Başbakan, Azerbaycan'a hareketinden önce pkk'nın termininolojisindeki "silah bırakmak" kavramını kullanınca, medyanın işgüzarları, "Erdoğan'ın kafasında kapsamlı bir plan mı var?" sorusunu ortaya attılar.
Derken, bu sorunun 'alt soruları' gelmeye başladı ardı ardına…
Plan, Oval Ofis'te mi şekillenmişti, Erdoğan'ın son ABD ziyaretinde mi nihai halini almıştı?
Uzun vadeli bir "düze indirme" stratejisi izleniyor ve bu yollar Türk kamuoyunun gazını alma taktikleriyle birlikte mi yürütülüyordu?
Ana muhalefet liderini bile nazlı bir 'barış güvercinine' çeviren, bu büyük plan olmasındı?
Biraz daha cevval olanlar, askerin bu tezgahın neresinde durduğunu da sorguladı.
"Vaşington'un koordinasyonunda yol alan bir asker-hükümet işbirliği mi var?"
soruları ortaya atıldı.
Büyükanıt Paşa'nın artık rutin hâle gelen ve etki dozu giderek düşen
"Biz hazırız, hükümet ağırdan alıyor"
açıklamaları bir yana, askerlerin genel sessizliği ve İlker Başbuğ'un gazetecileri
"Tezkere uygulama aşamasında.. Karar vericileri rahat bırakın!"
diye terslemesi, el altından yürütülen ince bir gizli planın varlığına işaret olarak değerlendirildi…
Basın, "Plan, Vaşington'da mı kotarıldı?" sorusu başta olmak üzere, ortaya yeni atıyormuş gibi yaptığı bütün soruların cevabının "evet" olduğunu peşinen biliyordu…
Üstelik, daha Tayyip Bey Vaşington'dayken biliyorlardı..
Onlar o sıra, "Sabrımız taştı!" manşetleri atma görevini icra etmekteydiler..
"Kapsamlı bir plan mı var?"
sorusunu ne zaman gündeme getirecekleri kendilerine bildirilecek, işte o zaman "Mehmetçik'in gözlerindeki öfke!" edebiyatını bir yana bırakıp, gazetecilikte ender durumlarda başvurulan "soru işaretli haber başlığı" stiline geçeceklerdi..
Ve geçtiler…
"Silah bırakma" sözcüğü tetiklemiş gibi oldu ve basınımız nihayet kükredi:
"Başbakan'ın kafasında gizli bir plan mı var?"
Başbakan, ilk kez öfkelenmedi…
Sevimli buldu böyle sorular sorabilen gazetecileri..
"Sizi gidi yaramazlar siziii!!" babacanlığı ile baktı olaya.
"Akif! Ara şu medya patronunu, falanca densizi işten atsın! Atmazsa, maliye müfettişleri geliyor ha!"
falan demedi...
"Var da diyemem, yok da diyemem…Bekleyin görün. Her şeyi paylaşamayız, biz ciddi devlet adamlarıyız.."
pozunu sergiledi. Piyasayı nazlandırdı da nazlandırdı. Gül kokulu beşiklerde sallanıyor gibi hissettik kendimizi…
"İyi de Sayın Başbakan'ım…İnlerinde vurduk manşetleri, Hain'e tokat gibi cevap yalanları artık baymaya başladı. Vatandaş, Kandil dağının gerçekten dövüldüğünden şüphe ediyor. Palavracılık konusunda zaten sicilimiz bozuk…Manşete sıkıştık biz.. Gelin şu planı artık anlatın da sayfa bağlama sorununu aşalım.."
İşte bu noktada imdada Deniz Baykal yetişti…
"Işıklı merdivenlerden Ricky Martin yürüyüşüyle sekerek gelme" kongresini hatırlatan bir reveransla sahneye atlayıverdi:
"Arkadaşlar, yeni Kürdistan açılımı buldum, bakın!"
("Reverans ne demek?" diye soracak titiz okuyucularımızdan ricam, bu kelimenin anlamını bana yazdırıp da başıma hakaret davası sardırmasınlar. Ekşi Sözlük'e baksınlar, özellikle 6. maddede reveransın güzel bir tanımı var ...)
Bütün bu tiyatro çadırının,
sirk cambazlığının,
sansar politikacı tiplemesinin,
milli meselelere duyarlı basın triplerinin,
"söz ağızdan bir kez çıkar beyler!" şeklindeki asker sertliklerinin,
"çağa ayak uydurmaya karar verdik" kıvamına getirilen ana muhalefet liderinin…
Ve daha aklınıza gelecek- gelmeyecek bir ton tezgâhın, dubaranın, desisenin, şaklabanlığın sebebi şu:
Evet, bir plan var…
"Gizli bir plan" değil, açık bir plan var…
O planın ne olduğu, Açık İstihbarat'ın "Baykal'ın U dönüşü nasıl dizayn edildi" başlıklı analizinde tek cümleyle özetlendi: Osmanlı-Musul trenine yine bindirildik. Ama bu kez konforlu şartlarda(!)
"Düz ova" projesini, çaptan düşmüş, düşük profilli siyasetçilerin ağzında heba etmekten ders çıkaranlar, bu kez planda eksik bırakmadı.
Daha güçlü bir çıkış, daha etkin aktörler, her halükârda Pavlov'un köpeklerini oynayan medyayı daha zekice organize ediş…
Devletin bütün sacayaklarını işin içine katış…
Şehidine yanan Türk milletinin hassasiyetini anlıyormuş gibi yaparak gaz alış…
Önce "Genel af gündemimizde yok!" haykırışları arasında kapsamlı bir "eve dönüş" yasası çıkarılacak.
Bu arada,
Osman Pamukoğlu'nun deyimi ile "Boş kayaların üstüne milyon dolarlık bombalar boca edilecek",
derken DTP'nin "Devlet kendine yediremiyorsa, biz aracı olalım" şeklindeki teklifi, Ertuğrul Özkök vasıtasıyla damardan yudum yudum şırınga edilecek.
Toplum, "Aslında makul be!" ayarına getirilecek.
ABD ile "anında istihbarat" (ne demekse?) ağının nasıl işlediğine ve işe yaradığına dair bir-iki bomba haber patlatılacak.
Bu arada, gündemden uzaklaşmış olan yeni anayasa tecessüm edecek, orada 'kültürel haklar" falan olacak..
Sonra bir de bakacağız ki biz 'federasyon' fikrine alışmışız!
Devlet Bahçeli, "Türk milliyetçileri son sözünü henüz söylemedi" dedi.
MHP bu önemli çıkışın altını, üstünü nasıl doldurur, nasıl dolduramaz bilemem..Ama önemli bir sözdür ve dikkatle kayda geçirilmelidir.
Bu sözün özü doğrudur.
Milli devlet hızla federasyonlaşma felaketine sürüklenirken, Türk milletinin, devlet bilincinin ve dirençli milli unsurların da sürprizleri olacaktır…. |