Behiç Gürcihan6 Eylül 2005 20:11

"VATAN" DEĞİL "MAL" MERKEZLİ BURJUVA FAŞİZMİ FİLİZLENİRKEN - Behiç Gürcihan

"Şehirli Muhafazakarlığın" temsilcisi olma iddiasına soyunan gazete de... Hitler'in Kavgası'nı, "Çok Satan" olmadığı halde, manşetten "Çok Satan" olduğunu iddia ederek "Çok Satan" konumuna getiren gazete de... Yazdığı köşe yazılarında..."hiç ummadığınız zengin semtlerde bile kuvay-ı milliye örgütlenmeleri kuruluyor" diyerek; beyaz yakalıların silahlandığını imasını yapanların başında olduğu gazete de AYNI. "Türk Milliyetçiliği Aryanlaştırılıyor" başlıklı Jeo-Kritik'te dikkatinizi çektiğimiz süreç gittikçe derinleşiyor. Türkiye'nin plazalarında bu toprağın alışık olmadığı bir tür milliyetçilik serpiliyor ki; bu milliyetçilik Anadolu bozkırlarının, tarihten kaynaklanan, efsanelerinden entellektüellerine her şekilde donanımlı Milliyetçilik kültürünün "vatan-toprak-millet" merkezli toparlayıcı özelliğini değil; "malıma mülküme zarar veriyorlar, ele geçiriyorlar" tepkisinden beslenen, kaynağını Anadolu'dan değil, yabancı faşizan metinlerden alıp ezoterik imgelerle süslenen, "temizlikçi-saflaştırıcı" bir özellik taşıyor.


Serdar Turgut'un;

"hiç ummadığınız zengin semtlerde bile kuvay-i milliyet örgütlenmeleri gerçekleşiyor"

tespitini okuduktan sonra, son 24 saat içinde beyaz yakalı bir kaç arkadaşıma kahve ısmarlayıp, çevrelerinde olan biten hikayeleri dinledim.

Gözünüzde canlandırmanız için söylüyorum...

bu adam ve kadınların çoğu yabancı sermayeli şirketlerde, üst veya orta düzey pozisyonlarda çalışan, kredi ile aldıkları klimalı son model arabalar kullanan, tatillerini ya yurtdışında ya da tatil köylerinde geçiren, bu ülkenin şanslı evlatları.

Bugüne kadar politika ve ülke meseleleri ile de, "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" cümlesinden daha öte ve derin bir anlayışla ilgilendiklerini görmedim.

Fakat son 24 saatteki görüşmelerim Serdar Turgut'un yazısındaki tespiti doğrularcasına bugüne kadar rastlamadığım bir uyanış ile karşı karşıya bıraktı beni.

Bugüne kadar ülkedeki sorunları gözucu ile televizyon ekranlarından izleyen beyaz yakalı kitle; sorunun kapıya dayandığını görünce, hiç beklemediğiniz bir ruh haline bürünüyor.

Bir kaç yıl önce sizin Türkiye'nin geleceği ile ilgili ortaya koyduğunuz tezleri, "Abi bırak bu komplo teorilerini" diye bir kenara atanlar, "sence bu son olaylarda kim düğmeye bastı" gibi sorular sormaya başlıyorlar.

Bir arkadaşım çaresiz bir yüz ifadesi ile;

annesinin arazisinin üzerine Siirt'ten gelen bir kaç ailenin nasıl yerleştiğini, aileleri araziden çıkaramadıklarını ve ancak Siirtli bir emlakçıya para vererek çıkarabildiklerini bana anlattıktan sonra,

"bu adamlara karşı ne yapacağız, her yerde bitmeye başladılar" diyerek konuşmasını Mussolini-Hitler karışımı bir psikolojik yardım çağrısı ile bitiriyor.

Kısacası;

Türkiye'nin beyaz yakalı burjuvazisi gittikçe "Kürtleri", evini istila eden böcek olarak gören bir anlayışla "faşistleşiyor".

"Faşiştleşme" kelimesini; bu kelime ile lekelenmeye çalışan milliyetçileri muaf tutarak kullanıyorum.

"Faşistleşme"; vatanı "senden" olmayandan arındırıp, tek renkleştirmenin tanımıdır;

"Milliyetçilik" ise; vatanı bütün renkleri ile bütünleştirip, tek çatı altında toplamanın tanımı.


Böyle bir ortamda;

Ülkede binlerce şehit verilirken;

Bünyesinde çalıştığı çok uluslu şirketler ülke ekonomisini adım adım ele geçirirken;

Ülkedeki siyasi yapı hallaç pamuğu gibi atılırken seyretmekle yetinen ve burjuva hayatından zerre ödün vermeyen

beyaz yakalılar
;

şehirdeki arazisinin "Kürtler" tarafından istila edildiğini, annesinin çantasının kapkaç şebekelerinden birine kurban gidince tepki vermeye başlıyor.

Ve bu tepki;

"Vatana sahip çıkma" içgüdüsünden çok,

"Malına sahip çıkma" içgüdüsü ile çok sağlıksız bir boyutta başgösteriyor.

O kadar ki;

Anadolu insanının köklerinde bulunan Milliyetçilik ve bu bayrağı taşıma iddiasında olan MHP gibi partileri bile solda bırakacak;

faşizan bir "Ari Türkiye" anlayışının tohumları bu süreçte ekilmeye başlanıyor.

Plazalardaki yemek masalarında;

"Bu adamlar iyice şımardı ve tepemize çıkmaya başladı, böyle giderse temizlemeden başka bir seçenek kalmayacak"

diyenlerden tutun da;

"Abi bu ordu niye uyuyor; yok mu bir gecede bu adamların elebaşlarını yok edecek güç bu adamlarda?"

sorularını soranlara kadar bir çok beyaz yakalı ile karşılaşmaya başlıyorsunuz.

Anadolu'nun özünden kaynaklanan, toprak kökenli Milliyetçilik'e alternatif;

Metropolitan merkezli, mal kökenli bir "Ari Türkiye" faşizminin ilk filizleri boy gösteriyor.

İstanbul sermayesinin üst katları Anglo-Sakson-Yahudi efendilerinin koordinasyonunda, Kuzey Irak merkezli aşiret sermayesi ile derin bağlar geliştirirken;

Bu sermayenin alt katlarında istihdam edilip;

beyinlerini emperyalizmin uç noktalarında hizmete sunmaları karşılığında ülke standardının kat be kat üstünde yaşam imkanları sunulan beyaz yakalı yönetici kitleler ise;

plazalardan sitelerindeki evlerine kadar olan yol üzerinde artık gittikçe daha fazla huzursuzlanmaya başlıyorlar.

Bir yandan daha modern bir hayata sahip olacağını zannedip AB'yi destekleyen;

diğer taraftan;

yaşam alanı çeteler tarafından tehdit edilmeye başladıkça, "temizleyeceksin bunları bir gecede, rahat edeceksin" demeye başlayan,

kafası hayli karışık bir garip vatandaş türü ile karşı karşıya kalmaya başlıyoruz.

Burada ilginç olan bir nokta daha var...

  • "Şehirli Muhafazakarlığın" temsilcisi olma iddiasına soyunan gazete de...

  • Hitler'in Kavgası'nı, "Çok Satan" olmadığı halde, manşetten "Çok Satan" olduğunu iddia ederek "Çok Satan" konumuna getiren gazete de...

  • Yazdığı köşe yazılarında...

    "hiç ummadığınız zengin semtlerde bile kuvay-ı milliye örgütlenmeleri kuruluyor" diyerek;

    beyaz yakalıların silahlandığını imasını yapanların başında olduğu gazete de

AYNI.

"Türk Milliyetçiliği Aryanlaştırılıyor" başlıklı Jeo-Kritik'te dikkatinizi çektiğimiz süreç gittikçe derinleşiyor.

Türkiye'nin plazalarında bu toprağın alışık olmadığı bir tür milliyetçilik serpiliyor ki;

bu milliyetçilik Anadolu bozkırlarının, tarihten kaynaklanan, efsanelerinden entellektüellerine her şekilde donanımlı Milliyetçilik kültürünün "vatan-toprak-millet" merkezli toparlayıcı özelliğini değil;

"malıma mülküme zarar veriyorlar, ele geçiriyorlar" tepkisinden beslenen, kaynağını Anadolu'dan değil, yabancı faşizan metinlerden alıp ezoterik imgelerle süslenen, "temizlikçi-saflaştırıcı" bir özellik taşıyor.

Omuzlarında yıldızlar;

Altlarında koltuklar;

Türkiye'de sermayeden toprağa, siyasetten kültüre bir çok alt ve üst yapı Millet'in elinden çetelerine eline geçerken;

Türkiye Cumhuriyeti'nin gördüğü en kapsamlı ihanet sürecini izleyenler ise;

çocuklarımızın vebalini üstünde taşıyor.


B.G.