Çağımızda her şey şekil değiştiriyor. Bu
değişim kavramların içini boşaltıp yeni özlerle dolduruyor ve
insanlar bu dönüştürülmüş kavramlar üzerinden yeni düzene
bağlanıyor.
"Demokrasi" bu
kavramlardan bir tanesi. Bir vatandaşın içinde yaşadığı
aidiyet kümeleri (aile, camia, toplum, ulus, küre )
bünyesindeki varlık sınırlarını belirleyen bu kavram;
paradigma değişikliklerine yolaçan teknolojinin de sunduğu
imkanlarla
insanın devasa bir küresel makinenin
uzantısına dönüştürülmeye çalışıldığı günümüzde daha da bir
önem kazanıyor.
Ulus;
bazılarının iddia ettiğinin aksine, insanı küresel bir
bürokrasinin kölesine dönüştürecek
sürece karşı
direnişin ve demokrasinin son kalesi olarak varlığını
koruyor. Aslında bu teorik tartışmalar bir
köşe yazısının sınırlarına sığdırılabilecek cinsten değil.
Fakat küresel faşizmin yeni dinamiklerinin
ürettiği
TANRI
DEMOKRAT tiplemesini anlayabilmek için
"demokrasi" üzerine biraz daha derinleşmemiz
gerekiyor.
Aşağıdaki basitleştirilmiş şema üzerinde
açıklamaya
çalışayım:
Gerçek---->Gerçeklik----->Yeni
Gerçek-------Yeni Gerçeklik------->Bu
şemayı basit bir örnek üzerinden açalım.
Bir çayırda
otlayan siyah bakımlı kısrak bir GERÇEKtir.
Bu gerçeği
gözleyen iki farklı insan ise kendi GERÇEKLİKLERİNİ
yaratırlar.
Bu sahneyi gözleyen bir ressam , kendi
GERÇEKLİĞİNDEN esinlenerek bir tablo yaratır ki bu tablo bir
sergide YENİ GERÇEK olarak yerini alır.
Bu sahneyi
gözlemleyen tarladaki ırgat ise bunu ağanın üzerindeki
tahakkümünün bir sembolü olarak görebilir ve ağadan intikamını
almak için kısrakı zehirler. Ölü kısrak kendi GERÇEKLİĞİ
üzerinden hareket eden ırgatın vesile olduğu YENİ GERÇEK'tir.
Bu döngüye mini teorimiz gereği demokrasinin semantik çarkı
diyelim.
İşte bu çarkın sağlıklı
işlemesi demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur.
Faşizmin eski dinamikleri, insanların GERÇEĞİ
görmesini engellemek ve görseler bile kendi GERÇEKLİKLERİ
üzerinden YENİ GERÇEKLER yaratmalarını engellemek üzerine
kuruluydu ve bunu en kaba yöntemlerle yapmakta beis
görmüyordu.
Dünya değişti.
Teknolojinin
getirdiği yeni üretim ve paylaşım dinamikleri faşizan
dinamiklerin işini zorlaştırdı.
Artık insanın
GERÇEĞİ görmesini engellemekde ve kendi GERÇEKLİĞİ üzerinden
YENİ GERÇEK'i inşa etmesini engellemekte zorlaştı.
Ve işte bu noktada düzen TANRI DEMOKRAT'ı
yarattı.
Artık sistem sizin GERÇEĞİ görmenizi
engellemek veya gördüğünüz GERÇEK üzerinden kendi
GERÇEKLİĞİNİZİ engellemek üzerine eskisi kadar
yoğunlaşmıyor. En azından eski yöntemlerle
yoğunlaşmıyor.
Sistem artık GERÇEK'le ve
GERÇEK'i algıladığınız duyularınızla/kavramlarınızla oynuyor.
Sistem size artık GERÇEKLİK değil, GERÇEK'i
dayatıyor.
Orhan Pamuk'un Kar romanında, yazdığı için
gerçek olan olaylarla övünen tiplemeyi hatırlayın.
"Medeniyetler Savaşı"nı başlatacak güçlerle içtiği su
ayrı gitmeyen Huntington ve reklamını yaptığı "Medeniyetler
Savaşı" kavramı da; GERÇEK'i yaratma sanatının bir diğer güzel
örneği.
TANRI
DEMOKRAT işte bu konjonktürde doğdu.
Tanrı Demokrat, soyunduğu görev
gereği doğduğu günden itibaren bize GERÇEK vaazları vermeye
başladı, farklı GERÇEKLİKLERE karşı taraf tuttu ve müritlerine
de
taraf tutma çağrısında bulundu.
"Taraf olmayan bertaraf olur" sloganı;
eski çağ faşizminin insanları komunizm ile kapitalizm
arasında kamplaşmaya zorlayan
Hegelist (tez/anti tez
zıtlaşması) zorbalığın yeni versiyonu olarak
kayıtlara geçti.
Bush'un deyişiyle;
"ya Tanrı
Demokrat'tan yanaydın, ya da ona karşı"Günümüzde
etrafımız Tanrı Demokratlar'la çevrili.
Onlar GERÇEK'i
vaaz ediyor ve size ancak bu GERÇEK üzerinden kendi
GERÇEKLİĞİNİZİ yaratabileceğinizi bildiriyor.
Sistemin
aygıtları bu TANRI DEMOKRATLARI her köşeye yerleştirmiş
durumda ve bunların utanmadan "mağdur" konumunu oynayabilecek
kadar da usta aktörler oldukları ortada. Bir
diğer önemli özellikleri ise buyurgan dilleri. Yazılarında,
söylemlerindeki emir kipleri
(yapacaksınız, edeceksiniz,
değişeceksiniz, v.s.) yeni çağın postal
sesleri olarak kulağınızda çınlıyor.
Tanrı
Demokrat figürünün bir çok örneğini çevrenizde görebilirsiniz.
Cengiz Çandar, Hasan Cemal gibi isimlere
haksızlık etmeyi göze alarak burada biri kısa iki örnek
vereceğim.
Birincisi Mümtaz'er
Türköne. Türkiye'nin en karanlık faili meçhullerine
imza atıldığı dönemde iktidarın eteğinde olup da bugün bize
demokrasi pazarlayan çerçiden sözediyoruz.
Bakın Mümtaz'er Türköne 29 Ekim 2009 tarihli TSK'nın
lağvedilip, Nizam-ı Cedit'in kurulması gerektiğini savunduğu
akıldane yazılarından birinde ne
diyor:
| "Gerçek" olduğu ortaya çıkan belge,
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin vatanı ve milleti ile
bölünmez bütünlüğüne karşı, bugüne kadar ortaya
çıkartılmış en ciddi tehdidin Türk Silahlı
Kuvvetleri'nin içinden geldiğini gösteriyor. |
Sözünü
ettiği "belge" ile ilgili tartışmaları bir kenara bırakarak
cümleyi inceleyelim.
Türköne'yi ; belgenin GERÇEK olup
olmadığı ilgilendirmiyor O kadar ki, yeni bir kavram inşa
etmiş ve adını
"Gerçek" koymuş.
GERÇEK'in ; tırnak
içindeki haline "Gerçek" deniyor.
Tanrı Demokrat'ın yaratıcı gücündeki kutsallığı
takdir etmemek elde değil. Türkiye'yi aylarca meşgul eden
belgenin GERÇEK olup olmadığı değil, bunun Türköne gibi bir
zat tarafından
"Gerçek" olarak damgalanması ; daha
doğrusu onun GERÇEKLİĞİNE uygun düşmesi
yeterli.
Sözkonusu Kafes belgesinin GERÇEK
olmadığı ortaya çıksa bile Tanrı Demokrat'ın "Gerçek"i
değişmeyecek. Ve o sizden , onun icad ettiği "Gerçek"
üzerinden kendi GERÇEKLİĞİNİZİ kurmanızı istiyor.
Daha
vahim GERÇEK çarpıtanları da mevcut.
Tahmin edeceğiniz
üzere
TARAF, TANRI DEMOKRATLARIN mabedi ve bu
"kutsal" mekandan nice GERÇEKLER topluma servis ediliyor.
Taraf; intihar eden yarbayın
cenazesine, sözkonusu yarbayın suikast yapacağı öne sürülen
komutanın ve eşinin katıldığını
bilinçli olarak
sansürlüyor. "Suikast zanlısı Yarbayın
intiharı" başlıklı haber okuyucudan suikast zannı ile
intihara sürüklenen yarbayın cenazesine, suikast yapılacağı
iddia edilen komutanın katıldığı GERÇEKini gizlerken;
"suikast zanlısı" vurgusu ile kendi GERÇEKLİĞİNİ
dayatıyor.
Bu başlık; GERÇEĞİ görmemezlik
etmiyor, onu değiştiriyor.
Taraf'ın ve
basının en TANRI DEMOKRAT'ı ise tabiki Ahmet
Altan.
Aşağıda Ahmet Altan'ın yazılarından sunduğum
seçmeleri incelediğinizde, bu pazarlama ustasının da GERÇEK'le
bir derdi olduğunu net bir şekilde görüyorsunuz.
Ahmet
Altan yazılarında sürekli GERÇEK'in ne olduğunu vaaz ediyor.
Çünkü o bir TANRI DEMOKRAT.
Vaaz ettiği bu
GERÇEK'e aykırı davranışları yenilgiye mahkum ediyor ve
sürekli buyurgan bir dille bu yenilginin kaçınılmazlığının
altını çiziyor.
Arkasına mahallenin kabadayısını alan
bir çelimsizin küstahlığı ve sahte cesareti ile
kükrüyor. Ahmet Altan'ın bütün TANRI
DEMOKRATLAR gibi, farklı GERÇEKLİKLERE tahammülü yok. Bunu
garantiye almak için; onu sistemin başköşesine
yerleştirenlerin refleksi ile
sürekli GERÇEK'le
oynuyor, sürekli GERÇEK vaaz ediyor.
Buyrun
size Altan'ın yazılarından örnekler:
|
Susurluk davasında o kadar MİT üyesinin adı geçti,
hangisini savcılar gözaltına aldılar?
Devlet çok kirlendi, devletin içindeki birçok unsur
suça bulaştı bugüne dek.
Şimdi devletin bir kısmı, kendi bünyesinden “suçu”
atabilmek, devleti gerçek devlet
yapabilmek için uğraşıyor.
Devletin temizlenmesi demek bizim gerçek
bir hukuka ve demokrasiye kavuşmamız demek.
(06.12.2009 tarihli "İyi Okuyun" başlıklı
yazısından) ---------------------------------------------------------------------- Böyle
dönemlerde eskiyi yeniden, yeniyi eskiden ayırmak
zorlaşır.
Ruhumuz, zihnimiz, düşüncelerimiz de geçmişle
geleceği aynı gerçeklikle algılar,
geleceği temsil eden bir gelişmeye, geçmişin
alışkanlıklarıyla cevap vermeye çalışırız.
Gelecekle ilgili her sorunun çözümünü, hâlâ elimizin
altında duran ve canlılığını sürdüren geçmişte ararız.
(03.12.2009 tarihli "Eski, Yeni" başlıklı
yazısından) ----------------------------------------------------------------------- (Altan'ın
bu yazıda, aynen biraz önce verdiğim Türköne örneğinde
gibi gerçek kelimesini tırnak içinde kullandığına dikkat
edin)
Gerçekleri söylemenin
“ihanet” sanıldığı bir ülkede yaşıyoruz.
Öyle bir ülke kurmuşuz ki
“gerçeği” söylediğiniz zaman
“hastalıklı” olduğumuzu da söylemiş oluyorsunuz.
Ve, hastalığı teşhis etmek en büyük hainlik.
“Hiç dokunmayalım, bu hastalık böyle devam etsin”
diyorlar. (29.11.2009 tarihli, "Suç Ortaklığı"
başlıklı
yazısından) -----------------------------------------------------------------------
Aslında oyun çok basitti.
Sistemi “üç ayak” üstüne kurmuşlardı.
Ordu, yargı, medya.
Ve, bunlar gerçekle hiç
alakası olmayan bir Türkiye tablosu çizip insanları buna
inandırmaya çalışıyorlardı. (26.11.2009 tarihli,
"Üç Ayak" başlıklı
yazısından) ----------------------------------------------------------------------- Fark,
bu ülkede askeriyenin “gizli bir iktidarının” bulunması
ve bu gizli iktidarın medya tarafından sıkı sıkıya
desteklenmesi.
Medyanın, bu askerî iktidarı pekiştirmek için
“milliyetçiliğe” abanıp, birçok gerçeği
saklaması.
Cumhuriyet tarihince hep böyle olmuş.
Bugün belki de ilk kez Dersim katliamının
“gerçek yüzünü” okuyup öğrenen
insanlar, o katliamın yaşandığı tarihlerdeki gazetelere
de bir göz atsınlar, baksınlar bakalım, bugün
öğrendikleri gerçeklerin binde
biri o zamanki gazetelere yansımış
mı. (22.11.2009 tarihli, "İşte Bu Medya" başlıklı
yazısından) ------------------------------------------------------------------------ Bu
ülkenin başbakanı o.
Yönettiği ülkenin ordusunda cunta çıktığında bunun
gereğini yapmak onun işi.
Cuntaları halktan gizlesin diye getirmedi insanlar
onu o makama, cuntaları ortaya çıkarsın, “kurcalasın”
diye getirdi.
Kurcalamaya kendi cesareti yetmiyorsa, bıraksın
cesareti yetenler kurcalasın.
Biz, onun “siyasi hesaplarına” göre gazetecilik
yapmayacağız, o “gerçeklere”
göre başbakanlık
yapacak. (21.11.2009
tarihli; "Genelkurmay, Başbakan ve Medya" başlıklı
yazısından) ------------------------------------------------------------------------------------- Belge,
bir Ergenekon sanığının avukatında ele geçirilmişti.
Genelkurmay, yalanlamasında, “kayıtlarında böyle bir
belge olmadığını”, bu belgenin sahte olduğunu savcılığa
bildirdiklerini açıkladı.
Genelkurmay’ın açıklamasına göre, “sahte belge”,
askerî yazım kurallarına uygun biçimde ve
“gerçek” isimler kullanılarak
hazırlanmıştı. (19.11.2009 tarihli, "Yalanlama ve
Kafes" başlıklı
yazısından) --------------------------------------------------------------------------------------Ama
bana daha da önemli gelen Alevilerin durumu.
Dersim Katliamı’nı Atatürk’ün yaptırdığını,
planlarını bizzat onun hazırladığını unutmak isteyen
Aleviler, görmezden gelmek istedikleri bir
gerçekle hiç beklenmedik bir
anda yüzleşmek zorunda kaldılar.
Bu gerçek, onların “geçmişle”
hesaplaşmalarını sancılı bir hale sokacak kaçınılmaz
olarak ama bir de bugün var. (18.11.2009
tarihli, "Aleviler, Sünniler, Dersim" başlıklı
yazısından)
------------------------------------------------------------------------ Ama
Kemalistlerin “bugünün koşullarına” uygun olarak
söyleyecekleri hiçbir lafları yok, onlar da bir
çıkmazdalar, ya son kozlarını oynayıp Atatürk’ü
tartışmaya sürecekler, ya da iktidardan usulünce
çekilecekler.
İktidardan çekilmeye razı olamıyorlar.
Bundan sonra Atatürk’ün bütün
gerçekleriyle tartışılmasından
başka çare kalmıyor. (17.11.2009 tarihli ; "Suç"
başlıklı yazısından)
|
Yazının
başındaki basit şemayı hatırlayın
lütfen...
Gerçek---->Gerçeklik----->Yeni
Gerçek-------Yeni Gerçeklik------->Geride
bıraktığımız çağda; insan bu şemanın gerçeklik kısmına
hapsedilmiş ve algılayabileceği GERÇEK ile yaratabileceği YENİ
GERÇEK arasına kaba metodolojilerle duvarlar
çekilmişti.
Çağ değişti.
Yeni çağla birlikte ; insanın algılama ve
yaratma yeteneklerini artık eskisi gibi sınırlayamayacağının
farkına varan sistem, insanı serbest bırakıp, yukarıdaki şema
gereği insanın ve parçası olduğu toplumun kaynağı olan
GERÇEK'i tutsak etti.
Sistem artık
GERÇEK'i kontrol etmek için uğraşıyor.
O yüzden
Internet'e özgürce bağlanabiliyorsunuz ama koskoca
Internet'te bilgiyi aramak için gidebileceğiniz topu topu
3-5 site var.
O yüzden oyunlardan, sinemalara, insanı
bedeninden ve gerçek dünyadan koparan ve YENİ GERÇEKLİĞE
adapte eden
AVATARLAŞMA KÜLTÜRÜ
yaygınlaştırılıyor.
O yüzden Komunist Parti'yi
80'lerin aksine özgürce kurabiliyorsunuz ama SOL'u bir
türlü tanımlayamıyorsunuz.
O yüzden Türkiye'ye
"DEMOKRASİ", Polis Akademileri ve Mümtazer Türköne, Nazlı
Ilıcak gibi kurşun ve darbe şakşakçıları üzerinden
getiriliyor.
Bu sistemin TANRI DEMOKRATlara ihtiyacı
var.
TANRI DEMOKRATların da insanı sahte bir özgürlük
hissine bürüyen bu sisteme.
Eski sistemde
askerin postalına ihtiyaç vardı; yeni faşist düzende size yeni
GERÇEK'i buyurgan bir dille dayatan Ahmet Altan'ın
kalemine.
ÖZGÜRLEŞ ya da ÖL; çünkü
TANRI DEMOKRAT öyle
buyurdu.