OdaTV'den KCK'ya Uzun İnce Bir Yol - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Medyanın ve Ayşe Arman türü gazetecilerin nasıl olup da aniden "bilinç kazandıklarını" merak etmeye elimizde olmadan devam edeceğiz. Bu "devam etme sürecinde" verdiğimiz ve vereceğimiz rahatsızlıktan dolayı da özür dileriz. Soner Yalçın tutuklandıktan bir hafta sonra Hürriyet gazetesindeki yazılarına hiç bir açıklama yapılmadan son verilmişti. Şimdi özellikle Doğan grubunun Odatv davasını bu derece sahiplenmesi sadece "gazeteciler arası dayanışma" diye okumak saflık olabilir. Bu düşüncemi, duruşma başlamadan önce bir süre sohbet ettiğimiz Doğan grubu mensubu bir arkadaşımla paylaştım. "Bu abartılı sahiplenmeyi neye bağlıyorsun?" diye sordum.
|
Odatv davasının dün yapılan duruşmasını Çağlayan
Adliyesi'nde izledik. Bu sütunlarda adet olduğu üzere izlenimlerimizi
okuyucularımızla paylaşmak isteriz.
Son duruşmaya "medya" tabiri caizse bütün gücüyle
yüklendi ama beklenen tahliye yine bir başka bahara kaldı.
"Medya" kelimesini özellikle tırnak içine aldım, çünkü
bu davaya bir aşamadan sonra ilgi duymaya, dahası giderek sanıkları
desteklemeye başlayan bir
çeşit "medya"peydahlandı.
Mesela, adliye önünde eylem yapanlar arasında artık
Ayşe Arman da var. Hürriyet'in uçuk kaçık magazin yazarı bu meseleye
bir süre önce ilgi duymaya başlayıp "objektif gazetecilik"
adına sanıklarla geniş röportajlar yapmaya başladı. Şimdi kendisini
adliye önünde yapılan eylemlerde görüyoruz.
Ayşe Arman'ın bu hızlı "siyasallaşma" sürecini,
"medyanın, davanın kamuoyunda yarattiğı infiale ve verilen büyük hukuk
mücadelesine daha fazla ilgisiz kalamamasının sonucu" olarak görenler
var.
Biz öyle olmadığını düşünenlerdeniz.
Medyanın ve Ayşe Arman türü gazetecilerin nasıl olup da aniden "bilinç kazandıklarını" merak etmeye elimizde olmadan devam edeceğiz. Bu "devam etme sürecinde" verdiğimiz ve vereceğimiz rahatsızlıktan dolayı da özür dileriz. Soner Yalçın tutuklandıktan bir hafta sonra Hürriyet
gazetesindeki yazılarına hiç bir açıklama yapılmadan son verilmişti.
Şimdi özellikle Doğan grubunun Odatv davasını bu derece sahiplenmesi
sadece "gazeteciler arası dayanışma" diye okumak saflık olabilir.
Bu düşüncemi, duruşma başlamadan önce bir süre sohbet ettiğimiz Doğan grubu mensubu bir arkadaşımla paylaştım. "Bu abartılı sahiplenmeyi neye bağlıyorsun?" diye sordum. Şöyle ilginç bir cevap verdi:
"Obama'ya bel
bağlanınca, Obama yönetimi içindeki Yahudi lobisinin baskısına da boyun
eğmek zorunda kalındı"
Ne kadar ilginç bir cevap, böyle bir boyut hiç aklıma
gelmemişti doğrusu...
Yani, bir yandan ABD desteği ile iktidara gelmiş
AKP'ye boyun eğilip Tayyip Erdoğan'ın hedefine giren yazarların işine
son veriliyor; diğer yandan AKP'den kurtulmak için Obama'ya umut
bağlanıyor.
Bu arada, Davos-Mavi Marmara sürecinde AKP hükümeti ile İsrail arasında soğuk rüzgarlar esmeye başlayınca, AKP'yi zor durumda bırakmak isteyen Obama yönetimi içindeki Yahudi lobisi, Odatv için bastırmaya başlıyor.. Daha düne kadar Ergenekon ve türevi davalara "Türkiye darbecilerle yüzleşiyor" diye bakan ve yılllardır yapılan hukuk ihlallerini görmezden gelen AB ve ABD çevreleri olayı birden bire "Türkiye'de gazetecilik yargılanıyor" çerçevesinde okumaya başlıyor... Biraz karışık mı geldi?
Hiç de değil aslında...
Netice
itibarıyla medyanın (ağırlıklı olarak Doğan grubunun) Odatv davasına
duyduğu ilgi ve verdiği destek şu anda sadece Soner Yalçın'la sınırlı.
Duruşmadan bir gün önce CNN-Türk'te kimi medyatik Odatv sanıklarını konuk eden Şirin Payzın, "Bir Yalçın Küçük ve bir Hanefi Avcı için bir şey söyleyemeyiz, onların farklı ilişkileri var sonuçta ama Soner Yalçın bütün kamuoyunun tanıdığı bir gazetecidir; burada yıllarca bizimle program yaptı" dedi. Her naneye maydanoz konuklardan biri de "Bu davanın bir hedefi var, o da
Soner Yalçın" diye atlayıverdi oradan...
Hanefi Avcı ve Yalçın Küçük'ün "farklı ilişkileri"
varmış..
Belki vardır da, biz bilmiyoruz..Şirin Payzın biliyor
ama..ve mahkemeden önce hüküm tahsis ediyor. İki sanık üzerindeki "suç
şüphesi vasfını" ekrandan güçlendiriyor...
Hanefi Avcı ve Yalçın Küçük'ün "farklı ilişkileri"
varmış da, Soner Yalçın'ın yok muymuş?
Hayır, onun yokmuş...
Gördüğünüz gibi
ilahlar AKP yargısının elinden sadece Soner Yalçın'ı almaya kararlı. Bu
duruşmada olmadı ama bir dahakine inşallah...
Ve emin olun, Soner Yalçın tahliye edildikten sonra
herşey eski tas eski hamam devam eder.
Duruşma izlenimlerine geçiyorum:
*Gözüme çarpan ünlü şahıslar: Uğur Dündar, Leman Sam,
İlhan Cihaner, Yalçın Doğan, Mustafa Mutlu, Ataol Behramoğlu, Ayşe
Arman, Şirin Payzın; Gülgûn Feyman...
*Ünlü isimden sayarsanız Ümit Zileli, Hakan Aygün...
*Saçını arkadan bağlayıp boynuna siyah bir fular
geçirmiş olan Hakan Aygün, siyah güneş gözlüklerini bina içinde de
takmaya devam etti nedense...
*Adliye binasının dışına Odatv ve Ergenekon davasının
tutuklu gazeteci sanıkları ile PKK terör örgütünün yayın organlarında
faaliyet gösteren kimi şahısların fotoğrafı "gazeteciler yargılanıyor"
başlığı altında yanyana konulmuştu. Bu,
Odatv tutuklamalarından sonra başlayan ve artık kanıksanmış olan bir
uygulama. "Ergenekon" adı altında Türk Ordusu ile terör örgütü PKK'yı
aynı çuvalın içine koyup tarihin çöplüğüne atmayı kafa koymuş olan
küresel plana ne güzel bir katkı!
*Uğur Dündar salona koruması ile geldi. Buna ne gerek
vardı bilemedim. Koruma Uğur Dündar'ı mahkeme salonunda kimden
koruyacaktı acaba?
Dündar, önce binanın dışındaki basın açıklamasına katıldı, sonra duruşma salonuna geldi..Ve gelmesiyle gitmesi bir oldu! Korumasının büyük bir saygıyla altına sürdüğü sandalyede sadece iki saniye oturdu ve daha duruşma başlamadan kalkıp gitti. Böyle büyük bir medya starının endamını bir kez göstermesi yeter de artardı ne de olsa..Mahkeme heyeti herhalde gerekli mesajı almıştır(!) *İlk söz Hanefi Avcı'ya verildi. Sanıkların
bilgisayarına atılan casus virüs konusunda uzun bir sunum yapan Avcı,
bilinmedik bir şey söylememekle birlikte epey derli toplu bir teknik
itirazı mahkeme kayıtlarına geçirmiş oldu. Tabii bu uzun sunum,
duruşmanın öğleye kadar olan bölümünü de ister istemez bloke etti.
*On dakikalık bir aradan sonra Soner Yalçın'a söz
verildi. Özellikle Soner Yalçın'ın konuşmaları ortaya şöyle bir manzara
çıkarıyor:
Sanıklar, sanık yakınları, medyada sık sık boy gösteren avukatlar, destekçi gazeteciler vs. Odatv davasında, Ergenekon ve Balyoz gibi diğer davalarda başarılamayan bir şeyin başarıldığına inanıyorlar. Yani şuna inanıyorlar: Yıllardır sürdürülen bu düzmece davalar zinciri, Odatv davası ile çökertilmiştir. Bu davanın bütün delilleri çürütülmüş, iddianame bir paçavra haline getirilerek hazırlayıcılarının önüne atılmıştır. Bu davalar zinciri, Odatv sanıklarının korkusuzluğu ve cevvalliği sayesinde sürdürülemez hâle gelmiştir... Nitekim, bu düşüncenin verdiği özgüvenle sanığından
avukatına, sanık yakından destekçisine herkes koridorlarda biraz
çalımlı yürüyor. Önemli insanlar olduklarını ve gidişatın kaderini
değiştirdiklerine inanıyorlar..
Odatv
davasında "delil" adı altında sunulan bütün saçmalıkların çürütüldüğü
doğrudur. Yanlış olan ise bunun ilk kez yapılmadığıdır.
28 Ekim 2008 tarihinde yapılan ilk Ergenekon duruşmasından beri binlerce iddia ve "delil" çürütüldü oysa. "Bu dava çökmüştür" lafını ilk kez 1. Ergegekon davasının bir numaralı sanığı Oktay Yıldırım'dan, Behiç'i ziyarete gittiğim Tekirdağ cezaevinde duyduğumu hatırlıyorum. Hem de daha ilk duruşma yapılamadan, 2008 Ağustosunda! "Bu dava
çökmüştür" cümlesini daha sonra binlerce kez duyduk.
Yaklaşık iki yüz kez Doğu Perinçek ve diğer İşçi Parti'li sanıklar, yüz
kez kadar Kemal Kerinçsiz, yüzlerce kez Tuncay Özkan, yine yüzlerce kez
Mustafa Balbay, Serdar Öztürk, Hasan Atilla Uğur, Çetin Doğan ve adını
sayamayacağım çok sayıda sanık ve avukat tarafından "çökertildi" bu
dava. Gelin görün ki
herkes Amerika'yı yeniden keşfediyor.
Odatv'nin farkı
kanımca "davayı çökertmesi" değil, medyanın kimbilir hangi nedenle bu
davaya sahip çıkma kararı almış olması...
*Soner
Yalçın tutuklanır tutuklanmaz yazılarına son verenler, şimdi Soner
Yalçın'dan şehvetle bir "kahraman" yaratmaya çalışıyorlar.
Bu tarafın ise bu iki yüzlü tavrı sorgulamak gibi bir niyeti hiç yok. Al gülüm, ver gülüm gidiyorlar. Ve sanırım "kahraman yaratmak" konusunda alttan alta başarılı bir süreç de yürütülüyor. Amerikan Büyükelçisinin Odatv'yi , ABD'ye casusluk yapmış bir gazetecinin (Bkz. Kathy Marton) anısına verilen resepsiyona davet etmesi hiç de sıradan bir olay olarak görülmemeli. Herkes dersini iyi çalışıyor ve rolünü hakkıyla oynuyor sadece. *"PKK'lılar,
KCK davası tutukluları açlık grevi yaptılar, Kürtçe savunma hakkı elde
ettiler ve dil sorunlarını çözdüler fakat, bizim de dil problemimiz
var"...
Soner Yalçın konuşmasına böyle başladı... Bu, KCK'ya selam çakmaktır bence ve duruşmanın en önemli olayıdır. Evet, Soner Yalçın bu girizgâhla, örtük bir "devrimci jargon" içerisinde "KCK'ya bin selam" demiştir. Konuşmasını, "Hukuk fakülteleri sosyal bilimlere bağlanmalı" gibi entellektüelce önermeler, "Disiplinler arası farklılaşma" gibi janjanlı kavramlarla bezese de nirengi noktası, açlık grevindekilere gönderilen bu övgü mesajıdır. Demek ki neymiş? Haklı davasında dirayet göstermeyi bilen insanlar, haklarını söke söke alırlarmış.. Eh, "anadilde savunma hakkı" elde edildiğine göre, sırada açlık grevlerinin diğer talebi "Öcalan'a tecritin kaldırılması" var demektir. Süreç Öcalan'ın serbest bırakılmasına uzadığında Soner Yalçın'ın da bir kahraman olarak "özgürlüğüne" kavuşacağına biz zaten eminiz.. *Yalçın'ın
şiddetle karşı çıktığı konulardan birisi de Odatv davasının Ergenekon
ile birleştirilmesiydi.
Tahliye olasılığı ve umudu yüksek bir insanın daha karmaşık bir sürecin içine sürüklenmeye itiraz etmesini anlarız da, mesele sadece bu değil gibi... "Odatv davasını kapatın, siz sağ biz selamet" pazarlığını yürütenler var sanki. Yalçın'ın "Başta Avrupa ve Amerika olmak üzere bütün dünyanın gözü bu davanın üzerinde" buyurmasına ne demeli? Avrupa ve Amerika, Ergenekon ve Balyoz'dan esirgediği bu ilgiyi Odatv'den neden esirgemiyor acaba? Sonra böyle bir cümlenin mahkeme heyetine "Avrupa'dan, Amerika'dan emir alacak değiliz!" şeklinde "milli" ve de "haysiyetli" bir tepki gösterme imkânı vermekten başka ne faydası var? Dua edelim ki dava hakimi Mehmet Ekinci, yurtdışında bir seminerde olduğu için yerine inisiyatifi zayıf, genç bir hakim vekalet ediyordu. Yalçın, "Avrupa ve ABD'nin gözü bu davanın üzerinde" diyerek, "milli insanların" yargılandığı iddiasına sahip bir davaya neden gölge düşürdü acaba? Mahkemeye nasıl bir mesaj vermeye çalıştı? Solculuktan gelme bir "enternasyonalizm ülküsünden" olabilir mi sadece? *"Bizi
neden Ergenekon çuvalına atıyorsunuz" diye de haklı
biçimde haykırdı Yalçın.
.Bilsek...ah bir bilsek sizi, bizi, İlker Başbuğ'u, "Osman'ım"ı, Fatma Cengiz'i, Nurseli İdiz'i neden "aynı çuvalın" içine attıklarını... *Sonuç itibarıyla, Soner Yalçın'ın sevenleri "bu kez
de tahliye olamadı" diye fazla üzülmesinler. Odatv'den yatmak, bankaya yüksek
faizle yatırılmış menkûl değerindedir ne de olsa..
|
||||