Behiç Gürcihan24 Eylül 2005 12:35

Ağrı Dağı'nı Boğaz Tepelerinde Savunmak(Sivil Topluma Karşı, Milli Toplum Kuruluşları) - Behiç Gürcihan

Sivil sözcüğü; SOROS isimli karaparacı-uyuşturucu baronu pislemeden önce nezdimizde muteber bir sözcüktü. Ne zaman ki, Türkiye'yi dönüştürme projesi çerçevesinde SOROS ismi ile özdeşleşen dış güçler Türkiye'deki bazı entellektüel taşeronlara para akıtıp, STK başlığı altında bir cephe açtı...O zamandan beri ağız tadı ile Sivil sözcüğünü kullanamaz olduk. Sivil'in S'si bize hep SOROS'u, SATIŞI ve SAMİMİYETSİZLİĞİçağrıştırır oldu.

 

Sivil sözcüğü; SOROS isimli karaparacı-uyuşturucu baronu pislemeden önce nezdimizde muteber bir sözcüktü.

Ne zaman ki,

Türkiye'yi dönüştürme projesi çerçevesinde SOROS ismi ile özdeşleşen dış güçler Türkiye'deki bazı entellektüel taşeronlara para akıtıp, STK başlığı altında bir cephe açtı...

O zamandan beri ağız tadı ile Sivil sözcüğünü kullanamaz olduk.

Sivil'in S'si bize hep SOROS'u,

SATIŞI

ve SAMİMİYETSİZLİĞİ

çağrıştırır oldu.

Tabi "Kemal Abi"'nin; alternatif zevklerin adamı Kutman ve onun çok yakın ilişki içinde olduğu Ofer'le olan mesaisi sonrasında;

STK'nın S'si artık bize bir de SAMİ'yi çağrıştırıyor.

SAMİ'yi az çok tanıdınız.

SAMİ ile alternatif zevklerin adamı KUTMAN'In kapalı kapılar ardında yaşadıklarını da öğrendikten sonra, Türkiye'yi satın almaya soyunanların aralarındaki tek bağın para olmadığını da hep beraber göreceğiz.

SOROS'u ayrıca anlatmamıza gerek yok.

Dünyanın bir numaralı kara para aklama cennetlerinden biri olan Hollanda Antilleri merkezli bir şebekeyi yöneten bu küresel sülük ve şebekesinin ayrıntılarını

"Solos Sürüklerinin Bol Uyuşturuculu Sandviçi (KAPALI Şebekeler Üzerinden AÇIK Toplum Finansmanı)

yazımızda ortaya koymuştuk.

Uyuşturucu ve kara para trafiğini yöneten bir küresel şebeke tarafından finanse edilip, Türk Milleti'ne AÇIK TOPLUM söylevleri çekenlerin DEMOKRASİ giysilerinin bu ışık altında ne kadar şeffaflaştığını tahmin edersiniz.

Sözkonusu entellektüel taşeronlar samimiyetsizliklerini;

Boğaziçi Üniversitesi'nde düzenlenmesi planlanan fakat son anda alınan yürütmeyi durdurma kararı ile iptal edilen

"İmparatorluğun Çöküş Döneminde Osmanlı Ermenileri : Bilimsel Sorumluluk ve Demokrasi Sorunları"

konferansı ile bir kere daha ortaya koydular.

Şimdi AB hayali üzerinden kendilerine yaşam alanı edinenleri;

(Başbakan'ından; köşe kapmış yazar kasalara kadar)

"Ermeni Konferansı"nın iptal edilmesinin ardından ne tür bir yaygara koparacaklarını tahmin ediyorsunuz.

AB amcalarına yaranamadıkları zaman ciddi kişilik sorunları yaşayan bu zihniyetlerin; "demokrasi", "AB süreci", "özgürlük" vs. adına söylemlerinin ardı arkası kesilmeyecek.

Tabi; Türkiye'de ezilen işçiler, çiftçiler, memurlar, normal vatandaşlar için kılını kıpırdatmayıp, Orhan Pamuk için aslan kesilen AB'de bu furyaya sert bir açıklama ile destek verecek.

Bizim bu AB goygoyculuğuna karnımız tok.

Ermeni Konferansını iptal sürecini yakından izleme fırsatım oldu.

Gözlemciler grubumuzla birlikte; diğer gruplarla eşgüdümlü olarak yürüttüğümüz çalışmalar sırasında

Bilim ve demokrasi adına konferans düzenlediklerini iddia edenlerin;

bilimsel ve çoğulcu katılıma ne kadar kapalı olduklarını bizzat gözlemledik.

University of Michigan merkezli bir güdümlü akademisyen tayfası ile beraber bu toplantıyı düzenleyen ve aralarında devletin üniversitesinin rektörlerinin de bulunduğu entellektüel taşeronlar alet oldukları bu konferansın arka planında;

Armenian Assembly of America(AAA) olduğunun fazlası ile farkındalar.

Bu grubun logosunda ne var biliyor musunuz?

Ağrı Dağı.

(İnanmayan; www.aaainc.org adresine girip bakabilir)

Bu grubun şemsiyesi altında yeralan Zoryan Enstitüsü ise "Genocide and Human Rights" (Soykırım ve İnsan Hakları) Programını yürütüyor.

Tabi bu grubun sayfaları altında bizim entellektüel taşeronların yazılarına bolca rastlayabilirsiniz.

AAA'nın "soykırım" kavramı için yılda 13-15 milyon dolar harcadığı gözönüne alınırsa;

Türk Milleti'ne; kapalı kapılar ardında demokrasi ve bilimsellik şovu yapacak olanların bu bütçeden ne kadar pay aldıkları merak konusu.

Konferansla ilgili yürütmeyi durdurma kararı alan mahkemenin; konferansın para kaynaklarının açıklaması gerektiği yolundaki tespiti daha da bir anlam kazanıyor.

Konferansı düzenleyenler; bu ülkenin satışında oynadıkları rolün fazlası ile farkındalar ki;

nasıl Tayyip Bey; Sami Ofer ile kapalı kapılar ardında görüşüyorsa,

onlarda kapalı kapılar ardında AÇIK TOPLUMCULUK oynuyorlar ve içeriye kendilerine benzemeyen hiç kimseyi almamak konusunda son derece kararlılar.

İşte bu kararlılık onlar için sonunda başlangıcı oldu.

Günler boyunca;

onlarca sivil toplum örgütü konferansa dinleyici ve konuşmacı olarak katılmak için başvurdu fakat bilimsel toplantı yapma iddiasında olanlar; salonun kısıtlı olmasını bahane ederek bu talepleri reddettiler.

Türkiye Emekli Subaylar Derneği Başkanı Rıza Küçükoğlu'nun talebine "salonda yeryokluğu nedeni ile sadece size, o da seyirci olarak yerayırabiliriz" şeklinde verilen bir yarım ağız cevap sonrasında; nezaketsizliğin doruğunda bir tavırla, istenirse internet üzerinden e-posta ile başvurulması durumunda davetiyenin yollanacağı belirtildi.

Boğaziçi Üniversitesi Halkla İlişkiler Bölümü'ndeki görevliler;
basın mensuplarının bile konferansı izleme taleplerini reddettiler.

(Bu konuda 0 212 3596742 nolu telefondan Burak ve Kaan Beylere telefon açıp, görüşlerinizi dile getirebilirsiniz)

Kapalı kapılar ardından oynanan oyunlar;

tescilli yazar kasaların,

"Emekli paşalar konferansa girmek için sahte 300 tane davetiye bastırdı" söylentileri yaymasına kadar vardı.

Neticede; oynanan oyun bozuldu.

Gönül isterdi ki;

bu konferans, logosunda Ağrı Dağı bulunan Ermeni faşizminin temsilcisi örgütlerin gölgesinde değil;

gerçekten bilimsel ve katılımcı, çoğulcu bir ortamda gerçekleşsin ve Türk kamuoyu ile birlikte dünya kamuoyu da,

Türkiye karşı kurulan bu tuzağı bütün boyutları ile görebilsin.

Ne yazık ki;

bu ülkenin taşeron aydınları, aynen taşeron siyasileri gibi kapalı kapılar ardında bu ülkeyi dünyanın egemenleri önünde pazarlık masasına yatırmayı marifet bildiler.

Ne güzel ki;

Türkiye'de sivil sözcüğünü kirleten bu taşeronlara;

Milli Toplum Kuruluşları koordineli bir çalışma ile karşılık verdiler.

Yarın(23 Eylül Cuma);

Milli Toplum Kuruluşları ile birlikte; Gözlemciler olarak
Boğaziçi Üniversitesi önünde olacağız.

Hedefin konferansın değil;

bu ülkeye birilerinin taşeronu olarak saldıran ve bu saldırı karşısında bu Millete meşru müdafaa hakkı tanımayan zihniyetin iptali olduğunu kamuoyuna duyuracağız.

Sivil sözcüğü gerçek anlamına kavuşana ve

Ağrı Dağı'na ABD-Ermenistan ekseninde bakanların değil,

Edirne-Ardahan ekseninde bakanların sahiplenebileceği bir içeriğe bürünene dek;

bu ülkeye sahip çıkanlar olarak;

bu ülkeyi pazarlık masasına yatıranların karşısına,

Milli Toplum Kuruluşları(MTK) olarak çıkacağız.

MTK'ların STK'larla mücadelesinde sizleri aktif seyirci değil,
aktif oyuncu olmaya davet ediyoruz.


B.G.