Kendisine 11 Eylül olayıyla
zemin hazırlayan Atlantik saldırganlığına daha
fazla direnemeyeceğimiz aslında belliydi..Rusya gibi
ülkeler, güçlü
altyapıları ve Putin gibi bir lider bulmanın şansıyla
süreçten
varlıklarını koruyarak
çıktılar. Zavallı Irak'ın ve
Afganistan'ın
düştükleri hal ortada, İran direniyor..Biz de
emperyalizmin
Türkiye'deki dayanakları olan mandacı, cemaatçi,
alt kimlikçi, demokrat
ve neoliberal görünümlü
işbirlikçilere karşı, bu ülkenin
milli aydınları olarak, Atatürk
ilkeleri çevresinde sağlı-sollu
direnmeye çalıştık...
Ama, olmadı..
Kurumlar, bireylerin
gösterdiği cesaret ve direnme
gücünü gösteremedi. Kimi
Pentagon'a boynunu uzattı, kimi Meclis'te 75 sandalye
kapmaya fit oldu,
kimi Dolmabahçe sarayının taş duvarları arasında Mustafa
Kemal'in
kemiklerini sızlattı...
Makarna ve kömür
karşılığında oy veren insanlara kızmak için, açlığın
ne demek olduğunu bilmemek gerekir..Açlığın
pençesine düşmüş bir insan, midesine
girecek sıcak bir yemeğin kimden
geldiğine bakma imkanına sahip değildir. Hiç birimiz,
çocuğunu
parasızlıktan okula gönderemeyen anneden, Başbakan'ın
meydanlarda
övünerek anlattığı 17 YTL yardımı geri
çevirmesini bekleyemeyiz..
Halka kızmanın kimseye
faydası yok; ortada bu kadar çok "satıcı" varken
gücümüz garibana yetmesin. Kaldı
ki halk, kendi istikbalini ve onurunu savunan 'aydınına' ihanet etmiş
bile olsa, bu
dünyanın sonu değildir. Milli mücadeleyi
başlatmak için
Anadolu'ya sığınan Mustafa Kemal'i şehre sokmayanlar da oldu bu
topraklarda..Kuvvayı Milliye'cilere erzak vermeyip taşla kovalayanlar
da...
Önümüze
bakacağız...
Ama, Mustafa Kemal tarafından kurulan
Milli Devlet'in
kalelerinden büyük bir
bölümünün
düştüğü gerçeğini
görerek önümüze
bakacağız..
B ve C
planları üzerinde kafa yoracağız..
"Yüzde
47 Devlet Planı mı?" başllıklı
yazımızda okuduğunuz gibi,
devletin ayakta kalabilmiş son 'milli unsurları' da "Türkiye'nin
bölünme tehlikesinin ancak AKP ile
aşılabileceğine" kendisini
inandırmış durumda .."Küresel planları
bozamıyoruz, bari içinde olalım" mantığının bir uzantısı bu..Ya
da, kendisini hâlâ "ipleri elinde tutan"
mevkiinde görme ihtiyacı..
Hatırlanacağı
üzere, MİT'in
yaptığı 'ulus devlet' açıklaması ve
Cevat Öneş'in tezleri ile bu politikanın ilk işaretleri
yılbaşında
verilmişti..Umarız, insan psikolojisinin en
tehlikeli
hallerinden birisi olan "kendini kandırma"nın sonuçları ile
en ağır
biçimde yüzleşmezler..
................
Konumuza gelirsek,
AKP'nin 'solcusu' Zafer
Üskül, daha mazbatasını almadan, "Atatürkçülüğü
anayasadan çıkaralım" buyurdu..Bunun,
öylesine bir entellektüel tartışma girişimi olduğunu
düşünmemek lazım..
Üskül'ün zamanlamasını tuhaf bulup "acul"
davranmakla eleştirenler de
yanılıyor.. Türk Devleti'ni küresel şeytanların,
Ermeni
Patrikhanesi'nin, Barzani ve Talaba'nin, Yunanistan'ın, ABD'nin,
AB'nin, İsrail ve Vatikan'ın desteği ile teslim alanların
hiç
gecikmeksizin halletmesi gereken iş, yeni bir anayasadır..
Anayasalar, devletin biçimini ve işleyişini belirleyen temel
belgelerdir. Her anayasaya devleti kuran ideolojinin izleri
düşer..Artık devlet el değiştirdiğine
göre, AKP iktidarı Mustafa Kemal'in
anayasası ile yola devam edemez..
Çünkü AKP,
devleti yeniden kuruyor...
Ankara'daki "anayasa savaşları" yeni değil.. Son
Türk devletinin makas değiştireceğini gören
her akıllı kesim insanı, aylardır harıl harıl "anayasa taslağı"
hazırlıyor...
Belli başlı hazırlıklar şunlar:
BİR; Bilkent
Üniversitesi'nde Prof Dr. Ergun
Özbudun'un başkanlığında yapılan çalışma -ki bu
atölyeye ABD'nin yakın
ilgisi biliniyor-
İKİ; AKP'nin Burhan
Kuzu ile başlatıp, Zafer Üskül'ün
'açılım ve atılımlarıyla'
sürdürdüğü dinamik
çalışma..
ÜÇ; TÜSİAD
ve bir kısım masondan destek bulan, YÖK merkezli
çalışma..
DÖRT; Küreselleşmenin
dışladığı aşırı İslamcı unsurların alternatifi olan "Hilafet
Anayasası"...
BEŞ; AB
Derneği Başkanı Haluk Günuğur başkanlığındaki AB destekli
çalışma. (AB Genel Sekreterliği de işin içinde..)
ALTI; DTP ve
Kürtçü gruplar tarafından
yürütülen "federasyon" tezine dayalı anayasa
taslağı..
Nasıl? Beğendiniz mi?
Ne demiş Mao? "Bin
çiçek açsın, bin fikir yarışsın"
Bu kadar 'renkli' bir Meclis'e,
böyle 'renkli' bir anayasa arayışı
yakışır..Tıpkı, Sivas Kongresi'nden sonra kurulan ve içinde
etnik
kimlikllerin, cemaatlerin, mandacıların cirit attığı 1. Meclis gibi....
Peki,
"milli unsurların" eli boş mu duruyor? Yok mu onların bir
'anayasası'?
Ankara kazan, ben kepçe arıyorum..Bulur bulmaz yazacağım,
söz!
(Tayyip
Bey'den merhamet dilenen tatlı su balıkları için not:)
"ERKEK GİBİ
SAVAŞSAYDINIZ, KADIN GİBİ AĞLAMAZDINIZ.."
Granada Emiri Ebu Abdullah Muhammed,
ülkesini hiç direnmeden 50
maddelik bir anlaşma ile 'Kirli İsabel'e teslim
ettikten sonra,
İspanyolların bugün "Arabın Ağladığı Tepe" ismini verdikleri
yerden,
Elhamra Sarayı'na son kez bakarken gözyaşlarına hakim
olamaz..Emir'in
annesi Ayşe Sultan'ın tarihe geçen sözü
ise şöyle: "Ağlama Emir ağlama..Eğer erkek gibi
savaşsaydın, şimdi kadın gibi ağlamazdın!"
|