|

100. Yıl Mutabakatı
|
"Ergenekon bir devlet
operasyonudur" dediğimizde Silivri'deki "dava
arkadaşlarımız" çok kızmıştı.
"Devlet
Türkiye'yi dönüştürecek bir projenin altına imza attı ama bunu
şu anda açıklayamaz, o yüzden gelişmeleri zamana yedirerek
toplumu ve bürokrasiyi hazırlayacak"
dediğimizde
de sene 1998'di. Cumhuriyet'in 75. yılında, Cumhuriyet'in 100.
yılına yönelik projeler üretecek bir sivil toplum dinamiği
üretmeye çalışıyorduk.
Toplantılarımıza sivil
toplumdan çok sivil katılıyordu; bizde bilmeze yatıyorduk.
İşte o tarihlerden başlayan dönüşüm
projesinde, "Ergenekon Operasyonu" ile son viraja
girildi.
Bu operasyonun merkezinde yeralan
"Ergenekon Davası" bizzat bu operasyonu kurgulayanlar
tarafından çıkmaz sokaklara mahkum edildi. Dava şimdiden
onbinlerce sayfalık tutanakları , yüzbinlerce sayfalık
iddianamesi ile fiziki olarak tamamlanması mümkün olmayan bir
noktaya taşınmış durumda.
Çünkü bu dava; dönüşüm
projesinde bir araç olarak kullanılıyor ve bu dönüşüm
projesini kurgulayanlar gerekli psikolojik zemini oluşturup,
kurumlardaki bütün bürokratik dirençleri kırdıktan ve gerekli
kadro ve arşiv operasyonlarını gerçekleştirdikten sonra bu
davaya ihtiyaçları kalmayacak.
İşte o zaman "hukuk"
yerini bulacak. Fakat atı alan çoktan Üsküdar'ı geçmiş
olacak.
"Silivri"'den çıkanlar dışarıda kahramanlar
gibi karşılanacaklarını zannedecekler. Boğazlıyan Kaymakamı
Kemal Bey, bir avuç İngiliz askeri tarafından asılırken
sessizce izleyip ağlayan kalabalıklar misali, bu toplum
sessizce ağlamayı seçecek yine. O da
ağlarsa.
Devletin dönüşüm projesinde
"Ergenekon operasyonunu" manivela olarak
kullananların bu dava ile ilgili en önemli hedeflerinden bir
tanesi ; Gladio ajanı narko İliştirilmiş Terörist Öcalan'ın
affı.
Bu af; dönüşüm projesinin "çok kültürlü
Devlet-Toplum" altbaşlığına imza atanlar açısından
sembolik öneme sahip.
Öcalan konusu o
kadar sembolik ki; Öcalan'la İmralı'da muhatab olan
iki üst düzey devlet görevlisinden biri bugün içeride, diğeri
MİT'in üst düzey yönetiminde.
Öcalan'a
"halk tabanı olan bir entellektüel" muamelesi yapan
zihniyet yükselirken; Öcalan'a onbinlerce canımıza malolan
terörist muamelesi yapan "terörist" suçlaması ile
karşı karşıya.
Ve tarihin garip tesadüfü olarak
Öcalan'a "Öcalan" soyadını verenler ; tarihi
sembolik hamlelerle dokumayı sevdikleri için (ki bu
hevesleri onları hep ele veriyor) ; bu süreci de
sembolik/ironik hamlelerle süsleyecekler.
Ve en
süslü/ironik hamle; teröristi, "terörist" olmakla
suçlananlarla aynı süreçte serbest bırakmak olacak.
İmparatorluk Kürt tebaasına ; "bakın artık siz de
benim için onlar kadar makbulsünüz, sizi de Türkler kadar eşit
sömüreceğim" mesajını verecek.
Hürriyet
bir kaotik gündem sırasında sessizce "Türkiye
Türklerindir" ibaresini kaldıracak. Tabu kıran
Özkök (Hilmi değil, Ertuğrul) bu görevini yine o
müthiş sosyo-psikolojik yazılarından biri eşliğinde ifa
edecek.
(Soruyoruz
: "Kürt Açılımının" gizli bir maddesi acaba
Hürriyet'in motosunun değişmesi mi? Özkök;
"Ergenekon"'dan içeri alınmama karşılığında bu görevi de
üstlendi mi?)
Ve artık "Ergenekon
Davası"nın Ergenekon Operasyonu'nu kurgulayanlar
açısından bir öneminin kalmadığı noktada dava normal hukuksal
seyrine bırakılacak ve dosyalar arasında kaybolup giden
önemsiz sanıklara ait önemsiz dilekçeler davayı rayından
çıkarmanın, hatta davayı gören mahkemenin kendisini hukuksuz
ilan etmenin zemini olarak kullanılacak.
CMK 250.
madde ile görevlendirilmiş bir mahkemenin Anayasa'ya aykırı
olduğu yolundaki bir dilekçe dava dosyasındaki binlere varan
dilekçe arasında yerini almış durumda.
(Bu konudaki
haber için bkz : "Ergenekon'da
Bir İlginç Dilekçe" )
CMK 250 ile
görevlendirilen mahkemelerin DGM'lerin yerini aldığı gözönüne
alındığında; "Ergenekon" davasına bakan mahkemenin
Anayasa'ya aykırı bir mahkeme olduğu tezi, Öcalan'ı yargılayan
mahkemenin de Anayasa'ya ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne
aykırılığını gündeme getirecektir.
Bu sadece
"Ergenekon" sanıklarının değil, Öcalan'ın da önünü
açacaktır.
Binlerce dava ile zaten tıkalı
olan hukuk sistemi; "Ergenekon Davası"nın yaratacağı hukuki
kara delikle birleştiği noktada sistemin başedemeyeceği bir
yoğunluk ortaya çıkacak ve sistemi yönetenlerin kamuoyunu bir
"beyaz sayfa" ihtiyacına ikna etmesi hiç de zor
olmayacak.
Devlet yeni dönemin beyaz sayfasını
tarihinin en büyük Af'fı ile açacak ve temel prensip gereği
kişiye özel af olamayacağından bu genel aftan herkesin
yararlandığını göreceğiz.
1998'de ;
"Devlet
müttefikleri ile Türkiye'yi bir federatif
neo-Osmanlı düzenine taşıyacak projeye imza attı
ama şimdi çıkıp insanlara evlatlarınız boş yere şehit oldu
diyemez o yüzden sürece
yayacak"
dediğimde komploculukla
suçlamıştınız.
Siz en iyisi mi her gün bir
Hürriyet alın.
Hürriyet'in mottosunun ("Türkiye
Türklerindir") değiştiği gün bu yazıyı hatırlayın.
Bilin ki, hepimizi utandıracak Af yakındır.
B..G.
|