Fatma Sibel Yüksek16 Mayıs 2007 06:46

Ankara'nın Ortasında Siyasi Körlük - Fatma Sibel Yüksek

"E peki Amerika niye sessiz kaldı bu işe?"(Başbakan soruyor...) "Sessiz falan kalmadı efendim. Hiç olur mu öyle şey? Yoğun girişimlerimiz sonucu, Rice açıklama yaptı!.. Önümüzdeki günlerde ABD yönetiminden daha net mesajlar bekliyoruz...Yasemin Çongar da uğraşıyor efendim..

Ankara'nın Ortasında Siyasi Körlük

Fatma Sibel Yüksek
Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

  16.05.2007
   

AK Parti, başına gelenlerin şokunu henüz atlatamadığı gibi, olup bitenleri sağlıklı bir değerlendirmeden geçiremiyor...Bunu söylediğimizde, AKP'li dostlarımız hemen

"N'olmuş ki AK Partiye? Seçimde görürsün sen..."

şeklinde hırçın cevaplar veriyorlar..

Daha ne olsun?

Seçimle gelmiş bir iktidar partisi, sandığa bile gidemeden "anayasal sınırlar içerisinde" daha nasıl dayak yiyebilir ki?

Meclis'teki üçte iki çoğunluğa rağmen cumhurbaşkanı seçilemedi,
27 yıl aradan sonra ordudan açıkça muhtıra yiyen ilk hükümet olundu,
yılların emeklemesi ile yaklaşılabilen "merkezden" bir kaç saat içinde onlarca halka "kenara" gidildi; sokaklara dökülen milyonlarca insan "Hükümet istifa" diye bağırdı...

Daha ne olsun?

Erkan Mumcu'nun danışmanlığından aniden ayrılarak, nedense sadece Zaman grubunun yayın organlarına demeçler vermeye başlayan Hüseyin Kocabıyık'a sorarsanız,

"kriz süreci devam ediyor"...

Yani, "27 Nisan projesini ortaya koyanlar", işi sadece cumhurbaşkanını AKP ağırlıklı meclise seçtirmeme noktasında bırakmayıp, seçim sonucunu da "dört partili meclis" esasına göre dizayn etmektelermiş...( Kocabıyık, Mumcu ve Ağar'ın "darbe olacak" diye korkutulduklarını da iddia ediyor...)

Hüseyin Kocabıyık, AKP'ye "koltuk çıkmayan" Erkan Mumcu'ya pek öfkeli..
Sanki demokrasi için tek tehlike, askerlerin bildirisiymiş; AKP diktasına doğru giden dayatmacı sürecin demokrasi bakımından hiç bir sakıncası yokmuş gibi konuşuyor...

Hüseyin Kocabıyık'ın, Mümtazer Türköne'nin 'hayranlarından' olduğunu; Çiller'e

"Kurşun atan da yiyen de vatanseverdir"

dedirten 'ülkücü orjinli' Türköne'nin ise ani bir Paris ziyaretinden sonra Fethullah Hocaefendi ile çok yakınlaştığını hemen kayda geçirelim...

Neyse, konumuz Hüseyin Kocabıyık değil...

Kendisi ile geçmiş günlerde, Ayrancı'daki bürosunda iki uzun görüşmemez olmuştu. Sakin, saygılı ve beyefendi bir kişi olduğunu söyleyebilirim...

Konumuz, "27 Nisan depreminden sonra AKP'de neler olup bittiği...

Kocabıyık'ın iddiasına göre, Mumcu ve Ağar'ın betini benzini attıran "darbe olacak!" korkusu, tehlikenin asıl muhatabı olan AKP'yi hiç mi korkutmadı acaba?

Abdullah Gül'ün "Yine aday olacağım!" demelerine, Erdoğan'ın

"Genelkurmay benim emrimdedir!"

şeklindeki sinirli açıklamalarına bakacak olursak, AKP'de korkunun zerresi yok!

Bir AKP'li dostum, sabah uyurken aradı ve beni kızdırmaya çalışan alaycı bir ses tonuyla,

"Başbakanlığa artık pek gelemiyormuşsunuz Fatma hanım (!)"

dedi...

"Sizi gönderdikten sonra geleceğim..."

dedim...

"Devir teslim törenleri için mi, yoksa kelepçe takmaya mı gelmeyi düşünüyorsun?"

diye sordu..

"Benim gönlümden kelepçe geçiyor ama, senin mağdur olmaman için elimden geleni yaparım, merak etme.."

diye takıldım.. Karşılıklı bir hayli güldük..

"Darbe olursa sen beni koru, AKP tek başına iktidara gelirse ben seni koruyayım"

şeklindeki teklifine, düşündükten sonra cevap vereceğimi bildirdim(!)

( Darbe olacaksa, zaten AKP gelmesin diye olacağı için, bu anlaşmayı kabul etmenin bana bir getirisi yok!)

Böyle neşeli muhabbetler de oluyor başkentimizde..

"AKP'de neler oluyor" demiştik...

AKP, Hüseyin Kocabıyık'ın dediği gibi darbeye karşı aslanlar gibi tavır mı geliştiriyor; yoksa Yaşar Büyükanıt'ın ima ettiği gibi bir "anlama özürü" mü sözkonusu?

Benim gözlemlerime göre şunlar oluyor:

Erdoğan, "Çankaya sandalyesinin" altından aniden çekilmesine çok öfkeli...

Bir "rövanş" almak istiyor ama nasıl?

Çevresindeki "akıl daneler" ( danışman, akil adam, liberal-sol-islamcı vs türden gazeteciler, entel, dantel...) diyor ki:

"Sayın Başbakan, 27 Mayıs gecesi siteye bildiri koyanların alt kademede desteği yok! Ordunun tabanı kaynıyor..Genç subaylar rahatsız! (Bu 'genç subaylar başka; Balbay'ınkiler değil.. Bunlar, AKP'nin "genç subayları! Olur mu olur..)

Efendim, darbe marbe yapamazlar, blöfe boyun eğmeyelim..Diyelim ki yaptılar. Eee, N'olacak ki? Artık darbeler eskiden olduğu gibi olmuyor. Yani, radyoevine el koymalar, gece evden toplamalar falan..En fazla internet sitesine bildiri koyuyorlar işte! Direnelim..Daha güçlü geliriz, 'demokrasi kahramanı' olarak geliriz!"

("Büyükanıt bildiriye karşı çıkmış, diğerleri zorlamışlar.."Veya, "diğerleri karşı çıkmış, Büyükanıt bastırmış" gibi birbirine zıt şayialar da var..)

"E peki Amerika niye sessiz kaldı bu işe?"(Başbakan soruyor...)

"Sessiz falan kalmadı efendim. Hiç olur mu öyle şey? Yoğun girişimlerimiz sonucu, Rice açıklama yaptı!.. Önümüzdeki günlerde ABD yönetiminden daha net mesajlar bekliyoruz...Yasemin Çongar da uğraşıyor efendim..

( Milliyet'ten Kasım Cindemir'in, "AKP'liler Washington'da destek aradı" haberinin internet sitesinde yayınlanmasına karşın, ertesi gün gazetede yer almaması ilginçti...)

"Şu mitingler nedir öyle? İki milyon kişi falan diyorlar?"

"Yalan efendim, tamamen işkembe-i kübra!..Biz tek tek saydık, hepi topu 50 bin kişi...Medya büyütüyor!..Hep aynı kişiler, otobüslerle o il senin bu il benim gezip duruyorlar. Hepsi CHP'nin İzmir örgütlerinden..."

"Bizim Erzurum mitinginde kaç kişi vardı?"

En az 500 bin kişi Sayın Başbakanım!

"Tek tek saydınız?...."

"Saydık efendim. Sağdan saydık 500 bin, soldan saydık 500 bin..."

"Anketler ne diyor anketler?"

"Anketler muhteşem efendim!"

"22 kuruluşa anket yaptırdık, ortalama yüzde 60'la iktidardayız Allah'ın izniyle...CHP yüzde 11, diğerleri baraj altı!"

"Çok güzel!"

AKP'deki genel tavır böyle...

(Bir de işi sululuğa ve pişkinliğe vuran 'Necmettin Erbakan stili" var ki; bu ekol ün izlerine de AKP içinde rastlanmaktadır...)

Yani, yanlış duyum ve isabetsiz değerlendirmeler, tehlike algısında karmaşa, gücü abartma yanlışında ısrar...

Devletle ve sistemle iplerin koptuğunu görmezden gelme, en azından nasıl telafi edileceğini bilememe. Ortaya çıkan tehlikeli tablonun hala "gariban müslüman mağduriyeti" düzeyinde algılanması..

Bu algılamanın yarattığı "kendine acıma" duygusu..
İslamcılara özgü bir "kendi uydurduğu masallara kendisi inanma" durumu..
Somut göstergelerden çok, dedikodulara ve 'olması arzu edilen durumlara' kulak veriş...

Kısacası, kahredici bir "siyasi körlük"...

Allah sonumuzu hayır etsin...

Oysa, ben Başbakan'ın danışmanı olsaydım O'na derdim ki:

"Efendim, önümüzde üç yol var:
BİR; sandıktan yüzde 80'le gelip 'büyük hesaplaşmayı' tamamlamak..
İKİ; sandıktan yine yetersiz bir oyla ama birinci parti olarak çıkmamak için sabahlara kadar dua etmek (çünkü kriz kaldığı yerden, hatta büyüyerek devam edecek),
ÜÇ; "merkez partisi" olduğumuza yeminler edip devletle yeniden barışmak...Üçünü de yapma iradesine maalesef tek başımıza sahip değiliz...Biz efendim, inşallah seçimi kazanamayız!"

"Niye evladım, o nasıl söz?"

"Efendim, bu kafa karışıklığı içinde bir kez daha seçimi kazanmaya kalkışırsak, torunlarımız bile dayak yiyecek diye korkuyorum!..."

"Milletin iradesi öyle tecelli ederse ne yapacağız kızım Fatma?"

"Millet iradesi falan yok efendim... yanlış bir seçim sistemi, yabancıların yönlendirdiği bir ekonomi ve güdümlü medya var!"

"E ne yapacağız o zaman?"

Seçimi kaybedelim efendim...Bir de solculardan Lenin'in "İki Adım İleri Bir Adım Geri" adlı kitabını ödünç alıp sabaha kadar okuyalım...

O niye o?!

"Çünkü Sayın Başbakan, canlılar bazen hayatta kalmak için şartlarla inatlaşmak yerine, geri konumlara çekilip beklerler..."

derdim ve....

Alışkın olduğum üzere, ertesi gün işten atılırdım!

Olsun. Önemli olan vatan...

NOT: "İşten atılma" deyince...Bir sonraki yazımızda "medyada işten atılma yol ve usulleri" üzerine eğlenceli şeyler anlatacağız. Bir yere ayrılmayın...


www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2007