Behiç Gürcihan12 Ocak 2011 19:33

Yorgo Papandreou'ya Nasıl Hareket Çekilir? - Behiç Gürcihan / Açık İstihbarat

Donsuz" değildi aslında ama ramak kalmıştı. Ayşe Arman tadı verme pahasına anlatayım hikayeyi de;   Erzurum'da "delikanlı" Başbakanımızın yüzüne baka baka hakaret eden Yorgo Papandreou'yu biraz tanıyın. Şaka değil, gerçek bir hikayedir.

www.acikistihbarat.com

13 Ocak  2011 Perşembe


Oyun Bozan

Yorgo Papandreou'ya Nasıl Hareket Çekilir?
(Yunanistan Başbakanını "Donsuz" Yakaladığım Gün)

Behiç Gürcihan - Açık İstihbarat




100. Yýl Mutabakatý


"Donsuz" değildi aslında ama ramak kalmıştı.

Ayşe Arman tadı verme pahasına anlatayım hikayeyi de;   Erzurum'da "delikanlı" Başbakanımızın yüzüne baka baka hakaret eden Yorgo Papandreou'yu biraz tanıyın.

Şaka değil, gerçek bir hikayedir.
....

Üniversite yıllarım. Yurtdışında (ABD) ekonomi okuyorum.

Okuduğum üniversite Benjamin Franklin tarafından kurulan ABD'nin en eski üniversitelerinden. Hadi bir de, Pennsylvania'da olduğunu da söyleyelim de;  Benjamin Franklin tarafından mason ; "Pennsylvania" tarafından Fetullahçı ilan edilelim. O zaman "Gladio"'nun vaizi henüz intikal etmemişti ama kaç yazar.  

Şüphe ile akıl arasındaki mesafe artığında her türlü lafa hazır olmalı insan.

Konuyu dağıtmayayım.

Henüz ABD denilen ucubeyi tam kavrayamamışım ama o yapay toplumdaki garip sentetik çürümüşlük kokusu  hafiften rahatsız etmeye başlamış beni. 

İlk senem. Üniversitedeki yabancı öğrenciler yan gelip yatıyoruz.

Neden mi?

Çünkü ABD'deki lise eğitim seviyesi o kadar düşük ki; ABD'liler ilk sene üniversite seviyesinde matematik ve fizikle  boğuşup arayı kapatmaya çalışırken;   ABD'lilerin saatlerce  çalışıp çaktıkları sınavlara, 
Hindistanlısından, Perulusuna biz "az gelişmişler" sabahlara kadar parti yapıp sarhoş girip geçiyoruz. 

Çılgın bir hayat anlayacağınız bizimkisi. O zaman "şarap değil, üzüm suyu için" diye akıl verecek "delikanlı" Başbakanlar da  yok başımızda.  "biz Amerikadayken" cümlesinin hakkını vermek için partiden partiye koşuyoruz.

Genetik okumak için gitmişim ABD'ye ama genetik okuduğum takdirde Türkiye'ye dönemeyeceğimi anladığım noktada branşımı ekonomi olarak değiştirmişim. "Türkiye'ye niye döndün?" sorusundan gına gelmesine daha dört sene var. 

Ekonomi departmanındaki hocalarla aram iyi. Bir çoğu ile arkadaş olmuşuz.

Birgün hocalardan biri ile  oturup Türkiye hakkında sohbet ederken , önüme çıkarıp Leman dergisini koyuyor. 

"Bu kapakta ne var , anlatsana diyor?"

Manzara şu : 

Generaller tef çalarken Çiller ortada göbek atıyor.

Soruyorum; "sen nereden buldun bu dergiyi?"

"Çiller arkadaşımdı, burada hocalık yaptı" demesin mi?

"Buyur buradan yak" dedikleri an bu olsa gerek.

Ülkenin başbakanına generallerin  tef çalma durumunu anlatmak zorunda kalmama mı yanayım ; ekonominin dibine kibrit suyu döken Çiller'in bizim okulda ekonomi hocalığı yapmış olmasına mı? 

Bizim  ekonomi departmanının yumurtaya can, Tansu Çiller'e ekonomi hocalığı verebilme yeteneği beni şaşırtmaya devam edecekti.

Departmanda çok sık görünmeyen bir hocanın kapısında "Yorgo Papandreou" yazıyordu. İlk başlarda ihtimal vermediğim için isim benzerliğidir deyip geçtim.

Sonra bir gün kapının önünden geçerken bir baktım içeride kelimtrak uzun boylu bir adam oturuyor. Babası o sıralar meşhur sevgilisi ile sık sık medyada boy gösterdiğinden , içerideki adamın babasına benzediğini farketmem uzun sürmüyor. Bu Andreas Papandreou'nun oğlu Yorgo Papandreou.

Rahat bir adam. Esprili. Kalkınma ekonomisi dersleri vermek için bir dönemliğine bizim okula öğretmenliğe gelmiş. Erzurum'a gelip, "delikanlı" Başbakanımızın yüzüne baka baka, "sizinkiler Kıbrıs'ı işgal etti, bu işgal kalkmadıkça AB'ye giremezsiniz" diye küstahlık etmesine  , bizimkinin de tek bir laf karşılık verememesine 21 sene var.

Departmanda gözüktüğü zamanlarda kendisi ile sohbet etmeyi ihmal etmiyorum. Hocam değil ama Türkiye ve Yunanistan'In geri kalmışlığı üzerine sohbetlerimiz ilgimi çekiyor. Ben ona Stefanos Yerasimos'un "Azgelişmişlik Sürecinde Türkiye" kitabını veriyorum , o da bana Nicos P. Mouzelis 'in "Modern Greece Facets of Underdevelopment" kitabını.

Sohbetlerimizden birinden sonra odasından çıkarken el sallar gibi yapıyorum ama tek bir farkla, parmaklarımı hafifçe açarak. Gülümsüyor ve 

"sen o hareketin Yunanistan'da ne anlama geldiğini biliyor musun?"

diye soruyor. Aslında biliyorum ama bilmeze yatıp, "hayır" diyorum. 

"O işaretin anlamı ile, orta parmağınla yaptığın işaretin anlamı aynı" 

diye uyarıyor. İnadına, gülümseyerek, aynı hareketi tekrarlayarak,

"Görüşürüz Yorgo" diyerek odasından ayrılıyorum.

Nereden bileyim Yorgo'nun 20 sene sonra Yunanistan Başbakanı olup, bizim "delikanlı" başbakana dadaşlar diyarında kafa tutacağını.

Ve gelelim Yorgo ile teşrik-i mesaimin zirve noktasına....

Hani şu meşhur partili günlerimden sözetmiştim ya. Bir gün yine o partilerden birinde, okuldaki yabancı öğrenciler iyice dağıtmışız. Partide bir üzüm suyu eksik. Üç katlı bir villanın çeşitli noktalarda herkes dans ediyor.

Ben de ortalıkta dolanıp insanlarla sohbet ederken kuytu bir köşede kimi görüyorum...

Bildiniz...

Yorgo Papandreou....

Sahne aynen şöyle....

Üzerindekileri fora etmiş. Altında şortumsu bir şey var ve fora edilmeye çoktan razı. Dansettiği hatunla sadece dansediyor dersem yalan söylemiş olurum. Dans çoktan bir formaliteye dönüşmüş. Anlayacağınız; Yorgo öğrencilerden biri ile yakınlığı bir hayli ilerletmiş.

Beni farketmesi uzun sürmüyor.

Gözgöze geldiğimizde;

"Yorgo seni şu yarı çıplak halinle fotoğraflasam,  bu fotoğraf bizim orada çok para eder biliyorsun değil mi"

diyorum.

Gülümsüyor.

"Sen iyi bir insansın. Yapmazsın"

"Ben olsam emin olmazdım" diyerek gülümseyerek yanından ayrılıyorum.

Bu ilginç sahneye şahit olmamın ertesinde Yorgo benle arasına mesafe koyuyor ve zaten bir dönem sonra da okuldan ayrılıyor. 

Sene 1991

Aradan 20 sene geçiyor. "Arkadaşım" Yorgo , Erzurum'a geliyor ve kendisine "Arkadaşım" diye hitap eden bizim "delikanlı" Başbakan'ın gözlerinin içine baka baka "Kıbrıs'I işgal ettiniz, o yüzden AB'Ye giremezsiniz" diyor.

Kendi vatandaşına her türlü şekilde aslan kesilen Recep Bey, Yorgo karşısında tek bir laf etmiyor. Çiftçiye "ananı da al git" diyebilen Tayyip Bey, yüzüne karşı yapılan küstahlığı sineye çekiyor. 

Bu hikayeden bir ders çıkar mı...sanmam.

Yorgo'yu o küstahlığının hemen ertesinde  bizimkinin yanında görünce, Yorgo'ya hareket çektiğim ve "donsuz" yakaladığım o günler canlandı gözümde.

O fotoğrafı çekmediğime bir kez daha pişman oldum.

"İşgal öyle değil, böyle olur" başlığı ile yayınlayabilirdik fotoğrafı.

Recep Bey'in veremediği cevabı kısmen telafi etmiş olurduk belki.


B. G.


k.