Fatma Sibel Yüksek8 Nisan 2007 16:49

Sadece Yanağınızı Değil, Kulak Arkanızı Bile Okşarlar - Fatma Sibel Yüksek

Sektörümüzde, ünlü "yanak okşama fotoğrafını" çektirebilecek ikinci bir babayiğit bulunmadığı için de, Ankaralı gazeteciler "daha alt düzey yanakları" okşama yarışı içine girmişlerdir...Başkentimizde yeni trend, Sayın Başbakan'a yakın "etkin şahsiyetlerle" Papermoon'da buluşmaktır... "Biliyor musun, dün akşam Papermoon'daydık; harikaydı!..." "Haftaya yine buluşuyoruz değil mi?"

Sadece Yanağınızı Değil, Kulak Arkanızı Bile Okşarlar
(Medya-Hükümet İlişkileri)

Fatma Sibel Yüksek

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

  08.04.2007
   
Efendim, Ankara'da öyle "bir simit bir çay" Mustafa Ekmekçi tarzı gazetecilik kalmadı...
Biliyorsunuz, rahmetli Ekmekçi daktilonun başına oturunca, belediye otobüsüne zam yapıldı diye hükümeti istifaya davet ederdi. Hükümetler de korkardı Ekmekçi'den Allah için..
Şimdi belediye otobüslerine zam yapıldı diye kimse iktidarların nazik yanağını okşamıyor...
Yanak okşamak için daha farklı sebeplere, yaklaşımlara ve ilişkilere sahip olmak lazım...
Sektörümüzde, ünlü "yanak okşama fotoğrafını" çektirebilecek ikinci bir babayiğit bulunmadığı için de, Ankaralı gazeteciler "daha alt düzey yanakları" okşama yarışı içine girmişlerdir...Başkentimizde yeni trend, Sayın Başbakan'a yakın "etkin şahsiyetlerle" Papermoon'da buluşmaktır...
"Biliyor musun, dün akşam Papermoon'daydık; harikaydı!..."
"Haftaya yine buluşuyoruz değil mi?"
Tabii darling!"
"Süppersiiin!.."

Arada bir lüks ortamlardan sıkılıp canları "avama inmeyi" isteyince "kaburga dolması" yemeye gidiyorlarmış.. Avam, sabah akşam kaburga dolması yiyor ya hani...
"Papermoon gazetecileri" ile "yakın çevrenin" ayrısı gayrısı yok..

Bu iki kesim, adeta iktidarın PR lobisi gibi çalışıyorlar. Kaburga dolması yenildiğinin ertesi günü, "Gazetecilik sadece eleştirmek midir? Biraz da iyi şeyleri görmeyecek miyiz; bu hükümetin ekonomiyi uçurduğunu niye yazan yok ayol?!" şeklinde "objektif ve gerçekçi gazeteci" yazılar yazılmaktadır.

Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığına nasıl da yakışacağını yazmaktan yorulmayanların sayısı ise had safhadadır ve onlar, bu "hizmetleri" karşılığı Papermoon'a bile davet edilmeyip, "Yalakalık yap denize at, balık bilmezse halik bilir" felsefesi içinde yaşayıp gitmektedirler...
Konuyu dağıtmayalım...Ne oluyor Papermoon'da buluşuluyor da? İhale mi bağlanıyor,(Ofer'le ihale bağlamayı size mi bırakacaklar?) kuş mu konduruluyor, gündemi sarsacak haber mi alınıp veriliyor?
Yooo!
Etrafa "elit gazeteci" pozları yapılıyor, "biz iktidardakilerle içli dışlıyız" havası yayılıyor. Ola ki koltuğundan korkan varsa -ki hepsi korkuyor-patronlara "benim sağlam ilişkilerim var" mesajı veriliyor... Gazetecilikten "milletvekilliğine" geçme planları yapanlar var, onlar da kendilerini tatmin etmiş oluyor...
Şimdi bu "Papermoon tayfası" zannediyor musunuz ki, bunlar iktidarladan düştüklerinde Papermoon'daki rezervasyonlarını iptal ettirecekler?

Ettirmezler. Kaburga dolması partilerine iktidarın yeni sahipleri davet edilecek bu kez de.. Hatta eskilerin arkasından "Ülkeyi enkaz yerine çevirdiler" diye konuşacaklar, yolda görseler selam bile vermeyecekler...
Çark böyle dönüyor Sayın yetkili ne bozuluyorsun?

Gazeteci milleti menfaati için senin sadece yanağını değil, kulak arkanı bile okşar...
Peki, "Yakın çevre kesiminin bu işten çıkarı nedir? diye sorarsanız, onlar da

"Efendim, gazeteciler elimizin altında..Her gün buluşup geyiğin dibine vuruyoruz. Yaz diyoruz yazıyorlar, yazma diyoruz yazmıyorlar..."


şeklinde patronlarının gönlünü rahatlatıyor...
Bir arkadaşım tutturdu "Biz de Papermoon'a gidelim, karşı masaya oturup gıcık edelim" diye...O kadar cazip "gıcık etme hareketleri" anlattı ki ister istemez gaza geldim...

Sonra bir "fiyat araştırması" yaptık ki ne görelim! Bir fincan Türk kahvesi 25 YTL... Yanlış okumadınız, 25 YTL!
Hevesimiz kaçar gibi oldu..25 YTL borç verebilecek durumdaki eşimizi dostumuzu aradık, malum Ankara memur kenti "Aybaşında versek olmaz mı?" dediler...
"Kredi kartından çektirip eve dönerken de sarı basın kartıyla belediye otobüsüne bineriz" diye program yaptık ama, sonra ben düşündüm ki, "sürpriz durumlarla" karşılaşırsak rezil oluruz!

Ne bileyim, mesela garson kahvenin yanında hiç bilmediğimiz bir aperatif getirir ..Öyle Papermoon mapermoon raconlarına da vakıf değiliz, hem nasıl yenilip içileceğini bilemeyiz, hem de ummadığmız bir masraf çıkar diye....
Hayatımda ilk kez bir "siyasi mücadeleden" böylece geri adım attım...

Arkadaşımı geceyarısı aradım ve " Gelmiyorum lan ben Papermoon'a! " dedim...
Arkadaşı da zaten aynı hislerden dolayı uyku tutmamış...

"Hay Allah senden razı olsun! şimdi ben vazgeçsem Fatma Sibel beni siyasi basiretsizlikle suçlar diye korkuyordum.."

dedi..
Sonra da ekledi:

"Zaten bunlar bize kulak arkalarını falan okşatmazlar; baksana cebimizde kahve parası bile yok!"
Doğru valla...
(Şimdi biz onları Kızılay'daki Simit Sarayı'na davet etmeyi düşünüyoruz..Hesapladık, on kişi simit-ayran yese en fazla 12 YTL tutuyor..Hem simit ısmarlayıp hem döveceğiz!)

İşte Ankaralı gazeteciler olarak bu meselelere kafa yoruyoruz...Kimse boş durduğumuzu zannetmesin!
Peki, gazeteciler iktidarın kulak arkasını okşar da iktidarlar onlarınkini okşayamaz mı?
Hem de öyle bir okşarlar ki...
Onu da bir sonraki yazıda anlatalım...






www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2007