Babalık ve Kocalık Haklarından Men? - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
"Demokrasimiz için hayırlı olmasını" diledi, asker-sivil ilişkilerinin AB standartlarına ulaştığından dem vurdu. Balyoz ve Ergenekon davalarının emperyalist bir kurgu dolduğundan bahseden sanık yakınları ve avukatlarına da "bunlar siyasi değerlendirmeler" şeklinde burun kıvırdı. oysa en "siyasi" değerlendirmeyi kendisi yapmaktaydı. Sen yıllarca "Ankara'nın Genelkurmay'a en yakın gazetecisi" payesinden ekmek ye, bilgi vererek maaşının yükselmesine sebep olan askerler sahte delillerle hapse tıkılınca da "demokrasinin galip geldiğinden bahset! İşte medyanın içinde yuvarlandığı karakter çukurunun seviyesi!Yazıklar olsun..
|
Uzun zamandır
canım yazı yazmak istemiyor. "Tarihe tanıklık etmek", "gelecek kuşaklara bir şeyler aktrarmak" gibi klişeler mide bulantısından öteye geçemezken, "gazetecilik" denilen meslek de bir "ağız ve kalem ishaline dönüşmüş durumda.. Televizyonlarda gırtlaklarını paralarcasına bağıranları, "bugün ne yapsam da medyada kendimden bahsettirsem"diye düşünmekten uykusuz kalanları, kendi kendine tuhaf misyonlar edinip ortalıkta Rahibe Tereza gibi dolananları gördükçe her şeyi geride bırakıp dağ başına çekilmek; civciv, ördek yetiştirmek istiyor insanın canı. Bu ruh hali içinde "Balyoz" konusunda bir şeyler
karalamaya çalışacağım. -Verilen cezalar arasında "babalık ve
kocalık haklarından men" gibi bir ceza var, bunun
üzerinde yeterince durulmadı. Bu nasıl bir kindir, nasıl insanlıktır, nasıl müslümanlık, nasıl bir vicdandır? -Balyoz davasında hükmün açıklanması ile birlikte
Ergenekon davasına daha da hız verileceği anlaşılıyor. Aslında önce Balyoz'u, sonra Ergenekon'u açmaları daha mantıklı olacaktı ama güç sınayarak gittikleri ve TSK üst düzeyinin bu kadar kolay teslim olacağını kestiremedikleri için işe "önemsiz" sivillerden başladılar. -AKP'nin ve cemaatin özel yetkili mahkemelerinden farklı
bir karar beklenmiyordu ama hiç değilse mahkemenin "bağımsız" olduğunu
düşündürtmek, bu yoldaki eleştirileri boşa çıkarmak için bir parça
gayret gösterebilirlerdi, onu da yapmadılar. Tutukluların tümüne ceza
vermek örneğin.. -Televizyonlarda yapılan yorumlar her zamanki gibi utanç
vericiydi. 12 Eylül
darbesinin şakşakçısı Nazlı Ilıcak kanal kanal dolaşıp "Türkiye'nin
darbelerle yüzleştiğini" anlattı. - Artık hiç bir şeye şaşırmamakla birlikte, Milliyet
gazetesi Ankara Temsilcis Fikret Bila'nın CNN-Türk ekranlarında yaptığı
değerlendirmeler bir miktar şaşırttı beni. -Ve geldik işin bam teline, yıllradır yazıp çizdiğimiz
yere: Bu insanlar onlarca yıl hapis yatacaklar mı? Tabii ki hayır... "Müjdeli haber" AKP'nin ve
cemaatin ulak oğlanı Rasim Ozan Kütahyalı'dan geldi. Oğlan bir de "Komutanların yıllarca yatmalarına razı olmayıız!" diye bağırdı iyi mi? Desenize yarın öbür gün bizler Türk askerlerinin terörist başı ile aynı çuvala konup "affedilemeyeceğini" savunurken bu oğlan, bu oğlanın karısı ve türevleri bizi "vicdansızlıkla", "yaşlı başlı insanların hapiste çürümesini istemekle" suçlayacaklar. Dahası "bizim" cenahtan da destek alacaklarına kalıbımı basarım. "Öcalan solun doğal lideridir" manşetleri boşa atılmadı çünkü
|
||||