Medyadan Portreler: Kasabın Oğlu Şıh Şamil-Fatma Sibel Yüksek
Şamil Tayyar keşke yoluna babası gibi onurlu bir kasap olarak devam etseydi…Hiç değilse ileride çocukları, iftiraları ile insanların hayatını karartan, para içinpolisle işbirliği yapan, iktidar sahiplerinin cellatlığına soyunan bir babanın çocukları olma utancını yaşamazlardı. Şamil Tayyar’ın nüfus cüzdanındaki adı “Şıh Şamil”dir..”Şıh”, bildiğiniz gibi halk arasında “Şeyh” yerine kullanılan kelimedir. Belli ki babası, oğluna Kafkas kahramanı Şeyh Şamil’in ismini vermek istemiş, o devrin eğitimi yetersiz nüfus memurları da deftere halkın kullandığı şekliyle “Şıh Şamil”olarak yazmışlar. Arkadaşımız, adının önündeki olan “Şıh” ismini de kullanmıyor. Herhalde, kasabın oğlu olmaktan utandığı gibi, “Şıh” olmaktan da utanıyor…
Ergenekon sürecine damgasını vuran Ankaralı gazeteci Şamil Tayyar’la ilgili yazı yazmayı hep erteledim. Sebebi şu: Ergenekon soruşturmaları sırasında her türlü hukuksuzluğa, iftiraya ve insan haklarına aykırı uygulamalara maruz kalanlar, haklı olarak kızacaklar ama ben Şamil Tayyar’ı her şeye rağmen severim. Cellatın kalemi olma konusunda birbiriyle yarışan soysuzlar sürüsüne karşı duyduğum tiksintiyi, Tayyar’ın yazdıklarına değil ama kendisine hiçbir zaman duyamadım. Belki de “sınıfsal” bir psikolojik dayanışmadır bu. Bizim gibi toplumun alt tabakalarından gelip, dişiyle tırnağıyla –vebal üstlenerek de olsa-medyada dikiş tutturmaya çalışmasını, içten içe anlayışla ve hüzünle karşılıyor da olabilirim…
Zaten, yoksul cenahtan gelip de medyada ayakta kalabilmenin kuralları pek azdır ve katıdır. Ya akşama kadar kapı bekleyip Anadolu Ajansı ile birlikte giriş-çıkış saatlerini büroya bildiren, kendisine ait hiçbir kişiliği ve fikri olmayan, işten atılma korkusuyla yaşayan bir amele olacaksınız;
Yada, şayet sizi bu zavallı kölelerden ayıran bir zekanız veya yeteneğiniz varsa bunu, iktidarlarla her zaman (kimin iktidarı olursa olsun) kucak kucağa yaşamış olan medya baronlarına, onların belirlediği şartlarda kiralayacaksınız. Alternatifi işsiz kalmaktır, çoluk çocuğunuza ekmek götürememektir, yalnızlığa mahkûm edilmektir.
Şamil Tayyar, kişilik kumaşı ve yıllardır ruhunda tortu oluşturan “değerim bilinmedi” duygusu itibarıyla kendi yolunu bu şekilde seçmiş bir arkadaşımızdır. Bu arkadaşımız, İslamcı medyadan gelen badem bıyıklıların ilk başlarda sahip olmadıkları sağa sola saldırma yeteneğini kiraya vererek işe başlamıştır. Badem bıyıklıların giderek eşi benzeri görülmemiş bir cüret ve özgüven kazanması, artık Tayyar’dan daha okkalı küfür ve iftira savurabilen nesiller yetiştirmeye başlamasıyla, bu arkadaşımızın misyonu sona eriyor gibidir.
Belki bunu hissettiği içindir, kendisini özellikle son günlerde kontrolsüz bir öfke selinin önünde sürüklenirken izliyoruz. Mehmet Bekâroğlu ile giriştiği polemikte kendini tamamen kaybedip ağabeyi yaşındaki bu kişiye “Kimsin sen lan” diyebilmiştir. Bekaroğlu, Ankara’da siyaset yaptığı yıllarda tanıdığımız kadarıyla kimseyi kırıp dökmüş bir insan değildir. Gazetecilerle de arası hep iyi oldu. Acaba, Şamil Tayyar ile bu noktaya gelecek ne geçti aralarında? Mesele sadece “Bana Ergenekoncu dedin” meselesi mi? Desin, ne olacak? Şamil Tayyar, oturduğu apartmanın görevlisini bile çöpleri geç aldığı için “Ergenekon bağlantılı” ilan edebilecek kadar kendini paranoyaya kaptırmış bir kişilik, Şamil dedi diye Bekaroğlu’nun Ergenekon’cu olduğuna kim inanır?
Yalnız, Mehmet Bekaroğlu’nun Star gazetesi tarafından “Ergenekoncu” ilan edilmesinde şöyle gözden kaçmış bir tehlike var:
Bekâroğlu, “Tüketici Test” adlı bir derginin reklam satış elemanlığından AKP’nin destekleriyle “medya grup başkanlığına” kadar yükselmiş olan Mustafa Karaalioğlu üzerinde çok emeği olan bir isimdir. Karaalioğlu, Ankara’da herkes tarafından dışlanmış fakir bir gazeteciyken, Bekaroğlu kendisine kol kanat germiş, evinde yatırmış, sahip çıkmıştır. 28 Şubat döneminde Yeni Şafak’ın Ankara temsilciliğini yapan Karaalioğlu, parasızlıktan evini Ankara’ya taşıyamadığı için Ulus’taki Elif Otel’de yatıp kalkardı. O dönem, oda- kahvaltı fiyatı 10 TL olan bu otelle Yeni Şafak’ın sahipleri anlaşmışlardı. Yeni Şafak’ın sahipleri öyle cimri adamlardır ki, temsilcilerini doğru düzgün bir otelde barındırmadıkları gibi, Elif Otel’e günlük 10 lira ödememek için kök söktürdüler. Bu otelin belki hâlâ alacağı vardır.
İşte o dönem, RP milletvekili olarak Oran Şehri’ndeki Meclis lojmanlarında oturan Bekâroğlu, cimri patronlar sayesinde bakımsız kalmış olan Karaalioğlu’nu evine götürür, temiz çarşaflarda yatırır, banyosunu yaptırıp üste bir de mükellef kahvaltı verirdi.
Şimdi, Mustafa Karaalioğlu’nun yönettiği Star gazetesinde Mehmet Bekaroğlu’na “Kimsin lan sen” diye yazılar yazıyorlar. Kahpe dünya işte!
Bu şartlar altında Bekaroğlu çıkıp, yukarıda anlattıklarımızı ve daha fazlasını anlatır, “İşte o benim” derse ne olacak? O da şöyle bir yazı mı yazsın: “Ulan Ben Senin Patrununun Aç Karnını Doyurmuş Adamım Cibiliyetsiz!”
Karaalioğlu’nun eski velinimetine yapılan bu hakaretleri nasıl karşıladığını bilmiyoruz. Bu konu Tayyar’la aralarında epey sorun olmuş olmalı ki Şamil, “Her bedeli ödemeye hazırım” diye yazılar yazdı.
Bekâroğlu’nun Şamil Tayyar tarafından “Ergenekoncu” ilan edilmesinin bir diğer “tehlikesi” de şu:
Eğer Bekaroğlu Ergenekoncuysa, evinde yatırıp kaldırdığı Mustafa Karaalioğlu’nun da Ergenekoncu olma ihtimali vardır. Yazdıkları iddianamelerde , karı-koca ilişkisini bile “örgüt ilişkisi” kapsamına sokan savcıların mantığıyla bakarsak, bunun böyle olması gerekir..
Gelelim, yazımıza neden “Kasabın Oğlu Şıh Şamil” başlığını koyduğumuza..
Bu başlığın öyküsü şu:
Geçtiğimiz aylarda, Şamil Tayyar’ın katıldığı bir televizyon programına İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in avukatı Hasan Basri Özbey telefonla bağlandı. Konu tabii yine Tayyar’ın Fethullahçı çeteden servis edilen iftiraları hiçbir elemeye tabi tutmadan ard arda sıralaması..Tartışmanın bir yerinde, Tayyar her zamanki saygısızlığıyla Özbey’e “Sen avukat diplomasını kasaptan mı aldın?” diye bir soru yöneltti. Son derece beyefendi bir kişiliğe sahip olan Özbey şaşırdı haliyle, böyle bir mahalle ağzına ne cevap vereceğini bilemedi.
Şimdi sıkı durun...
Kasaplık mesleğini bu kadar aşağılayan Şamil Tayyar’ın babasının mesleği nedir biliyor musunuz?
Şamil Tayyar’ın babası Gaziantepli bir kasaptır.
Kuşkusuz, hepimizin babası gibi, evladını alın teriyle okutup “adam ettiği” için eli öpülecek bir babadır. Kasaplık mesleği de bütün meslekler gibi saygıyı hak eden bir meslektir. Bir zamanlar Şamil Tayyar da böyle düşünüyor olmalı ki Sabah gazetesinden atılıp işsiz kaldığında, gazeteciliği tamamen bırakıp Ankara’da kasap dükkânı açma planları yaptı. Yani bugün aşağıladığı baba mesleği, yeri geldiğinde insanın kimseye muhtaç olmadan, onuruyla yaşaması için bir can kurtaran olabiliyor. (Ben de işsiz kaldığım dönemlerde, veteriner kliniğinde köpek tıraş etmiştim meselâ . Bildiğim tek meslek buydu ve oradan kazandığım üç kuruş ekmek parasının bereketini anlatamam size…)
Şamil Tayyar keşke yoluna babası gibi onurlu bir kasap olarak devam etseydi…Hiç değilse ileride çocukları, iftiraları ile insanların hayatını karartan, para içinpolisle işbirliği yapan, iktidar sahiplerinin cellatlığına soyunan bir babanın çocukları olma utancını yaşamazlardı.
Uzatmadan, “Şıh Şamil” meselesine de açıklık getireyim. Şamil Tayyar’ın nüfus cüzdanındaki adı “Şıh Şamil”dir..”Şıh”, bildiğiniz gibi halk arasında “Şeyh” yerine kullanılan kelimedir. Belli ki babası, oğluna Kafkas kahramanı Şeyh Şamil’in ismini vermek istemiş, o devrin eğitimi yetersiz nüfus memurları da deftere halkın kullandığı şekliyle “Şıh Şamil”olarak yazmışlar.
Arkadaşımız, adının önündeki “Şıh” ismini de kullanmıyor.
Herhalde, kasabın oğlu olmaktan utandığı gibi, “Şıh” olmaktan da utanıyor…