Fatma Sibel Yüksek14 Temmuz 2007 09:11

Tayyip Bey'e Londra'da Nasıl Oruç Bozdurdular? - Fatma Sibel Yüksek

Yani o anda biz Müslümanların oruçta olması gerekiyor… Baktık Tayyip Bey, çatalı daldırdı… Vallaha yiyor!

Tayyip Bey'e Londra'da Nasıl Oruç Bozdurdular?

Fatma Sibel Yüksek
Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

  13.07.2007

Başbakan Erdoğan'ın "Gerekirse papaz elbisesi dahi giyerim" şeklindeki sözlerini biliyorsunuz…

 

 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde söylemişti…

"Biz bu toplumun içinde yeni bir nizamı hakim kılmanın mücadelesi içindeyiz. Neydi o mücadele? Zamana ve zemine göre değişmeyen doğrunun iktidar olmasıdır. Bu mücadeleyi iktidara getirme noktasında gerekiyorsa ne yaparım dedim. Papaz elbisesi dahi giyerim. Bu var mı usulün içinde? Var tabii ki."

 

Demişti..

 

Erdoğan'ın bu  ilkeli 'hayat ve siyaset felsefesine' pratikte tanık olmuş pek çok gazeteci vardır yurdumuzda..


Ama anlatmazlar; sır gibi saklarlar...Hatta sorsanız inkar bile ederler..

Dahası, yazan meslektaşlarını, Sözcü'ye iş bırakmayıp yalanlayanlar bile çıkar..

 

Peki, herkes bildiklerini ne zaman anlatacak? Etekteki taşlar ne zaman dökülecek?

 

Bir, Fatih Altaylı misali nazik bölgeye tekmeyi yiyince;

İki; Tayyip Bey tamamen iktidardan, elden ayaktan, güçten düşünce…
 
Bir daha iktidara gelmesinin hiçbir imkan ve ihtimali kalmayınca..

 

Bu mudur gazetecilik?
 
Evet budur!

 

Bizim ülkemizin anlı şanlı gazetecileri güçlünün dostu, zayıfın düşmanıdır.

Düşeni sevmezler. Rahmetli Ecevit yatağa düşünce, etrafındaki bütün yalakalar nasıl da bir anda 'doğrucu Davut' kesilmişlerdi hatırlayın…

 

Biz Tayyip Bey'in  kendisini Sultan Süleyman zannettiği, "verdim elinize, oynayın" diye 'hard-core' açıklamalar yaptığı, 75 yaşındaki Aydın Bey'i Başbakanlık'ta hesaba çektiği günlerde yazdık yazacaklarımızı...
 
Şimdi cumhurbaşkanlığı elinde patladı diye, pusulayı şaşırdı diye, bir gün "halk seçsin" ertesi gün "Meclis seçsin" şeklinde yalpalıyor diye..

 

Bu gidişle iktidarı bir daha rüyasında bile göremeyecek diye  başımıza "Cesur gazeteci" kesilenleri

 

Saymayız!


Öyleyse, bildiğimiz yolda devam edelim:

 

27 Ekim 2005…

 

Bu kez Londra'dayız..Avrupa Birliği'nin gayrı resmi zirvesi var..Üye ülkelerin kendi aralarında yaptıkları bir toplantı.Aslında aday ülkeleri; dolayısıyla Türkiye'yi de davet etmediler. Ama, Başbakanımızın 'girişken' danışmanları öyle kuvvetli 'lobi 'yaptılar ki,

Evsahibi Tony Blair, pes edip Tayyip Bey'i davet etmek zorunda kaldı…

 

Her ne kadar kendinizi zorla davet ettirmiş de olsanız, bu tür toplantılara hazırlıksız gidilmez ya…

(O kadar görgü- gözenek sahibiyizdir artık…)

 

Ömer Çelik  oturdu,

"Kıbrıs'ta izolasyonlar kalkmazsa limanları açmayız!"

diye bir "açılım" uydurdu..

 

Pek heyecanlandık kendi içimizde..

Zannettik ki, Avrupa Birliği çalkalanacak! Türkiye'nin bu yeni "Kıbrıs açılımı" adeta ikinci Anan Planı gibi patlayacak, Rumlar şaşkına dönecek!

 

Sayın Başbakanımız bu 'dahiyane planı' tüm dünyaya işte bu zirvede açıklayacak!

 

Heyecanlıyız...

 

THY'den 'tekerlek üstü' bir bilet bulup attım kendimi Londra'ya…

Heathrow havaalanındaki Hintli görevliyle, punkçu taksi şoförüyle, "Dolma bizim milli yemeğimizdir"diye tutturan Ermeni lokantacıyla kavga ettikten sonra, Waterloo tren istasyonunda bir tren buldum ve czirvenin yapılacağı Hampton Şatosu'na yetiştim..


Yetiştim ki ne göreyim? Tony Bey, görkemli kapıda durmuş konuklarını karşılıyor…

 

Tayyip Bey, Kasımpaşalı yürüyüşüyle yaklaştı…

Tony Bey ile ne kadar samimi olduğunu göstermek için el sıkma faslını uzattı da uzattı..

Öyle ki  İngiliz Başbakan, bir süre sonra elini 'kurtarmak' zorunda kaldı…

Durur muyuz? Tayyip Bey, 'çalışma yemeği'nde hemen Tony'nin yanındaki sandalyeyi kaptı!

Protokol mrotokol altüst…

Ortada ne dönem başkanı kaldı, ne evsahibi ülke statüsü! Bütün sandalye düzeni zincirleme bozuldu..

Olsun. Hükümetimiz girişkendir, 'tüccar siyaset' zihniyetine sahiptir…

 

Söz biraz uzadı ama bence okumaya devam edin; kayda geçmemiş tarihi olaylardır bunlar. Önemlidir...

 
Derken efendim, yemeğe geçildi..
 
Geçildi ama, Tayyip Bey'in şöyle bir 'özel durumu' var:
 
Aylardan Ramazan, saatlerden( Londra saatiyle) 14.30…
 
Yani o anda biz Müslümanların oruçta olması gerekiyor…
 
Baktık Tayyip Bey, çatalı daldırdı…
 
Vallaha yiyor!
 
"Bu nasıl iştir Sayın Sözcüm?" diye Akif Beki'ye sorduk, Akif biraderimiz, "Sayın Başbakanımız, seferilik halinden dolayı oruçlarını bozmuşlardır" şeklinde bir 'resmi açıklama' yaptı…
 
Hımmm!
 
19 saatlik Tokyo yolunda, 6 saatlik Moğolistan steplerinde ortaya çıkmayan 'seferilik durumu' Londra'nın şatolarında gerekli oldu demek ki…
 
Canım, "Gerekirse papaz kılığına bile gireriz" dedik ya, ne uzatıyorsunuz?
 
Netice: Tayyip Bey, o yemekte "yeni Kıbrıs planını" gündeme getiremedi...

Sözü her açmaya kalkıştığında, Tony Blair nazik bir şekilde,

"Zirvenin gündeminde aday ülkelerle ilgili siyasi konular yer almamaktadır Mr. Prime Minister.."


diye geçiştirdi.
 
Bizi AB'ye aldılar mı? Almadılar.  

Bağımsızlığımızdan, haysiyetimizden, kimliğimizden verdiğimiz ödünlere, elin 'hortlaklı' şatolarında kendimizi küçük durumlara düşürdüğümüze değdi mi? Değmedi…
 
"Herkes birbirinin karısıyla -kızıyla istediği gibi iş tutabilir; bu bizim kanımıza dokunmaz"

diye zinayı bile suç olmaktan çıkardık; gene yaranamadık..
 
Orucumuzu da boş yere bozduk!
 
Şimdi Tayyip Bey'in  seçim meydanlarında,

"Dünyayı karış karış dolaşıp Türkiye'yi pazarladık! Bizi kıskanıyorlar!"

diye bağırdığını duyunca…
 
Bu anılar geliyor aklıma…
 
"Yalan yazıyorsun, Tayyip Bey  AB'ye yaranmak için orucunu bozmadı"

diyen varsa buyursun!
 
Canlı tanık burada….
 
 

www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2007