Fatma Sibel Yüksek3 Haziran 2013 22:03

Rabat-Beşiktaş Hattı: İki Kritik Senaryo-Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat

Tayyip Erdoğan yurtdışına çıkarılarak hattın gerisine çekilir.Kendisine bir süredir değişik çevrelerden farklı misyonlar yüklenmeye başlanan Abdullah Gül, olayların dinmemesi üzerine anayasadaki yetkisini kullanarak Bakanlar Kurulu'na başkanlık eder... Bu "iyi" senaryo.

Dört gündür devam eden olayların önemli sahnelerinden birisi şudur:

Beşiktaş taraftar grubu Çarşı, İnönü stadında yıkım için bekleyen iş makinalarından birini ele geçirerek TOMA'ların üstüne yürüdü..

İstikamet belli ki Tayyip Erdoğan'ın Dolmabahçe'de çalışma ofisi olarak kullandığı Başbakanlık ek binasıydı..

Ve Tayyip Erdoğan'ın ertesi gün Dolmabahçe'deki ofise gelmesi bekleniyordu!

İnönü Stadı ile Beşiktaş arasındaki yaklaşık 2 kilometrelik mesafeyi alkışlar ve protestolar arasında kateden iş makinası, Dolmabahçe çalışma ofisinin önüne geldiğinde seyahatine son verip kontağı kapattı...

Bugün, Beşiktaş üzerinden Taksim'e çıkanlar, polisin iki noktayı özellikle koruma altına aldığına tanık oldular:

Başbakanlık Ofisi ve yıkım işlemi başlatılmış olan İnönü Stadı...

Polis, Beşiktaş'ta toplanmaya başlayan gruplara Taksim'e yönlenmeleri için anons yaptı.

Sözü daha fazla uzatmadan korkulanın ne olduğunu açıklayalım:

İnönü Stadı'ndan iş makinaları ele geçiren grupların, Beşiktaş'taki dinamik kalabalıkla birleşerek Başbakanlık Ofisi'ne yürümesi!

O nedenle dün İstanbul'daki eylemlerde polis, İnönü Stadı'nın yakınlarında toplananlarla, Beşiktaş'ta protesto eylemine hazırlananlara nokta müdahalelerde bulundu. Gezi Parkı ile Taksim'in diğer bölgeleri ise neredeyse tamamen göstericilere terk edildi..

Başbakanlık Ofisi'nden kepçe ile koparılacak tek bir taş bile sembolik olarak Tayyip Erdoğan'ın 'devrilmesi' anlamına geliyordu çünkü...

****

Bu kareyi aklımızda tuttuktan sonra, projektörü Tayyip Erdoğan'ın aniden ortaya çıkan Mağrip ülkeleri gezisine çevirelim:

Başbakan, bu seyahatin önceden belirlendiğini söylüyor.Gezilerini takip edenler programda böyle bir şeye rastlamadıklarını belirtiyorlar ama "olabilir"diyelim...Tunus Cumhurbaşkanı El Munsif El Marzuki'nin daha beş gün önce Türkiye'ye gelmiş olması ve iki ülke arasındaki ilişkilerin en üst düzeyde zaten ele alınmış bulunması bu ani iade-i ziyareti biraz anlamsız kılmıyor değil ama Başbakan'a göre seyahat "son derece normal"..

Mağrip ülkeleri gezisi önceden programlanmış bile olsa insan şu iki soruyu sormadan edemiyor:

Hangi devlet adamı, ülkesinde bu derece karışıklıklar çıkmışken hiç de aciliyeti olmayan bir yurt dışı seyahatini ertelemez?

Veya hangi siyasetçi, ortalık bu kadar karışıkken "kaçtı" söylentilerine yol açacak bir seyahate çıkar?

Şimdi, Tayyip Erdoğan'ın bu ani yurtdışı çıkışı ve ardından Ankara'da yaşanan ince trafiği(Kılıçdaroğlu-Gül ve Gül- Arınç görüşmesi) göz önüne alarak ilk senaryomuzu gündeme getirelim:

Tayyip Erdoğan yurtdışına çıkarılarak hattın gerisine çekilir. Kendisine bir süredir değişik çevrelerden farklı misyonlar yüklenmeye başlanan Abdullah Gül, olayların dinmemesi üzerine anayasadaki yetkisini kullanarak Bakanlar Kurulu'na başkanlık eder. Türk siyaset sisteminde pek az gerçekleşmiş olan ve ancak "olağanüstü" durumlarda başvurulan bu yöntem, "Başbakan'ın ülke dışında bulunuyor olması" şeklinde izah edilir. Böylece, Tayyip Erdoğan'ın son günlerde yerlerde sürüklenen 'karizması' güya daha fazla hırpalanmamış, sokak tarafından makamından indirilmiş bir başbakan mevkiine indirilmemiş olur..

Bu arada polisin olaylara sert müdahalesi -dün Beşiktaş'ta Çarşı grubu temsilcileri ile yetkililer arasında uzlaşıya varılması örneğinde olduğu gibi- tedricen azaltılır. Tepkilerin çoğunu şahsında buluşturmayı başarmış olan Tayyip Erdoğan'ın ülkede bulunmamasından istifade edilerek sokakların tansiyonu düşürülür...

Nümayişlerde ısrar edilecek olursa Gül, icraatın başı ve başkumandan olma yetkisini bir kez daha kullanarak Necdet Paşa'ya köşe başlarına askeri birlikler yerleştirilmesi talimatını verir.

Gelişmeleri bir adım daha yukarı alarak, Erdoağan'ın gezisinin "bir süre daha uzayacağı" ve kendisinin Tunus'ta "bir süre misafir edileceği" açıklanır. Böyle bir neticeye giderken kendisi dahi ihtimal vermiyor olsa bile, kendisini on yıldır iktidarda tutanlar böyle uzamış bir "misafirliği" münasip görmüş olabilirler...

Ve erken seçim kararı alınır...Mevcut hükümet, Bülent Arınç'ın başkanlığında bir "seçim hükümetine" dönüşür ve sandıklar hızla hazırlanır. "Böyle bir seçim yasası ile kurulmuş sandıktan yine gerçek milli irade çıkmaz" diyenlere hak verilerek, Seçim Yasası'nda acilen tek maddelik bir düzenleme yapılır ve seçim barajı yüzde 5'e indirilir. Yeni Meclis'in seçimden sonraki ilk görevinin Seçim Kanunu'nu değiştirmek ve Anayasa çalışmasını başlatmak olduğu taahüt altına alınır. Bu arada Silivri boşaltılır ve KCK tutuklularının tümü salıverilir.

Seçim barajının yüzde 5'e düşmesi, mevcut politize olmuş şartlarda en az beş-altı partinin Meclis'e girmesi demektir ki, Birinci Meclis görününündeki böyle bir meclisin yeni anayasa yapma yetkisi çok fazla tartışma konusu olmayabilir.

"Bu derece hassas bir geçiş süreci Bülent Arınç'ın koordinasyonunda mı yürüyecek? Ya yine gaflarıyla ortalığı batırırsa?" şeklinde kaygılar taşıyanlar, bu kaygılarından sıyrılıp kendilerini rahat ve güvende hissetsinler diye, seçim hükümetine dönüşmüş AKP hükümetinin yanına bir de "akil adamlar" heyeti yerleştirilir.

Kadir İnanır'sız, Hasan Karakaya'sız gerçeğe daha yakın bir "akil adamlar" heyeti...

Kimler yer alabilir meselâ böyle bir heyette?

İlk akla gelen isimler:

Abdüllatif Şener, Ümit Kocasakal, Ümit Özdağ, Metin Feyzioğlu, İlber Ortaylı ilk akla gelen isimler...

Sözü burada BBC Türkçe servisinde Çağıl Kasapoğlu imzasıyla yazılan şu yoruma bırakalım ki kimse icat edilecek ara dönem çözümlerinin "yüzde yüz yerli" olduğunu filan düşünmesin.

Bu yazının yazılmasından bir-iki saat önce kaleme alınan o yorumda şöyle deniliyor:

"Son gösteriler, Gül ile Erdoağan arasındaki ayrılığın altını çizdi. Erdoğan kutuplaştırıcı söylemi nedeniyle suçlanırken, Gül daha uzlaşmacı kabul ediliyor. Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşırken eskiden müttefik olan bu iki isim, başkanlık sitemini nasıl algıladıkları konusunda ayrışıyorlar. Erdoğan ABD'dekine benzer bir başkanlık sitemi kurmak istiyor. Açıkça beyan etmese de bütün işaretler devletin başı olmak istediği yolunda. Gül ise makamını korumak istiyor. Aralarındaki yakın müttefiklik ilişkisinin artık solmaya başladığı görünüyor ve son gelişmeler bu rekabeti güçlendirmişe benziyor "

Nasıl?

İnsan böyle bir yorumu BBC'de okuyunca, Kraliçe Hazretleri'nin kime nişan takılacağını iyi bildiğini düşünüyor öyle değil mi?

Bu iyi senaryo...

Daha "kötü" olan ikinci senaryoyu ise şöyle tasarlayabiliriz:

Nato mermer Nato kafa gitmekte ısrar eden Tayyip Erdoğan, Fas-Tunus gezisinden hırsını, habetini ve öfkesini arttırmış olarak döner. Hedefinde bu kez sadece muhalefet ve sokak "çapulcuları"değil, arkasından iş çevirenler de vardır..

AKP teşkilatlarına kendisini Atatürk Havalimanı'nda coşkulu bir şekilde karşılanması talimatını verir.

Söylediği gibi halkın yüzde 50'sini sokağa dökemese de (Zira sekiz yıl önce aldığı halk desteğini kendisine verilmiş yüz yıllık bir açık çek olarak algılayacak kadar demokrasi kültüründen yoksundur) Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) benzeri fanatiklerini göstericilerin arasına salar...

Protestocu vatandaşlara polis destekli saldırılar düzenlenir. Kendisini kurgulayan küresel güçlere bile kafa tutacak kadar gözü karartan Erdoğan, yıkıcı söylemlerini daha da yükselterek sokakları ateş topuna çevirir..

Abdullah Gül, gülümseyerek geri çekilir..

Bülent Arınç kendisine ağlayacak konular bulur..

Tayyip Beyefendi'nin kendisi başta olmak üzere hiç bir otorite olayları kontrol edemez hale gelir ve Allah korusun Türkiye'yi Lübnan ve Suriye'ye benzetmeye başlamış olanlar, kirli planlarında muvaffak olur..

Tabii, ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmayı kafaya koymuş her diktatörün, nihai tahlilde bir "orduya" sahip olması gerektiği bilinmektedir.

Acaba Erdoğan'ın gerekirse halkın üstüne sürmeyi göze alacağı bir "ordusu" Necdet Özel gibi şeker bir paşaya rağmen var mıdır?

Yoktur.

Kendisine onun için yıllardır bizler tarafından, "Devletin ve ordunun içini bu kadar boşaltma, gün gelir sana lazım olur" denilmekte lakin bu mühim ikaza ağır biçimde kulak tıkanmaktadır..

Tayyip Erdoğan'ı sokağın öfkesinden kim kurtaracaktır?

"Benim müsteşarım" dediği Hakan Bey ve arkadaşları mı?

Yoksa, halkın üstüne gaz bombası yağdırarak aslında kendi iktidarını sabot eden "Cemaatin polisi" mi?

Kendisine sorarsanız, halk Tayyip Erdoğan'ın arkasında..

Üç bin polisle korunan, evinin yakınındaki pazara bir kez bile gidip vatandaşla temas etmeyen Başbakan, bu "desteğin" kaynağını "Bana getirilen kamuoyu araştırmaları" şeklinde açıklamaktadır..

Başbakan'ın sağduyuya ve gerçekçiliğe her zamankinden fazla ihtiyacı bulunduğu aşikârdır.

Siyasette kendini kandırmak, dere yatağına ev yapmaya benzer zira...

Tayyip Bey yıllardır dere yatağına yapılmış derme çatma bir kulübede oturduğunun farkında bile değildir...

Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat

https://twitter.com/fasibel