Sevgili Emniyet ve amirleri ;
Öncelikle
Yeni Devlet
paradigması içerisindeki yeni rolünüz hayırlı olsun.
(Yeni Devlet
kavramının ilk kullanıldığı yazı için "Ergenekon'un
Arkasındaki Mutabakatlar" )
Sınıf atladınız.
Eski
devletin içinde Genelkurmay'ın rolünü, Yeni Devlet içinde siz
üstlendiniz. Küresel güçler kartını sizden yana oynadı ve
Genelkurmay'ın altından kırmızı halıyı çekip sizin altınınıza serdi.
Turgut Özal'ın 1985'te Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu'na yaptığı ve
istihbarat teşkilatınızı kurmanızı sağlayan bir maddelik
ekleme bugünlerin tohumuydu. Bugün artık üzerimize o soğuk
gölgenizi adamakıllı serecek kadar serpildiniz.
Uzun zamandır yakından takip etmeye çalışıyorum sizleri. O meşhur
karşılaşmamızdan beri "Polis" kavramı üzerine daha çok düşünüp,
anlamaya çalışıyorum mevcut ruh halinizi ve ruh halini somutlaştıran
kurumsal/kuramsal yapınızı.
Bünyenizi cemaatin zehirli sarmaşığının sardığı yolundaki yaygın
tespitlere girmeyeceğim. Fetullah Gülen'in vefat etmesi ile dağılacak
bir cemaatten daha uzun vadeli bir
zihinsel
cuntalaşmanın tehlikesi ilgi alanım.
Bu noktada sizi uyarmayı bir vatandaş olarak borç biliyorum.
Bana
fazlası ile 1980'lerin askeriyesini hatırlatıyorsunuz.
Onların yaptığı hataları yeni darbe sürecinde
(sürekli darbe "Ergenekon"
sürecini kastediyorum) neredeyse birebir tekrarlıyorsunuz.
Tabi ki 30 senelik bir çağ farkının getirdiği teknolojik, idari ve
bilinçsel cilalarınız mevcut fakat bu cilanın altında bana 30 sene
öncesinin o kendinden çok emin hata üstüne hata
yapan subaylarını hatırlatıyorsunuz.
Bakın benzerliklerinizi sıralayım:
1)
Devletin üzerinde oturduğu ekonomik paradigmanın değiştirilmesinin
gerekli görüldüğü noktada 1980 darbesi tezgahlandı ve bu tezgahta
Genelkurmay başat rolü üstlendi.
Devletin
üzerinde oturduğu siyasi paradigmanın değiştirilmesinin gerekli
görüldüğü noktada ise "Ergenekon" darbesi planlandı ve başat rol size
verildi.
Küresel güçlerle uyumlu bu görevleri sorgusuz sualsiz kabul etmişlerdi.
Aynen sizin yaptığınız gibi.
2)
İnsanları bir darbenin gerekliliğine inandırmak için bu ülkenin
insanlarının kanına nasıl girildiği , aydınlarına nasıl kıyıldığı artık
tarihsel bir gerçek. Bu darbe hazırlık operasyonlarını TSK bünyesindeki
odakların gerçekleştirdiğini de bugün tartışan yok.
Bundan 30 yıl sonra sizlerin bünyenizdeki bazı odakların "Ergenekon"
darbesi öncesinde zemin hazırlamak için benzer
"false flag"
operasyonları yaptığı alenileşirse hiç şaşırmayın.
Kemal Türkler, Bedrettin Cömert, Doğan Öz, Gün Sazak, Cevat Yurdakıl,
Abdi İpekçi suikastlerinin benzerleridir Rahip Santaro, Hrant
Dink, Cumhuriyet Bombalamaları desek çok mu abartmış oluruz?
Ya da
bir gün Hrant Dink'in cenazesine Laleli ve Aksaray'da kontrolünüz
altında bulunan binlerce kaçak Ermeni işçiyi yığdığınız
ve bu şekilde bir yapay bir kalabalık yarattığınız ortaya çıkarsa, bunu
12 Eylül öncesi mitinglere provokatif kalabalıklar yığanların
taktikleri ile karşılaştırırsak hata mı etmiş oluruz?
Bir
zamanlar Türk Ordusu'nu çürüten ve içini boşaltan Gladio ruhu , aynı
şeytan gibi vücud atladı ve artık sizin vücudunuzda ve o yüzden
şeytanın bütün taktiklerini siz uygulamaya başladınız.
Ve aynen Genelkurmay gibi gün gelecek bu ruhun sizi de çürüttüğünü,
içinizi boşalttığını göreceksiniz.
3)
Darbelerin en şevkli saha elemanları genç subaylardı. Komünist veya
dincileri avlayarak vatanı kurtardığını zanneden ve bunu
yaparken binbir hata yapan genç subaylar.
Bugün "Ergenekon" darbesinde de, bazı "Ergenekon" sanıklarının
"hepsi de okumuş , yakışıklı
çocuklar" şeklinde övdüğü genç polisler cephede.
Bu sefer devlet düşmanı olarak belledikleri ulusalcılar hedef
tahtasında.
Eski
darbelerin genç subayları nasıl komünistleri, dincileri uydurma
suçlarla, örgüt suçlarına bulayarak zindanlarda çürütmeyi devlet
bekaası için şart gördülerse, sizin genç polisler de bugün Silivri'de
onlarca insanın vebalini taşırken en ufak bir vicdan azabı duymuyorlar.
Vicdansız olduklarından değil.
30 yaşında omzunda devleti temsil eden pırpır taşımanın akıllarını bir
karış havalandırmasından.
Ve gerçekten devleti bu yolla kurtardıklarını, arındırdıklarını
düşündüklerinden.
Halbuki çoğu kendilerine yüklenen sorumluluğu taşıyamayacak kadar toy.
Aynen zamanın genç subayları gibi.
4)
Genelkurmay'ın bugün geldiği çöküş noktasının temel sebeplerinden biri
paşalaşmadır.
Paşalaşma, bir tür mesleki körelmedir. Sürekli kendisini öven ve haklı
bulanlarla çevrili bir emir-komuta zinciri içinde yaşayan,
gerçekle ve toplumlu bağı kesilen ve üstüne üstlük bir de denetimden
uzaklığın getirdiği rahatlıkla doğal bir müsriflik içine giren her
yapıda görülebilir bu paşalaşma.
Gerçekle yüzleştiği zaman duvara çarpar. O koruma duvarının arkasında
aslandır ama o koruma duvarı kalktığında kediye dönüşür.
Daha bir kaç sene öncesine kadar üç beş kişinin okuduğu web sitelerine
"TSK'yı alenen tahkir ve tezyif
suçlaması" ile dava açan Hızfı Çubuklu örneğinde olduğu
gibi kelepçeyi kendi ellerinde görünce, Genelkurmay'ı suçlayıcı
ifadeleri hem de Yeni Akit gazetesine vermeye başlar.
İşte bu
paşalaşmanın ön belirtileri sizde mevcut sevgili amirler.
Bakıyorum da altınızdaki arabaları yenilediniz ve aynen paşalar gibi
işlerinize gidip gelmeye başladınız. Filmle kaplı camlarınızı hafif
araladığınızda arka koltukta çevreye küçümseyerek bakan o kibirli
gözlerinizi ve hatta yan tarafta eşinizi görmeye başladım.
Yeni
bir paşalar sınıfı ile birlikte yeni bir hanımefendiler sınıfı da
türüyor olmasın.
Fırsatım olmadı ama oturduğunuz mekanları da görmek isterim bir gün.
Mermerle kaplamaya başladıysanız her yeri bilin ki bir yerde
hata yapıyorsunuz demektir.
5)
Genelkurmay'ın çöküşünün bir diğer sebebi olan
medyalaşmadan da
fena halde müzdaripsiniz. Medyatikleşme değil medyalaşmayı
kastediyorum.
Genelkurmay
80 darbesi sonrasında kendi gazetecilerini yarattı. Bugün
anlı şanlı bildiğimiz bir çok gazeteci o günlerde bizzat asker
tarafından kendilerine verilen malzemeyi kendi gazetecilikleri olarak
kamuoyuna ve kurumlarına pazarlayarak
"Büyük Gazeteci"
oldular.
28 Şubat sürecinde Çevik Bir-Erol Özkasnak gibi şahısların nezdinde bu
süreç zirve yaptı ve gazetelerin ana sayfalarını onay için
Genelkurmay'a fakslayanlarına bile rastlandı.
Medyayı hitap edilecek değil, kontrol edilecek......
Gazetecileri
de iletişim kurulacak değil, kontrol edilecek, yaratılacak nesneler
olarak gören bu zihniyet sonunda medya ile birlikte çürüdü.
Peki ya şimdi?
Rasim; pardon.... resim ortada.
Mehmet Baransular, Rasim Ozan Kütahyalı'lar , Şamil Tayyar'lar gündüz
feneri gibi sırıtıyor.
Uğur
Dündar'lara nasıl bavul bavul belge verildiyse, bugün de Mehmet
Baransulara bavul bavul belge verip gazeteci yaratıyorsunuz.
Zamanında nasıl Genelkurmay bir telefonla gazetecilere köşe/program
ayarlayıp ya da işten attırıyorsa....
Aynı şeyi bugün siz birilerini ekranlarda tutmak, birilerini de
köşelerinden etmek için kullanıyorsunuz.
Zamanında Genelkurmay'a biat etmeden yükselmek nasıl mümkün değilse
bugün aynı denklem sizin için geçerli.
Yalnız size nacizane bir tavsiye.
Elinizdeki malzeme aslında kısıtlı. O yüzden elinizdeki malzemeyi bu
kadar sık ve her yerde kullanmayın, yaptığınız her operasyon için
bunları ekrana koşmayın.
Hadi analist diye her kanala çıkartıp, cep telefonlarına ve
önlerindeki tablet PC'lere seslendirmeleri gereken konuşma
noktalarını (talking points) geçiyorsunuz, bari
spor yorumculuğuna soyundurmayın.
K9
köpeklerinize gösterdiğiniz özeni bu medya demirbaşlarınız için de
gösterirseniz medya üzerindeki operasyonlarınızın uzun vadede daha net
sonuçlar verdiğini göreceksiniz.
6)
Eğitim şart ama illa da FBI'dan almak şart değil.
Genelkurmay'ı çürüten Gladio ruhunun kaynaklarından biri NATO şemsiyesi
veya müttefiklik adı altında yapılan eğitimler ve ortaklıklar oldu. Bu
"ortaklıklar" sayesinde AB-D kurum içinde hangi atlara oynayacağını ,
hangilerinin ne zaafları olduğunu tek tek haritalandırdı ve zamanı
geldiğinde bu bilgi birikimini devreye soktu.
Ve şimdi Genelkurmay'ın altından kırmızı halıyı çekip sizin altınıza
seren aynı odaklar.
Psikolojik
istihbaratın ağa babaları ileride size karşı kullanmak üzere şimdi sizi
fişliyorlar.
Genelkurmay'ın subayları zamanında nasıl ABD'ye toz kondurmuyorsa,
şimdilerde sizin genç komiserleriniz ABD'yi matah bir şey zannediyor.
Zamanında
NATO kursiyeri olmak için birbirini ezen subaylar gibi, FBI kursiyeri
olmak moda.
"Ergenekon"da alakasız insanları bir kaç telefon görüşmesi üzerinden
örgüt üyesi ilan ederken kullandığınız özel yazılımları FBI
da kullanıyor.
Ve
aslında "Ergenekon" bir FBI doktrini olan "önleyici dava"
konseptinin birebir Türkiye'ye uygulanışı.
Bunları FBI'dan öğrenmiş, alıp uygulama ihtimaliniz var mı?
Zamane subaylarının NATO'nun /CIA'in kontr-gerilla taktiklerini birebir
tercüme edip uyguladıkları gibi...
Zamanında kendisine yaptığıız bilgi güvenliği sunumunda Microsoft-ABD
devleti işbirliğini ortaya koyan anlaşmayı açıkladığımızda;
"Ama,
biz zaten ikili anlaşmalar çerçevesinde onlara istedikleri bilgiyi
veriyoruz, bize sızmalarına gerek yok ki"
diyerek bize çok naifsiniz havaları atan üst düzey istihbaratçınız o
gün bu lafları ederken FBI logolu bardağından yudumluyordu kahvesini.
FBI'ın kahvesinin 40 yıl hatırı olduğunu düşünüyorsanız yanılırsınız.
Bu kafa
ile giderseniz Genelkurmay'ın durumuna düşmeniz için size en
fazla 30 sene veriyorum.
Bakın bir gelecek tahmini yapayım size adım adım:
a) "Ergenekon"
darbesi diğer darbeler gibi amacına ulaşacak ve 80 darbesi nasıl
devletin ekonomik paradigmasını değiştirdiyse,
"Ergenekon" darbesi de devletin
siyasi paradigmasını değiştirecek. Başladı bile.
b)
Darbeler nasıl Genelkurmay'ı devletin başat gücü yaptıysa, "Ergenekon"
sizi devletin başat gücü yapacak.
Bu
"yenilmezlik" , "Yeni
Türkiye'nin bekçileri bizleriz" hissi ile paşalaşacaksınız.
Ekranlara ve köşelere montelediğiniz adamların sizi pompalaması bu
yenilmezlik hissinizi güçlendirecek.
Bu yenilmezlik hissi ile kurumsal olarak sizi içten içe oyan o Gladio
ruhunu farkedemeyeceksiniz.
Doktrinlerinizden,
teknolojinize kadar herşeyinizle bu ruh içinize nüfuz ederken siz
gittikçe efsunlaşmış hissine kapılacaksınız.
c)
Şartlarınız iyileşecek, imajınız parlayacak ve bu şişirilmiş meşruiyet
zemini üzerinde devlet adına daha çok hata yapacak ve daha çok insanın
vebalini alacaksınız. Bütün bu süreçte aynı zamanda kurum içi
işleyişinizde de bir çok polis memurunun ahını alacak,
kendinizin "astsubaylarını"
oluşturacaksınız. Bu ezilmiş kurum içi sınıf zamanı geldiğinde zayıf
karnınızı oluşturacak.
Yıllar geçecek....
d)
Ulus devleti çözme sürecinde iyice yol kateden güçler orduyu hedefleri
doğrultusunda tamamen çözdükten sonra sıra diğer bir ulusal kurum olan
sizlere gelecek.
Bu süreçte müttefik bellediklerinizden yediğiniz kazıklar sonucunda
(Muavenet vakası, Eşref Bitlis
vakası, çuval vakasının muadillerini düşünün)
bünyenizde belli bilinçlenme odakları oluşacak ve kurum içerisinde bu
AB-D odaklı duruşu sorgulayanlar çıkacak.
İşte bu noktada sizler de bünyenizden Tuncer Kılınçlar'ı da
ve Hilmi Özkök'leri de çıkaracaksınız.
Hedefe oturtulduğunuz noktada bilin ki sizin de başınıza bir Hilmi
Özkök getirecekler.
Bilin ki zamanı geldiğinde ,
"genç
polisler rahatsız" manşeti sizin için attırılacak.
Gerisi malumunuz.
"Polis
vesayeti son bulmalı" tartışmaları eşliğinde küresel
güçler sizi de tasfiye edecek. "Ergenekon" sürecinde yediğiniz
hurmalar o zaman sizi tırmalamaya başlayacak, konuşmalarınız
zamane YouTube'larına düşecek. Zamane bir Mümtaz'er çıkıp,
"Polis
Lağvedilmeli" diye yazacak.
Ve siz ancak o gün senelerdir yaptığınız hataları farkedeceksiniz ama
çok geç olacak.
Peki
küresel güçler bunu kime yaptıracak?
Neticede TSK hedefe konulduğunda, Emniyet araçtı...
Küreseller
Emniyeti hedef tahtasına koyduğunda araç kim olacak?
Zabıta....
Şaka yapmıyorum.
Küresellerin nihai projesi ulus devleti yok edip şehir devletleri inşa
etmekse...
Ve Emniyet ulusal karakteri ile şehir devlete bir boy büyük geliyorsa...
Yerel
karakteri ile Zabıta şehir devletinin ideal polis gücüdür.
Bugünkü imajı, yetersiz altyapısı sizi aldatmasın.
Hatırlayın 1980'leri...
O anlı şanlı askerin yanında zabıtayı andıran sizdiniz...
Zabıtayı andıran üniformalarınızla adeta getir götür işlerine
bakardınız.
O günlerde biri çıkıp deseydi...
"30
yıl sonra polis askeri tasfiye edecek"
çok gülerlerdi değil mi?
Siz de şimdi çok gülüyorsunuz değil mi?
Gülmeye devam edin.
Fakat şundan emin olun...
Vesayet
gömleğini genelkurmayın sırtından çıkarıp bugün sizin sırtınıza
geçirenler onu size sadece ödünç veriyorlar.
Zamanı geldiğinde sizin sırtınızdan çıkarıp başkasının sırtına
geçirecekler ve bugün Genelkurmay'ın üşüdüğü gibi siz üşümeye
başlayacaksınız.
O yüzden ben olsam sayın amirim...
O koltuğa çok kurulmaz...
O omzumdaki pırpıra güvenip
paşalaşmazdım.
Yine de keyif sizin, artık ferman da sizin.
Bizden uyarması.
B.G.