, ne hissetti?


Minik torunu, oğulları, gelinler vs. ile birlikte Erol Atar’a “cumhurbaşkanı ailesi pozu” verdikten sonra, Erdoğan’ın “Adayım, kardeşim Abdullah Gül” demesiyle gelen hayal kırıklığına benzer bir duygu yaşamış olabilir mi?

 

Her iki Sayın Paşa da “Biz bu kadar açık, samimi, uyumlu, “demokrasinin” emrine amâde davranıyoruz, karşılığında sızdırma haberlerle kamuoyu önünde zor duruma düşürülüyoruz;  bu reva mıdır” şeklinde bir  hislenme, bir burkulma yaşamışlar mıdır?  

Yoksa, “resmin bir parçası olarak” kendilerine düşeni yerine getirmiş olmaktan dolayı müsterih midirler?

 

İki eski genelkurmay başkanı, kendileri ne düşünmüş olurlarsa olsunlar, sözkonusu haberlerle kamuoyu önünde küçük düşürülmüşledir.

Büyükanıt, “Kâbusla uyanacaksınız” şeklinde sert mesajlar verdiği, uğrunda muhtıralar yayınladığı bir hükümetten giderayak “ hediye kabul etmiş” mevkine düşmüştür.

“Bu Audi acaba neyin karşığı?” sorusu kafaları kurcalamıştır…

 

Özkök ise, silah arkadaşlarına ağır suçlamalar yöneltilen ve üzerinde hukuki bakımdan çok büyük tartışmaların devam ettiği bir soruşturmada, arkadaşları aleyhine bilgi vermek için can atan bir “Sayın muhbir vatandaş” hüviyetine bürünmüştür.

Star gazetesinin ifadeyi manşete taşırken, Paşa’nın savcılara yönelik komplimanlarını ön plana çıkarması, sadece “haberi renkli hale getirelim” kaygısından olmasa gerektir. Kamuoyunun  kafasına koca koca paşaların “nasıl da biat ettikleri “ kazınmak istenmiştir. Biat etmeyenlerin hali ortadadır. Onlar ya tutukludurlar, yada ucuz İtalyan filmlerini aratmayan rüşvet-seks-şantaj kumpaslarına teslim olup, Yüksek Askeri Şura öncesi  peş peşe istifa ederek köşelerine çekilmektedirler…

 

“Herkesin bir fiyatı, bir fiyatı yoksa bir açığı mutlaka vardır” diye düşünmemiz için daha kaç örnek göreceğiz dersiniz?

 

Anlaşılan daha çok örnek göreceğiz….

Nasıl olsa orta yerde “Ergenekon” diye üzerinden herkesin bir ayağının ateşte tutulduğu, herkesin uykularını bir sebeple kaçıran, herkesin kendini pazarlayıp saf değiştirebileceği bir dava var.

(“Kendini pazarlayıp saf değiştirebileceği” derken, Hürriyet gazetesinin malak yalamış gibi parlak saçlı, Türk filmlerinin kötü kalpli jönü Önder Somer’i andıran, “gürbüz”, “yiğit” ve “ulusalcı” yazarı geldi aklıma. Arkadaş, “Akdeniz’de balina mı olur” diye üfürükten tayyare bir konuda maraza çıkarıp, sonra da “Ben yanılmışım, Ergenekon varmış, kahrolsun çeteler!” şeklinde slogan attıktan sonra soluğu nasıl da rakip grupta almıştı…)

 

“Kuyruğu kulağına denk” trampet çalan, hercai bir köşe yazarı olunca iş kolay..”Varmış Ergenekon, ben bilememişim” diye özür dileyip, üste bir de Tayyip Bey’in sarı bıyıkları ve ray ban gözlükleriyle “ne kadar karizmatik durduğuna” dair bir yazı yazarsınız, sizi istediğiniz tahtırevana bindirirler…


Ama “tayyareden” bir yazar değil de, koskoca “Amiral gemisinin” kaptanıysanız daha profesyonel, daha karizmatik “satış hikayelerine” ihtiyacınız var demektir..Ayrıca, biraz daha işe yaramalısınız ki bir anlamınız olsun…

 

Bu uzun girizgâhtan sonra soralım: 

 

Ertuğrul Özkök, İmralı teröristinin devlet tarafından doğrudan muhatap alınması konusunda neden öncülük yapmaya başladı?

 

İşi neden, Bebek katili adını ben koydum” dedikten sonra teröristten özür dileme noktasına getirdi?

 

Oysa daha haftalar önce, Ergenekon operasyonlarının tümünü önceden haber vermiş olanlar, “Sırada medya var. 28 Şubat’a destek vermiş büyük bir gazetenin sahibi ve genel yayın yönetmeni tutuklanacak” diye yazılar yazmaktaydılar…

 

Ne oldu da bu yazılar birden bire bıçakla kesilir gibi kesildi?


Ve ne oldu da Ertuğrul Özkök aniden “Umudumuz Apo” diye yazılar yazmaya başladı?

 

“Ergenekon terör örgütü üyesi” zannıyla bir sabah tutuklanmamanın “karşılığı” mı var?

 

Nedir o “güvencenin” bedeli?

Özkök'ün zamanlaması dikkat çeken bu yazılarını gördükçe;   "Ergenekon"'dan tutuklanmamanın diyetini mi ödüyor sorusu akla geliyor.