"Ahmet ve Nedim'in Arkadaşları"..Tarih Sizi de Yazacak - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Önce Taksim'deki dayanışma yürüyüşlerinde "Biz Ergenekoncularla aynı safta yürümeyiz" diye tutturdular.. Sanki "Ergenekon" diye bir şey varmış ve de Ahmet ile Nedim böyle uyduruk bir örgütten tutuklanmamışlar gibi.. Gören de Ahmet Şık'ı ÖDP davasından tutuklandı sanır! Böyle bir kaprisin içine girdiler kendilerince... Ona bakarsanız ben ne yapacağım?
|
"Ahmet ve Nedim'in Arkadaşları"nda bir "karakter" sorunu mu var Yoksa bana mı öyle geliyor? Ya da şöyle soralım: Kendilerini "Ahmet ve Nedim'in arkadaşları" olarak pazarlayan bir kısım medya zevatı, gerçekten Türkiye'nin gidişatını bu kadar sığ bir algılama içerisinde olabilirler mi? Yıllardır koca koca gazetelerde A4 kağıdı kadar köşe tutan bu insanların zeka sorunu yaşadıkları düşünülemeyeceğine göre acaba öngörüsüzlük, çapsızlık, idrak edemeyiş, kamuoyu kontrolünden muaflık, kendi dünyasında yaşayıp gitme, küçük grup zihniyetine hapsolmuşluk, iplerinin başkalarının elinde olması... En önemlisi de "korku" gibi gibi durumların içinde olabilirler mi? Bu soruların cevabına ve Ahmet Şık ile
Nedim Şener'in bırakılmasıyla birlikte
köşelerde sergilenen akıldânelikleri sergilemeye geçmeden önce, gerek Ahmet
Şık'ın, gerek Nedim Şener'in 1 yıldır
süren bu alçakça zulümden kurtulmalarını içten bir sevinçle
karşıladığımı belirtmek isterim. Hani biz "derin devletçi", "Ergenekoncu" insanlarız ya... Neyse ki "Ergenekon" davalarına "delil"
olarak eklenen telefon görüşmeleri, yazışmalar vs. bir
bakıma kimin hangi dalda oynadığını da bir güzel ortaya çıkardı. Vicdanıma müracaat ettiğimde Ahmet Şık için
aynı şeyi söyleyemem. Netice itibarıyla her iki meslektaşımıza da büyük geçmiş olsun. Allah onları ve suç işlememiş hiç kimseyi bir daha zalimin ağına düşürmesin, sıcak yuvalarından, sevdiklerinden uzak bırakmasın. Özellikle Vecide Şener ve Yonca
Şık'ı iki meslektaşımdan da daha iyi anlıyorum. Vecide hanım da, Yonca hanım da büyük bir sınav verdiler, inşallah aynı zulmü bir daha yaşamazlar. Gelelim "Nedim ile Ahmet'in arkadaşlarına"... Önce Taksim'deki dayanışma yürüyüşlerinde "Biz Ergenekoncularla aynı safta yürümeyiz" diye tutturdular.. Sanki "Ergenekon" diye bir şey varmış ve de Ahmet ile Nedim böyle uyduruk bir örgütten tutuklanmamışlar gibi.. Gören de Ahmet Şık'ı ÖDP davasından tutuklandı sanır! Böyle bir kaprisin içine girdiler kendilerince... Meselâ, Aslı Aydıtaşbaş gibi bir "topuk sesi"
ile (Bkz. Ne çare ki hepimizi
kedi yavruları gibi bir çuvalın içine attılar, kurtulmaya çalıştıkça
birbirimizi cırmalıyoruz! Nedim ve Ahmet'in arkadaşlarından Ruşen Çakır Bey şöyle yazdı: "Ergenekon soruşturmasını yürüten polis şefleri ve savcılar, aradan geçen 375 gün içinde yaşananları önceden görme imkanına sahip olsalardı herhalde Ahmet Şık ve Nedim Şener’e dokunmazlardı. Sonuçta Şık’ın polisler tarafından götürülürken söylediği “dokunan yanar” sözü tam tersinden işlemiş oldu." (Ahmet Şık ve Nedim Şener dışındaki "dokunuşlar" isabetli dokunuşlarmış demek ki...) "Şener
ve Şık’ın
tutuklanmaları, Prof. Türkan Saylan olayından sonra Ergenekon
soruşturmasının ikinci büyük kırılma noktasını oluşturduğu ilk andan
itibaren ortaya çıkmıştı." "AKP hükümetinin yaratmak istediği “ileri demokrasi” imajı ciddi bir şekilde yara aldı." (Ağır yara filan aldı ama "ileri demokrasi" diye bir şey var yine de..) "Bu olayı yakından takip etmeye çalışan biri olarak AKP hükümetinin bu tutuklamalarda birinci derecede dahili ve bundan herhangi bir çıkarı olmadığını gözledim..." (İnsanın "bu tutuklamalarda AKP hükümetinin birinci derecede dahili yok" diyebilmesi için Ruşen Çakır gibi "olayı yakından takip etmeye çalışan" biri olması gerekir. Maazallah bir de "uzaktan" takip etseydi acaba tutuklamalarda İşçi Partisi'nin "birinci derece dahili olduğunu" mu "gözlemleyecekti"?) "Şurası açık: Nasıl Ahmet ve Nedim’in tutuklanmaları bir kırılma noktası olduysa, tahliyeleri de bir dönüm noktası olacaktır." (Bekle ,olacaktır..) (Bu arkadaş, "Türkiye normalleşme sürecine giriyor" derken, anlaşılan polis henüz Sivas katillerinin "zamanaşımından" kurtarılmasını protesto edenlere gaz bombası atmamıştı. Yarın bu konuda ne yazacak, bu gaz bombasını "normalleşmenin" neresine koyacak merak ediyoruz..) Aldı Aslı Aydıntaşbaş: "Umuyorum ki bu karar, ifade özgürlüğünde uçurumun ucuna gelen bir ülkenin, gerisin geriye dönmesidir" (Evet, kadın aynen böyle dedi...Diyecek söz, yapacak yorum bulamıyoruz. Türkiye uçurumun eşiğinden dönmüşmüş! Anlaşılan bu yazı yazıldığında da ajanslar henüz "Atatürk'ün bekçisiyim" diyen üniversite öğrencisinin okuldan atıldığı haberini geçmemişlerdi. Bırakın gazetecinin "ifade özgürlüğünü", muhalefet partisi milletvekilleri 4 artı 4 yasasının görüşüldüğü Meclis komisyonundan tekme tokat uzaklaştırılmamıştı..) Bu da Mehmet Ali Birand'ın twitter sayfasından: "Yargı
geç
de olsa doğrusunu
yaptı
inandırıcılığı
en zayıf
olan Silivri
davalari zincirini kırdı.
Keşke
375 gün
beklemeseydi." "Nedim ve Ahmet'in arkadaşları"... Tarih sizi de yazacak...
|
||||