Fatma Sibel Yüksek12 Nisan 2011 09:49

AKP 310 Çıpasına Bağlanarak Merkeze Çekilirken, CHP Çevreye Açıldı-Fatma Sibel Yüksek

Ortaya çıkan liste, AKP'nin bundan sonra oturmak istediği iki siyasi rotayı göstermesi bakımından ilgi çekici. Bunlar; 1-Merkez partisi olmak, 2-Devlet partisi olmak... Aslında, en az "Yeni CHP" kadar "Yeni AKP'den" de söz edilebilir.. Star gazetesi yazarı Nasuhi Güngör, CNN Türk'te AKP'nin Kürt sorununa bundan sonra "devletin gözüyle" bakacağını söyledi ki "Yeni AKP"nin belki de en önemli özelliği bu...

12 Haziran seçimlerinden sonra Türkiye'yi yönetecek kadrolar belli oldu. Partilerin belirlediği listelerde geçmiş listelerden daha fazla ortak yön var. Popüler isimlere itibar edilmemesi, onun yerine tanınmamış ama halkın güvendiği adaylara yer verilmesi gibi. Öyle bangır bangır bağıran bir liste yok. Geçmiş yıllarda yapılan aday tercihlerini göz önüne aldığımızda, ortaya "vasat" listelerin çıktığını bile söyleyebiliriz. Listelerede yer bulacakları tahmin edilen hemen hemen her isim aday yapıldı. Listeye giremeyecekler konusundaki tahminlerde de yanılma payı yüksek olmadı.

AKP, CHP ve MHP'nin tercihlerini incelediğimizde, AKP'nin listeleri oluştururken üzerinde oldukça iyi düşünülmüş ve çerçevesi belirlenmiş bir strateji ile hareket ettiğini görüyoruz. Ortaya çıkan liste, AKP'nin bundan sonra oturmak istediği iki siyasi rotayı göstermesi bakımından ilgi çekici. Bunlar;

1-Merkez partisi olmak,

2-Devlet partisi olmak...

Aslında, en az "Yeni CHP" kadar "Yeni AKP'den" de söz edebiliriz..

Şöyle ki:

2002 seçimlerinde AKP, kendisini halka ve sisteme kabul ettirme mücadelesi veriyordu. Bu nedenle her kesimden, her görüşten, her renkten insan milletvekili adayı olarak listelerde kolaylıkla yer buldu. Biraz da Milli Görüş çıkışlı dar kadro sorunu bu şekilde aşılmak istendi. Başarılı da olundu.

2007 seçimlerine gelindiğinde AKP artık devlete ve sisteme karşı palazlanmıştı. Kapalı bir kutu zannedilen devlet yapısına nüfuz edilmiş, korkulacak bir şey olmadığı anlaşılmış, TSK'nın "kağıttan kaplan" olduğu yakından görülmüştü. Dolayısıyla, "devletle uzlaşmaya çalışan parti" görüntüsünden sıyrılmanın zamanı gelmişti. 27 Nisan bildirisi de tuz biber ekince AKP 2007 seçimlerine en ideolojik fikir yapısı ve en siyasallaşmış-militanlaşmış kadrolar ile katıldı.

2007-2010 dönemi, AKP'nin TSK ile mücadele üzerinden Kemalist sisteme son darbeleri vurduğu dönemdir.

AKP'yi 12 Haziran seçimlerine taşıyacak listeye baktığımızda, 2011'den itibaren ideolojik çekirdeğin kamufle edilip kitle partisi, merkez partisi ve "devlet partisi" kimliğinin ön plana çıkarılacağını bir dönemin başladığını düşünebiliriz.

Kamuoyu tarafından tanınmamış isimlerin çoğunlukta olması, bazılarının zannettiği gibi AKP'nin "iddiasız" bir kadro ortaya çıkardığını değil, tam aksine çok iyi bir çalışma yapıldığını gösterir. Örneğin, Kemal Kılıçdaroğlu'na partiye güç kazandıracağı iddia edilerek bazı isimler kakalanırken, aynı "isim kakalama" Tayyip Erdoğan'a yapılamamış gibi görünüyor...

Balık Ayhan, âmâ şarkıcı Metin Şentürk vs. gibi çalgıcı-çengi takımından uzak durulması da AKP'nin artık popülizme ihtiyacı kalmadığını gösterir. Hatta partinin fazla popülize olmuş yapısından artık rahatsızlık duyulmaya başlanmış; daha saygın, daha uzman kadrolara yönelinmiştir.

İbrahim Tatlıses olayı biraz farklı. Bu olay daha çok su götüreceğe benziyor. Genel Başkan'ın bizzat "elden" aldığı adaylık başvurusunun çöpe atılması biraz tuhaf olduğuna göre, acaba şu spekülasyonları yapabilir miyiz?

-AKP, İbrahim Tatlıses'in "Kürt" kimliğinden ve popülaritesinden yararlanmak istedi. Seçim sahasına bir siyasi partiye eş değer maddi kaynak sürebilecek olan bu türkücü en azından İstanbul'da yaşayan Kürt kitlelerin oyunu toparlayabilir miydi? Ancak, kafasına kalaşnikov mermisi isabet eden türkücü her nasılsa saçları bile kazınmadan ameliyat edilmiş, bir kaç gün sonra da tespihle poz vermişti. Kamuoyunda beliren soru işaretleri AKP'yi düşündürmüş, son anda bu şaibeli durumun riskini almamaya karar verilmiş olabilir...

-Veya İbrahim Tatlıses'in kendisi, AKP adaylığını garantilemek için bir "kalaşnikovla vurulma" mizanseni yaratmış, AKP de bu duruma uyanmış olabilir...

Listeler açıklandığında, Tayyip Erdoğan'ın Bülent Arınç, Abdülkadir Aksu, Mehmet Ali Şahin, Cemil Çiçek gibi üç dönemdir seçilen isimleri bu seçimde "dinlendirme" kararını hayata geçiremediğini gördük. Özellikle Bülent Arınç'ın çıkaracağı çevre kirlililiği ve gürültüden çekinilmiş gibi..."Derin devlet"in en karanlık günlerinde İçişleri Bakanlığı yapmış olan Abdülkadir Aksu'nun da öyle...

Mehmet Ali Şahin ve Cemil Çiçek gibi "çalışkan ama sorunsuz" insanlara da Tayyip Bey hâlâ ihtiyaç duyuyor olabilir.

*******

Star gazetesi yazarı Nasuhi Güngör, CNN Türk'te AKP'nin Kürt sorununa bundan sonra "devletin gözüyle" bakacağını söyledi ki "Yeni AKP"nin belki de en önemli özelliği budur. Nasuhi Güngör'ü iyi tanırım, bir dönem Yeni Şafak gazetesinde birlikte çalıştık. Ahmet Hakan'ın sunduğu programa, "AKP kulislerini iyi bilen gazeteci" sıfatıyla davet edilmişti ama Nasuhi Güngör zannedilidiği gibi AKP kulislerini bilmez...Nasuhi Güngör, AKP'nin devletle temas noktalarını iyi bilir.. O nedenle, "AKP artık Kürt sorununa devletin gözüyle bakacak" tespitini önemsemek ve üzerinde durmak gerekir.

AKP'nin aday listesinde Nasuhi Güngör'ün öngörüsünü doğrulayan işaretler var. Bir kere "BDP güneydoğuyu silip süpürecek" telaşına hiç kapılınmamış. "Popüler aday" yarışına girişilmemiş. BDP'nin minderinde güreşilmemiş bir başka deyişle. (AKP'nin BDP tarafından büyük iddialarla girişilen "sivil itaataizlik" eylemlerini sessiz kalarak, olayların medyada büyütülmesini engelleyerek etkisiz kılmasının başarılı bir strateji olduğunu ayrıca kabul etmek gerekir).

Güneydoğu için kendilerine göre öncelikler belirlemişler -ki bu önceliklerin başında Nasuhi Güngör'ün dediği gibi "Kürt sorununa devletin gözüyle bakma" geliyor- ve buna göre tercihler yapmışlar. Fiyaskoyla sonuçlanan "Kürt açılımında" etkin bir rol oynayan veya kendilerine öyle bir imaj vererek siyasi rant sağlayan Dengir Mir Mehmet Fırat ve İhsan Arslan gibi etnik kimlikçi tüccarların liste dışı bırakılması ilginç. Bu iki milletvekilinin Barzani'ye olan yakınlığını da ayrıca not etmek gerekiyor.

Eğer AKP, bir "merkez partisi" olarak bundan sonra Kürt sorununa "devletin merceğinden" bakacaksa, TSK ile giriştiği yıpratıcı savaşları "yumuşatacağı" faraziyesinde bulunabilir, hatta TSK'nın son Balyoz açıklamasını siyase malzeme yapmamasını bunun ilk işareti sayabiliriz.

Geriye bir tek soru kalıyor:

Artık "devletin merceğinden" bakılacağına göre PKK yeniden kan dökmeye başlarsa, ismi fuhuş ve terör operasyonlarına karıştırılaran, güneydoğu gazisi subayları birer bir intihar eden ve gücü büyük ölüde kırılan TSK yerine PKK'lı canilerle kim savaşacak?

"İmamın Ordusu" mu?

Yoksa "devletin merceği" artık PKK'nın siyasallaşıp Öcalan'ın "saygın" bir aktör olarak siyasette yer alabileciğine mi işaret ediyor? "Yeni Devlet'in "Yeni AKP'si" ile mi karşı karşıyayız?

Nasuhi Güngör bir yazı yazıp bu konuda bizleri aydınlatırsa seviniriz...

*********

Tayyip Erdoğan'ın aday listeleri belirlenmeden önce "310 milletvekili bekliyorum" diyerek mevcut sayının altında bir rakama işaret etmesi ve "Yüzde 60-70 alırız" diye uçanları dizginlemesi de oldukça ilginçti. Bu açıklamayı "Beklenti çok yüksek açıklanır da gerçekleşmezse güç kaybetme olarak algılanır. Başbakan bu riskin önüne geçmek istedi" şeklinde açıklayanlar oldu. Doğrudur ama tek mesele bu olmasa gerek...

Acaba AKP gerçekten bu dönem stratejik bir "küçülmeyi" istiyor olamaz mı?

"Neden? " diye sorulacak olursa, öncelikle dalgalanmaya bırakılan ve bir siyasi talep olarak yıllardır şişirildikçe şişirilen "Kürt sorunu" ve "yeni anayasa" meselesinde kaçacak yer kalmadı da ondan....

Bundan sonra AKP'ye "Mutlak galipsin, buyur yap! Kürtlere özerklik de ver, anayasanın ilk üç maddesini de değiştir" denilir.

Bu konulara direnç gösteren milli unsurlar da artık tasfiye edildiğine göre,

Yapabilecek mi?...

Yapmayı göze alabilecek mi?...

Fikrimiz, AKP'nin böyle bir şeyi tek başına göze alamayacağıdır. Toplumun ikiye bölündüğünün ve kopma noktasına geldiğinin, böyle bir felaketten hiç kimsenin selametle çıkamayacağının farkındalar. AKP, bir müddet daha "Kürt sorununu çözmek ve yeni bir anayasa yapmak isteyen ancak engellenen parti" imajından ekmek yemek isteyecektir. "Haydi yap!" noktasına gelmek o kadar da arzulanacak bir durum değildir. AKP'nin eyyamcı yapısı bu dönemi de "yapmak yerine siyasi rant yemekle" geçirmek isteyecektir.

Hem böyle bir durum, Tayyip Erdoğan'ın Devlet Başkanlığı düşlerinde önünü görmesine, bir süre daha zemin yoklamasına fırsat verecektir, kimbilir?

************

AKP gibi MHP'nin liste yapısına da "merkez partisi olma" arzusunun damga vurduğunu söyleyebiliriz. Devlet Bahçeli'nin kadim düşü olan bu arzuyu bu kez geçmişte olduğu gibi eski ülkücü kadrolarla çatışmadan gerçekleştirmek istediği anlaşılıyor. Genel Başkan adayı olmaya kalkıştı diye bir dövülmediği kalan Ümit Özdağ'ın saygın bir yerden milletvekili adayı gösterilmesi bu politikanın işareti olarak algılanabilir.

AKP iktidarını destekleyen çevreler her nedense MHP'nin "oy kaybetmesini" kendi sorunları sayıp, "Devlet Bahçeli Ergenekoncuları aday gösterirse MHP biter" şeklinde beyin fırtınaları estirmişlerdi. Bahçeli, Balyoz tutuklusu Engin Alan'ı İstanbul'da- hem de Tayyip Erdoğan'ın tam karşısında-birinci sıradan aday göstererek bu endişenin sahiplerini ziyadesiyle üzdü.

Ama merak etmesinler...Bahçeli'nin Engin Alan'ı aday göstermesi, dikkatli bakılırsa "Ergenekoncuları tutukluluktan kurtarma" formülüyle uzaktan yakından ilgili bir durum değildir. MHP liderinin Engin Alan için söylediği "O bize emanet" sözündeki derin manayı iyi anlamak gerekir. "Devletin partisi AKP" , Devlet Bahçeli'nin ne demek istediğini belki de biliyordur. Muhtemelen Nasuhi Güngör de biliyordur.. Bilmeyen, Rasim Ozan Kütahyalı ve karısı gibi sığ çığırtkanlar olsa gerek..

********

CHP'nin durumunu belki de başka bir yazıda değerlendirmek gerekirdi. Yazının başlığında belirttiğimiz gibi AKP çevreden uzaklaşıp merkeze ve "devlete" yaklaşırken, CHP merkezden ve devletten uzaklaşmayı tercih etti. Kemal Kılıçdaroğlu ile gelen değişimin böyle bir yapı ortaya çıkarması zaten beklenen bir şeydi. CHP'nin listesinde şimdi "Ergenekoncu" Mustafa Balbay da, "Kürtçü" Sezgin Tanrıkulu birlikte yarışacak.

AKP'ninki kadar teknik ve stratejik olmasa da yine de "başarılı" sayılabilir CHP'nin listesi...Bunu, "Ergenekoncuları aday yapmasın" diyenlerin de, tersini söyleyenlerin de memnun olmamasından anlıyoruz. Hem kimse endişe etmesin, tıpkı Devlet Bey gibi Kemal Bey de "Ergenekonculardan" yana tercih kullanmadı aslında. Mustafa Balbay'ın ve Mehmet Haberal'ın seçildikten sonra mesailerini Ergenekon davası mağdurlarına ayıracaklarını mı düşünüyorsunuz? Umarız yanılırız...

Mehmet Haberal daha çok elinde televizyon, üniversite, sağlık kuruluşları bulunduran ekonomik bakımdan güçlü bir işadamı olduğu için listeye alındı bence.

Mustafa Balbay da tabandaki "tutuklu yurtseverlere sahip çıkılsın" diyen Atattürkçüler'in hassasiyeti hiçe sayılmak istenmediği için...

Belagatı güçlü ve Meclis'te ikinci bir Kamer Genç olabilecek bir isim olan Tuncay Özkan listeye alınmadı örneğin...

Kemalist yurtseverlerin büyük saygı duyduğu İlhan Cihaner de öyle...