Genelkurmay Başkanlığı'nın, hiç bir masraftan kaçınmayarak Isparta Dağ Komando Tugayı'nda misafir ettiği gazeteciler arasında Mehmet Ali Birand'ın adını görünce,
"Acaba" dedim,
"bu programa yabancı gazeteciler de mi davet edildi?"
Hani acaba, "PKK'nın Gerçek Yüzü" gibisinden bir brifing verildi de, "terör gerçeğini görsün" diye davet edilen Avrupalı gazeteciler arasında Birand da mı Isparta'ya gitti?
Öyle ya...Birand, daha geçen hafta, genel yayın yönetmenlerine,
"Şehit cenazelerini haber yapmayalım, ailelerin feryatları can sıkıcı oluyor.."
diye mail atarak, kendisini bu ülkeye ne kadar da ait hissetmediğini ortaya koyduğuna;
Genelkurmay da böyle bir şehit düşmanlığına kayıtsız kalamayacağına göre...
"Mehmet Ali Birand'ın adı, kesinlikle yanlışlıkla yazılmıştır" dedim.
Ama, hayır...Isparta Komando Okulu'na davet edilen, internet sitelerinin deyimi ile
"9 ağır top gazeteci"
arasında, Mehmet Ali Birand da vardı...
Şehit ailelerinin feryadını, "gereksiz bir davranış" olarak gören "ağır top gazeteci", Komando okulunun klimalı salonunda bacak bacak üstüne atmış olarak, Büyükanıt'ın karşısında böbürlü bir hava içinde oturuyordu..
Milliyetçiliği "ilkellik",
vatanseverliği "hamaset",
AB karşıtlığını "ilkellik" sayan Taha Amca da oradaydı..
Isparta ziyaretinden kulislere yansıyan bilgilere göre Taha Amca, müsamere çocuğu gibi giydirilip karşısına çıkarılan komandolara,
"Aaa! Sizin yüzünüz niye böyle boyalı?"
diye sormuştu..
Medya siteleri, saçının kılı kadayıf olmuş yaşlı gazetecinin bu sorusuyla çok pis kafa buldular(!)
Sayın Büyükanıt ve Sayın Başbuğ, Isparta Komando Okulu'na davet ettikleri gazeteciler vasıtasıyla kamuoyuna, TSK'nın teröre karşı nasıl profesyonel bir hazırlık içinde olduğunu anlatacak,
Mehmet Ali Birand ile Taha Akyol da bu ziyaretten çıkan mesajları, layıkıyla kamuoyuna duyuracaktı?!
İnanalım mı?
Nedir bu ya....
Fikret Bila, Mustafa Balbay ve Erol Mütercimler'i ayrı tutarak soruyorum; saçlarında boncuk mu var bu adamların da gelen şımartıyor giden şımartıyor?
Halkı küçümsüyorlar, orduyu yıpratıyorlar,
Türkiye'yi sabah akşam AB'ye şikayet ediyorlar,
milletin hiç bir hassasiyetini paylaşmıyorlar,
Tayyip Erdoğan'a yalakalık yapıyorlar,
yetmiyor şehit annelerinin feryadını boğmaya kalkışıyorlar;
Sonra bir bakıyoruz, suratta iğrenç bir "İngiliz Kemal" ifadesiyle, Komando Okulu'nun yumuşak deri koltuklarına yağlı popolarını yaymış oturuyorlar...
Mehmetçik de hizmet ediyor.. Buzlu soda götürüp, limonlu cola getiriyor...
Ayılana gazoz, bayılana limon...
pişik sorunu olana yelpaze yetiştiriyor...
Neden savunma muhabirleri götürülmedi bu toplantıya?
"Türkiye'deki 5 bin basın mensubunun en akıllısı bunlar. Diğerlerine anlatsak da anlamazlar..."
diye mi düşünülüyor?
Bizim sorunumuz şu: Türkiye'de bir "elit dayanışması" var...
Birbirine en karşıt görünen kesimlerin 'kaymak tabakası' yeri geldiğinde bir araya geliyor, diyalog zeminleri hep açık tutuluyor.
Halktan esirgenen 'dayanışma' , elitin kendisi söz konusu olunca; istenilen zeminde ve istenilen zamanda vücut buluyor ..
"Birbirimizi ancak biz anlarız" şiarıyla hareket ediliyor..
Siyasi partilerin tabanları kan ağlıyor.
Yoksulluğu, işsizliği, eğitimsizliği CHP'lisi de, MHP'lisi de, AKP'lisi de en can yakıcı biçimde yaşıyor...
Ordunun tabanı kan ağlıyor...
Fakir fukaranın çocuğu, kendisini ihanet kurşununu önünde yalnız bırakmayan Melih Yarbay'larıyla birlikte her gün toprağa düşüyor...
Medyanın tabanı kan ağlıyor..
Dolar milyoneri gazeteciler, Washington ve Telaviv'deki dostlarıyla birlikte Türkiye'nin başına her gün yeni bir çorap örerken; olup bitenleri vicdanına yediremeyen gazeteciler, işsiz ve aç bırakılıyor..
Şehit cenazelerini, ayda 750 YTL'ye köle gibi sigortasız çalıştırdıkları kameramanlara izletiyorlar...
"Ağır toplarımız" Genelkurmay Karargahı'nın harita odalarında,
Komando Okulu'nun klimalı salonlarında birbirlerine brifing alıp verirken...
Halka da "Zenginimiz bedel verir, askerimiz fakirdendir" diye türkü yakmak kalıyor...
Mehmet Ali Birand gazetecilerin 'ağırıysa', valla ben de 'top'um Paşam...