Fatma Sibel Yüksek10 Haziran 2015 17:43

Tayyip Erdoğan ile AKP'nin Kaderi Ayrılırken - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat

7 Haziran 2015 genel seçimlerinden gelecek nesillere kalacak en önemli hüküm belki de “Tayyip Erdoğan ile AKP’nin kaderinin ayrıldığı gün” olacaktır. Tarihin bu olaya ilişkin atacağı ana başlık “sonun başlangıcı” olsa da ara başlıklar şimdiden yazılmaya başlanmıştır ve en tartışmasız gerçek, “kaybedenin” Tayyip Erdoğan olduğu gerçeğidir. Çok şey yazılıp söylendi ve söylenecek. Klişelerle oyalanıp sıkıcı olmaya gerek yok. Zaman, basit düşünmek ve pratik sonuçlara varmak zamanıdır. Çok ağır bir 12 yıl geçirdik, hepimiz yorgunuz. Ömrümüzün en verimli yılları bir muhterisin histerilerine kurban edildi, içimizdeki öfke dinmek bilmiyor...


Tayyip Erdoğan ile AKP'nin Kaderi Ayrılırken

Fatma Sibel Yüksek - Açık İstihbarat

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
www.acikistihbarat.com

11.06.2015



7 Haziran 2015 genel seçimlerinden gelecek nesillere kalacak en önemli hüküm belki de “Tayyip Erdoğan ile AKP’nin kaderinin ayrıldığı gün” olacaktır.

Tarihin bu olaya ilişkin atacağı ana başlık “sonun başlangıcı” olsa da ara başlıklar şimdiden yazılmaya başlanmıştır ve en tartışmasız gerçek, “kaybedenin” Tayyip Erdoğan olduğu gerçeğidir.
Çok şey yazılıp söylendi ve söylenecek. Klişelerle oyalanıp sıkıcı olmaya gerek yok. Zaman, basit düşünmek ve pratik sonuçlara varmak zamanıdır.

Çok ağır bir 12 yıl geçirdik, hepimiz yorgunuz. Ömrümüzün en verimli yılları bir muhterisin histerilerine kurban edildi, içimizdeki öfke dinmek bilmiyor...

Ama bir de bizim acılarımızdan ve öfkelerimizden bağımsız ilerleyen zaman var, dolayısıyla hayat bundan sonra ne olduğu ile değil ne olacağı ile daha çok ilgilenecek...

NE OLACAK?

Bir kere, 45 günün sonunda şöyle veya böyle bir koalisyon hükümeti çok büyük bir ihtimalle kurulmuş olacak. Bir noktadan sonra bütün kırmızı çizgiler solacak ve biz bu kırmızı çizgileri unutmuş olarak yeni gündem maddelerine yoğunlaşacağız. Siyasetin doğası bu..

AKP’SİZ BİR KOALİSYON OLASI MI?

Kuşkusuz her şey mümkündür ancak en az mümkün olan olasılıklardan birisi, AKP’siz bir koalisyondur.

Neden?

“Seçmen AKP’yi birinci parti yaptı ama koalisyon görevini de verdi” gibi  klasik seçim sonucu okumalarına girdiğimizden değil, AKP Bülent Arınç’ın da dediği gibi “iktidara mahkûm”
olduğundan...

AKP iktidara mahkûm çünkü iktidarı muhalefet partilerine bırakmak, 12 yıldır kendi elinde tuttuğu devletin anahtarını bir günde teslim edip gitmek demek...

Hazırlıksız yakalanmak demek.

Dolaplardaki dosyaların, kasaların, kaynakların AKP’ye 12 yıldır kin besleyen kadroların eline geçmesi demek. Yolsuzluk mahkemelerine taşınacak delilleri kendi eliyle teslim etmek demek..

Kadrolarının darmadağın edilmesi, 12 yıldır oluşturulan menfaat ağının üzerinden buldozer gibi geçilmesi demek...

Bu nedenle AKP, değil koalisyonun en büyük partisi olmak, koalisyona “küçük parti” olarak girmeye bile dünden razıdır.

KİM FEDA EDİLECEK?

Tabii ki “çözüm süreci” ve Tayyip Erdoğan...

Çünkü iktidarını kısmen de olsa korumak istemesi normal olan AKP’nin en kolay feda edeceği “kırmızı çizgi”,  çözüm süreci denilen (ve zaten aslında çıkmaza girmiş olan) çizgidir. MHP ile yapılması olası bir koalisyon için çözüm sürecini feda etmek AKP için zannedildiği kadar zor değildir.

Zorluk derecesi bakımımdan feda edilmesi “çözüm sürecine” göre biraz daha dirençli olan ikinci konu, 17-25 Aralık dosyasının yeniden açılması ve yolsuzlukların yargıya intikal ettirilmesidir.
Çözüm sürecini kaldırıp atmak kadar kolay değildir çünkü ucu AKP’ye ve Erdoğan ailesine dayanmaktadır..

Ama şu da var ki, seçimle kadrolarının yüzde 80’i yenilenmiş bir AKP neden zaten kapatılması imkansız bir yüz kızartıcı dosyanın savunucusu olsun?

Üstelik hâlâ birinci partiyken ve hâlâ bir şeyleri kurtarma şansı varken?

Onun için Bakara-Makara’cı, kol saat’çi, “Önüne yatarım Rıza”cı şahsiyetleri, hazır dokunulmazlıkları da kalkmışken zor günler beklemektedir...

TAYYİP ERDOĞAN’IN KADERİ..

İster istemez AKP’nin kaderinden ayrılmaya başlamıştır.

Esasen, cumhurbaşkanı olmak için acele ederek kendisi hazırlamıştır bu kaderi.

Şu an en korunaksız kişidir. Emin olun, erken seçimi kabul ettirmesi mümkün olsa, Cumhurbaşkanlığından istifa edip milletvekili olmayı bile düşünür. Ne de olsa 5 yılı garantileyen bir dokunulmazlıktır. Oturduğu zemin ise an itibarıyla çok tehlikeli bir zemindir.

Başkanlığı elde edemediği gibi Cumhurbaşkanlığı da tehlikededir. Artık kendisini koruyacak bir Meclis çoğunluğu mevcut değildir, aksine  çoğunluk “hesap soracağız” diyenlerin eline geçmiştir.

24 Haziran 2015 itibarıyla, yani milletvekili yemin töreninden sonra artık Erdoğan için her şey mümkündür.

Peki AKP kurucu liderine, gazetecisinden işadamına kendisine 12 yıl “dolce vita” yaşatmış olan bu adama hiç mi sahip çıkmayacaktır?

Kuşkusuz çıkanlar olacaktır ama unutulmasın ki ortaya çıkan sonucu Erdoğan’ın tek adamlığının sona ermesi olarak gören ve içten içe rahatlayan bir AKP’li kesim de vardır.

Erdoğan bu noktaya biraz da yakın çevresine karşı takındığı nobran tavırlar yüzünden gelmiştir. Sevmeyeni sadece toplumda değil, kendi çevresinde de çoktur. Bunlar, başa gelen felaketin müsebbibi olarak daha şimdiden Erdoğan’ı işaret etmeye başlamışlardır.

“Bir kişinin hataları ve diktatörce eğilimleri yüzünden Türkiye için çok da faydalı şeyler yapmış olan parti feda edilemez” sesleri zamanla daha güçlü çıkmaya başlayacaktır. Hele de bürokraside yeni kadrolar oturduktan sonra...

Kimse Erdoğan için taze koltuğunu gözden çıkarmak istemeyecektir.

Erdoğan’ı “Anayasal sınırlara çekilip sesini kesme” sözü de bu saatten sonra kurtarmayabilir.

Bunu muhtemelen gece yarısı alelacele çağırdığı Deniz Baykal’a söyledi. Ancak acılar ve uğranılan haksızlıklar çok taze, öfkeler çok diri, Erdoğan’ın toplumun sinirlerini yıllardır harap eden sesi henüz çok kulaklarda..

Ve en kötüsü de bu öfkeli kalabalığın, deyim yerindeyse artık kan kokusunu almış olması...

“Yıllardır besleyip büyüttüğü polis, yargı mensubu, istihbaratçı kadrolara ne oldu?”

diye soracak olursanız..

Ne olduğu, Erdoğan’ın bütün hiddetli talimatlarına rağmen bir türlü “inlere” girilmemesinden belli değil mi?

“Paralel’e göz açtırmıyoruz” diyerek bomboş dosyalarla, saçma sapan “delillerle” çoğu cemaatle bağı olmayan işinin ehli polis, savcı ve hakimleri tutukladılar...

“Sır Küpüm” istihbarata gelince...

Orada daha kıyamet kopmadı...

Erdoğan’ın “sır küpüm” dediği istihbarat, bir Cumhurbaşkanı’nın önüne koya koya “Sümeyye’ye suikast” gibi bir deli saçmasını koyuyor ve kendisini buna inandırıyorsa, kral sarayın içinde çoktan çıplak dolaşıyor; görevi kendisine bunu söylemek olanlar da arkasından dalga geçiyor demektir...

Önümüzdeki aylar çok büyük olaylara gebe...


Açık İstihbarat @ 2015