Fatma Sibel Yüksek4 Temmuz 2007 10:46
Dubai Anlaşması Neden Kayıtlarda Yok? (Devletin Silinen Hafızası) - Fatma Sibel Yüksek
Mehmet Ali Bey, bizim gibi "heyecanla" değil, "buruk" bekliyor...Çünkü, kendisini görüşmeye almamışlar.. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nın yanında fındık ihracatçısı Cüneyd Zapsu var; Türkiye Cumhuriyeti'nin elçisi Mehmet Ali İrtemçelik yok! Neden? Çünkü; AKP 'devletin kayıt tutmasından' hoşlanmıyor...
26 Ekim 2004 . Berlin'deyiz...
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan , Alman Başbakanı Schröder ve Fransız Başbakanı Chirac ile odaya kapandı. Bir avuç Türk gazeteci dışarıda heyecanla bekliyoruz...
Bizimle birlikte biri daha bekliyor.. Türkiye Cumhuriyeti'nin Berlin Büyükelçisi Mehmet Ali İrtemçelik...
Mehmet Ali Bey, bizim gibi "heyecanla" değil, "buruk" bekliyor...
Çünkü, kendisini görüşmeye almamışlar.. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nın yanında fındık ihracatçısı Cüneyd Zapsu var; Türkiye Cumhuriyeti'nin elçisi Mehmet Ali İrtemçelik yok!
Neden? Çünkü; AKP 'devletin kayıt tutmasından' hoşlanmıyor...
THY'nin 2 milyar 800 milyon dolarlık 36 Airbus alımı ihalesini, böyle bir görüşmede Fransız- Alman konsorsiyumuna verdik..
Neyin karşılığında?
İki ay sonra yapılacak AB zirvesinde Türkiye'nin aday ülke statüsünü desteklesinler diye...
Chirac, Schröder, Erdoğan ve Zapsu odadan mutlu çıktılar..Heyecanlı bir hareketlenme oldu..
Bir köşede benimle sohbet eden İrtemçelik,
"Türkiye Cumhuriyeti'nin büyükelçisi olarak"
heyete yaklaşmak istedi.
Schröder'in iri kıyım korumalarından birisi, ikimizi de öyle bir savurdu ki duvara yapışmamak için birbirimizi zor tuttuk.. Büyükelçi'nin yüzünden çok büyük bir 'onur kırılması' yaşadığını okudum. İçim burkuldu..
Erdoğan, Büyükelçi'nin başına geleni görmedi bile..O sırada, Chirac'tan 'özel bir görüşme' koparmaya çalışıyordu.
"Mösyö, sadece 5 dakikacık!"..
"Non possible" (mümkün değil) dedi Chirac..
"Birazdan uçağım kalkacak, Paris'e dönmem gerek.."
Mr. Prime Minister, tercümanı vasıtasıyla ısrar etti:
"Çok kısa sürecek ama ..."
No dedik ya Mösyö! Laf anlamaz mısınız siz!")
....................................
2 Eylül 2005...
Bu kez İtalya'dayız..
Başbakan Erdoğan, İtalya Başbakanı Berlusconi ile Como gölü kıyısındaki 500 yıllık Villa d'Este şatosunda görüşüyor..Yanında tercüman olarak, sinema oyuncusu Serra Yılmaz var...
Ve...Roma büyükelçimiz Uğur Ziyal , koltuğunun altında bir takım dosyalarla kapıda bekliyor.. İrtemçelik gibi onu da içeri almadılar. Dışişleri bürokrasisinin efsanevi diplomatı, "Tezkere"nin mimarı Uğur Ziyal, duygularını belli etmemeye çalışan bir yüz ifadesiyle tam 2 saat kapıda bekledi!
Neden? Çünkü AKP, görüşmenin 'devletin kayıtlarına girmesini" istemiyor...
.........................
Ve 1 Temmuz 2007...
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül , Deniz Baykal tarafından 4 yıl aradan sonra tekrar gündeme getirilen "Dubai Anlaşmasını" yanıtlıyor:
"Böyle bir anlaşma yapmadık, yapsaydık devletin kayıtlarında olurdu!"
Yüzde dalgacı, vurdumduymaz, 'gülümsek' bir ifade...
Sarece 'görüşmeler' değil, altında Bakan imzası olan anlaşmalar bile kayda geçirilmemiş yani!
Şimdi anladınız mı Türkiye Cumhuriyeti büyükelçilerinin neden kapılarda bekletildiğini?
Umarız, Sayın İrtemçelik ve Sayın Ziyal, hiç değilse "kapıda
beklediklerini" kayda geçirmişlerdir ...
Onlar geçirmediyse, ben kayda geçiriyorum...
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan , Alman Başbakanı Schröder ve Fransız Başbakanı Chirac ile odaya kapandı. Bir avuç Türk gazeteci dışarıda heyecanla bekliyoruz...
Bizimle birlikte biri daha bekliyor.. Türkiye Cumhuriyeti'nin Berlin Büyükelçisi Mehmet Ali İrtemçelik...
Mehmet Ali Bey, bizim gibi "heyecanla" değil, "buruk" bekliyor...
Çünkü, kendisini görüşmeye almamışlar.. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nın yanında fındık ihracatçısı Cüneyd Zapsu var; Türkiye Cumhuriyeti'nin elçisi Mehmet Ali İrtemçelik yok!
Neden? Çünkü; AKP 'devletin kayıt tutmasından' hoşlanmıyor...
THY'nin 2 milyar 800 milyon dolarlık 36 Airbus alımı ihalesini, böyle bir görüşmede Fransız- Alman konsorsiyumuna verdik..
Neyin karşılığında?
İki ay sonra yapılacak AB zirvesinde Türkiye'nin aday ülke statüsünü desteklesinler diye...
Chirac, Schröder, Erdoğan ve Zapsu odadan mutlu çıktılar..Heyecanlı bir hareketlenme oldu..
Bir köşede benimle sohbet eden İrtemçelik,
"Türkiye Cumhuriyeti'nin büyükelçisi olarak"
heyete yaklaşmak istedi.
Schröder'in iri kıyım korumalarından birisi, ikimizi de öyle bir savurdu ki duvara yapışmamak için birbirimizi zor tuttuk.. Büyükelçi'nin yüzünden çok büyük bir 'onur kırılması' yaşadığını okudum. İçim burkuldu..
Erdoğan, Büyükelçi'nin başına geleni görmedi bile..O sırada, Chirac'tan 'özel bir görüşme' koparmaya çalışıyordu.
"Mösyö, sadece 5 dakikacık!"..
"Non possible" (mümkün değil) dedi Chirac..
"Birazdan uçağım kalkacak, Paris'e dönmem gerek.."
Mr. Prime Minister, tercümanı vasıtasıyla ısrar etti:
"Çok kısa sürecek ama ..."
No dedik ya Mösyö! Laf anlamaz mısınız siz!")
....................................
2 Eylül 2005...
Bu kez İtalya'dayız..
Başbakan Erdoğan, İtalya Başbakanı Berlusconi ile Como gölü kıyısındaki 500 yıllık Villa d'Este şatosunda görüşüyor..Yanında tercüman olarak, sinema oyuncusu Serra Yılmaz var...
Ve...Roma büyükelçimiz Uğur Ziyal , koltuğunun altında bir takım dosyalarla kapıda bekliyor.. İrtemçelik gibi onu da içeri almadılar. Dışişleri bürokrasisinin efsanevi diplomatı, "Tezkere"nin mimarı Uğur Ziyal, duygularını belli etmemeye çalışan bir yüz ifadesiyle tam 2 saat kapıda bekledi!
Neden? Çünkü AKP, görüşmenin 'devletin kayıtlarına girmesini" istemiyor...
.........................
Ve 1 Temmuz 2007...
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül , Deniz Baykal tarafından 4 yıl aradan sonra tekrar gündeme getirilen "Dubai Anlaşmasını" yanıtlıyor:
"Böyle bir anlaşma yapmadık, yapsaydık devletin kayıtlarında olurdu!"
Yüzde dalgacı, vurdumduymaz, 'gülümsek' bir ifade...
Sarece 'görüşmeler' değil, altında Bakan imzası olan anlaşmalar bile kayda geçirilmemiş yani!
Şimdi anladınız mı Türkiye Cumhuriyeti büyükelçilerinin neden kapılarda bekletildiğini?
Umarız, Sayın İrtemçelik ve Sayın Ziyal, hiç değilse "kapıda
beklediklerini" kayda geçirmişlerdir ...
Onlar geçirmediyse, ben kayda geçiriyorum...