Genelkurmay Yine Yaptı Yapacağını- Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
Avukatların itiraz dilekçelerini ve mahkemelerin verdiği ret kararlarını "belge" diye Genelkurmay açıklamasına eklemişler bir de.. Seninle âlâkası nedir o "belgelerin"? Hukuk bürosu musun? Baro musun? Meslek örgütü müsün? Bu belgelere kamuoyunun dikkati çekilecekse bunu savunma avukatları yapar, yapıyorlar da zaten, sana ne oluyor? Ne olduğunu biz söyleyelim:
Seçime haftalar kala "Mübarek günde doğmakla" övünen Tayyip Erdoğan'ın başına çeşitli talihsizlikler geldi...
Belli başlı olanlarını sıralayalım:
1-ABD derin devletiyle Taraf mevkutesi üzerinden yürütülen ilişkilerde bir tatsızlık başgösterdi. "Ergenekon" soruşturmalarının en hukuksuz uygulamalarına azgın bir destek veren Taraf, yeni ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone'nin Ankara'ya ayak basmasıyla birlikte, ergenekon sürecindeki "hukuksuzlukları" eleştirir oldu...Oysa onbin bayi satışını "rekor" sayan bu minik gazete, bizzat Başbakan'ın verdiği talimatlarla kamu ilanlarından az mı beslenmişti?
Taraf bununla yetinmedi. Wikileaks'in yayın haklarını satın alarak AKP Hükümeti üzerinde "ifşaat baskısı" kurdu. AKP, Tayyip Erdoğan ve Gülen Cemaati ile ilgili belgeler "ucundan azıcık" gösterildi, gayr-ı resmi basın sözcüsü Akif Beki telaşlara gark olundu..Sonra birden bire asli hedefe, yani TSK'ya geri dönüldü. Maksat hasıl olmuş, mesajlar yerini bulmuştu demek ki..Taraf'ın bugünkü (7 Nisan 2011) wikileaks manşeti, "TSK'nın PKK'ya yönelik bir af üzerinde çalıştığı ve bunu ABD yetkilileri ile paylaştığı" haberiydi. (Taraf'ın wikileaks yayınlarında çeşitli "yan hizmetlerin" de devreye girmesi dikkatlerden kaçmadı. Örneğin ABD, Hırant Dink cinayeti öncesi hükümeti uyarmak için cansiperâne gayret göstermişti...Gözlerimiz yaşardı...)
Tayyip Erdoğan'a "ucundan acıcık" gösteren Taraf, Ergenekon hukuksuzluklarına verdiği azgın desteği, şifre skandalında da hükümetten esirgemeyerek Başbakan'a ve Akif Beki'sine şimdilik derin bir soluk aldırdı...
2-Ergenekon meselesi sarpa sarmaya başlamıştı. Kendisine "darbecilikle mücadele" diye sunulan plana başlangıçta destek veren kamuoyunun vicdanında giderek derin yaralar açıldı.. Hükümetten güç alan birileri -ki bunların arasında savcı, hakim, polis, gazeteci kılığında olanlar vardı-her türlü ahlaksızlığı, hukuksuzluğu, günahı, iftirayı ve fitneyi ele alıp tamgaz bir intikam harekatına girişmişlerdi. Muazzam bir şımarıklık ve azgınlıkla herkese saldırmaya, en sıradan insanların bile hayatını karartmaya başladılar.
Davanın "Başsavcısı" Tayyip Erdoğan'ın önüne bir takım "kamuoyu araştırmaları" gitti. Bu anketlere göre kamuoyu kendisine "darbeci zihniyetle mücadele" diye sunulan oyuna olan inancını büyük ölçüde kaybetmiş, kaybetmekle kalmayıp daha "derin", daha karanlık ve darbe yönetimlerinden daha faşizan bir yapının devleti ve toplumu sinsice kuşattığını idrak etmeye başlamıştı..
Adalet Bakanlığı tarafından yönetip yönlendirilen HSYK eliyle bir ayar yapılmak istendi. İlk fatura, beklendiği gibi rolünü fazla abartan savcıya kesildi. Zekeriya Öz'e "terfi" görünümü altında davadan el çektirildi. İkinci bedel, Ergenekon davasının hakim ve savcılarına teknede iftar yemeği verip samimi fotoğraflar çektirecek kadar pervasızlaşan Emniyet istihbaratçısına ödetildi. Ali Fuat Yılmazer de görevden alındı...
Yetti mi? Ergenekon davaları hukuki zemine oturdu mu? Kamuoyunun kafasında oluşan derin soru işaretleri giderildi mi? Bilmiyoruz...Tayyip Erdoğan da bilmiyor. "Seçim öncesi ne kadarını toparlasam kâr" diye düşünüyor. Çirkefi halının altına süpürürüyor...
3-Ellerinden "insan hakları ödülleri" alınan Ortadoğu diktatörleri hakkında Atlantik hegemonyası tarafından tasfiye kararı alınınca, Tayyip Bey şöyle bir sendeledi..."Madem bu adamları devirecektiniz, haber verseydiniz biraz mesafe korduk, ödül mödül almazdık" diye sitem etti içten içe. Tabii kimse planını yaparken "Tayyip Erdoğan'ı zor duruma sokar mıyız" diye düşünecek değil. Obama telefonda görev veriyor: "Sayın Eşbaşkan, şimdi telefonu açıp Hüsnü Mübarek'e diyorsunuz ki 'Hüsnü direnme' diyorsunuz. Böyle yapınca ne oluyor? Hem Hüsnü bizim mesajımızı almış oluyor, hem de sen İslam aleminde bir yıldız gibi parlıyorsun..Bu telefondan sonra şöyle bir Lübnan'a uğra; orada sana güzel bir şov hazırladık. Sokaklarda çiçeklerle, sevgi gösterileriyle filan karşılanacaksın; gazeteler 'Arap kamuoyundan Erdoğan'a büyük destek' diye manşet atacak. Hadi bakiim..."
Tabii bizimki Hüsnü'yü bir kalemde harcadı... Allah'tan diğer Arap liderlerine nazaran fotoğraflara yansımış fazla bir samimiyet yoktu Hüsnü ile. Allah yardım etmişti de Hüsnü'den "yolsuzlukla mücadele ödülü" filan alınmamıştı. O yüzden Meclis kürsüsünden kükreyerek konuştu Eşbaşkan, "Direnme Hüsnü, halkına zalimlik etme!" Bunu söylerken AKP polisi öğrencileri dayaktan geçiriyor, ağzını açan Silivri'ye gönderiliyordu o başka...
"İnşallah sıra daha samimi olduklarımıza gelmez" diye dualar edildi ama Cenab-ı Allah Tayyip Bey'i bu kez duymadı. Sıra Kaddafi'ye geldi. Tayyip Bey'in "NATO'nun ne işi var Libya'da" diye rest çekmesinden üç hafta sonra NATO Kaddafi'nin tepesine bomba yağdırmaya başladı. Bizimki ne yaptı? Hemen İzmir'i NATO'nun emrine tahsis etti! Şimdi İzmir'den kalkan uçaklar Kaddafi'yi bombalıyor. Bingazi'de "Kahrolsun Tayyip" diye gösteriler yapıldı...
"Stratejik derinlik" bu! "Komşularla sıfır sorun"...
Daha beteri var...Sıra yatta tatil yaptırdığı, birlikte alışveriş merkezi açtığı aile dostu Beşar Esad'a geldi".. Onu satarken hafif zorlandı Tayyip Bey, şöyle derin bir soluk aldı..Öyle Meclis kürsüsüne çıkıp "Direnme Beşar, halkına zulmetme!" diye kükreyemedi bir anda. Obama'dan 'taktik' için zaman istedi. Kolay değil, Esad'ı bunca zaman "Ben seni ABD'nin şerrinden korurum. Bana güven, gerisini merak etme sen" diye oyalamış, birlikte büyük işler, yatırımlar yapılmıştı. Hanımlar, aynı mücevherciye sipariş verecek kadar yakınlaşmışlardı...
Alelacele MİT Müsteşarı'nı gönderdi Suriye'ye. Ardından Dışişleri Bakanı'nı..Esad'da Tayyip Bey'e inanacak hâl kaldıysa eğer, Türkiye olarak kendisine taktikler vermekteyiz bugünlerde...Kaddafi gibi tepesine bomba yağmasın istiyorsa neler yapması gerektiğini anlatmaktayız..
Tabii yandaş basın bütün bu gelişmeleri her ne kadar "Tayyip Erdoğan'ın ortadoğuda etkisi yükseliyor" diye pazarlasa da seçim ağzı iyi olmadı konu komşunun bombalanması. Ahali, 8 yıldır "diplomasi başarısı" diye kakalanan politikaların doğruluğundan şüpheye düştü...
4)-Bütün bunlar yetmezmiş gibi YGS'de şifre skandalı patlak verdi ki belki de AKP'nin oylarını olumsuz etkileyebilecek en kritik gelişme buydu. Devletin bütün kurumlarının bu şekilde hoyratça ele geçirilmesi, en güvenilen sistemlerin darmadağın edilmesi, nesillerin geleceği ile yandaşlık adına vicdansızca oynanması, AKP'ye oy veren insanları bile endişeye sevk etti. KPSS'deki cevap anahtarı, YGS'deki şifre, AKP'ye oy veren milyonlarca vatandaşın çocuğuna da verilemeyeceğine göre birileri kendilerine ekstra haklar ve ayrıcalıklar tesis etmiş demekti. Ben sana oy vereceğim, sen benden aldığın oyla devletin bütün kurumlarını tarûmar edip kendi yakınlarına avantaj sağlayacaksın. Benim çocuğum sınava kendi emeğiyle girerken, senin çocuğun elinde cevap anahtarıyla girecek...
Bıyığının şeklinden, kaşlarının darmadağınlığına kadar yüzündeki her ifadeyle "Ben cemaat müridiyim" diyen tuhaf bir adamı ÖSYM'nin başına getireceksin; çıkıp saçma sapan açıklamalar yapacak. Daha ilk cümlesinde Cumhurbaşkanı'ndan Başbakan'ına, Taraf'ından Zaman'ına geniş bir koro "Biz iknâ olduk" diye yaygarayı basacak..Vicdanlar zorbalıkla susturulmaya çalışılacak, soruşturma başlatan savcının eli kolu baştan bağlanacak...
5)Ergenekon cephesinde beliren çatlakları; Emniyet, İstihbarat ve yargı içinde kaynayan kazanları, Cemaat'in seçim öncesi AKP'yi tamamen ele geçirme planlarını, aday listeleri etrafında dönen kavgaları, listeler açıklandığında kopacak kıyameti, vatandaşın giderek yoksullaşmasını, adam kayırmacılığın giderek daha geniş kesimleri dışarıda bırakmaya başlamasını, avanta pastasının küçüldükçe küçülmesini yazmıyoruz bile...
İşte bütün bunlar, seçime 2 ay kala Tayyip Bey'i derin derin düşündürüyordu ki imdada Genelkurmay yetişti!
"Balyoz tutuklulukarını anlamakta güçlük çekiyoruz" diye bir açıklama yaparak Taraf gazetesine "Nisan muhtıraları başladı" şeklinde manşet atma fırsatını verdiler.
Nerede susulması, nerede konuşulması gerektiğini bir türlü ayarlayamayan paşalar yine yaptı yapacağını...
Balyoz tutukluluklarını anlamakta güçlük çekiyorlarmış! Albay Atilla Uğur tutuklanırken, teğmenler tutuklanırken, güneydoğu gazileri intihar ederken, seferberlik dairesinde "fuhuş belgeleri" aranırken anlamakta zorluk çekmiyordunuz da Balyoz tutukluluklarına itirazlar reddedilince niye anlamakta güçlük çekiyorsunuz?
Avukatların itiraz dilekçelerini ve mahkemelerin verdiği ret kararlarını "belge" diye Genelkurmay açıklamasına eklemişler bir de..
Seninle âlâkası nedir o "belgelerin"? Hukuk bürosu musun? Baro musun? Meslek örgütü müsün?
Bu belgelere kamuoyunun dikkati çekilecekse bunu savunma avukatları yapar, yapıyorlar da zaten, sana ne oluyor?
Ne olduğunu biz söyleyelim:
Zekeriye Öz'ün giderayak yaptığı "Bu işleri askerlerle birlikte yaptık" açıklamasına cevap veriyorlar güya. Ergenekon sürecinde kendi personelinin ve TSK tabanının güvenini iyiden iyiye kaybetmiş olan Genelkurmay, savcının açıklamasıyla daha da büyüyecek olan tahribatı engellemeye, ön almaya, paçayı sıyırmaya çalışıyor.
Bunu yaparken de YGS'de şifre skandalı gibi AKP'yi halkın vicdanında köşeye sıkıştıran bir olayın gündemden düşmesine ne değerli bir katkı verdiklerini düşünmüyorlar bile...
Yine ekmeğe yağ sürüyorlar, yine değirmene su taşıyorlar...
Peki doğru mu Zekeriya Öz'ün söyledikleri?
Maalesef doğru...
Bu açıklama, Taraf'ın hemen üstüne atladığı gibi 27 Nisan 2007 bildirisinin yarattığı etkiyie yaratır mı? Bizce yaratmaz, o zaman konjonktür farklıydı...ama olsun AKP'yi zora sokan gelişmeler ne kadar unutturulursa kârdır..
Sayın Paşalar,
Allah aşkına susun...
Tutuklu subayları da savunmayın, Ergenekon davalarına bu saatten sonra hiç karışmayın...
Sizin her açıklamanızdan sonra askeriyle siviliyle bizler perişan oluyoruz; siz Audi'nizi alıp yazlığınıza çekiliyorsunuz. ,
Olmuyor böyle..
Yapmayın.