Kürtçü Türk'le , Türkçü Kürt'ü Eşitlemek - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Sorunsuz, engelsiz, tereyağından kıl çeker gibi.. Bitmedi....Gecenin başka sürprizleri de var.. Nihai hedef olan anayasa değişikliğinin bütün bu süreçten bağımsız olduğunu düşünmeyelim. Merkez sağ ve sol muhalefet, yani CHP ile MHP yörüngeye sorunsuz yerleşti. Geriye "solu" ve "ulusalcı" kesimleri işin içine çekmek kalıyor. Burada, CIA ajanı Graham Fuller'in ortaya attığı "yeni sol" kavramı imdada yetişir...
|
Kuşkusuz, yıllardır yok yere yatan insanların ne vesileyle olursa olsun ortaya çıkmış bir tahliye umudundan yararlanmamaları beklenemezdi. Ancak umutlar gerçekleşmedi ve Balyoz, Odatv, Poyrazköy sanıklarının tahliye talebi reddedilirken, 12 Eylül öncesi cinayetlerden hüküm giymiş olanlarla, KCK tutuklularının bir bölümü salıverildi. Şimdi burada AKP'nin "çifte standart uygulamaktan dolayı kamuoyu vicdanında mahkûm olacağını" düşünenler yanılır; çünkü AKP aslında şunu yapmış oldu: İktidarın yargı üzerinde uyguladığı baskılar nedeniyle tahliye olamadıkları düşünülen subay, gazeteci, yazar, çizer ve muhalifin aslında "iktidarın baskısından dolayı" değil, hakimlerin siyasi etki kabul etmeyen "ilkeli" tutumlarından dolayı zindanlarda çürüdüğü "ortaya çıkmış" oldu...
Öyle ya, denilmiyor muydu ki Bu baskı kaldırıldı işte..
Meclis Başkanı Cemil Çiçek, Yargıçlar, yürütmeden gelen bu "mesajı" almadıklarına göre, demek ki neymiş?
Demek ki, yargı üzerinde baskı filan yokmuş! Şimdi AKP şunu dese, ne yapılabilir? "Tutukluluklar konusunda yıllardır hükümetimizi suçladınız. Oysa biz, hakimin elini kolunu bağladığı öne sürülen yasa maddelerini düzelttik, yargıçın manevra alanını genişlettik; üste neredeysa açıkça ' hepsini tahliye edin' demediğimiz kaldı. Yapmadılar. Neden? Hakimlerimiz bağımsız da ondan!" "KCK'lılar nasıl tahliye edildi" diye soracak olursanız,
"Yukarıda tarif etmiş olduğumuz bağımsız yargıç profilinin kendi takdiridir" Bir taşla iki kuş birden vurulmuş oldu; şöyle ki:
Bir yandan "yargının bağımsızlığı" sözüm ona kanıtlanırken; diğer yandan cemaat ile yaşanan kontrollü kriz ustaca soğutuldu. "Hepsi bunun için miydi" demeden önce biraz daha beklemek gerekir.. Kuşkusuz, hepsi bunun için değildi.. Yasa değişikliği çerçevesinde tahliye talebinde bulunanların tümüne henüz cevap verilmiş değil.. Örneğin, mahkeme İlker Başbuğ'un talebini henüz karara bağlamadı...
Açık İstihbarat olarak "Ergenekon sürecinin", PKK'nın siyasallaşması ve narko terörist Öcalan'ın serbest bırakılması süreci ile eşitlenerek yol alacağını, nihai hedefin toplu bir genel af olduğunu ilk tutuklamaların yapıldığı 2007 yılından beri yazıp çizdik. O gün bu gündür, KCK ile "Ergenekon" senkronize edilerek, çok simgesel adımlar atıldı ve "yeni anayasaya" doğru emin adımlarla yol alınmaya başlandı. Cehenneme giden bu yola taş döşeyenlerin ise haddi hesabı yoktu. "Gazetecilik abidesi" Odatv, daha ilk günden "Öcalan solun doğal lideridir" zehirini yumurtlayarak "Bu sürece katkıda bulunabilirim" mesajını verdi. Sonra, Özgür Gündem gazetesinden yapılan alıntıların, Büşra Ersanlı'ya düzülen övgülerin ardı arkası gelmedi. "Gazetecilere özgürlük" adı altında kendimizi bir anda PKK'nın yayın organlarına çalışanlarla birlikte eylem yaparken bulduk.
Yüz kişinin takip ettiği internet sitelerine, forum sayfalarına bile kan kusturulurken, tirajı merkez medya organlaryla yarışır duruma gelen Sözcü gazetesinin semtinden geçilmedi.. Bu olaydan önce, büfe basıp bozuk sucuk yakalayan ve kadınların göbeğine dua yazarken görüntülediği imamı intihar ettiren Uğur Dündar, bir "muhalefet abidesi", bir "toplum sözcüsü" olarak bu gazetenin tepesine paraşütle indirilince hafif işkillenir gibi olmuştuk aslında... Şehitlerimizin katili Öcalan'ın "eve çıkarılma" tartışmasının başlamasıyla, "Bursa'da lüks bir otelde kaldığı" bombasının patlatılması; adli tedbirle salıverilme şartlarını yeniden düzenleyen paket ile aynı zamanlama içerinde servis edilince de biraz pirelenme yaşadık.. "Öcalan lüks otelde keyif çatıyor" haberinden bir kaç gün sonra paket yasalaştı ve İlker Başbuğ'un avukatı tahliye talebinde bulundu. Burada dikkatlerden kaçan önemli bir ayrıntı var: Başbuğ'un avukatı, "bîhakkın", yani "yasal kısıtlama olmaksızın" serbest bırakılmayı talep etmiyor. Aksine, yeni yargı paketine istinaden "adli kontrol uygulanarak" tahliye talep ediyor. Bu şu demektir: İlker Başbuğ ev hapsinde tutulabilir.. Eh, zaten terörist Öcalan'ın da ev hapsinde tutulması isteniyor... Takdir edersiniz ki Öcalan için ev hapsi noktasına gelmek büyük bir kazanımdır, ancak bir Genelkurmay Başkanı'nın "terör suçundan" ev hapsine alınması, bu ülkeye ve bu orduya yapılabilecek en büyük hakarettir.. Önümüzdeki hafta Başbuğ'un tahliye talebine olumlu yanıt verilip, adli kontrol eşliğinde serbest bırakılması kararlaştırılabilir... Öcalan'ın ev hapsi için düğmeye basıldı bile.. Nasıl?
Güzel bir eşitleme değil mi? Nihai hedef olan anayasa değişikliğinin bütün bu süreçten bağımsız olduğunu düşünmeyelim. Merkez sağ ve sol muhalefet, yani CHP ile MHP yörüngeye sorunsuz yerleşti. Geriye "solu" ve "ulusalcı" kesimleri işin içine çekmek kalıyor. Burada, CIA ajanı Graham Fuller'in ortaya attığı "yeni sol" kavramı imdada yetişir... Solcu islamcıları; "Kürtçü Türk" kadın akademisyenleri; "Türkçü Kürt" simgesi üzerinden bir Medya Yıldız'ı gibi parlayanları... aynı zemin üzerinde birleştirecek "Barışa" ve "yeni bir anayasaya" doğru yürümek... Hazır Büşra'nım da serbest bırakılmışken...
|
||||