Behiç Gürcihan22 Aralık 2009 17:28

Ve TANRI DEMOKRAT Buyurdu: Özgürleşilecek, Özgürleş! - Behiç Gürcihan

Vaaz ettiği bu GERÇEK'e aykırı davranışları yenilgiye mahkum ediyor ve sürekli buyurgan bir dille bu yenilginin kaçınılmazlığının altını çiziyor. Arkasına mahallenin kabadayısını alan bir çelimsizin küstahlığı ve sahte cesareti ile kükrüyor. Ahmet Altan'ın bütün TANRI DEMOKRATLAR gibi, farklı GERÇEKLİKLERE tahammülü yok. Bunu garantiye almak için; onu sistemin başköşesine yerleştirenlerin refleksi ile sürekli GERÇEK'le oynuyor, sürekli GERÇEK vaaz ediyor. Buyrun size Altan'ın yazılarından örnekler:

www.acikistihbarat.com

22 Aralık 2009 Çarşamba


Oyun Bozan

Ve TANRI DEMOKRAT Buyurdu : Özgürleşilecek Özgürleş! 

Behiç Gürcihan - Açık İstihbarat




100. Yıl Mutabakatı


Çağımızda her şey şekil değiştiriyor. Bu değişim kavramların içini boşaltıp yeni özlerle dolduruyor ve insanlar bu dönüştürülmüş kavramlar üzerinden yeni düzene bağlanıyor.

"Demokrasi" bu kavramlardan bir tanesi. Bir vatandaşın içinde yaşadığı aidiyet kümeleri (aile, camia, toplum, ulus, küre ) bünyesindeki varlık sınırlarını belirleyen bu kavram; paradigma değişikliklerine yolaçan teknolojinin de sunduğu imkanlarla insanın devasa bir küresel makinenin uzantısına dönüştürülmeye çalışıldığı günümüzde daha da bir önem kazanıyor.

Ulus; bazılarının iddia ettiğinin aksine,  insanı küresel bir bürokrasinin kölesine dönüştürecek sürece karşı direnişin ve demokrasinin son kalesi olarak varlığını koruyor.

Aslında bu teorik tartışmalar bir köşe yazısının sınırlarına sığdırılabilecek cinsten değil.

Fakat küresel faşizmin yeni dinamiklerinin ürettiği TANRI DEMOKRAT tiplemesini anlayabilmek için "demokrasi" üzerine biraz daha derinleşmemiz gerekiyor.

Aşağıdaki basitleştirilmiş şema üzerinde açıklamaya çalışayım:

Gerçek---->Gerçeklik----->Yeni Gerçek-------Yeni Gerçeklik------->

Bu şemayı basit bir örnek üzerinden açalım.

Bir çayırda otlayan siyah bakımlı kısrak bir GERÇEKtir.

Bu gerçeği gözleyen iki farklı insan ise kendi GERÇEKLİKLERİNİ
yaratırlar.

Bu sahneyi gözleyen bir ressam , kendi GERÇEKLİĞİNDEN esinlenerek bir tablo yaratır ki bu tablo bir sergide YENİ GERÇEK olarak yerini alır.

Bu sahneyi gözlemleyen tarladaki ırgat ise bunu ağanın üzerindeki tahakkümünün bir sembolü olarak görebilir ve ağadan intikamını almak için kısrakı zehirler. Ölü kısrak kendi GERÇEKLİĞİ üzerinden hareket eden ırgatın vesile olduğu YENİ GERÇEK'tir.

Bu döngüye mini teorimiz gereği demokrasinin semantik çarkı diyelim.

İşte bu çarkın sağlıklı işlemesi demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur.

Faşizmin eski dinamikleri, insanların GERÇEĞİ görmesini engellemek ve görseler bile kendi GERÇEKLİKLERİ üzerinden YENİ GERÇEKLER yaratmalarını engellemek üzerine kuruluydu ve bunu en kaba yöntemlerle yapmakta beis görmüyordu.

Dünya değişti. Teknolojinin getirdiği yeni üretim ve paylaşım dinamikleri faşizan dinamiklerin işini zorlaştırdı.

Artık insanın GERÇEĞİ görmesini engellemekde ve kendi GERÇEKLİĞİ üzerinden YENİ GERÇEK'i inşa etmesini engellemekte zorlaştı.

Ve işte bu noktada düzen TANRI DEMOKRAT'ı yarattı.

Artık sistem sizin GERÇEĞİ görmenizi engellemek veya gördüğünüz GERÇEK üzerinden kendi GERÇEKLİĞİNİZİ engellemek üzerine eskisi  kadar yoğunlaşmıyor. En azından eski yöntemlerle yoğunlaşmıyor.

Sistem artık GERÇEK'le ve GERÇEK'i algıladığınız duyularınızla/kavramlarınızla oynuyor.

Sistem size artık GERÇEKLİK değil, GERÇEK'i dayatıyor.

Orhan Pamuk'un Kar romanında, yazdığı için gerçek olan olaylarla övünen tiplemeyi hatırlayın. "Medeniyetler Savaşı"nı başlatacak güçlerle içtiği su ayrı gitmeyen Huntington ve reklamını yaptığı "Medeniyetler Savaşı" kavramı da; GERÇEK'i yaratma sanatının bir diğer güzel örneği. 

TANRI DEMOKRAT işte bu konjonktürde doğdu.

Tanrı Demokrat, soyunduğu görev gereği doğduğu günden itibaren bize GERÇEK vaazları vermeye başladı, farklı GERÇEKLİKLERE karşı taraf tuttu ve müritlerine de taraf tutma çağrısında bulundu.

"Taraf olmayan bertaraf olur" sloganı;  eski çağ faşizminin insanları komunizm ile kapitalizm arasında kamplaşmaya zorlayan Hegelist (tez/anti tez zıtlaşması) zorbalığın yeni versiyonu olarak kayıtlara geçti.

Bush'un deyişiyle; "ya Tanrı Demokrat'tan yanaydın, ya da ona karşı"

Günümüzde etrafımız Tanrı Demokratlar'la çevrili.

Onlar GERÇEK'i vaaz ediyor ve size ancak bu GERÇEK üzerinden kendi GERÇEKLİĞİNİZİ yaratabileceğinizi bildiriyor. Sistemin aygıtları bu TANRI DEMOKRATLARI her köşeye yerleştirmiş durumda ve bunların utanmadan "mağdur" konumunu oynayabilecek kadar da usta aktörler oldukları ortada.

Bir diğer önemli özellikleri ise buyurgan dilleri. Yazılarında, söylemlerindeki emir kipleri (yapacaksınız, edeceksiniz, değişeceksiniz, v.s.)  yeni çağın postal sesleri olarak kulağınızda çınlıyor.

Tanrı Demokrat figürünün bir çok örneğini çevrenizde görebilirsiniz.

Cengiz Çandar, Hasan Cemal gibi isimlere haksızlık etmeyi göze alarak burada biri kısa iki örnek vereceğim.

Birincisi Mümtaz'er Türköne. Türkiye'nin en karanlık faili meçhullerine imza atıldığı dönemde iktidarın eteğinde olup da bugün bize demokrasi pazarlayan çerçiden sözediyoruz.

Bakın Mümtaz'er Türköne 29 Ekim 2009 tarihli TSK'nın lağvedilip, Nizam-ı Cedit'in kurulması gerektiğini savunduğu akıldane yazılarından birinde ne diyor:
          
"Gerçek" olduğu ortaya çıkan belge, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin vatanı ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne karşı, bugüne kadar ortaya çıkartılmış en ciddi tehdidin Türk Silahlı Kuvvetleri'nin içinden geldiğini gösteriyor.

Sözünü ettiği "belge" ile ilgili tartışmaları bir kenara bırakarak cümleyi inceleyelim.

Türköne'yi ; belgenin GERÇEK olup olmadığı ilgilendirmiyor O kadar ki, yeni bir kavram inşa etmiş ve adını "Gerçek" koymuş.

GERÇEK'in ; tırnak içindeki haline "Gerçek" deniyor.

Tanrı Demokrat'ın yaratıcı gücündeki kutsallığı takdir etmemek elde değil. Türkiye'yi aylarca meşgul eden belgenin GERÇEK olup olmadığı değil, bunun Türköne gibi bir zat tarafından "Gerçek" olarak damgalanması ; daha doğrusu onun GERÇEKLİĞİNE uygun düşmesi yeterli.

Sözkonusu Kafes belgesinin GERÇEK olmadığı ortaya çıksa bile Tanrı Demokrat'ın "Gerçek"i değişmeyecek. Ve o sizden , onun icad ettiği "Gerçek" üzerinden kendi GERÇEKLİĞİNİZİ kurmanızı istiyor.

Daha vahim GERÇEK çarpıtanları da mevcut.

Tahmin edeceğiniz üzere TARAF, TANRI DEMOKRATLARIN mabedi ve bu "kutsal" mekandan nice GERÇEKLER topluma servis ediliyor.

Taraf; intihar eden yarbayın cenazesine, sözkonusu yarbayın suikast yapacağı öne sürülen komutanın ve eşinin katıldığını bilinçli olarak sansürlüyor.

"Suikast zanlısı Yarbayın intiharı" başlıklı haber okuyucudan suikast zannı ile intihara sürüklenen yarbayın cenazesine, suikast yapılacağı iddia edilen komutanın katıldığı GERÇEKini gizlerken; "suikast zanlısı" vurgusu ile kendi GERÇEKLİĞİNİ dayatıyor.

Bu başlık; GERÇEĞİ görmemezlik etmiyor, onu değiştiriyor.

Taraf'ın ve basının en TANRI DEMOKRAT'ı ise tabiki Ahmet Altan.

Aşağıda Ahmet Altan'ın yazılarından sunduğum seçmeleri incelediğinizde, bu pazarlama ustasının da GERÇEK'le bir derdi olduğunu net bir şekilde görüyorsunuz.

Ahmet Altan yazılarında sürekli GERÇEK'in ne olduğunu vaaz ediyor.
Çünkü o bir TANRI DEMOKRAT.

Vaaz ettiği bu GERÇEK'e aykırı davranışları yenilgiye mahkum ediyor ve sürekli buyurgan bir dille bu yenilginin kaçınılmazlığının altını çiziyor. Arkasına mahallenin kabadayısını alan bir çelimsizin küstahlığı ve sahte cesareti ile kükrüyor.

Ahmet Altan'ın bütün TANRI DEMOKRATLAR gibi, farklı GERÇEKLİKLERE tahammülü yok. Bunu garantiye almak için; onu sistemin başköşesine yerleştirenlerin refleksi ile sürekli GERÇEK'le oynuyor, sürekli GERÇEK vaaz ediyor.

Buyrun size Altan'ın yazılarından örnekler:

Susurluk davasında o kadar MİT üyesinin adı geçti, hangisini savcılar gözaltına aldılar?

Devlet çok kirlendi, devletin içindeki birçok unsur suça bulaştı bugüne dek.

Şimdi devletin bir kısmı, kendi bünyesinden “suçu” atabilmek, devleti gerçek devlet yapabilmek için uğraşıyor.

Devletin temizlenmesi demek bizim gerçek bir hukuka ve demokrasiye kavuşmamız demek.
(06.12.2009 tarihli "İyi Okuyun" başlıklı yazısından)
----------------------------------------------------------------------
Böyle dönemlerde eskiyi yeniden, yeniyi eskiden ayırmak zorlaşır.

Ruhumuz, zihnimiz, düşüncelerimiz de geçmişle geleceği aynı gerçeklikle algılar, geleceği temsil eden bir gelişmeye, geçmişin alışkanlıklarıyla cevap vermeye çalışırız.

Gelecekle ilgili her sorunun çözümünü, hâlâ elimizin altında duran ve canlılığını sürdüren geçmişte ararız.

(03.12.2009 tarihli "Eski, Yeni" başlıklı yazısından)
-----------------------------------------------------------------------
(Altan'ın bu yazıda, aynen biraz önce verdiğim Türköne örneğinde gibi gerçek kelimesini tırnak içinde kullandığına dikkat edin)

Gerçekleri söylemenin “ihanet” sanıldığı bir ülkede yaşıyoruz.

Öyle bir ülke kurmuşuz ki “gerçeği” söylediğiniz zaman “hastalıklı” olduğumuzu da söylemiş oluyorsunuz.

Ve, hastalığı teşhis etmek en büyük hainlik.

“Hiç dokunmayalım, bu hastalık böyle devam etsin” diyorlar.
(29.11.2009 tarihli, "Suç Ortaklığı" başlıklı yazısından)
-----------------------------------------------------------------------

Aslında oyun çok basitti.

Sistemi “üç ayak” üstüne kurmuşlardı.

Ordu, yargı, medya.

Ve, bunlar gerçekle hiç alakası olmayan bir Türkiye tablosu çizip insanları buna inandırmaya çalışıyorlardı.
(26.11.2009 tarihli, "Üç Ayak" başlıklı yazısından)
-----------------------------------------------------------------------
Fark, bu ülkede askeriyenin “gizli bir iktidarının” bulunması ve bu gizli iktidarın medya tarafından sıkı sıkıya desteklenmesi.

Medyanın, bu askerî iktidarı pekiştirmek için “milliyetçiliğe” abanıp, birçok gerçeği saklaması.

Cumhuriyet tarihince hep böyle olmuş.

Bugün belki de ilk kez Dersim katliamının “gerçek yüzünü” okuyup öğrenen insanlar, o katliamın yaşandığı tarihlerdeki gazetelere de bir göz atsınlar, baksınlar bakalım, bugün öğrendikleri gerçeklerin binde biri o zamanki gazetelere yansımış mı.
(22.11.2009 tarihli, "İşte Bu Medya" başlıklı yazısından)
------------------------------------------------------------------------
Bu ülkenin başbakanı o.

Yönettiği ülkenin ordusunda cunta çıktığında bunun gereğini yapmak onun işi.

Cuntaları halktan gizlesin diye getirmedi insanlar onu o makama, cuntaları ortaya çıkarsın, “kurcalasın” diye getirdi.

Kurcalamaya kendi cesareti yetmiyorsa, bıraksın cesareti yetenler kurcalasın.

Biz, onun “siyasi hesaplarına” göre gazetecilik yapmayacağız, o “gerçeklere” göre başbakanlık yapacak.
(21.11.2009 tarihli; "Genelkurmay, Başbakan ve Medya" başlıklı yazısından)
-------------------------------------------------------------------------------------

Belge, bir Ergenekon sanığının avukatında ele geçirilmişti.

Genelkurmay, yalanlamasında, “kayıtlarında böyle bir belge olmadığını”, bu belgenin sahte olduğunu savcılığa bildirdiklerini açıkladı.

Genelkurmay’ın açıklamasına göre, “sahte belge”, askerî yazım kurallarına uygun biçimde ve “gerçek” isimler kullanılarak hazırlanmıştı.
(19.11.2009 tarihli, "Yalanlama ve Kafes" başlıklı yazısından)
--------------------------------------------------------------------------------------
Ama bana daha da önemli gelen Alevilerin durumu.

Dersim Katliamı’nı Atatürk’ün yaptırdığını, planlarını bizzat onun hazırladığını unutmak isteyen Aleviler, görmezden gelmek istedikleri bir gerçekle hiç beklenmedik bir anda yüzleşmek zorunda kaldılar.

Bu gerçek, onların “geçmişle” hesaplaşmalarını sancılı bir hale sokacak kaçınılmaz olarak ama bir de bugün var.
(18.11.2009 tarihli, "Aleviler, Sünniler, Dersim" başlıklı yazısından)

------------------------------------------------------------------------
Ama Kemalistlerin “bugünün koşullarına” uygun olarak söyleyecekleri hiçbir lafları yok, onlar da bir çıkmazdalar, ya son kozlarını oynayıp Atatürk’ü tartışmaya sürecekler, ya da iktidardan usulünce çekilecekler.

İktidardan çekilmeye razı olamıyorlar.

Bundan sonra Atatürk’ün bütün gerçekleriyle tartışılmasından başka çare kalmıyor.
(17.11.2009 tarihli ; "Suç" başlıklı yazısından)



Yazının başındaki basit şemayı hatırlayın lütfen...

Gerçek---->Gerçeklik----->Yeni Gerçek-------Yeni Gerçeklik------->

Geride bıraktığımız çağda; insan bu şemanın gerçeklik kısmına hapsedilmiş ve algılayabileceği GERÇEK ile yaratabileceği YENİ GERÇEK arasına kaba metodolojilerle duvarlar çekilmişti.

Çağ değişti.

Yeni çağla birlikte ; insanın algılama ve yaratma yeteneklerini artık eskisi gibi sınırlayamayacağının farkına varan sistem, insanı serbest bırakıp, yukarıdaki şema gereği insanın ve parçası olduğu toplumun kaynağı olan GERÇEK'i tutsak etti.

Sistem artık GERÇEK'i kontrol etmek için uğraşıyor.

O yüzden Internet'e özgürce bağlanabiliyorsunuz ama koskoca Internet'te bilgiyi aramak için gidebileceğiniz topu topu 3-5 site var.

O yüzden oyunlardan, sinemalara, insanı bedeninden ve gerçek dünyadan koparan ve YENİ GERÇEKLİĞE adapte eden AVATARLAŞMA KÜLTÜRÜ yaygınlaştırılıyor.

O yüzden Komunist Parti'yi 80'lerin aksine özgürce  kurabiliyorsunuz ama SOL'u bir türlü tanımlayamıyorsunuz.

O yüzden Türkiye'ye "DEMOKRASİ", Polis Akademileri ve Mümtazer Türköne, Nazlı Ilıcak gibi kurşun ve darbe şakşakçıları üzerinden getiriliyor.

Bu sistemin TANRI DEMOKRATlara ihtiyacı var.

TANRI DEMOKRATların da insanı sahte bir özgürlük hissine bürüyen bu sisteme.

Eski sistemde askerin postalına ihtiyaç vardı; yeni faşist düzende size yeni GERÇEK'i buyurgan bir dille dayatan Ahmet Altan'ın kalemine.

ÖZGÜRLEŞ ya da ÖL; çünkü TANRI DEMOKRAT öyle buyurdu.