Darısı Başınıza! - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Adalet Bakanı Sadullah Ergin tarafından Jolly Tur'un kırmızı otobüsüyle Silivri'ye götürülen gazeteciler, hapishanenin şartlarını çok beğendi.. Yemekler güzel, mekanlar geniş, gardiyanlar güleryüzlü, Bakan demokrat, ekmekler fırından geliyor, gazete servisinde aksama yok. Kuş bile besleyebilirsiniz! "TSK'ya sızmaktan " tutuklanan Genelkurmay Başkanı eğer isterse psikolojik destek, el sanatları ve öfke kontrolü kurslarına katılabilirmiş!
|
Adalet Bakanı Sadullah Ergin tarafından Silivri gezisine davet edilen on üç adet kadın ve erkek, öncelikle şunu bilecek konum, yaş ve zekâya sahip gibi görünüyorlar: Sayın bay ve bayanlar; Acaba hangi demokratik ülkede Adalet Bakanı, yanına ülkenin "önde gelen" gazetecilerini alıp cezaevi gezdirme ihtiyacı duyar? Demokratik bir ülkenin Adalet Bakanı, ayağına galoş giyip yemekhanede mönü tadarken poz verir mi? Geziye götürdüğü kadınlardan biri ile satranç oynuyormuş gibi yaparak şen kahkahalar altında fotoğraf çektirir mi? Ülkedeki cezaevlerinin, cezaevi değil adeta tatil kampı olduğunu kanıtlamaya çalışır mı? Eğer bir ülkenin Adalet Bakanı, böyle tuhaf hareketler yapıyorsa, biliyorsunuz ki o ülkede demokrasi filan yoktur. Diyeceksiniz ki, "Biz zaten Türkiye'de demokrasi var demedik..." "İleri demokrasi var dedik!" Bakın o konuda haklısınız işte... Zaten, demokrasiye değil "ileri demokrasiye" inandığınız için Jolly Tur'un kırmızı otobüsüne bindirilip Silivri'ye götürülmüş bulunuyorsunuz.. İçinizden, "Jolly Tur'un kırmızı otobüsü ile hapishane
gezisine gidiliyorsa, ortada 12 Eylül'den bile daha zalim bir rejim var
demektir" gittiniz, gördünüz, gezdiniz, şakalaştınız, gülüştünüz, yiyip içtiniz ve şimdi bizden yazdığınız o yavan, o samimiyetsiz yazılara inanmamızı bekliyorsunuz. Önce, günübirlik Silivri gezisine davet edilme şerefine nail olanların terkibine bir bakalım: Bülent Korucu (Aksiyon Dergisi), Ahmet Hakan Coşkun (Hürriyet), Oral Çalışlar (Radikal), Aslı Aydıntaşbaş (Milliyet), Ergun Babahan (Star), Ruşen Çakır (Vatan), Rahim Er (Türkiye), Emre Aköz (Sabah), Utku Çakırözer (Cumhuriyet), Nagehan Alçı (Akşam), Tuncer Köseoğlu (Taraf). Vatan gazetesi yazarı Mustafa Mutlu, Aslı Aydıntaşbaş, Ahmet Hakan ve Ruşen Çakır'ı "objektif" gazetecilerden sayıp eleştiri oklarının dışında tutmuş... Şayet Sayın Mutlu'nun yolu bir gün Silivri'ye düşecek olursa (Allah korusun, ziyaretçi olarak tabii..) Beş yıldır tutuklu olan Doğu Perinçek'e sorsun, "Ergenekon" adlı bir "örgütün varlığını" basında ilk kez kim kaleme alarak bugün geldiğimiz noktanın işaret fişeğini yakmış? Cevap, Aslı Aydıntaşbaş olacaktır... Ve Doğu Perinçek'e sorsun; Aydıntaş'ın mahkemede tanık olarak dinlenmesini istemiş mi, bu talebine mahkemenin tavrı ne olmuş? Mustafa Mutlu, bu durumu bilerek Aslı Aydıntaşbaş'a "objektif gazeteci" payesi veriyorsa düşünmek gerekir. Bilmeden veriyorsa da kişilere paye dağıtmadan önce bilgilense iyi olur... Şu işimlere bakın: Bülent Korucu, Oral Çalışlar, Ergun Babahan, Emre Aköz, Nagehan Alçı, Tuncer Köseoğlu.. Bu şahısların kafalarında Silivri cezaevinin şartları konusunda bir soru işareti mi varmış, insanların haksız yere orada tutulduklarını savunup kamuoyunun Adalet Bakanlığı aleyhine tavır almasına mı neden oluyorlarmış ki , bu geziye çağrılıp "iknâ edilmek" istenmişler? Yüzlerce muhalif, gazeteci, yazar ve subaya "terörist" damgası vurulan bu McCarthy sürecinde en insafsız vazifeleri onlar almamış mı? Sütunlarında her gün polisten aldıkları iftiraları sorgusuz sualsiz, bire bin katarak yayımlamamışlar mı? Zaten çantada keklik değiller mi? Zaten ne isteseniz yazdırmıyor musunuz? Silivri gezisinin ağırlık merkezini oluşturan bu tür şahıslara Ahmet Hakan, Ruşen Çakır vs. gibi üç-beş adet, muhalif desen muhalif değil, yandaş desen yandaş değil, ortadan konuşan ve de gayet renksiz; iş ciddiye binince sulandırarak uzaklaşan insanları eklemleyip felaket bir medya müsameresi sahnelediler. Bir bu eksikti çünkü... yokmuş gibi, işin bir de "yazılı basın ayağını" organize ettiler.. Benim kendi adıma bu şürekâ içerisinde hakkında tek satır yazamayacağım kişi, Cumhuriyet gazetesi Ankara Temsilcisi Utku Çakırözer'dir. Eski bir arkadaşım, sevdiğim bir insan olduğundan değil.
Zaten Silivri gezisinden sonra yazı da yazmadı gördüğüm
kadar. Programda tutuklularla görüşme yokmuş! Karşılama kokteyli tertip ederlerdi belki de, nereden biliyorsunuz: "Oooo! Şişman da buradaymış!" "Şu kel olan var ya...Badem bıyık, süzme göz olan.. Benim Anıtkabir'i uçuracağımı yazıp "belgesini" bile yayımladı!" "Ayyaş da gelmiş diyorlar...Aha orada bak, Bakan'ın koltuk altından sırıtıyor..." "Kevaşe nerede kevaşe? Ahanda geliyor!" ........ Jolly Tur'un kırmızı otobüsünden inen hazirûn, cezaevi yetkililerinin kullandığı kapıdan giriş yaptı.. "Aaa satranç da var" dediler... "Aaa! yemekler çok temiz" dediler.. "Aaa!Kütüphane bile var " dediler... "Ay inanmıyorum! Kuş da besleyebiliyorlarmış!" "Ya kemana ne dersin kemana? Düşün, isteyen keman bile çalabilirmiş'" dediler... Sonra da sahte bir hüzünle iç geçirip İzlenim yazılarının ortak teması da buydu zaten: "Allah kurtarsın..." Geçelim bu değerli zevatın yazılarına: Nagehan hanım: "Cezaevinde
isteyene okuma- yazma öğretiliyor, isteyen ilkokuldan başlayarak
üniversiteye kadar diploma alabiliyor. Mesela Dursun Çiçek İzmir'de
hukuk okuyormuş. Bir de psikolojik destek, öfke kontrol kursları ve el
sanatları gibi aktiviteler de var. Bunların dışında başka merak edilen
nokta da kütüphane. Mahkumlar istedikleri kitapları dilekçe vererek
alabiliyorlarmış. (yazının tamamı: http://www.aksam.com.tr/silivrideki-dunya-6544y.html) Düşünün, "TSK'ya sızmaktan" tutuklanan Genelkurmay Başkanı'nı eğer isterse psikolojik destek, el sanatları ve öfke kontrolü kurslarına katılabilirmiş! Jolly Tur yolcuları arasında "Siz bizimle dalga mı geçiyorsunuz yahu!" diye isyan eden kimse yok! Genelkurmay Başkanı'nı "TSK'ya sızmaktan"
içeri atmışlar, ............... Aslı Aydıntaşbaş hanımefendiyi okuyalım: "Silivri
bir saat
gibi
tıkır tıkıt işleyen, ancak soğuk bir mekân. Duvarlarda kötü
reprodüksiyonlar, masalarda naylon örtüler var. (Kötü sanat
eziyetlerin en büyüğü; naylon da öyle!) Gördüğünüz gibi, bu hanımefendi de olaya "sanatsal"" açıdan yaklaşmış..Duvarlarda röprodüksiyon değil de Monet'nin orijinalleri olsa sorun kalmayacak yani... Durun bitmedi; şöyle sone eriyor yazı: "Dönüşte Sadullah Ergin 'Allah göstermesin. İnsanın başına ne geleceği belli mi? Bir trafik kazası sonucu kendini burada bulabilirsin. Buradaki insani standartları yükseltmek hepimizin görevi'dedi. Dayanamadım. 'Ama asıl buradaki insanları azaltmak lazım...' dedim. Başını sallayarak 'O da ayrı tabii' dedi." "Dayanamayıp" sorduğu soruyu gördünüz mü? "Asıl
buradaki insanları azaltmak lazım " Ah bir de dayanabilse, neler soracak neler... "Bu insanlar, aleyhlerinde delil olarak öne sürülenleri yüzlerce kez çürüttüler. Bilgisayarlara virüs yoluyla belge atıldığı uzman raporuyla kanıtlandı. Suç işlendiği öne sürülen tarihte yurt dışında olan bile var. Daha niye tutuyorsunuz bu insanları?" İnanın, bu soruyu bile soracak...Ah bir "dayanabilse" ........ Emre Aköz; beyefendiden alıntı yapamıyoruz
çünkü bu konuda yazı yazmadı. Galatasaray-Fenerbahçe derbisini yazdı! ........ Ergun Babahan beyefendinin yazı başlığı şu: "Her şey mükemmel ama Allah düşürmesin" Evet, aynen böyle yazdı..Ergun Babahan bölümünü bu nedenle tamamen yorumsuz geçiyoruz... ......... Ruşen Çakır yoldaş , cezaevi revirinin küçük çaplı bir tam teşekküllü hastanaye dönüştürülmesinden "etkilendiğini" yazdı Velhasıl, yemekler güzel, mekanlar geniş, gardiyanlar güleryüzlü, Bakan demokrat, ekmekler fırından geliyor, gazete servisinde aksama yok, kuş bile var! Herkes gözlerini kapadı ve sanki bu cezaevinde yatanlar
gasptan, hırsızlıktan, kız kaçırmaktan yatıyormuş gibi, "devletin
suçluya şefkatli davrandığına" şehadet ettiler, meselenin
özüne zerre kadar dokunmadılar. Yazıların tümünde ortak bir 'rahatlama' da
göze çarpmadı değil. Oysa, Odatv operasyonları sırasında az uykusuz geceler geçirmedi Ruşen Çakır... Aslı Aydıntaşbaş da, karargâhta beraber kivi yediği komutanların hepsinin şimdi çile doldurduğunu ve de Amerikan Büyükelçisi Ricciardone'nin hükümeti Ergenekon operasyonları konusundan eleştirmeye başlamasını düşündükçe hafif bir ürperti geçirmedi mi? Bu "davetle" derin bir soluk
aldılar. Yine de çok rahatlamamak lâzım... Ergenekon bu. Hele de yanınızda "Adalet Bakanı" varsa, Silivri duvarlarına dayana dayana yürümek en iyisi... Baylar ve bayanlar..
|
||||