Fatma Sibel Yüksek17 Mart 2013 11:03

Erdoğan Türklerin, "Öc'alan" Kürtlerin Lideri Değil; Bu Kışkırtma Niye? - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat

İçinde PKK'nın, Türk Devleti içinde ihanet eden bir ekibin ve yabancı istihbarat örgütlerinin yer aldığı "barış süreci" denilen küresel pokeri, Türklerin ve Kürtlerin arasında yürütülmekte olan bir "müzakere", "savaş", "masaya oturma" vs. olarak asla görmemek lazımdır. Türkler de, Kürtler de bu kirli oyunun dışındadır..


Erdoğan Türklerin, "Öc'alan" Kürtlerin Lideri Değil ; Bu Kışkırtma Niye?

Fatma Sibel Yüksek - Açık İstihbarat

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
 
www.acikistihbarat.com

17.03.2013



İnternette bir süredir dolaşıma sokulan bir video dikkatimi çekiyor. Prof.Dr. Ümit Özdağ, 2006 yılında yaptığı bir konuşmada, AKP'yi uyararak

"Anayasa'nın ilk dört maddesini değiştirmeye kalkışırsanız, Türk Milleti'nin silahlı isyan hakkı doğar"

şeklinde bir söylemde bulunuyor.

Bu sözlerin sarfedildiği yıllar bağlamındaki amacı, MHP'deki liderlik tartışmaları göz önüne alındığında siyaseten tribüne oynama ihtimali ve de konuşmanın bütünü; bu videonun sadece "Türk Milleti'nin silahlı isyan hakkı doğar" bölümünü çoğaltıp yayımlayanları pek enterese etmiş görünmüyor..

Yani, konuşmanın içinden cımbızla çekilmiş bir bölüm, ısrarla sosyal medyada ve kimi ulusalcı internet sitelerinde dolaştırılıyor.

Bundan bir süre önce de "Türk Milleti'ni"  "ayaklanmaya" çağıran kaynağı belirsiz bildiriler dikkat çekmişti.

"Ayaklanmaya" çağıranın imzası yok!

Kimdir, kimlerdendir?

Kim olduğunu bilsek, belki aklımız yatar da peşinden gideriz ama adres yok...

Derken; CHP, MHP, SP, İP vs. gibi "muhalefet" partilerinin hiç birinde artık umut kalmadığı, hepsinin küresel güçler tarafından ele geçirildiği, dolayısıyla "gidişatı gören vatanseverlerin", bu partilerden koparak kendi "direniş cephelerini" kurma zamanlarının geldiği 'ilan edilmeye' başlandı...

Bu ilanatla eşzamanlı olarak da CHP içindeki "ulusalcıların" ayrılarak Emine Ülker Tarhan başkanlığında yeni bir parti kurmaya hazırlandıkları veya topluca İşçi Partisi'ne katılacakları söylentisi yayıldı.

Tabii iktidar ve cemaat medyası hemen olayın üstüne atladı.

Hepsi birer "ulusalcı" kesilip CHP'nin ne kadar "dejenere olmuş, ne kadar Atatürkçülükten uzaklaşmış" bir parti olduğunu yazıp çizmeye başladılar. Ergenekon sürecinden iktidar umudu taşıyan İşçi Partisi'ne ayrıca gaz verilmek  istendi. Onlar da "gelene kapımız açık" şeklinde açıklamalar yaptılar.

Neyse ki CHP içindeki Atatürkçü ve ulusalcılar da, ciddi ve dürüst bir siyasetçi olarak kamuoyunun güvenini kazanmış olan Emine Ülker Tarhan da bu oyuna gelmediler de bir takım hevesler başladığı gibi söndü...

Şimdi, İmralı'daki İT  (İliştirilmiş Terörist) ile devlet içinde küresel planlarla halvet olmuş bir diğer it-kopuk takımı, kendi aralarında papaz kaçtı oynuyorlar diye Türkiye'nin bir "iç savaşa sürüklendiği" izlenimi  ve de paniği yaratılmaya çalışılıyor.

Dikkat edilsin, gaza getirilmek istenen Türklerdir, Kürtler değil...

Kürtler zaten yeterince politize olmuş bir topluluktur. Yıllardır kendilerince bir "mücadele" vermektedirler. Kimisi, PKK gibi ayrılıkçı terör örgütlerinin peşine takılmış, kimisi "kültürel haklar" bağlamında taleplerde bulunmuş, kimisi de kaderini Türk Milleti ile birleştirmiştir.

Türklerin ise kendini tanımlama, varolma, bekâ gibi bir sorunları hiç bir zaman olmamıştır.

Demek istediğim, Kürtlerdeki "hareketlilik" de, Türklerdeki "hareketsizlik" de yeni bir şey değildir.

Yeni olan, Türklerin algısında bir "alarm" sinyali oluşturulmaya çalışılmasıdır.

Denilecektir ki,

"İki milletli bir anayasa yapılmaya çalışılıyor, teröristbaşı siyasetin baş yönlendiricisi haline geldi, Apo'ya özgürlük mitingleri başlıyor..Ülke bölünmenin eşiğinde.."

Doğrudur, olup bitenleri hepimiz yakından izliyor ve görüyoruz. Ancak esas bu tehlikeye katkıda bulunacak olan, Türklerle Kürtlerin karşı karşıya gelmesidir. Emperyalizmin hiç bir oyunu bunu şimdiye kadar başaramadı.

Eğer kaynaşmamış bir millet olmasaydık, şimdiye kadar yüzlerce kez iç savaş çıkar, Türkiye yüzlerce kez Yugoslavya'laşırdı..

"Bu kez başaracaklar, artık o aşamaya gelindi" şeklinde samimi kaygı duyanlar da, bilinçli olarak yangına körükle gidenler de bir kez daha düşünmelidir.

1)-Kürtler ve Türkler, asla bir Boşnaklarla Sırplar değildir. Bir sabah kalktığımızda Kürt (veya Türk) komşumuzun bizi pompalı tüfekle vuracağı koca bir yalandır.

2)-İçinde PKK'nın, Türk Devleti içinde ihanet eden bir ekibin ve yabancı istihbarat örgütlerinin yer aldığı "barış süreci" denilen küresel pokeri, Türklerin ve Kürtlerin arasında yürütülmekte olan bir "müzakere", "savaş", "masaya oturma" vs. olarak asla görmemek lazımdır. Türkler de, Kürtler de bu kirli oyunun dışındadır..

3)-Dışındadır ki iki taraflı bütün zorlamalara, provakosyanlara rağmen, karşılıklı sokağa dökme başarılamamaktadır.

4)-Kürtlerin Nevruz için kutlamalar yapmalarını, bu kutlamaların yer yer siyasi gösterilere dönüşmesini, hatta "Apo'ya özgürlük" mitingleri düzenlenmesini "Kürtlerin topluca ayaklanması" olarak görmek külliyen yanlıştır ve de tehlikelidir.

5)-Dediğimiz gibi Nevruz olayları hiç de yeni bir şey değildir. Güneydoğu illerimizde bir miktar olay çıkar, bir yanda "sivil", bir yanda resmi kutlamalar yapılır. Valiler ateşin üstünden atlar...ve de geçer gider..

6)-"Apo'ya özgürlük" mitingleri, yukarıda eşgalini çıkardığımız PKK-MİT-Küresel güçler şebekesinin oynamakta olduğu "Barış süreci" oyununun bir parçasıdır. Sürecin militanlarınca organize edilmektedir. Kürtlerin bir kısmınca desteklense de yine asla bir "Kürt kalkışması" değildir..

44 ilde miting yapacaklarmış, yapsınlar da görelim! Bir kaç güneydoğu ilimize yüklenip, medyanının da desteğiyle kalabalık görünürler hepsi o kadar.

7)-Devletin bu oyunun parçası haline gelmeyi tercih ettiğini, dolayısıyla bu tür gösterileri engellemeye çalışmayacağını biliyoruz. Ancak, buna karşılık Türkleri "sokaklara dökülmeye" çağırmak, "silahlı direniş hakkı" gibi netameli kavramları sürüme sokmak, tehlike olarak gördüğümüz olayların kendisinden bile aslında daha "tehlikeli" olabilir.

8)-"Nevruz kutlamaları adı altında siyasi hareketler organize ediliyor, sen pazar günü evinde kahvaltı keyfi mi yapacaksın" şeklinde facebook paylaşımlarında bulunan dostlarıma cevabım şudur:

Evet öyle yapacağım. Nevruz olaylarını 20 yıldır olduğu gibi bu yıl da televizyondan izleyeceğim..En çok da şişman vali ve garnizon komutanlarının ateşin üstünden atlama çabalarına güleceğim...

9)-Şunu da eklemek isterim ki eğer CHP'li, MHP'li, İP'li veya SP'li olsaydım, bütün olumsuz şartlara rağmen, bu partilerin görevlerini layıkıyla yerine getirmedikleri bilincinde olmama rağmen,  Türkiye'nin içinden geçtiği şu kritik süreçte partimden kopmaz, aksine daha sıkı sarılırdım. Hangi mücadeleyi vereceksem orada verirdim.

Son olarak:

Büyük milletler, önlerinden akıp giden ırmağın içindeki bir odun parçası olmamayı başardıkları için büyük millettirler.

Onlar, ırmağın kenarında sakince otururlar ve binlerce odun parçasının önlerinden akıp gidişini izlerler...

www.twitter.com/fasibel


Açık İstihbarat @ 2013