|
(Açık İstihbarat
: Sitemiz yazarlarından Fatma Sibel Yüksek'in
Internet'te en çok okunan ve dolaştırılan yazısının
kaynağı yanlış belirtilmektedir. Bu yanlışlığı düzeltmek adına tekrar
dikkatinize sunuyoruz)
Bilboardlardaki resimlerine baktım;
güya “kudretli” görünesin diye en çılgın bakışlı fotoğraflarını
seçmişler.
Kontrolsüz bir adrenalin ile geldiği yeri
hazmedemeyişi harmanlayan deli bakışları.
Ne yapsan
olmuyor.
Kültürsüzlüğün, görgüsüzlüğün, basitliğin, açlığın
her şeyin önüne geçiyor.
Sadece çalma, çırpmaya, vebal almaya
işleyen kıt aklın bile durup durup sana “Saygı görmüyorsun, sende
bir şeyler eksik” diye fısıldıyor.
Bu fısıltıyı duydukça
iyice kontrolden çıkıyorsun. “Bana saygı duyun, önümde eğilin.
Eteklerimi öpün” diye tepiniyorsun ama olmuyor.
Olmuyor
işte.
En yakınındakiler bile senin iflah olmaz
kifayetsizliğine, insanlıktan çıkmış öfkene, Allah'a şirk koşma
noktasına gelmiş kibrine dayanamıyorlar. En uyanıklar ile kullanım
tarihinin tamamen sona gelmesini bekleyenler kaldı sadece çevrende.
Bir de bir delinin gölgesi ardında kirli oyunlarını
yürütenler.
Boşsun, bomboşsun. Bir genelev fedaisi
kadar ruhsuz ve hoyratsın. Kabadayılığın da hikâye, dobralığında
yalan, “delikanlılığın” da naylon. Hak, hakkaniyet, adalet, merhamet
gibi kavramlar kapından bile geçmemiş.
Alım-satım
ustalığından, ticari uyanıklıktan dem vurarak örtmeye çalışıyorsun bu
büyük eksikliğin üzerini.
Sahi kimsin sen?
Hep aynı yerden servis edilen üç adet gençlik,
çocukluk ve askerlik fotoğrafından başka neden görüntün yok senin?
Hangi okulları bitirdin, kimlerle aynı sıralarda oturdun?
İlkokul öğretmenin kim?
Neden bir kişi bile çıkıp
seninle ilgili bir tek anısını anlatmıyor?
Seda
Sayan'ın bile mahalle yıllarından bir fotoğraf çıkıp geliyor da, senin
geçmişin neden bu kadar sis perdelerinin ardında gizli?
“Olmayan” biri misin yoksa sen; laboratuarda mı imal
edildin?
Hangi merkezlerde programlandı hastalıklı
beynin?
Bütün değerlerden neden bu kadar yoksunsun; en kutsal
kavramların içini boşaltmada nasıl bu kadar maharetlisin?
Hurafe, iftira, şirret ve cehaletten beslenen dilin; hırstan
ve doymamışlıktan ibaret kişiliğin, bir ağaç kovuğundan başka hiçbir
şey olmayan fani bedeninle tarihin onurlu sayfalarında yer almaya
soyunma cesaretini nereden buldun.
Duyduk ki şimdi de
“padişahçılık” oynuyormuşsun.
Şah oldun, sıra şahbaz olmaya
geldi.
Her mevki ve makamı tattın, geriye “padişahlık” kaldı
öyle mi?
Senin montaj ürünü kimlik ve bedeninden kuşkusuz bir
Fatih, bir Yavuz, bir Kanuni olmaz ama Deli İbrahim-Vahdettin karışımı
bir kukla, pekâlâ olabilir.
Seni bütün bu defolarınla sahnede
tutanların işine fazlasıyla yarar böyle acınası bir bez bebek.
Esiyorsun, gürlüyorsun, tepiniyorsun. Pazarcı gibi tiz
çığlıklar atıyorsun. Deli bakışlarını devire devire, boyun damarlarını
şişire şişire höykürüyorsun. İyi de sen ne istiyorsun?
Karun
oldun. Çocukların ülkedeki simit tablalarından bile haraç alıyor,
gudubet karın ipek kumaşlara, paha biçilmez mücevherlere büründü.
Şakşakçıların ceylan derisi koltuklarda basen büyütüyor. Bu
kadarı da olmaz ki diyen kim varsa işinden aşından ettin, zindanlara
attın, ailelerini açlığa mahkûm ettin.
Gencecik üniversite
mezunları işsizlikten intihar ediyor.
Doktorlar, öğretmenler,
polisler, subaylar açlık sınırında yaşıyor; emekliler pazarlardan
sebze artığı topluyor.
Şehit katilleri Meclis'te suratımıza
çemkiriyor.
Sen hâlâ üstündeki pahalı elbiselerin, özel yapım
som altın kol saatin, ipek kravatınla karşımıza geçip kusuyorsun da
kusuyorsun.
Kime bu kinin?
Nereye
doğru gittiğini bir gün olsun düşündün mü?
Olmayan vicdanınla
bir gün olsun kendine “Acaba biraz ileri mi gidiyorum” diye sordun mu?
İtikadın da yalan biliyoruz.
Ama bir gün olsun “Ya
hesap günü varsa” diye endişelendiğin oldu mu?
Evet var.
Hesap günü var. Ve sanki bu saldırganlığın, bu doymazlığın, tamah
etmez azmışlığın, O hesap gününü biraz daha yaklaştırıyor.
Artık Allah’ın gözüne batıyorsun birader!
Fazla
parazit yapıyorsun, ortalığı hacminden fazla kirletiyorsun. Elde
ettiklerinle şükür etmeyi, biraz da başkalarını düşünmeyi başaramadın.
Böyle bir kapasiten yok çünkü.
Dünyaya yemeye, içmeye,
dışkılamaya, kin ve nefret aşılamaya gelmişlerdensin.
Üste bir
de kibir yapıyorsun, işte bu hiç çekilmiyor...
Senin sonunu da
bu yamyam kibrin getirecek…
|