Behiç Gürcihan25 Ekim 2008 02:21

Lale Sarıibrahimoğlu: “Hayalet “ Gemiye Hayalet Savunma Muhabirleri-Behiç Gürcihan

Bu, güya “deneyimli” savunma muhabiri bir de sürekli Genelkurmay’ın sivil denetime açılmamasından, Sayıştay’a envanter sayımı izni verilmemesinden şikâyet ediyor. AMRAAM’ın sadece dog flight denilen  birebir uçak karşılaşmalarında işe yarayacağını; bu füzeleri de İran’a karşı olası bir savaşta ABD’nin “yedek gücü” olarak değerimiz artsın diye aldığımızı söyleyecek bilgisi ve basireti olmayan savunma muhabiri, askerin sivil denetiminden söz ediyor.   Böyle siviller ve böyle gazeteciler oldukça, asker neden denetimden korksun ki? Normal gemiyi “hayalet gemi”, AMRAAM’ı da  füze savunma sistemi diye saydırır geçer…

Devletin dört duvarı arasında devleti izliyorum mülkî erkânı ile Heybeliada’yı denize indirirken.

 

Gurur duyuyorum. Kendi gemisini inşa etme iradesini gösteren bir devletin vatandaşı olmakla.

 

Bunun, Preze’nin yıldönümünde gerçekleşiyor olmasını ise çok önemli ve sembolik bir irade beyanı olarak okuyorum. Emperyal köklerini hatırlamaya soyunan bir milletin, emperyalizmi yüzüne gözüne bulaştırmış bir Neo-Osmanlı hayaline kapılmadan yeni ve daha sağlıklı bir model oluşturabileceğine olan umudumu her şeye rağmen saklı tutuyorum.

 

Sonra moralim bozuluyor.

 

Ekranda, bu devletin Cumhurbaşkanı ile bu devletin “yavrusunun” Cumhurbaşkanı’nın “Suç bizde değil Rumlarda, planı kabul etselerdi adada 600 Türk askeri kalacaktı” mealindeki beyanlarını okuyorum. Bir tür, “Biz hazırız, Rumları iknâ edin” çağrısı kulaklarımı tırmalıyor.

 

Şaşırıyorum.

 

Bir yandan “denizlere hakim olma içgüdüsüyle” gemiler yapmaya soyunan, diğer yanda o denizlerin ortasındaki doğal üssünden feragat etmek için çırpınan bir devlet.

 

Kafam karışıyor.

 

“İnşâ edilecek on iki gemi ile Kıbrıs’ı ‘verip kurtulduğumuz’ noktada doğacak boşluk mu telafi edilecek?” diye düşünmeden edemiyorum. Kıbrıs’ın lojistik değeri ve taktik konumunun asla bu şekilde telafi edilemeyeceğini düşünüyorum. Umarım yanılıyorum.

 

Sonra aklıma, bu ülkede donanma komutanlığı yapmış koca koca amirallerin koca koca dergilere verdikleri demeçler geliyor:

 

“Süveyş kanalını işgal etmeyi düşünmüyorsak, Kıbrıs’ın bizim için stratejik değeri yok…”

 

“Hadi ordan” dediğimi hatırlıyorum. Bu ülkedeki savunma muhabiri açığının, daha doğrusu adam gibi muhabir açığının, birilerinin bol keseden demeçlerine nasıl alan boşalttığını bir kez daha görüyorum.

 

Halbûki hiç gerek yok Gerçeği abartıp, gerçeğin değerini azaltmak kimin haddine?


Gazetelerde okuyorsunuz, “Hayalet gemi yaptık” diye…

 

Düpedüz yalan. Yapılan gemi “hayalet” değil,  radar profili küçültülmüş bir gemi..Fakat birileri, kendi gemisini inşa ediyor olma gerçeğini yeterli bulmayıp abartıyor. Abartırken kendini, okuyucusunu ve dışarıdan bakanların gözünde koca bir milleti “salak” yerine koyuyor.

 

Herkes o geminin “hayalet gemi” olmadığını biliyor.

 

Hatta, yazdığı haberi okusa kendisi de görecek..Ne diyor haberde:

 

“Kaptan köşkünün camları, radarda cam yerine kaporta yansıması yapacak şekilde, özel olarak üretildi.”

 

Kendi haberi ortada hayalet gemi olmadığını zaten açıkça ortaya koyuyor. (Hayalet gemi görmek isteyenler, ABD donanmasına ait Zumwalt sınıfı, yeni nesil, inşa halindeki gemileri incelesinler)


Bu gemi töreni, savunma muhabirinin gemiyi merkepten ayıracak kadar donanımlı, fakat hayalet gemiyi düşük profilli bir gemiden ayıramayacak kadar  donanımsız olduğu gerçeğini ortaya çıkarıyor.

 

Neyse ki birilerinin bu konuda içi rahat.

 

Türkiye’nin en demokrat ve en fazla istihbaratçı, polis çalıştıran gazetesi Taraf’ta yazan yılların savunma muhabiri Lale Sarıibrahimoğlu, bakın ABD’den F-16 uçaklarımız için aldığımız 70 km. menzilli AMRAAM (İleri Seviye, Orta Menzil, Havadan Havaya) füzelerinin gereğini Habertürk ekranında nasıl yorumluyor:

 

Bu füzeleri Türkiye,  çevresindeki füze tehdidine karşı hava savunma sistemini güçlendirmek için alıyor”


Yuh artık!


AMRAAM füzeleriyle, gelişmiş decoy (esas) füzeyi çevreleyen şaşırtma füzeleri veya teknikleri teknolojilerine sahip balistik füzelerin vurabileceğini-hem de 70 km menzille-bir tek bizim savunma muhabirleri pazarlıyor.

 

Bu, güya “deneyimli” savunma muhabiri bir de sürekli Genelkurmay’ın sivil denetime açılmamasından, Sayıştay’a envanter sayımı izni verilmemesinden şikâyet ediyor. AMRAAM’ın sadece dog flight denilen  birebir uçak karşılaşmalarında işe yarayacağını; bu füzeleri de İran’a karşı olası bir savaşta ABD’nin “yedek gücü” olarak değerimiz artsın diye aldığımızı söyleyecek bilgisi ve basireti olmayan savunma muhabiri, askerin sivil denetiminden söz ediyor.

 

Böyle siviller ve böyle gazeteciler oldukça, asker neden denetimden korksun ki?


Normal gemiyi “hayalet gemi”, AMRAAM’ı da  füze savunma sistemi diye saydırır geçer…

 

Yıllardır “zırhlı” diye kakalanan araçların üretici firmalarını sorgulamayıp, “demokratik denetimden” söz edenlerin “savunma muhabiri” olduğu bir ülkede, hayalet gemi değil ama hayalet gazeteci teknolojisi ile gönül rahatlığı ile gurur duyulabilir demektir.

 

Meşrebinize göre;

 

İster “Durmak yok, yola devam”; ister “viya böyle”