Fatma Sibel Yüksek24 Aralık 2009 09:38

Çukurambar'ı Tanıyalım-Fatma Sibel Yüksek

“Köstebek olayının Bülent Arınç ile ne alakası var?” sorusunun cevabını henüz bilemiyoruz. “TSK içinde” olduğu söylenen köstebeğin Çukurambar’da Bülent Arınç’ın evine yakın bir yerde oturuyor olma ihtimali da enteresan; çünkü söz konusu köstebek eğer subaysa, askeri lojmanlarda oturması gerekir. Ancak, bildiğimiz kadarıyla Çukurambar’da askeri lojman yok.   Şöyle bir yer Çukurambar:   Ankara’nın gürültü patırtısından, göz önündeliğinden uzak olmakla beraber, yol durumu itibarıyla Meclis’e, Bakanlıklara, AKP Genel Merkezi’ne, Genelkurmay’a araçla en fazla on dakika mesafededir. Kamuoyunu dikkatinin çekilmesi istenmeyen bir takım “buluşmalar” için de idealdir, çünkü gazetecilere, meraklı vatandaşlara vs. yakalanma ihtimaliniz neredeyse hiç yoktur.

Kendisine “suikast yapılacağı” haberini hepimiz gibi önce Star gazetesinden okuyan, ardından Emniyet yetkililerinden bilgi aldıktan sonra “soruşturmanın gizliliği” gibi hukuk kurallarını bir yana atıp “ Beni öldüreceklerdi komşular, yetişin!” diye bağırmaya başlayan, konuyu Bakanlar Kurulu’na da taşıdığı halde hızını alamayıp Şamil Tayyar’a  “MGK’ya da götüreceğim!” diyen Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, bugün itibarıyla biraz sakinleşmiş gibiydi…

 

 “Adli tahkikatı bekleyeceğim” diyerek ilk başta edilmesi gereken bir laf etti. . Peki, TSK’nın dil altından suçlanmasına, malûm medyada yeni linç kampanyalarına hız verilmesine ne oldu? Hiçbir şey. Onlar lafı yine “İlker Başbuğ istifa etsin” e getirdiler. Yani maksat hâsıl oldu. Belki Bülent Arınç bile anlamaya başladı ki adının  bu işlere bulaşmasında-bulaştırılmasında belli bir durum, belli bir maksat var. Belki bunu bildiği için bu kadar yaygara yapıyordur…

 

Öyle ya, Genelkurmay, “Subaylar Arınç’ı değil, TSK içindeki bir köstebeği takip ediyorlardı” diyor. Aksi yargı önünde kanıtlanmadıkça bu açıklamaya inanmak durumundayız.

 

“Köstebek olayının Bülent Arınç ile ne alakası var?” sorusunun cevabını henüz bilemiyoruz. “TSK içinde” olduğu söylenen köstebeğin Çukurambar’da Bülent Arınç’ın evine yakın bir yerde oturuyor olma ihtimali da enteresan; çünkü söz konusu köstebek eğer subaysa, askeri lojmanlarda oturması gerekir. Ancak, bildiğimiz kadarıyla Çukurambar’da askeri lojman yok.

 

Şöyle bir yer Çukurambar:

 

Burası aslında Ankara’ya bağlı bir köy. Daha birkaç yıl öncesine kadar bildiğimiz duvarına  tezek yapıştırılmış köy evlerinden oluşan bir yerdi. Hatta kapı önlerinde inek, tavuk, ördek vardı. 1990’lı yıların ortalarına doğru burada taşralı mütahit usulü eğri büğrü apartmanlar yapılmaya başlandı. Derken, bu apartmanlar “siteye” dönüştü ama estetik yoksunluğundan bir şey kaybetmedi. 2002 yılında AKP büyük bir oy patlamasıyla tek başına iktidara geldiğinde, Başbakan Erdoğan, partisinin nasıl da “halkın içinden geldiğini” göstermek amacıyla milletvekillerine “lojmanda oturmayın, vatandaşın yaşadığı yerlerde ev tutun” talimatı verdi.  Kendisi de Başbakanlık konutuna taşınmayıp, Subayevler semtinde bir ev tuttu ve orada oturmaya başladı.

 

AKP milletvekilleri o zaman şimdiki gibi zengin değillerdi. Meclis’in yeni konuklarını aldı bir telaş. O zaman 5 milyar (şimdi 5 bin TL) civarında olan milletvekili maaşıyla “Ankara’da hem güvenli, hem rahat, hem de Meclis’e yakın bir yerde nasıl ev buluruz?”  diye kara kara düşünmeye başladılar.  Çukurambar’ın yıldızı o günden sonra parladı. Eş, dost, akrabanın bir kısmı sosyal doku itibarıyla zaten buralarda  oturuyordu, AKP’li vekiller de çoluk çocuklarını alıp oraya taşındılar. Derken, bir sosyal çevre oluşmaya başladı ve bu tezekli köy giderek AKP’nin üslerinden birine dönüştü.

 

Ankara’nın gürültü patırtısından, göz önündeliğinden uzak olmakla beraber, yol durumu itibarıyla Meclis’e, Bakanlıklara, AKP Genel Merkezi’ne, Genelkurmay’a araçla en fazla on dakika mesafededir. Kamuoyunu dikkatinin çekilmesi istenmeyen bir takım “buluşmalar” için de idealdir, çünkü gazetecilere, meraklı vatandaşlara vs. yakalanma ihtimaliniz neredeyse hiç yoktur.

 

Hatırlayın, 27 Temmuz 2008 gecesi, çiçeği burnunda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Cumhurbaşkanı’nı nedense Köşk’te ziyaret etmekten özenle kaçınan Başbakan Erdoğan, Çukurambar’da bir milletvekilinin evinde gizlice buluşmuşlardı. Cumhurbaşkanı ile Başbakan’ı evinde buluşturan bu milletvekili, aynı zamanda Abdullah Gül’ün eniştesi olan Mehmet Tekelioğlu’ndan başka kimse değildi. Başbakan ile Cumhurbaşkanı’nın gece yarısı neden gizlice buluştukları o gün bu gündür anlaşılamadı.

 

27 Temmuz 2008 tarihinin özelliği şuydu: Anayasa Mahkemesi’nin AKP hakkında açılan  kapatma davasında  karar vermesine saatler kalmıştı. İyi ama böyle bir şey için Başbakan ile Cumhurbaşkanı niye gizlice buluşsundu ki? “Hanımefendiler arasında tatsızlık var;  Emine Hanım,  Hayrünisa Gül’ün havalara girdiğini düşündüğünden Tayyip Bey’in Köşk’e gitmesini istemiyor” diyenler de oldu, lakin bu yorumlar da tevatürden, kadın dedikodusundan öteye gidemedi.

 

O gece oraya Gül ve Erdoğan dışında üçüncü bir misafirin gelip gelmediği ise öğrenilemedi.

 

Konuyu dağıtmış olamayalım, yani “köstebek” eğer muvazzaf subaysa, Çukurambar’da oturuyor olma ihtimali yok. Alt düzey bir sivil memursa bilemeyiz, ancak böyle birinin de “köstebekliğinden” söz edilemez.

 

İstihbaratçılar savaşının ortasında kalmış olan Ankara’da  “Arınç’a suikast yapılacaktı” haberinin arkasından şöyle de bir soru ortaya  çıktı:

 

Acaba köstebeğin takip edildiğini ve Çukurambar’daki bir buluşmasının saptanmakta olduğunu haber alan bir başka iştihbarat birimi, ani bir baskınla köstebeği askerlerin elinden kurtarmış olabilir miydi?


Daha açık sorulacak olursa; 


Acaba Köstebek, Çukurambar’da  bir randevuya mı gitmişti? Randevuya geldiği kişi, kendisinin “düzenli bağlantısı” mıydı ve devlet içinde etkili-yetkili bir mevkide miydi?

 

“Olur mu öyle şey?” demeyin…

 

Bu ülkede artık her şey olur.


Şamil Tayyar,  merhum Albay Belgüyay Varımlı’nın ardından  “O Albay’ın Sırrı” diye bir yazı yazıp Kamuoyu, onu yakından tanımadı. Şunu söylemeliyim; Albay Belgütay Varımlı, Sarıkız başta olmak üzere Ergenekon’un darbe senaryolarını çökerten birkaç isimden biridir” dememiş miydi?   

 

 Varımlı’nın pozisyonu bu şekilde deşifre edildikten  sonra “çete kurmak” iddiasıyla gözaltına alındığı Emniyet’te verdiği ifadeyi Vatan gazetesi ortaya çıkarmamış mıydı?

 

Ne diyordu Varımlı o ifadesinde?

 

Sabri Donat isimli bir işadamına ait yüklü miktarda parayı yurtdışından getirtmek için aracılık yaptım. Bu konuyla ilgili olarak 2006 yılı Kasım ayında Meclis’te Özel Kalem Müdürü Serdal Çam vasıtasıyla Başbakan Erdoğan ile görüştüğüm. Başbakan bana ’Araştırma yap, resmi kurumlarla görüş onlar onay verirse hayırlı olur inşallah’dedi. 2006 yılının Kasım ayında emekli binbaşı Gültekin Sakin ile MASAK’a daha sonra BDDK’ya gittik. MASAK’ta bana işadamı Sabri Donat’ın bir suçla bağlantısının olmadığını söylendi. BDDK Başkanı ile yaptığımız görüşmede kendisi paranın transferinde herhangi bir mani olmadığını, Merkez Bankası üzerinden gelmesi gerektiğini, ümitlerinin bu paranın gelmesi yönünde olduğunu söyledi”..

 

Evet, gördüğünüz gibi, her şey olur….