Behiç Gürcihan20 Ekim 2010 17:21

Fetullah Gülen'i Kırpıp Kırpıp Eyüp Can Yapacaklar - Behiç Gürcihan/Açık İstihbarat

“Uzun yıllar bir ipek böceği gibi dutluğunuzda kozanızı örerken, şimdilerde alımlı bir kelebek misali kanatlandınız. Bu uçuş nereye?” Gaylikle yalakalık arasında kararsız bir şekilde salınan bu soru kime, kimin tarafından ne zaman soruldu? Bu sorunun cevabını yazının sonunda bulacaksınız. Bu yazı çok daha derin bir soruya yüzeysel bir giriş yapmayı hedefliyor.

 
www.acikistihbarat.com

21   Ekim  2010 Perşembe


Oyun Bozan

Fetullah Gülen'i Kırpıp Kırpıp Eyüp Can Yapacaklar

Behiç Gürcihan - Açık İstihbarat




100. Yýl Mutabakatý


“Uzun yıllar bir ipek böceği gibi dutluğunuzda kozanızı örerken, şimdilerde alımlı bir kelebek misali kanatlandınız. Bu uçuş nereye?”

Gaylikle yalakalık arasında kararsız bir şekilde salınan bu soru kime, kimin tarafından ne zaman soruldu?

Bu sorunun cevabını yazının sonunda bulacaksınız. Bu yazı çok daha derin bir soruya yüzeysel bir giriş yapmayı hedefliyor.

Konu derin, yazı uzun, dilimiz malum...sabır diliyorum..

.................

Cemaatten sözediyoruz yıllardır ve Hanefi Avcı'nın kitabından sonra daha yoğun bir şekilde günlerdir.

Avcı'yı mensubu olduğu cemaate başkaldırmış bir "birey" olarak kategorilendiriyoruz. Cemaatbaşı  başkaldıran bireye, "yaralı bir arının vızıltısı" sözleri ile cevap veriyor. Gergin ve her an patlamaya hazır bir hoşgörünün vızıltıları bunlar.

Kapıların bekçisi İki yüzlü Roma tanrısı Janus'la karşı karşıyayız : arka planda cemaate başkaldıran bireye cehennemi yaşatırken, diğer yüzünde cemaate aday bireye sahte gülücüklerle cennetler vaadediyor, "cennet kokusundan" koklatıyor.

"Bireyin başkaldırısı" tabiri , Hanefi Avcı vakası özelinde haketmediği bir "Spartaküs" payesi olarak göze çarpabilir. Fakat yazının ana tezi şudur ki, Cemaat eninde sonunda "Birey"le ters düşmek zorunda.

Gün olacak...

Cemaat içindeki  cemaatcik  kontrolden çıkacak ve cemaatin bireyine musallat olacak, küstürecek, soğutacak isyan ettirecek...

Gün olacak...

Cemaatin bireyi cemaatin imkanları ile zenginleşecek, dünyaya açılacak...

Dünyaya açıldıkça maruz kaldığı kozmopolitizm ile cemaatin biat kültürünün çatışmasından kaynaklanan iç çatışmasını şahsi çıkarlarının taşıyabildiği son noktaya kadar taşıyacak ama ilk fırsatta cemaatle yollarını ayıracak...

Gün olacak...

Cemaatin başı vefat edecek ve herkes bir idealler zemini üzerinde değil, cemaatin başının tıpa görevi gördüğü bir çıkar gayzerinin üzerinde oturduğunu farkedecek. Çarşı karışacak; öz cemaat, has cemaat, the cemaat ortaya çıkacak.

Eninde sonunda "karizmatik lider"e dayalı cemaat modeli çökecek...

Bu tahminleri iyimser bulabilir ve bireyi cemaat içinde eriten dinamiklerin, bireyi cemaatten koparan dinamiklerden daha güçlü olduğunu düşünebilirsiniz.

Dünyanın sürüklendiği neo-feodal çağda küresel sistemin bireyi kontrol etmek için devlet mekanizmalarını cemaat mekanizmaları ile takviye ettiği gerçeği yadsınamaz. Cemaatleri; toplum denilen devasa kam(u)yonu parmak ucu ile yönetmek isteyenlerin toplumlara monte ettiği havalı direksiyonlara benzetmek yanlış olmayacaktır.

Fakat sistem , "karizmatik lidere" dayalı cemaat modelinin tıkanmaya başladığını görüyor.

Peki sistemin cemaate duyduğu ihtiyaç, sistemin artık farklı bir cemaat modeline  ihtiyaç duymasının önünde engel mi?

Cemaat-birey ilişkisinde "karizmatik lider" merkezli cemaatlerden farklı bir yapıya geçiş ihtiyacı duyuluyor olabilir mi?

Bireylerin hızla korkutulup, hızla hayranlığa sürüklenebildiği, hızla soğutulup, hızla kaynatılabildiği "modern" iletişim ağlarının her tarafı sardığı bir çağda, sistemin farklı bir cemaat modeline  ve bunla bağlı farklı bir bireye ihtiyaç duyduğu, duyacağı döneme yaklaşıyoruz.

Karizmatik liderlere emanet edilen Cemaatin bireylerinden, sistemin hayalet gölgesi altında memnun  bireylerin cemaatine geçiş yaşıyoruz.

Sistemin karizmatik liderlere ihtiyacı azalıyor. Artık bireyleri cemaatin ilişki  ağlarından kurtarıp, sistemin daha şeffaf bir şekilde ölçebildiği , kontrol edebildiği ve yönetebildiği , gerektiği zaman bölüp farklı şekilde şekillendirebileceği postmodern cemaatlere ihtiyacı var.

Bu cemaatlerde ayda bir televizyona  çıkıp ağlak gözleri ile menkıbeler okuyan liderlere ihtiyaç yok.

Bu cemaatlerde işin aslına bakarsınız bildiğiniz anlamda  lidere ihtiyaç yok.

Bir meydana toplanıp liderine odaklanmış kitleleri değil;  engel olamadıkları , değiştiremedikleri bir trafik akışı içerisinde ancak kurallara ve ışıklara uyduğu takdirde varolabilen bireyler sürüsünü düşünün.

Çocuğunuza bir bakın.

Dedeniz televizyona gömülüp aile muhabbetini ihmal ettiğiniz için size kızıyordu. Siz çocuğunuza  televizyonu bile izlemeyip, önündeki ekrandan arkadaşları ile saatlerce mesajlaştığı için kızıyorsunuz büyük ihtimalle.

Sistemin bu yeni bireyi karizmatik liderin karşısında hipnotize etme şansı azalıyor. 

Bu bireyler sürüsünün bir lidere değil; kontrol edemedikleri,  tepeden yönetilen ve her taraftan sarıldıkları bu ağ içindeki tutsaklıklarını unutturacak, pasifize edecek "mutlu ve iyimser rol modellerine" ihtiyaç var. Tabi bir de sürüden ayrıldıkları takdirde kendilerini kapacak kurtları hatırlatacak "kötü ve lanetli rol modellerine"

İnsanlık tarih boyunca hep özgürleştirme vaadi ile köleleştirildi. En son örneği yanıbaşımızda Irak'ta yaşandı.

Masonluk, kiliseye karşı özgürlük vaadi ile yola çıktı ve sonunda kılıç altında baş eğip, beline entari bağlayıp, üstada yeminler eden  bir biat ve çıkar cemaatine dönüştü.

Gülen cemaati devlete karşı özgürlük vaad etti  ve sonunda devlete hizmet eden, biat eden mazlumlardan biat eden zalimlere dönüştü.

Doğaları gereği kontrolden çıkma riski taşıyan, kendi içlerinde cuntalaşma riski taşıyan  bu yapıların artık  ehlileştirilmesi ve yeniden kodlanması gerekiyor.

Birey-cemaat ilişkisinin gevşetilip, bireyin post-modern ağlarla sarmalanacağı yeni ve farklı bir cemaat matematiğine ihtiyacımız var.

Çünkü artık sistem sadece Güçlü Bağları değil, Zayıf Bağları da yönetebilecek seviyeye ulaştı.

Güçlü Bağ ve Zayıf Bağ kavramlarını bilerek vurguluyorum çünkü bunlar sosyolojide ve özellikle network teorisinde karşılığı olan iki kavram.

Bu iki konunun kesiştiği alanla ilgileniyorsunuz , daha ortalıkta Internet bile yokken, 1973 Mayısında The American Journal of Sociology' de yayınlanan ve alanında bir mihenk taşı kabul edilen

"The Strength of Weak Ties"  (Zayıf Bağların Gücü)

başlıklı makaleyi okumanızı tavsiye ediyorum.

Teknik jargonundan çekinmeden okuduğunuzda yazarın insanlar arasındaki zayıf bağların(tanışıklık, grup üyeliği)  önemini ve bunların en az güçlü bağlar (arkadaşlık, cemaat üyeliği)  kadar etkili olduğu tezini matematiksel modeller üzerinden kanıtladığını göreceksiniz.

Tekrarlıyorum...sene 1973 ...

O günden bu yana network teorisi bu temel tuğlaların üzerine gökdelenler dikti ve artık Coca Cola dünydaki bütün twitleri tarayıp , markası hakkındaki "duygu"yu ölçüyor. Devletlerin ve diğer küresel güçlerin neler yaptığını siz tahmin edin.

Konumuz network teorisi değil ama network teorisi ve  şeytani hızla ilerleyen teknolojik gelişmeler bu yazının tezinin arkasındaki ileriye dönük rüzgarı sağlıyor.

Sistemin artık toplumu yönetmek için Güçlü Bağlara ve bu bağlar çevresinde oluşacak cemaatlere ihtiyacı yok.

Sistem artık zayıf bağların hepsini kontrol edebilecek, ölçebilecek  güce erişti.

Güçlü bağlar çevresinde ördüğü yapılara artık sadece suikastçi, intihar bombacısı yetiştirmek için ihtiyaç duyacak; onlara "cennet kokusu" koklatmaya devam edecek. 

Fakat sözkonusu uzun vadeli toplum mühendisliği ise , Birey ile Sistem arasında , kontrolden çıkabilecek fani "karizmatik liderlere" ihtiyaç kalmadı. Bireyin cemaatten kopuşu başladı.

Aynı dönemde bireylerin sistemin yeni kodları çerçevesinde post-modern cemaatleşmesi, sistemin şeffaf ve konforlu ağlarında köleleşmesi süreci başladı.

Şimdi yazının başında, yalakalıkla gaylik arasında salınan o soruya neden yer verdiğimizi açabiliriz.

Bu yazının başında yeralan o yüzkarası soruyu 1995 yılında Eyüp Can Fetullah Gülen'e sordu. (13-23 Ağustos 1995 tarihleri arasında Zaman'da yayınlanan 11 günlük röportajda...11 GÜN!)

Cemaatin "birey"i Eyüp Can , "karizmatik liderine" kendine, aklına saygısı olan hiçbir bireyin sunacağı  bir yağdanlık örneği sunarken çekinmiyordu, utanmıyordu.

Bakın aynı Eyüp Can , başına geçirildiği Yeni Radikal'in ilk sayısında, Fetullah Gülen'e karşı sergilediği o müthiş yağcılıktan 15 sene sonra ne yazdı :

‘Yahudi sevgilim’ beni kimliğime yapıştırdı, ‘Müslüman karım’ beni hem kendisinden hem de üstüme giydirilmiş tüm kimliklerden uzaklaştırdı. Aşk bu, soymadan-soyunmadan olmuyor. Kimlikler bir bir dökülüyor, geriye sadece karakterimiz kalıyor."

Eyüp Can'ın 15 senede ciddi bir karakter/haysiyet  patlaması yaşadığı sizin de gözünüzden kaçmamıştır. İçindeki "Birey-Mürit" kavgasında kazanan taraf belli. Yenilen tarafa saygısızlık yapmasa da, artık "alımlı kelebek" benzetmesi yapmayacağı da, yapamayacağı da ortada. Bu tarz vıcık vıcık yağ sanatlarını artık Ekrem Dumanlı'dan bile beklemek zor.

Eyüp Can'ın Yeni Radikal'deki ilk yazısı  "Yahudi sevgilim, Müslüman Karım ve Ben" başlıklı yazısı Radikal'den çok bir melezlik manifestosu olarak da dikkat çekici. Melezlik kavramının sistem için önemine ayrıca değinmek zorundayız. Şimdilik sistemin gözdesinin melezler olacağını söyleyelim. Ne Yahudi , Ne Müslüman; ne Türk ne İngiliz, ne Türk ne Kürt, Ne Kadın Ne Erkek, Ne İnsan Ne Makina...iseniz önünüz açık olacak, sırtınız yere gelmeyecek.

Eyüp Can, yukarıda harcını karmaya çalıştığımız tezdeki Cemaatten uzaklaşan bireye güzel bir örnek. Farklı yönleri ile Hanefi Avcı diğer bir örnek. Koruduğu, korumak zorunda olduğu saygı mesafesini asla 15 sene önceki biatı  ile karıştırmayın.

Eyüp Can artık yeni bir cemaatin üyesi. Zayıf bağlarla birbirine bağlı ve bu zayıf bağları sistemin küresel dinamikleri tarafından kontrol edilen, sürekli ölçülen ve yeniden oluşturulan post-modern akışkan bir cemaat bu.

Adı yok. Adı olmadığı için güçlü.

Canı yok. Canı olmadığı için güçlü.

Yurdu yok. Yurdu olmadığı için güçlü.

Lideri yok. Lider değil, her an yenisi ile ikame edilebilir  ikonlar ve ikonlaştırılmış bireyler üzerinden yürütüleceği için güçlü.

O yüzden Fetullah Gülen'leri kırpıp kırpıp Eyüp Can'lar yaratacaklar ve "rol modeller" olarak aramıza serpiştirecekler.

Umutla korkuyu o kadar ustaca karacaklar ki, asla isyan etmeyecek ama asla özgür de olamayacaksınız.

Melezlerle savaşmak zorunda kalacaksınız ve melezlikle savaşırken biraz da kendinizle savaştığınızı farkedip savaşma gücünüzü kaybedeceksiniz. Saflığınızı yitirecek, siz de melezleşeceksiniz. 

Fetullah Gülen'in ya da masonların asla başaramayacağı boyutta bir ağın parçası olduğunu farkettiğinizde ise çok geç olacak.

Çok mu karamsarım?

Bu hızla giderse çok değil bir 50 sene sonra bu yazıyı okuyanlar cevaplasın  bu soruyu.

Biz kaldığımız yerden türban tartışmaya,sahnemize sürülen kahramanlar ve anti-kahramanlar üzerinden saf tutmaya devam edelim saf saf; melezlerin çağı kara bir bulut gibi üzerimize çökerken.

B. G.


 

k.