Fatma Sibel Yüksek24 Mayıs 2007 04:11

Ulus Meydanı'ndan 'Devlet' Manzaraları - Fatma Sibel Yüksek

"Dev bir kadro" halinde ve motorize polis birliklerinin eskortluğunda "daadii, daadiii!" diye sesler çıkararak Ulus'a çıkarma yaptılar! Kırılan camlara, yan yatmış otobüs duraklarına dikkatle baktılar.. Yerden aldıkları çeşitli hurda parçalarını elleriyle sıktıranlar da görüldü... Sanki böyle yapınca terörün üstüne ciddiyetle gidildiğine inananlar çıkacakmış gibi; Başbakan ile Abdullah Gül, zaman zaman birbirlerinin kulağına ciddi ciddi bir şeyler fısıldadılar..

Ulus Meydanı'ndan 'Devlet' Manzaraları

Fatma Sibel Yüksek
Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

  23.05.2007
   



Aslında bugün, Kanal-Türk'ün "açıklanamayan para kaynağı"na ilişkin bir yazı yazmak istiyordum, olmadı. Burası Türkiye; kendi kafanıza göre gündem belirlemeyemiyorsunuz.

Ulus'ta meydana gelen patlama, bütün çizgileri alt üst etti. Ankara'nın artık yeni ve daha derin fay kırıkları var...

Daha doğrusu, varolan derin fay kırıkları, içinden geçilen kritik süreçte bu kez "terör" maddesi üzerinden karşımıza çıktı...

Cumhurbaşkanlığı seçiminde son dönemece giriliyordu ki başımıza türlü çeşitli haller geldi...

27 Nisan gecesi başlayan bu süreci hepiniz biliyorsunuz, bunları tekrar tekrar anlatmayalım...

Bildiğimiz ve adına "devletin zirvesinde görüş ayrılığı" dediğimiz umutsuz vaziyet, Ulus'taki olayda tekrar karşımıza çıktı.

Şu artık açık ki; AKP hükümeti terör, bölücülük, ülkenin bölünmez bütünlüğü, iç ve dış tehdit gibi kavramlara, Türkiye'nin milli ordusundan tamamen farklı bakmaktadır.(Erdoğan, Ali Kırca'nın programında terörün kaynaklarını adlandırmaktan yine kaçındı, yine genel söylemlere sığındı..)

Olay yerinde açıklama yapan Genelkurmay Başkanı Büyükanıt Paşa'nın,

"Terör örgütünü kim besliyor bunlara bakmamız lazım. Başka bir şey söylemeyeceğim, yorumu size bırakıyorum..."

şeklindeki sözleri tam da bu kahredici duruma işaret etmektedir...

Başbakan ise

"Terör, nerede, ne zaman kimi vuracağı belli olmayan bir fenomendir. Terörün sağcısı, solcusu; hristiyanı müslümanı olmaz..."

şeklindeki 'genellemeci' söylemini yineledi..

Ulus'taki patlamadan sonra öyle fotoğraflar verildi ki; insanın her şeyden umudu kesesi geliyor...

Başbakan, yanında altmış beş kişilik maiyeti ile

"olay yerinde incelemelerde bulundu"..

'İnceleme heyetinde' kimler yok ki.."

Siyasi danışman" Yalçın Akdoğan,
ne danışmanı olduğunu anlayan beri gelsin diyebileceğimiz Mücahit Arslan,
Basın Sözcüsü Akif Beki,
resmi görevi 'özel kalem müdürü yardımcısı' olarak geçen, fakat zaman zaman çevirmenlik ve otel rezervasyonu gibi işler de yapan Çağatay adlı çocuk (soyadını şimdi hatırlayamadım)...

Sonracıma, Dışişleri Bakanı ve devrik cumhurbaşkanı adayımız Sayın Abdullah Gül,
Sağlık Bakanımız Sayın Recep Akdağ,
SSK 'dan sorumlu bakanımız Sayın Murat Başesgioğlu ..
(Herhalde yeni İçişleri Bakanımız da oradaydı; ben kendisini tanıyamadığım için çıkaramadım...)

"Dev bir kadro" halinde ve motorize polis birliklerinin eskortluğunda "daadii, daadiii!" diye sesler çıkararak Ulus'a çıkarma yaptılar!

Kırılan camlara, yan yatmış otobüs duraklarına dikkatle baktılar..
Yerden aldıkları çeşitli hurda parçalarını elleriyle sıktıranlar da görüldü... Sanki böyle yapınca terörün üstüne ciddiyetle gidildiğine inananlar çıkacakmış gibi;
Başbakan ile Abdullah Gül, zaman zaman birbirlerinin kulağına ciddi ciddi bir şeyler fısıldadılar..

Cumhurbaşkanı olması engellendiği günden beri eski mütebessim yüz ifadesine bir daha kavuşamamış olan Sayın Gül, bu acı olayla birlikte suratını bir miktar daha buruşturdu...

" Cadde boyu gezintisi" esnasında, Mücahit Arslan Bey'i de pek düşünceler içinde gördüm..

Kollarını birbirine kavuşturmuş öyle yere bakarak düşünüyordu. Sık sık çalan cep telefonuna bakmayı da ihmal etmedi..

Zannedersem, Başbakanlık'taki 'konforlu makam odasında" yeni bir 'tuvalet musluğu ihalesi" üzerinde çalışıyordu ki bu elim olay gerçekleşti ve Sayın Başbakan ile birlikte apar topar Ulus'a gelmek zorunda kaldı..

"Basın Sözcüsü Sayın Akif Beki ne yapıyordu?" derseniz, o da Başbakan'ın hemen arkasında kendisine ait olan yeri almıştı ve saçları yine jöleliydi...

"Siyasi danışman" Sayın Yalçın Akdoğan ise, acı haberi aldığında muhtemeldir ki

"Devletten dayak yemiş siyasi partilerin siyaset sosyolojosindeki davranış biçimleri"

türünden bir 'tez' üzerinde' çalışmaktaydı..

O da kendisini Sayın Başbakan ile birlikte bir anda Ulus meydanında buldu...

Bir ara Sayın Mücahit Arslan, Sayın Yalçın Akdoğan ve soyadını hatırlayamadığım 'Çağatay' adlı çocuk, sanki bir fikir tartışmasına dalar gibi oldular..

Üçü kendi aralarında bir süre sohbet etti. Sayın Çalışma Bakanımızı da telefonla çeşitli talimatlar verirken gördüm...SSK hastanelerine getirilen yaralılardan para talep etme terbiyesizliğine düşen olmasın diye devletin bütün imkanlarını seferber etti...

Heyette, kadınları temsilen Devlet Bakanı Nimet Çubukçu veya en azından Edibe Sözen gibi bir ismin bulunmamasını, bir bayan olarak buruk karşıladım...

Sayın Deniz Baykal da olay yerine Başbakan'dan on dakika önce intikal etti.

O da ciddi ve acılı bir yüz ifadesi ile ambulanslara baktı. Zannedersem, hükümetin ambulansları yeterli sayıda ve vaktinde gönderip göndermediğinden emin olmak istedi.

Ülkemizin içinden geçtiği kritik süreci gözönüne alarak, kendileri ile ilgili eleştiri hakkımı saklı tutuyorum efendim...

Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının olay yerine topluca gelmelerine ilişkin Behiç Gürcihan'ın bir tezi var..

Bu tez ciddiye alınmalı ve üzerinde düşünülmelidir.

Ben yine de,

"Ya HSBC olayı benzeri bir "ikiz eylemle" karşı karşıya olsaydık ve yarım saat arayla iki ayrı bomba patlasaydı ne olurdu?"

diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Allah korusun, "devletin zirvesi"nin olay yeri incelemesinde bulunduğu dakikalarda bir bomba daha patlasa ne yapardık?

Yazıyı yavaş yavaş bitirmek istiyorum..

Ulus faciasında sergilenen manzara, AKP hükümetinin hala 'siyasi manevralar' peşinde olduğunu düşündürdü..

Klasik bir cemaat taktiği ile "27 Nisan sürecini" 'çürütmeye' çalışıyorlar...

Söylemlerde

'krizi görmezden gelme-kurumların hassasiyetini küçümseme'

havası; kapalı kapılar ardında ise yeni gerilim politikası hazırlıkları...

Açık İstihbarat'ın takibe aldığı Bilderberg toplantısı olağanüstü önemlidir ve olağanüstü dikkatle izlenmelidir:

İstanbul'da düzenlenecek olan bu toplantının güvenliğini bizim milli istihbarat örgütümüz sağlayacak ama, yeri ve katılımcıları bu ülkenin insanlarından sır gibi saklanıyor!

Küresel şeytanları "imdada" çağıranlar mı var?

Anlaşılan var...

Peki, "küresel şeytanlar" her "imdat" sesine koşarlar mı?

Tabii ki koşmazlar..Onlar, kendi planlarına en sadık olanların imdadına koşarlar...

İktidarı-ne pahasına olursa olsun-kaybetmek istemeyen AKP, her merkeze, her misyona, her kimliğe sarılmaktadır.

Anlamaya çalışmadığı tek şey, "devletin hassasiyetleridir"..

Terör konusundaki bakış açısı ve tavır alışı da dahil, son bir ayda yaşanan tüm gelişmeler, AKP'nin gayrımilli kimliğini iyice su yüzüne çıkarmıştır...

NOT: Yazıyı yazarken, bir kulağım da Atv'de konuşan Başbakan'daydı...Gül'ün tekrar aday olup olmayacağı sorulduğunda, "Benim oyum Gül'e" dedi..Dikkat! "Benim adayım Gül'dür" demiyor; "Benim oyum Gül'e" diyor...Gül ise, "yine aday olacağım" diyor. İlginç!


 


www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2007