Fatma Sibel Yüksek24 Nisan 2007 06:11

Ey Medya Patronları, İblisleri Sırtınızdan Atın(Fatih Altaylı'dan Alınacak Dersler) - Fatma Sibel Yüksek

Erdoğan'ın otele girişi muhteşem oldu.. Sağında AB-Dullah Gül, solunda Fatih Altaylı, yoğun izdiham ve sevgi gösterileri arasında tebrikleri kabul etmeye çalışıyor.. Evet, yanlış okumadınız, sağında AB-Dullah Gül, solunda Fatih Altaylı... "Fatih Altaylı ne alaka?" demeyin, yazıyı okumaya devam edin...

Ey Medya Patronları; İblisleri Sırtınızdan Atın
(Fatih Altaylı'dan Alınacak Dersler)

Fatma Sibel Yüksek
Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

  24.04.2007
   

17 Aralık 2004...

"Tarihi gün"...

Brüksel'deyiz..Conrad Oteli'nin lobisinde 100 kadar Türk gazeteci, AB Konseyi'nden çıkacak kararı heyecanla bekliyoruz..

AB, Türkiye ile üyelik görüşmelerini başlatacak mı? Bu mutluluğu bize lütfedecek mi? 42 yıllık rüya gerçekleşecek mi?

Hepimiz nasıl da gıcır gıcır giyinmişiz ..

Brüksel sokaklarında tipimize bakıp da "Türk olduğumuza" inanmayanların,
"Sizi olsa olsa italyan veya Yunanlı zannetmiştik! " diyen Belçikalıların hayretini gururla karşılıyoruz ...

"Türk zannedilmemek" konusunda herkes birbiri ile yarışıyor..

Telefonla yaptığım konuşmada sık sık ,"inşallah, maşallah, Allah bilir" gibi kelimeler kullanmamdan "Türk ve müslüman olduğumu" anlayan Faslı taksi şoförü Ottman(Osman), "Madam", dedi ..."Please don't join with Union" ( Lütfen AB'ye girmeyin!)

"Yahu, bu AB karşıtları burada da mı var.." diye keyfim kaçtı..

Neyse...

Türkiye'ye müzakere tarihi verildi. Bayram havası yaşanıyor..

Erdoğan, Konsey binasından Conrad Otel'e hareket ettiğinde hemen bir taksi çevirip peşine düştüm. Bu kez uyanık bir İtalyan olan şoförüm, kestirme yollardan beni Erdoğan'dan tam bir dakika önce otelin önüne yetiştirdi...

Erdoğan'ın otele girişi muhteşem oldu.. Sağında AB-Dullah Gül, solunda Fatih Altaylı, yoğun izdiham ve sevgi gösterileri arasında tebrikleri kabul etmeye çalışıyor..

Evet, yanlış okumadınız, sağında AB-Dullah Gül, solunda Fatih Altaylı...

"Fatih Altaylı ne alaka?" demeyin, yazıyı okumaya devam edin...

Heyet, zar zor asansöre binip durum değerlendirmesi yapmak üzere, Erdoğan'ın ikamet ettiği 6. kata çıktı..Ve tabii Fatih Altaylı da onlarla birlikte...

"Tarihe tanıklık etmek" için Brüksel'e gelmiş olan 100 gazeteci o anda pes ettik..

Her şey ortadaydı..

Demek ki "tarih" bizlere değil, Fatih Altaylı'ya yazdırılacaktı...

"Figüran rolü" bile kapamayacağımız apaçıktı. Moraller sıfır!

Ertesi gün Hürriyet gazetesi, "Genelkurmay'dan destek telefonu" manşetiyle çıktı..

Kıskançlık duygusu içimizi bir kez daha kavurdu...

Erdoğan'a "dinlenme süitinde" eşlik eden Altaylı, tarihi "içeriden" yazmaya başlamıştı...

Ama durun, acele etmeyin... Haber çıkar çıkmaz, Genelkurmay'dan "jet yalanlama" geldi: "Sayın Başbakan'ı telefonla arayıp tebrik eden olmamıştır..."

Oysa haberde telefon diyalogunun "detayları" bile vardı!

.............................

Altaylı, bu ağır tekzipten hiç etkilenmedi

(muhabir olsanız, gazetecilik hayatınız o an biterdi );


o gün bu gündür, istifini hiç bozmadı. Hep,

"Ben Erdoğan'ın sırdaşıyım, yakın çevresi ile paylaşmadıklarını benimle paylaşıyor" havaları içinde oldu...

Ömer Çelik ve Cüneyd Zapsu ile yaptığı telefon görüşmelerini patronuna
"Az önce Erdoğan ile konuştum" diye aktardı...

Aydın Bey'in o günlerde Dışbank ve POAŞ' tan dolayı başı sıkıntıdaydı. Başbakan'ın kendisine karşı iyi duygular beslemediğini biliyor, irtibat kurmak için hiç bir yol bulamıyordu... Altaylı'nın bu "başarılı kişisel ilişkileri" efsanevi medya patronu için "altın değerindeydi"...

17 Aralık zirvesinde verdiği fotoğraf, Fatih Altaylı'yı Doğan Medya'nın "number one" ı yaptı...Patronun gözündeki yıldızı parladıkça parladı!

Herkesin canını sıkan, "haddini bilmez" bir muhabirim ben!. Bu yüzden medyada yatacak yerim yok...

Sen kalk, Fatih Altaylı'yı Conrad Oteli'nin lobisinde yakala ve

" Fatih Bey, sizin Erdoğan'la böyle bir yakınlığınız nasıl olabiliyor ki? Belediye başkanıyken adamın ne irticacılığını, ne hırsızlığını bırakmadın.."

de!

Altaylı, biraz ters ters baktıktan sonra, "hazımlı ve hoşgörülü bir üst düzey gazeteci" kisvesine bürünmeye karar verdi ve;

"Hamurumuz uyuşuyor bizim...Ben eleştirilerimde Tayyip Bey'e karşı hep dürüst oldum..Hala da öyleyim. Bende kendisindeki "delikanlı' yapıdan bir şeyler buluyor.."

diye cevapladı bu "gıcık' soruyu...

Vay be! Helal olsun bu yollar sana!

Aradan neredeyse üç yıla yakın zaman geçti. Fatih Altaylı'ya bu yollar hep helal oldu...

Saf adamlar bu medya patronları saf!

Yanaşmayı başarıp da kendini pazarlayabilirsen, her şeye ikna edersin..

Muhabirlerin ağzında dolaşan 'rutin bilgileri" bile "içeriden alınmış top secret duyum" diye yutturursun...

( Brüksel'de Erdoğan'ın korumalarından birisi gülümseyerek, "Fatma Hanım, hiç bir şey bildiğiniz gibi değil" demişti. Meğer Altaylı, Erdoğan ile aynı katta bile kalmıyormuş!)

Altaylı, "Erdoğan ile olan yakın ilişkilerinden" ufak ufak kuşku duyulmaya başlanınca, bir maraza çıkardı ve Aydın Doğan ile yollarını ayırdı...

Ve bilindiği gibi "sırlarıyla birlikte" Sabah gazetesine geçti..

Altaylı'nın "Erdoğan ile yakın ilişkilerinden" medet umma sırası da böylece Turgay Ciner'e geçti..

Turgay Bey'in de bir iş adamı olarak çeşitli sıkıntıları vardı.

İktidarla bu kadar samimiyeti olan, cevval, becerikli bir gazetecinini ilişkilerine ihtiyacı vardı... Aydın Doğan gibi, o da Altaylı'ya büyük umutlar bağladı ..

(Sabah'a el konulmasından 48 saat önce, "temiz internet" zirvesinde Erdoğan ve Altaylı'nın arasında mutlu mutlu otururken bile başına geleceklerden haberi yoktu adamcağızın...)

Bu "yalan rüzgarı", bu "pazarlama dehası" kime yaradı?

Fatih Altaylı'nın medya patronları ile yaptığı özel sözleşmeler, bugünlerde -muhtemelenTMSF tarafından- internet medyasına sızdırılıyor..

Yazılan rakamlara bakılırsa, Fatih Altaylı'ya çok yaramış...

( İktidarın yeni "hizmetkarı" olan bazı "internet siteleri"nin ipliği de bir gün pazara çıkacak.. Birileri onlar hakkında da 'başkalarına' belge sızdıracak çünkü...)

Hükümete de yaradı...

Altaylı ,hükümetten zırnık koparamadı ama hükümet kendisinin "hizmete hazırım" pozisyonundan yüksek verimler elde edildi..

Aydın Doğan'a yönelik bütün operasyonlar, Fatih Altaylı üzerinden yürütüldü. POAŞ'taki vergi kaçağının belgeleri Sabah gazetesinde yayınlatıldı. Altaylı, Aydın Doğan'a karşı bir suikast silahı gibi kullanıldı...

TMSF Sabah'a el koyduğunda, gidişatın hala farkında olmayan, hükümetin de tıpkı Aydın Bey ve Turgay Bey gibi "hizmetlerini ödüllendireceğini" düşünen Altaylı,

"Ben TMSF'den çok memnunum, özgür gazetecilik yapacağız"

diye yazılar yazmaya başladı. Tabii bu yazılar "tebessümle" karşılandı...

Ve "kullanım tarihi" sona erdi..

Fatih Altaylı'nın kellesi koparıldı..

" Televizyon ve gazete kuracak kadar param var; istersem medyaya dönerim"

diyormuş..

Zor dönersin! Şimdilik "maaş bordronu" sızdırıyorlar, dönmeye kalkarsan daha neleri sızdıracaklarını insan düşünmek bile istemiyor...

Geçmiş olsun Fatih Bey, biriktirdiğin parayı güle güle harca... Tatile çık, kreş aç, eşinin kitaplarını yayınlamak için yayınevi kur...

Ama medyayı unut!(istersen unutma!)

Bizim adımız, "AKP karşıtı gazeteciler" listelerinde yer aldı artık..Doğrudur da..

Ama bir şey itiraf edeyim mi?

Ben, AKP'nin medya üzerindeki operasyonlarını pek başarılı buluyorum. Sonuçları hayırlı olacak gibi bir his var içimde.. Şeytanın ipini kimin çektiğinin ne önemi var?

Artık şöyle veya böyle bir sona doğru gidildiğini aklı olan herkes görebiliyor..

İnşallah ülkeye, devlete, gelmiş geçmiş hükümetlere, topluma, Türk milletine,gazetecilik mesleğine, gerçeklere, ahlaka, insanlığa büyük ihanetler etmiş bu komprador medyanın küllerinden bir "ulusal basın" doğar...

Ey medya patronları!

Bir itiraf da size:

Basının alt düzeyindeki binlerce emekçiden biri olan ben, sizi yıllar yılı bütün kötülüklerin kaynağı olarak gördüm..

Yanılmışım.

Sizler, bu piyasanın "en temiz kalmışlarındanmışsınız" yahu!

Yıllar yılı "gazeteciler" tarafından aldatıldınız..

Etrafınıza çöreklenmiş, sayıları 70-80'i aşmayan "üst düzey gazeteci ve köşe yazarı" sizin de, bizim de, toplumun da, mesleğin de sonunu getirdi!

Paraya, dolara, euro'ya doymayan bu alçaklar; yalanlarıyla, satışlarıyla, doğruyu yanlış,yanlışı doğru göstermedeki becerileri ile Türkiye'yi yedi bitirdi...

Sadece sizden değil, her türlü "şer odağından" maaş alıyorlar.

Türkiye'ye en büyük zararı basın verdi!

Eğer, gidecek başka ülkeniz yoksa, bu iblisleri artık sırtınızdan atın!

Çanlar hepimiz için çalıyor....



www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2007