Serdar Akinan'ın "Büyük uzlaşı çatırdıyor" başlıklı yazısında önemli saptamalar var.
Örneğin;
"Bazı istihbarat kuruşlarındaki yapılanma gerçek anlamda devleti tehdit eder boyutta...Erdoğan ve yakın çevresi tüm bunları görüyor ve son derece rahatsız olduklarını herkes biliyor.
Sayın Cumhurbaşkanı ve yakın çevresi ise M.Fethullah Gülen"in tebrik mesajını hak ediyor olmanın haklı mutluluğunu yaşıyorlar. Ve ne "kuvvacı çete"ler, ne "büyük medya" ne de "Fethullahçı istihbarat" kendilerince manipüle ettikleri bu sürece tam anlamıyla hakim değil "
diyor Akinan...
Haziran ayında başlatılan "ulusalcı çeteler" operasyonunun, eski milletvekili Emin Şirin'i yaka paça gözaltına almaya kadar gittiğini 'esefle' dile getiren meslektaşımız, her nedense "gazeteciliğine, birikimine, zekasına ve siyasi vizyonuna" büyük övgüler dizdiği
Taha Kıvanç'ın
"Siyasette büyük uzlaşı Ümraniye çetesinin çökertilmesine bağlıdır"
tezini gerçekçi bulmuyor..
Serdar Akinan, birikimli bir gazeteci bize göre..
Yazısındaki,
"Haddim olmayarak, siyasette gelinen noktaya dair küçük birkaç tespit yapmak istiyorum"
türünden cümleler, Taha Kıvanç'a çok saygın bir büyük muamelesi yapmalar, "Sevgili Taha Kıvanç" şeklindeki hitaplar olsa olsa kişisel terbiyesinden, iyi aile çocuğu olmaktan kaynaklanıyor...
Saygıda kusur edeni pek barındırmazlar bu meslekte; o bakımdan taktik yanlışı yapmayacak, 'geçirme' yazılara karşı tarafı överek başlayacaksınız...
Ben hem bu tarz ince politikaları kıvırma becerisinden yoksun bulunduğum, hem de Akinan kadar 'üslup ehli' olmadığımdan "Taha Kıvanç" mahlası ile yazan Fehmi Koru'yu kendi tarzımca anlatacağım...
Fehmi Bey'in "birikimini, zekasını, siyasi vizyonunu" bilemem...
Kendisi, Yeni Şafak'ın Ankara bürosunda amirimizdi ama, Serdar Akinan'ın taa İstanbul'lardan nasiplendiği bu meziyetlerinden feyz alma şansına biz sahip olamadık..
Oysa "Fehmi Koru Ankara temsilcisi oluyor" dediklerinde, Nasuhi Güngör ile birlikte ne heyecanlanmıştık..Böyle birikimli bir adamın rahle-i tedrisinde toz yutmak kimbilir bize neler kazandıracaktı!.
Fehmi Bey'in öyle "birikimlerini paylaşacak" bir yapıya sahip olmadığını anlamak fazla zamanımızı almadı. Büroya şöyle bir uğruyor, yazısını yazdıktan ve usulen bir "selamüaleyküm" dedikten sonra, büyük bir saygıyla önünde koşturan şoförünün peşi sıra binayı terkediyordu..
Fehmi Koru'nun temsilcilik yaptığı dönemde affedersiniz büroyu b.k götürdü...(Serdar Akinan kadar üslup ehli olmadığımı söylemiştim)..Sular akmıyor, tuvalette sabun yok.. Başımızda haber müdürü yok birbirimizi yiyoruz, büronun tek arabası yüzünden her gün kavga çıkıyor, haberlerimiz tekzip üstüne tekzip yiyor, sarı basın kartı alamıyoruz, "irticacı" diye basın toplantılarına sokmuyorlar vesaire, vesaire...
Çok kötü bir idareciydi Fehmi Bey..
Sorumluluğunu aldığı büro kan ağlarken o zaman bile büyük rakamlarla telaffuz edilen maaşını alır, yazısını yazar ve evine giderdi. (Yılda iki kez de üçer aylığına ABD'ye gider, kendisinden haber alınamazdı )..Hiç bir sorunla ilgilenmediği gibi, sorundan rahatsız da olmazdı..Kaderimize terkedilmiş vaziyetteydik...
Dedim ya, bilgi-birikim falan da paylaşmazdı..
Piyasada "Beni Fehmi Koru yetiştirdi" diyecek bir tane genç gazeteci bulamazsınız..
Bir de şöyle bir özelliği vardı Fehmi Bey'in:
Belgeli habere, bilgiye fazla itibar etmez; ama el altından üflenen gizemli fısıltıları pek önemserdi..
Hal böyle olunca, hepimiz kendimizi Fehmi Koru'ya beğendirmek için uyduruk siyasi dedikodular peşinde koşardık. Hiç bir şey bulamazsak kendimiz uydururduk..
Yeni Şafak tarihinin en yalan haberleri Fehmi Koru'nun Ankara temsilcisiliği döneminde yazıldı(!)
Bir tek şeye kafayı takmıştı 'Taha Kıvanç' Bey:
"Bizi (yani kendisini) neden Ecevit'in yurtdışı gezilerine davet etmiyorlar?"
Oysa, rahmetli Ecevit yurtdışına gitmezdi bir, gitse bile özel uçağında gazeteci taşımazdı iki...
Lakin, biz bunu Fehmi Bey'e anlatamazdık..Gezi işlerinin hâlâ Özal dönemindeki usulle devam ettiğini zannediyor, "Yoksa beni beğenmiyorlar mı?" diye dertlenip duruyordu...
Derken.. fukaralığımız, dışlanmışlığımız, 28 Şubat'tan şamar yemişliğimiz yetmiyor gibi, bir Hizbullah operasyonudur başladı..Sağda solda mezar evler bulunuyor, bir takım talihsiz insanların "domuz bağıyla" bağlanmış cesetleri toprak altından çıkarılıyordu. Gazeteler her gün "İşte irtica bu!" diye manşetler atmaktaydılar...
At izi it izine karışmiştı. Kendi halinde dindar insanlara, önüne gelene domuz bağı vuracak tehlikeli tipler gözüyle bakılır oldu..Fehmi Koru, Mustafa İslamoğlu, Ahmet Taşgetiren, Yusuf Kaplan gibi yazarlar "Hizbullah'ın kalemleri" muamelesi görmeye başladılar...
Ayşe Arman'ın yaptığı bir röportajda kaynaklı
"Fehmi Koru Hürriyet'e geçiyormuş"
dedikodusuna, o dönem Hürriyet'in ağır toplarından olan Fatih Altaylı,
"O takkeli gelirse ben giderim!"
restiyle karşılık verdi...
Böyle haksız bir dışlanma doğaldır ki her insanı üzer. Fehmi Bey de pek üzülüyordu,
"Bizim Hizbullah'la ne alakamız var? Bu örgüt müslümanlara musallat olmuştur, öldürülenlerin tümü islamcı aydınlar!"
şeklinde feryatlarına kimse kulak asmıyordu. Varsa yoksa, "İslamcılar eşittir Hizbullah"...
Devran döndü..
Hem Allah'ın iradesi, hem toplumun vicdanı, hem de siyaset ve sosyoloji biliminin kuralları "zulmedilenlerin temsilcilerine" bir şans tanıma kararı verdi..
Biz bu duruma bugün kısaca "AKP iktidarı" diyoruz...
Arkalarındaki
ABD, AB, İsrail, Vatikan, Barzani-Talabani, Fener Rum Patrikhanesi, Ermeni Patrikhanesi, küresel sermaye, Bilderberg,TÜSİAD, kartel medyası vs. desteğine bakacak olursak, "zulmedilenleri" hâlâ temsil ettiklerini söyleyemeyiz.
...Cüzdanı şişirenin, nüfuzlu yabancılarla ahbaplık kuranların, lüks otellerin kral dairelerinden çıkmayanların haddi hesabı yok...
Herkesin biti kanlandı...
Bu bağlamda,
yeni medya oluşumlarının arkasındaki isme bakıyorsunuz Fehmi Bey, Çankaya Köşkü'nün yeni sahiplerine taktik veren perdenin arkasına bakıyorsunuz Fehmi Bey, uluslararası bir takım lobilerin terkibine bakıyorsunuz Fehmi Bey...
Televizyonu açıyorsunuz Fehmi Bey, gazeteyi kaldırıyorsunuz Fehmi Bey, yatıyorsunuz Fehmi Bey, kalkıyorsunuz Fehmi Bey...
Fehmi Bey'in Türkiye'yi yönetmeye başladığını gördükçe, "Sen neymişsin be abi!" demekten kendinizi alamıyorsunuz...
Ama mutlu değil Fehmi Bey...
Neden? Çünkü, Serdar Akinan'ın yazdığı gibi, "Ümraniye çetesi çökertilmeden Türkiye'nin sorunlarının bitmeyeceğini" düşünüyor. İhtimal ki bu konuda savcıları uyuşuk, polisi de 'beceriksiz" buluyor ama, "görev başındaki güvenlik güçlerini zafiyete uğratmamak için" eleştirilerini açıkça yazamıyor...
TMSF'nin el koyduğu veya AKP yandaşlarınca satın alınmış her televizyonda yüksek ücretli birer program kapan Fehmi Bey, sabah akşam "ulusalcı çeteleri" anlatıyor...
AKP ile yıldızı barışmamış kim varsa, bir an önce "Ümraniye çetesine" dahil edilip 4 biner yıl ceza alsalar, Fehmi Bey rahatlayacak..O zaman salim kafayla yönetecek Türkiye'yi...
Ergun Poyraz, İsmail Yıldız, Emin Şirin, İlhan Selçuk, Deniz Baykal, (Devlet Bahçeli'yi almayalım), Tuncay Özkan...
Hatta Necmettin Erbakan...
Hepsini zindanlarda çürütsek..."Mektepler olmasa maarif ne güzel yönetilirdi" diyen Milli Eğitim Nazırı gibi,
"Ulusalcılar olmasa ulus ne güzel yönetilirdi!"
Diyet istiyor Fehmi Bey, rövanş istiyor..Aşağılanma ve dışlanma ile geçen yıllarının bedelini istiyor..
Birilerinin kendisine "terörist" muamelesi yaptığını unutamıyor. Kendisinin canı da birilerine "terörist" muamelesi yapmayı çekiyor. Dün kendi varlığını tehdit eden "devlet"in, bugün uslu bir kedi gibi ayaklarına süründüğünü görüyor.. Hazzını yaşamak istiyor bu büyük hesaplaşmanın..
Canı "devletçilik" oynamak istiyor Fehmi Bey'in...
"Devlet", "Hepimiz Ermeniyiz" diye gırtlak paralayanlara, Orhan Pamuk'a, Osman Baydemir'e "demokrat yüzünü" göstersin
Kıran, döken,suçlayan, yere yatırıp üst baş arayan, gece yarısı evlere baskın yapan, akıllara seza iddianameler hazırlayan yüzünü de
"ulusalcılara" göstersin...
Dün "mezar evler" bulup "islamcı yazar" yakıştıran devlet; bugün "silah depolarına" "ulusalcı" bulsun...
Bunu istiyor Fehmi Bey, gönlü öyle çekiyor...
"Devlet" kisvesine bürünmekte, suret-i haktan görünmekte acullük, amatörlük yapıyor bize sorarsa...
Çünkü, Allah Kuran'da "Hesap sormak bize aittir" diyor (Ra'd Suresi, 40)..
Dünyada hesap sormak da Devlet'e aittir..
"Devletçilik oynayanlara" veya "devletimsilere" değil...
Yani, ulusalcılara "çete" uydurmak, Hizbullah'a "Taha Kıvanç" uydurmaya benzemez..
"Uysa da uymasa da" kafasıyla da devlet yönetilmez...
Yani, "herkesin bir hesabı varsa, Devlet'in de bir hesabı vardır.."
Veya:
Son gülen iyi güler...
|