Belki de hâlâ atlatamadı…
Sadece "herkes bir adım geri attı"…
Ama AKP içinde!
TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu'nun başını çektiği "Ankara-Kayseri" ekseni tarafından ortaya atılan "Herkes bir adım geri atsın" çağrısı, her ne kadar iktidar-muhalefet-iş dünyası-asker-yargı terkibine yapılmış gibi göründüyse de, mesajın asıl hedefi 'AKP'nin içiydi'…Yada en azından, çağrı orada yansıma buldu…
AKP yetkili organlarının "gerilim düşürme" kararını 'iç gerilimi düşürme' kararı diye okursak, her yazılana inanan ahmak insanlar olmamakla övünmeye hakkımız olur. Zaten, "birer adım geri atın" çağrısının CHP'ye, MHP'ye, Yargıtay Başsavcısı'na veya Ergenekon savcısına yapılmasının ne mantığı olabilirdi ki?
Anayasa'ya karşı girişilen her atağı anında Anayasa Mahkemesi'ne götüren CHP, birden bire parti kapatma ile ilgili maddeler üzerinde pazarlığa mı girişecekti? Veya AKP'ye destek atma limitini çoktan doldurmuş olan MHP, bir kapatma davası da kendisine açtırma riskine mi girecekti? Yargıtay Başsavcısı, kapatma davasını geri mi çekecekti? Ergenekon savcısı Zekeriya Öz, "Pardon, ben yanlış bir soruşturma başlatmışım!" deyip 9 aydır "AKP'nin rehineleri" olarak elde tutulanları serbest mi bırakacaktı? Askerler zaten hiçbir şekilde topa girmiyorlardı..Nitekim, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, "Bunlar romantik talepler" diyerek dalgasını geçti. MHP lideri Bahçeli ise, oynanmak istenen oyunu herkesten daha iyi gördü, "Benden bu kadar" dedi ve çekildi.
Kim, nereden nereye geri adım atacaktı? Doğu Perinçek mi, Yalçın Küçük mü, kim? Dolayısıyla, en doğru soruyu yine Erdoğan sordu: "Neyden geri adım atacağım?"
Sordu ama, "gerilimi düşürüyorum" adı altında ilk geri adımı da kendisi attı. Hissi dalgalanma durumları göz önüne alındığında, bu tavrı ne kadar sürdürebileceği bilinmiyor. Ancak Erdoğan'ın görmek zorunda kaldığı bir durum vardı ki o da şuydu: Topluma masum ve iyi niyetli bir girişim olarak lanse edilen "Herkes bir adım geri atsın" harekâtının hedefi düpedüz kendisiydi!
Böyle "makûl" bir çözüm formülüne direnmek de, yelkenleri hemen indirip Baykal'ın kapısına koşmak da Erdoğan'ı siyaseten bitirebilirdi. Kendisince en doğru taktiği seçti ve "gerilimi düşürme-Anayasa Mankemesi ile kavga etmeme" cihetine giderek, topu şimdilik kendi kalesinden uzaklaştırdı. Bu arada, AB'nin ve "demokrat kamuoyunun" desteğini yeniden kazanmaya yönelik adımlar atarak kaleyi bir miktar daha güçlendirdi.
"Herkes bir adım geri adım atsın" kampanyasının Erdoğan cephesinde yarattığı 'nefret' bildiklerimiz ve tahmin ettiklerimizin ötesindedir. Erdoğan, bu kampanyada parmağı olan herkesi bir bir defterine kaydetmiştir ve eğer bu süreçten sağ salim çıkarsa, gerekli hesapları itinayla soracağından kimsenin kuşkusu olmasındır. Kendisini bir ihanet çemberinin içinde görmekte ve hesap sorma anının bir an önce gelmesi için hınçtan yanmaktadır..Ancak Erdoğan öfkeli olduğu kadar 'kısmetli' de bir adamdır. Kendisi Musa'nın soyundan geldiği için, (Aman ha! Bu bilgiyi vallaha Akif Beki'nin 'Erdoğan'ın Harfleri' kitabına dayandırıyorum, Ergun Poyraz'a değil! Beni de içeri falan atmayın. Kaynağım Akif Beki'dir!) Evet, kendisi Musa'nın soyundan geldiği için, Kızıldeniz'i asası ile yararak bu kez de kefeni yırtabilir. Ancak, Erbakan Hoca gibi 'bertaraf olmak' da vardır. Durum, "fifty-fifty" görünmektedir…
Gelelim, "Bir adım geri" girişiminin aktörlerine:
RIFAT HİSARCIKLIOĞLU:
Hayatı boyunca başbakanlık hayalleri kurduğunu, en azından ben iddia ediyorum. Kendisini hep 'potansiyel başbakan' gibi görmüştür. Hatırlayın, Ecevit'in başına sarılan bir hastalık vesilesiyle 'iktidardan uzaklaştırılması' operasyonunda da Hisarcıklıoğlu 'makul çözümler öneren adam' olarak ortaya çıkmıştı.
Siyasette bu tipoloji, Türk sinemasında "esas oğlanın iyi kalpli arkadaşı' tiplemesine denk düşer. Dikkat! Kızı sonunda bunlar kapabilir! Olay bir 'aşk evliliği' değil, 'mantık evliliğine' gider ama olsun…
Sonra, Rıfat Hisarcıklıoğlu'nun TÜSİAD'la alttan alta rekabet etme gibi bir huyu da vardır. "İstanbul'da TÜSİAD varsa, Anadolu'da da biz varız koçum!" şeklinde müphem bir kafa tutuş içerisindedir. TÜSİAD, Gül'ün cumhurbaşkanlığına aday gösterilmesine 'resmi açıklamayla' karşı çıkarken, beklenen destek "Kayseri lobisi"nden gelmişti. TOBB'un desteği olmasaydı, Gül o koltuğa zor otururdu. Şimdi bu Hisarcıklıoğlu, yola Erdoğan ile devam edilemeyeceğini düşünmektedir. Ancak siyaset tarzı gereğince işi "muhalefet cephesi açarak" değil, "makul çözüm önerileri ortaya atarak" kotarmak peşindedir. Ayrıca, gerilimin bir 'darbe ortamı' yaratması da herkesin hesaplarını bozabilir. O bakımdan, en iyisi Erdoğan'ın 'tereyağından kıl çeker gibi' giderilmesidir. "Bir adım geri" projesi Ankara merkezlidir. Bir ayağı Şamil Tayyar'ın bir türlü ortaya çıkaramadığı (!)'derin devlete' uzanmaktadır ve harekâtın siyasi sahibi Rıfat Bey'dir..
ABDÜLLATİF ŞENER:
Bu ismin, Açık İstihbarat'ın bu fukara yazarının gözünde, potansiyel bir İlhan Kesici gibi görünmesi, Şener'in ileride önemli bir misyon üstlenmeyeceği anlamına gelmemelidir.
Bendeniz, on beş yaşımdan beri "Biliyor musun, İlhan Kesici parti kuruyormuş!" söylentisini duyarım. Aradan yirmi küsur yıl geçti, İlhan Bey halen "bir gün parti kuruverecek adam" tiplemesi üzerinden siyaset kurumundan maaş alıyor! Şener'de de biraz 'İlhan Kesici havası' var…
Ancak, AKP'nin ölüsünden çıkarılacak en önemli 'embriyo'' "Devletle barışık, mütedeyyin bir parti" olacaksa, bunun tek alternatif lideri Şener'dir. Denilebilir ki, "Şener, Erdoğan'ın karizmasının yanından geçebilir mi? Erdoğan'sız bir AKP çekirdeğinin ne hükmü olur?"
Doğru ama, önümüzdeki gelişmeler, hayvan sürülerinde olduğu gibi "tapınılan lider" tiplemesine de uzun vadede son vermeyi hedefliyor olabilir. Erdoğan, böyle bir 'doğal lider' türünün dünyadaki son örneklerinden biridir. Ve bu lider tiplemesi giderek sorun yaratmaktadır. Madem, "yüzünü AB'ye dönmüş" bir toplum projesinden vazgeçmeyeceğiz, daha 'etten-kemikten' liderler yaratmakta ne beis olabilir? Hata yapan, hatasını kabul eden, eleştirilebilen, gerekirse istifa etmesini bilen…Mesela "Alman modeli" neden olmasın? Hisarcıkloğlu Başbakan, Şener parti başkanı? Ne dersiniz?
Şener'in en önemli artılarından birisi de 'devlet malına el uzatmamış' olmasıdır. Yolsuzluğun belde teşkilatlarına kadar indiği AKP'de ne büyük bir haslet! Şener'in geçmişinde gerçekten hiçbir 'yiyicilik' olayı yoktur. Bakanlığı döneminde kendisine gönderilen altın kaplamalı dolma kalemleri bile geri gönderirdi.
(İzin verin, burada biraz 'çerkesçilik' yapıp, hemşehrimin bu özelliği ile gurur duyacağım. Çerkeslerde 'devlete ihanet ve millet malına el uzatmak' davranışı pek yaygın değildir. Çünkü onlar, anayurtlarından kovulduklarında kendilerine kucak açmış ve devletin önemli görevlerini teslim etmiş Türklere her zaman vefa ve bağlılık duydular. Bu vefa kuşaktan kuşağa geçti ve genlere işledir. O bakımdan Çerkesler, Anadolu'ya ayak bastıkları günden beri devletin en güvendiği unsur olmuşlardır)
Şener'in Vatan gazetesine yaptığı "AKP'nin kapatılacağını biliyordum, bu nedenle aday olmadım" şeklindeki açıklama, 'dürüst siyasetçi' imajını bir miktar zedelemiştir. Bu açıklamanın 'gemiyi terk eden fare" görüntüsü yarattığını hemen fark etmiş ve yanlış hatırlamıyorsam Fikret Bila'ya "yanlış anlaşıldım" diyerek Vatan'a verdiği demeci düzeltme cihetine gitmiştir.
Sayın Şener, şu anda Rıfat Hisarcıklıoğlu'nun üniversitesinde ders vererek geçimini sağlamaktadır. Dolayısıyla, en azından bu bakımdan 'TOBB merkezli' siyasi projelerin dışında olduğunu düşünemeyiz. Sonra, Şener'in doğruya doğru 'akademisyen' olarak ne kıymet-i harbiyesi vardır da TOBB kendisine üniversitesinde 'hocalık' makamı tesis etmiştir? ( Kusura bakmayın Sayın Bakan, sizi severim ama doğruları da yazmak zorundayız)
DOĞAN GRUBU GAZETELERİ:
"Memleketin hayrı için arayı buluyoruz" görünümü altında Erdoğan'ı bitirmeyi amaçlayan bu planın medya ayağını, beklendiği gibi Doğan grubu (özellikle Radikal ve Milliyet) üstlenmiştir.
Radikal Ankara Temsilcisi Murat Yetkin'in bu konudaki 'üstün çabaları' her türlü takdire şâyandır! Kendisi, Deniz Baykal'ı bile Erdoğan ile bir araya gelmeye ikna etmeye çalışmış, ancak başarılı olamamıştır. Buna rağmen, Baykal'ın açıkça "hayır" dediği uzun röportajın üstüne "Baykal'dan açık kapı!" diye başlık atarak hepimizi aptal yerine koymuştur. Yetkin, Ankara'da Hisarcıklıoğlu'na en yakın gazetecilerden biridir. İçtikleri su ayrı gitmez. Böyle bir operasyonda özel bir görev üstlenmesi yadırganmamalıdır.
Hem arkadaşın şöyle bir özelliği daha mevcuttur:
Biliyorsunuz, 2002 yılında Hüsamettin Özkan ile birlikte Ecevit'e çıkıp, "Efendim, size askerlerden bir mesaj getirdim. Hüsamettin Bey'in söylemesi şık olmayacağından ben arz ediyorum: Komutanlarımız Başbakanlık koltuğunu Hüsamettin Bey'e bırakmanızı rica ediyorlar" demiş olan gazetecidir. Böyle bir 'postacılık'la da daha sonra bir güzel övünmüştür. Şimdi var mısın aynı Murat Yetkin, yanına Abdullah Gül'ü alıp Erdoğan'a gitsin ve "Efendim, devletimiz ve stratejik ortaklarımız sizi biraz dinlendirmek arzusundalar. İstersiniz koltuğunuzu bir süre Şener-Hisarcıklıoğlu ikilisine devrediniz.." desin?!
ABDULLAH GÜL:
İşte 'bir adım geri' harekâtının en önemli kalesi! Her zaman olduğu gibi 'karda yürüyüp iz bırakmama' tekniği ile hareket etmiş ve Hisarcıklıoğlu ile Şener'in adımlarının ne sonuç vereceğini izlemiştir. Erdoğan Balkan gezisindeyken ortaya atılan "Tarafları cumhurbaşkanı bir araya getirsin" pasını yumuşak bir göğüs plasesi ile karşılamış, ancak Erdoğan'ın bu tezgâha erken uyanması üzerine, hemen geri adım atıp, Başbakan'a el altından "senin onaylamadığın hiçbir yönteme yanaşmam. Biz Harun ile Musa'yız" mesajları göndermiştir. Tabii Erdoğan'da bu numaraları yiyecek hâl kaldıysa!
Gül, Erdoğan'ın kendisini Dolmabahçe'de fedâ etmesini unutmamıştır. Cumhurbaşkanlığı makamına oturmasını da Erdoğan'dan çok Rıfat Bey'e borçlu olduğunu bilmektedir. Ancak, Erdoğan ile ayran içtim ayrı düştüm görüntüsü vermeyi de şimdilik yararlı bulmamaktadır. "Bir adım geri" girişimini 'donduran' kişi Gül olmuştur. Rıfat Bey'e "biraz daha sabır" telkin etmiş olması muhtemeldir. Ayrıca Gül'ün önünü biraz daha görmeye ihtiyacı vardır. "TOBB planının "Gül Cumhurbaşkanı-Hisarcıklı Başbakan- Şener parti lideri" şeklindeki yapılanmasını yabana atmamakla birlikte, kapatma davasının gidişatını bir süre daha izlemekte fayda vardır.
AKP'nin 'parçalanmasının' doğal bir biçimde gerçekleşmesi herkesin işine gelir. Kimse 'darbeci' veya "kardeşini satan Harun" konumuna düşmeden Erdoğan'ın işi bitirilebilirse ne âlâdır..Hem belki böyle ayak oyunlarından uzak durarak, "siyasi yasak" tehlikesini atlatma umudu da mevcuttur. Neden olmasın? Yüce Mahkeme'den kuşku duymak istemeyiz ama, Rıfat Bey'in geçen Pazartesi gizlice Anayasa Mahkemesi'ne gidip Haşim Kılıç ile görüşmesi son derece manidardır (İsmail Küçükkaya yazdı: 12 Nisan 2008 tarihli köşe yazısı) Ayrıca, Rıfat Bey'in askerlerle temasları bulunduğunu da açıkça iddia ederiz.
NETİCE-İ KELÂM:
Yazıyı okumada gösterdiğiniz sabır için teşekkür ederim. O kadarcık da yoralım birbirimizi.
Biz burada 'resmi tarih' yazmıyoruz..Netice: "Geri adım" planı Gül'ün şimdilik verdiği 'ayar' sonucu rafa kaldırılmıştır. Erdoğan da sinirlerine hakim olarak tehlikeye açık konumunu bir nebze olsun savuşturmuştur. Ancak, bilinmelidir ki bu plan hâlâ devrededir. Erdoğan'ın en yumuşak karnı, gidişat karşısında kendisine ikbal aramaya başlayacak olan milletvekilleridir. Bunlar her an çelinebilirler. Erdoğan'ın bir hata daha yapması, AKP'yi daha kapatma davası sonuçlanmadan parçalanma tehlikesiyle karşı karşıya getirebilir. Başbakan, sessiz sedasız bir 'iç darbe' atlatmıştır.
Dengir Mir Fırat gibi en 'şahin' adamların bile tehlikenin farkına varması ve "Anayasa değişikliği falan yapmıyoruz, hukuka da saygı duyuyoruz" diye açıklamalar yapmaya başlaması ne kadar da dikkate şâyandır! Bir başka 'yumuşak karın' ise Sayın Başbakan'ın sağlık durumudur. En ufak bir karikatüre dava açan Erdoğan, Yalçın Küçük'ün bu konudaki ağır tacizlerine neden susmaktadır acaba?
NOT: Sahi, bu arada!..Farkında mısınız? Gül ile Erdoğan hiç "haftalık olağan görüşme" yapmaz oldular. En son görüşme tarihleri 30 Mart Pazar! Oysa, haftalık olağan görüşmeler devletin protokol kuralları gereğince Perşembe günleri yapılmaktadır. Pazar günkü son görüşmenin konusu da 'bir adım geri kapsamında' lider kabulüydü ve Erdoğan bu görüşmeye gitmeden önce Gül'e cevabını 'basın aracılığıyla' vermişti.
Uyuma ey Ankara gazetecisi! Cumhurbaşkanı ile Başbakan birbirine küs! Üstelik onlar, Ecevit ile Sezer de değiller. Onlar "Harun ile Musa"lar!
|