Fatma Sibel Yüksek4 Haziran 2007 11:33

Emin Çölaşan'ın Kellesi, Aydın Doğan'ın Öfkesi - Fatma Sibel Yüksek

Ve size şu soruyu soracaktım: "Aydın Bey, geçen yıl eylül ayında Başbakan ile iki saatlik özel bir görüşme yaptınız. Görüşme, Başbakan'ın daveti üzerine gerçekleşti..Ekim ayında da damadınız Mehmet Ali Yalçındağ, Başbakanlığa davet edildi. Onunla da yaklaşık iki saat süren bir görüşme yapıldı..Her iki ziyarette size ve damadınıza gazeteci Taha Akyol eşlik etti..Sayın Doğan, bir medya patronunun halktan saklayacağı bir şey olamaz; söyler misiniz Başbakan'la kapalı kapılar arkasında ne konuştunuz?"

Emin Çölaşan'ın Kellesi; Aydın Doğan'ın Öfkesi

Fatma Sibel Yüksek
Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

  04.06.2007
   


Kamuoyu araştırmacısı Erhan Göksel, Flash Tv'de Doğan grubu medyasının iktidara göbekten bağlı olduğunu söyleyince, Aydın Doğan'ın hışmına uğradı.

Olayı biliyorsunuzdur, canlı yayına telefonla bağlanan Aydın Bey, hem Göksel'i, hem de programın sunucularını dakikalarca haşladı. Saydı döktü; demediğini bırakmadı...

Aydın Bey, kendisine bağlı medya grubunun, "iktidara göbekten bağlı olduğu" iddiasına o derece sinirlendi ki; ben şahsen, dünyanın en özgür basının Türkiye'de olduğundan ara sıra şüphe ettiğim için kendimden utandım (!) Bir vatandaş olarak Erhan Göksel'i "onurlu Türk medyasına iftira atmak" suçundan savcılığa şikayet edesim geldi!
("Onurlu Türkiyeli medyaya" desek daha doğru olacak galiba..)

Aydın Bey telefonda;

"İşte buradayım, Türkiye'nin en büyük medya kuruluşunun POAŞ dolayısıyla iktidara göbekten bağlı olduğunu söyledin.. Ben Türkiye'de görsel ve yazılı medyada birinci patronum. Buradayım işte! Nasıl göbeğimizden bağlı olduğumuzu açıkla. Açıklayamazsan seni müfteri ilan ediyorum!.."

diye öyle bir bağırdı ki; kendisini programa davet edenler tarafından oracıkta 'kaderine terkedilen" Göksel, başladı ağlamaya...

Adamcağızın ödü koptu..

"Ben demedim, o dedi"

diye topu sunucuya atmaya çalışıyor ama, ne Aydın Doğan'ın korkusundan başını yerden kaldırabilen sunucu, ne de Aydın Doğan'ın kendisi bu sözleri dinlemiyor bile...

"Görsel ve yazılı medyanın birinci patronu" Sayın Aydın Bey!

Öncelikle biraz gönlünüzü rahatlatalım...

Bendeniz, eğer bu programdan iki hafta önce iktidarın baskıları ile Flash Tv'den atılmış olmasaydım; büyük bir ihtimalle o programın sunucuları arasında bulunuyor olacaktım..

Ve size şu soruyu soracaktım:

"Aydın Bey, geçen yıl eylül ayında Başbakan ile iki saatlik özel bir görüşme yaptınız. Görüşme, Başbakan'ın daveti üzerine gerçekleşti..Ekim ayında da damadınız Mehmet Ali Yalçındağ, Başbakanlığa davet edildi. Onunla da yaklaşık iki saat süren bir görüşme yapıldı..Her iki ziyarette size ve damadınıza gazeteci Taha Akyol eşlik etti..Sayın Doğan, bir medya patronunun halktan saklayacağı bir şey olamaz; söyler misiniz Başbakan'la kapalı kapılar arkasında ne konuştunuz?"

Gördüğünüz gibi Aydın Bey...Kimi, ne zaman işten atacaklarını iyi biliyorlar. Doğrusu çok şanslısınız...

Nereden mi biliyorum Başbakan'la özel görüşmeler yaptığınızı?

Oradaydım da ondan biliyorum...

Evet oradaydım.. Başbakanlığın C kapısındaki banka şubesinde telefon faturamı yatırıyordum; Aaa.. baktım karşımda Aydın Doğan!

Yanınızda "değerli meslek büyüğüm" Taha Akyol da vardı...
Bir süre arkanızdan geldim, sağdaki merdivenlerden yukarı çıktınız ve Başbakanlık makamına girdikten sonra gözden kayboldunuz...

"Başbakan'ın özel davetlisi" olduğunuz halde, sizi 'Şeref kapısından" değil, normal ziyaretçilerin giriş yaptığı C kapısından aldılar..

Sizi neden C kapısından aldılar acaba?

"Şeref kapısını" layık görmedikleri için mi?

C kapısı, binada görev yapan gazetecilerin gözlerinden ırak bir yer olduğu için mi?

Yoksa, şeref kapısından girenlere üst araması yapılamadığı için mi? Üzerinizde kayıt cihazı falan taşıyıp taşımadığınızdan emin olmak için mi sizi x-ray cihazından geçirerek Başbakan'ın huzuruna aldılar?

Ve Aydın Bey...

Neden davet etmişti sizi Sayın Başbakan? Neyi konuşmak istemişti tam iki saat?!

Örneğin, "hükümet aleyhine yazılmış" haberleri içeren dosyaları önünüze koydular mı?

Özellikle, Milliyet'in "El-Kadı bağlantıları" ile ilgili haberleri için

"Bu ne demek oluyor Aydın Bey?"

diye sordular mı? Milliyet, hangi izi sürmekteydi?

El-Kadı haberlerinin ucu nereye kadar dayanacaktı?

Sizin Başbakanlığa davet edilmenizden sonra "El-Kadı haberleri" neden bıçakla kesilmiş gibi kesildi?

Sonra...POAŞ'ta ödemesi gelmiş olan faizli borçlarınızı hatırlattılar mı?

Şimdi biz, "Bu ziyaretten sonra, Doğan medyası süt dökmüş kediye döndü" diye bir tespit yapsak;

Flash Tv'ye yaptığınız gibi, Açık İstihbarat'a da bağlanıp bizi de ağlatır mısınız acaba?

Yok, bizi ağlatamazsınız..Teşekkür ederiz!

Siz kimi ağlatacağınızı iyi bilirsiniz...

Sonra Aydın Bey, bir de

"O görüşmede, sizden Emin Çölaşan'ın kellesi istendi mi?"

diye sorsak...

Acaba ne cevap verirsiniz?

Böyle bir bedeli ödemekte çok zorlandığınızı söylesek, Hürriyet gazetesi içinde bu yüzden büyük sıkıntılar yaşandığını hatırlatsak...

Bizi de mi "müfteri" ilan edersiniz?..

Sizin ve damadınızın Başbakanlığı ziyaretinden hemen sonra, Turgay Ciner'in de tıpkı sizin gibi C kapısından 'makama alınması' ne tesadüf değil mi Aydın Bey?

Hele de bu son ziyaretten iki ay sonra, Sabah gazetesinin POAŞ haberini patlatması?

Hele hele, POAŞ haberinden bir kaç ay sonra Sabah'a TMSF tarafından el konulması??

Tesadüfün bu kadarına, "Hafazanallah!" demekten başka elden bir şey gelmiyor valla..

Niye kızıyorsunuz ki Aydın Bey?

Siz bu işin "mağdurusunuz" aslında..

Niye kızıyorsunuz ki?

Ülkenin en büyük medya patronunu Başbakanlığa çağırıp tehdit etmek, yeryüzünde işlenmiş en büyük siyasi suçtur..Bu, "demokrasiye kurşun sıkmanın" daniskasıdır..

"Yüzkarası"nın önde gidenidir!
Bu,bir ülkenin basınına "benim suçlarımı yazma" demenin gerçekleri halktan zorla gizletmenin ta kendisidir!

Bu, bir hükümetin düşürülmesi, bir partinin kapatılması, sorumluların iki bin yıl hapis cezası ile yargılanması için çok yeterli bir sebeptir..

Watergate skandalı dediğiniz nedir ki?

Nixon, altı üstü rakip Başkan adayının telefonlarını dinletmiş!
Pöh! Bizde böyle şeyler artık vaka-i adliye'den sayılıyor..

Siz, iktidarın suçunu neden gizliyorsunuz ki Aydın Bey?

Hem sonra gizliyorsunuz da, sanki biz bunları öğrenemiyor muyuz?

AKP, üç kuruşluk aklıyla; zabıtsız, tanıksız yapılan görüşmeler gizli kalacak zannediyor diye, siz bin yıllık Türk devleti ve üç bin yıllık Türk milleti uyuyor mu sanıyorsunuz?

Sizinle gizli görüşmeler yaptıkları o Başbakanlık odalarında hala kurtuluş savaşı kahramanlarının, Büyük Atatürk'ün, İsmet İnönü'nün, Rauf Orbay'ın ruhları dolaşıyor..

AKP'nin tutmadığı zabıtları onlar tutuyor, merak etmeyin siz...

Türk milleti uyandı Aydın Bey..

Hiç kimse Erhan Göksel'i ağlatarak bu gerçekten kaçamaz... Türk milleti, "En büyük patronu" olduğunuz medyanın;

"Türkiye'nin Türksüzleştirilmesinde, Anadolu'nun islamsızlaştırılmasında, Misak-ı Milli'nin genelev kapısına çevrilmek istenmesindeki rolünü"

iyi kavradı...

Zavallı Erhan Göksel'i neden ağlatıyorsunuz?
Adamcağızın zaten fazla kiloları var; kalp krizi geçirecek diye korktuk...

Son sözümüz de

"Yahu niye yazıyorsun bunları? Bir daha basında sittin sene iş bulamazsın!"

diye telaş eden dostlarımıza:

"Harami var diye korku verirler, benim ipek yüklü kervanım mı var?"

İpek yüklü kervanı olanlar düşünsün. ..


www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2007