AKP yine gafil avlandı.Yine kim vurduya gitti, yine tezgaha düştü..."Birileri" sadece AKP'nin şartlı reflekslerini bir kez daha teşhir etmekle kalmadı; bir süredir işi iyice abartıp ABD adına demeçler vermeye, politikalar belirlemeye başlayan "vaşington muhabirine" de iyi bir sopa çekti..
AKP, "askerden rövanş alma" hırsının kurbanı oldu.
Hata üstüne hata yapıyor. İnsan, bir şeyin üstüne balıklama atlamadan önce, doğru mu yanlış mı diye bir düşünür. Olayın doğruluğun teyit ettirmeye çalışır. Niye her şeye şevkle sarılıyorsunuz ki?
Ya birileri sizin cumhurbaşkanlığı fiyaskosundan dolayı orduya duyduğunuz kini iyice açığa çıkarmaya, çelişkileri derinleştirmeye çalışıyorsa?
Neden, Hudson Enstitüsü'nde böyle bir toplantı yapıldığına, o meşum senaryoların konuşulduğuna ve askeri temsilcinin olup bitenlere sessiz kaldığına inanınıp da hemen içinizdeki kini kusmaya başlıyorsunuz?
"Hah! Genelkurmay şimdi köşeye sıkıştı işte !" diye sevindirik oluyorsunuz, coşuyorsunuz?
Ne deniliyor Genelkurmay'ın açıklamasında?
"Genelkurmay Başkanlığınca, bu tartışmaların boyutlarını ayrıntılı olarak saptamak ve yaratılan bu ortamın arkasındaki aktörlerin gerçek yüzlerini ve niyetlerini ortaya çıkarmak maksadıyla, özellikle başlangıçta bir açıklama yapılmamış, beklenilmiş ve olayın yeteri kadar tartışıldığı sonucuna varılarak bir açıklama yapılmasına karar verilmiştir"
deniliyor..
"Ortamın arkasındaki aktörler" olarak ortaya çıkıverdiniz işte...
Üstelik, belki de öyle olmadığınız halde...
İhale yine üstünüze kaldı. Bir kez daha elinize yüzünüze bulaştırdınız. Sıkışınca,
"Bizim orduyla hiç bir sorunumuz yok, şiir gibi geçinip gidiyoruz"
diyecek,
"Takoz olmayız" diyecek
hiç bir durumunuz kalmadı...
Yasemin Çongar'ın ipiyle kuyuya indiniz ve kaybettiniz.
"Klavuzu karga olanın burnu çamurdan kurtulmaz"
sözünü bir kez daha doğruladınız..
Sazan gibi oltaya koştunuz.
Duygusal Meclis Başkanı, "Genelkurmay açıklama yapsın!" diye gürledi,
mütebessim Dışişleri Bakanı "Askeri temsilci toplantıyı terketmeliydi" buyurdu.
İşler karışınca da verdiği demeci yalanladı. Kabul edin, "Galiba bu kez pişti yapıyoruz" diye kapalı kapılar ardında umutlandınız...
Ben olsam, önüme "hasmımla ilgili" ne kadar cazip bir 'malzeme' gelirse gelsin, elimin tersiyle iterdim.
Böyle kritik bir süreçte sabırlı olmayı tercih eder ve beklerdim. İnadına "uyum mesajları" verirdim. Mal bulmuş mağribi gibi çullanmazdım..
AKP parçalanıyor.
Gözümüzün önünde buharlaşıyor. Ortak akıl yok oldu. Strateji yok, politika belirlenemiyor.
"Derin AKP"nin verdiği akıllar zarar vermeye başladı. Yine her kafadan bir söz çıkıyor...
Anlaşılan, Erdoğan-Gül-Arınç Troykası çoktan dağıldı. Her biri kendi yöntemini konuşturmakla meşgul. Dikkat edin, cumhurbaşkanlığı hezimetinden sonra hiç bir araya gelmediler. Herkes kendi yöntemi ile bir şeyler yapmaya çalışıyor.
"Daha güçlü geliyoruz"
falan diye bizi kandırmaya çalışırken aslında kendilerini kandırıyorlar. AKP'nin şaftı dağıldı. Bu kafayla ülke mülke yönetilemez...
Panik içindeler.
Olup bitenleri sağlıklı değerlendirebilecek bir zihin bütünlüğü ve bilgi akışı yok.
"PKK'nın AKP'yi zor duruma sokmak için Mehmetçik katlettiğine" inanacak kadar akıl çizgisinden uzaklaşmış durumdalar.
Tabanlarına moral vermek için, Erdoğan'ın seçimden hemen sonra toplanacak olan Yüksek Askeri Şura'da 'bildirici generallerin' hepsini görevden alacağını üfürüp, sonra da bu üfürdükleri yalana kendileri inanıyor. Yazık.
Ellerinin altında tam hakim olabildikleri bir istihbarat organı olmadığı için, parçaları birleştiremiyorlar.
Karanlıkta tokat üstüne tokat yemek gibi bir şey..
Şamar içinde kalmışsınız, kimden geldiğini bilemiyor, habire yalan yanlış tahminler yapıyorsunuz..
(AKP, bir dönem 'istihbarat açığını' gidermek amacıyla, Başbakanlık'ta ve parti genel merkezinde bazı birimler oluşturmaya çalıştı. Başarılı olunamadı. Dönüldü yine "cemaatin" karanlık yöntemlerine..Bu ilginç durumu bir başka yazıda anlatacağım).
Velhasıl,
AKP sağır, AKP kör..
Havada işitmemenin, görmemenin kahrolası hüznü..
diye "Nazım Hikmet"ten devam edesi geliyor insanın...
Sahi ne oldu Egemen Bağış ve Cüneyd Zapsu'ya?
Artık Vaşington'da hüsn-ü kabul görmüyorlar mı?
Yoksa hiç bir zaman görmediler mi? Hele Zapsu hiç ortada yok!
Bu işler neden Yasemin Çongar'a kaldı?
NOT: Behiç Gürcihan'ın "üzerlerindeki üniformaya bakmadan, "ABD" ve "Enstitü" lafını duyan koşturup en azından bir konuşma yapıyor" değerlendirmesine katılmıyorum.
Bu tür toplantılara katılan bir resmi görevli tavır koymak durumunda değildir. Toplantıyı izler ve raporunu yazar. Nitekim, bu katılımın 'bilgi dahilinde' gerçekleştiği ve herhangi bir konuşma yapılmadığı açıklandı.
|