Fatma Sibel Yüksek1 Haziran 2008 18:51

Keskin Sirke Kimin Küpüne Yaradı? - Fatma Sibel Yüksek

Haşin yazılar yazan bir zat olarak ekranda bir miktar hayal kırıklığı yaratıyorum. Kamerayı görünce nedense üstüme bir ‘hanımefendilik’, bir mülayimlik geliyor. Şöyle bir ortadan konuşmadır, suya sabuna dokunmamadır alıp başını gidiyor. Belki de “yürü koçum kim tutar seni!” diyenlere karşı ‘kadınca sezgilerle’ daha baştan güven duyamamakla ilgili olabilir, kimbilir? Onu da Prof. Dr. Veysel Batmaz tahlil etsin artık… Erhan Göksel’in ve benim başıma gelenlerin aynısı, daha önce Hulki Cevizoğlu ile Sebahattin Önkibar’ın da başına geldi. Tahtırevanla getirildikleri kanaldan kısa bir süre sonra ticari taksiyle gönderildiler (Bir tek biz Subayevleri- Ayrancı hattında sefer yapan belediye otobüsüyle gittik…)

Keskin Sirke Kimin Küpüne Yaradı?

Fatma Sibel Yüksek - Açık İstihbarat

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

  02.06.2008
   

Gündemin ışık hızıyla değişmesi, yazı konularının önceliğini alt üst ediyor. Baykal’ın başına gelenleri ve uzun süredir ağır bir depresyon yaşadığı anlaşılan Başbakan’ın moral bulan hallerini yazmak gerekiyordu.

İngiltere kraliçesinin elinden ‘haçlı şövalyesi” alma şerefine nail olan Türkiye Cumhuriyeti Lordu Abdullah Rose’un, “Ben bu kapatma davasından nasıl yırtarım, üstelik kârlı çıkarım” sorusuna zihnini teslim edip medya üzerinden ne gibi ince dümenler çevirdiğini yazmak gerekiyordu (Saygılar Sayın Fatih Çekirge; anladın sen onu!)

Sonracıma, Elizabeth kraliçesini “yüzümün akıyla ağırladım ayol, kıskananlar çatlasın!” sevindirikliğine kendini kaptırmış olan ve hızını alamayıp şimdilerde de Japon imparatorunu konuk etme işine soyunan, bu amaçla Japonların 3 bin yıllık cilalanmış söylencesel geleneklerini 2 haftada öğrenmeye girişen Çankaya adlı’ imparatorluk toprağının’ lady’si Hayrunnisa Rose’u anmadan geçmemek gerekiyordu….

Sir Abdullah Rose, “Türban davasında hükümeti uyardım ama dinlemediler” fısıltısını medyaya zerketti.. E veto etseydiniz o zaman Lord’um..”

Bunun da üzerinde durmak gerekiyordu ama….

Gelin görün ki, Erhan Göksel’in Flash Tv’deki enerjik programı ‘Gerçek Gelecek’e son verdiler…

Ben bu konuda yazmasam olmaz…

Ne zaman, Erhan Göksel’in bizim gibi kendisiyle benzer kaygıları paylaşan insanları gecenin o vaktinde bağırıp çağırarak neden terörize ettiğini anlayamadığımız için biraz eleştiri yapalım dediysek, karşımıza Prof. Dr. Veysel Batmaz çıktı.

Sayın hocam’dan yıllar önce İletişim Fakültesi’nde ‘Sosyal Psikoloji’ dersleri almıştım. Kötü bir öğrenciydim, hocanın anlattıklarından aklımda hiçbir şey kalmadı. Bazı insanları eğitmek zordur. Boş geçen İngilizce derslerine ‘din’ hocasının geldiği kötü liselerden mezun olup hasbelkader Başkent’in önemli üniversitelerinden birini kazanınca hocam gibi donanımlı insanların birikiminden yararlanmaya kapasitemiz elvermedi. O nedenle, şahsımla ilgili ‘sosyolojik ve psikolojik’ tahliller de içeren ‘açık mektubundan’bir şey anlamadım. Tıpkı, Erhan Göksel’le ilgili her eleştiriye neden Veysel Batmaz’ın göğsünü siper ettiğini anlayamadığım gibi…

Neyse, Batmaz Hoca’ya bir cevap yazmayı düşünüyordum, bu vesileyle onu da kısmen yapmış olduk…

Erhan Göksel’in programına son verilmesi hadisesine gelince…

Allah için bir şey söyleyeyim mi..Aslında biz muhalif yazar, çizer, gazeteci vesairemiz, başımıza gelen her tatsızlıktan Tayyip Erdoğan’ı sorumlu tutmakta galiba bazen hata ediyoruz…

Örneğin, Göksel’in İzmir marşıyla başlayıp, “Bir hışmınan geldi geçti Kiziroğlu Mustafa Bey” türküsüyle son bulan ‘nükleer santral’ gücündeki programının bitmesi bence tamamen kanalın sahibi Ömer Göktuğ ile ilgilidir…

Başıma geldi de oradan biliyorum. Bu Ömer Göktuğ, basını ve internet medyasını çok iyi takip eden bir patrondur. Kim, nerede, ne yazar iyi bilir. Basındaki keskin muhalif ama serseri mayın gibi ortada gezen insanlarla bazen ‘stratejik ihtiyaçlar mucibince’ temasa geçer. Bizzat kendisi arar ve birkaç “aslansın, kaplansın” muhabbetinden sonra teklifi patlatır:

“Gel kardeşim bizde program yap; sana şu kadar para, sonuna kadar arkandayım!” (Gerçi Erhan Göksel’le daha eskiye dayalı bir muhabbeti vardır)..Neyse, bendeniz pek bu gazlara gelmedim; daha doğrusu gelemedim. Keskin zekâmdan falan değil, şundan dolayı:

Haşin yazılar yazan bir zat olarak ekranda bir miktar hayal kırıklığı yaratıyorum. Kamerayı görünce nedense üstüme bir ‘hanımefendilik’, bir mülayimlik geliyor. Şöyle bir ortadan konuşmadır, suya sabuna dokunmamadır alıp başını gidiyor. Belki de “yürü koçum kim tutar seni!” diyenlere karşı ‘kadınca sezgilerle’ daha baştan güven duyamamakla ilgili olabilir, kimbilir? Onu da Prof. Dr. Veysel Batmaz tahlil etsin artık…

Erhan Göksel’in ve benim başıma gelenlerin aynısı, daha önce Hulki Cevizoğlu ile Sebahattin Önkibar’ın da başına geldi. Tahtırevanla getirildikleri kanaldan kısa bir süre sonra ticari taksiyle gönderildiler (Bir tek biz Subayevleri- Ayrancı hattında sefer yapan belediye otobüsüyle gittik…)

Sözü uzatmayayım; bu birbirine tıpatıp benzeten dört olayla ilgili kanaatim şudur:

Ömer Göktuğ’un RTÜK ile başı sık sık belaya giriyor. Bunların geceleri yayınlanan ve küfürlerin havalarda uçuştuğu bir programları var (adını şimdi unuttum). Halkımızın sapık eğilimlerinden dolayı reytingi hayli yüksek. Tabii, RTÜK’ün kestiği cezaların miktarı da öyle…Son dönemlerde rayting rekorları kıran Dest-i İzdivaç da öyle..İnsanlar sapık ihtiyarları, derdi başına vurmuş anneannem kılıklı kadınları saatlerce seyretmekten haz duyuyor nedense..

Flash Tv’nin bu programı da hem çok yüksek bir reyting yapıyor, hem de RTÜK’ten çok sıkı cezalar alıyor. Anlaşılan biraz da şamar oğlanı yapmışlar bu kanalı…Paraya ihtiyaç duydukça basıyorlar cezayı. Ömer Göktuğ da ne yapsın; gelir-gider dengesini oturtmak için RTÜK’ün biraz keyfini kaçırmak gerekiyor. RTÜK’ün keyfi nasıl kaçırılır?

Şöyle: Sayın Başbakan, kendi canını sıkan gıcık tiplerin ekranda boy göstermesine pek sinir olur. Haberi bir olur, bir olmaz ama sonunda öğrenir ki falanca gıcık şahıs falanca televizyona kurulmuş, kendisi hakkında yerli yersz ahkâm kesiyor..Hemen Akif Beki Bey kardeşimize yüklenir. Sayın Akif Beki beyefendi de RTÜK’ün ensesinde boza pişirmeye başlar. Ve RTÜK yetkilileri bir-iki dişlerini sıkıp sonra tekstil tüccarı Ömer Göktuğ Bey’le temasa geçmek zorunda kalırlar. Pazarlıklar yapılır, bir ‘orta yol’ bulunur; programa kamuoyuna ‘dramatik’ gerekçeler açıklanarak son verilir…

Olan, Erhan Göksel gibi fazla gaza gelip de haklarında açılan tazminat ve ceza davalarıyla baş başa kalanlara olur..

Benim. Flash Tv’de kısa süre içinde gördüğüm manzara budur… “Öyle değil, şöyle oldu” diyen varsa görüşlere açığım.

Bu yazıda biraz fazla kendimizdan sözetmek zorunda kaldık, kusura bakmayın…

Veysel Hoca, bu yazıya da ‘sosyolojik bir tahlille’ cevap verir artık…

NOT: Kimse kalkıp da “RTÜK bağımsız bir kuruluştur, olmaz öyle şeyler” demesin, çok fena gülerim..Değil mi Zahit Bey?

 


www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2008