Behiç Gürcihan22 Ekim 2008 17:19

Terör Örgütü Üyesi Olmak? (İddia ile İftira Arasındaki Fark)-Behiç Gürciha

Behiç Gürcihan’ın savunmasından-2 “27 Haziran 2007 tarihinde “bir terör örgütünün üyesi olarak” gözaltına alındığım günden beri bu suçlamayı çok ciddiye aldım.    Normal şartlarda  ağır bir hakaret olarak göreceğim bu suçlamayı hak edecek ne yaptığımı anlayabilmek adına binlerce sayfa yasa, yorum ve içtihat okudum. Hayatı boyunca eline silah almamış, hayatı boyunca şiddet adına tek bir satır kalem oynatmamış bir vatandaş olarak; savcılık makamının ciddiyetini gözönüne alarak , “acaba hangi hareketim hukuk önünde beni şüpheli konuma düşürdü? Sorusunun cevabına aradım.      Suçlama ciddiydi ve bana bu suçlamayı yönelten savcının da aynı ciddiyete sahip olduğunu varsaydım.   Ve bütün incelemelerim sonucunda; Türkiye’de yasalarda değil, ciddiyet konusunda bir eksiklik olduğu kanaatine vardım. “

 Bir insanın hayatında karşılaşabileceği en ciddi suçlamalardan birisidir “terör örgütü üyesi olmak”. 

    Normal bir insandan kaynaklandığı takdirde bir hakaret niteliği kazanabilecek olan bu suçlamanın kaynağı, Cumhuriyet’in kilit taşı olan savcılık makamı olduğu takdirde, bu iddia sahibini de, iddianın hedefini de ağır sorumluluk altına sokan hukuki bir zemin kazanır.  

    İddia sahibi savcı, kendisine yasalarla tanınmış olağanüstü yetkilerle donanmış bir şekilde bir vatandaşın boynuna “terörist” yaftasına asmadan önce, yasalardaki tanımlar ve prensipler çerçevesinde elinde kuvvetli şüphe bulunduğuna emin olmalıdır.  

    İddia hedefinin sorumluluğu ise, bu kuvvetli şüpheyi hak edecek bir eylemler ve ilişkiler bütünü içinde yer aldıysa, kamuoyu vicdanını ve bu vicdanı temsil eden mahkeme huzurunda bu bütünün hesabını vermektedir.  

    Savcı ve şüpheli, bir suçlama çerçevesinde kamuoyuna sorumlulukları açısından ancak bu kadar kırılgan bir zeminde karşı karşıya gelebilir. Bu zemin kırıldığı takdirde, sadece bir insanın hayatı yok yere karartılmış anlamına gelmez, aynı zamanda kamuoyunun terörü ve teröristi en hakkaniyetli şekilde tespit edeceğine güvendiği savcılık makamına olan güveni sarsılır.

 

    Savcılık makamının, Cumhuriyet’in namusunun emanet edildiği, güvenlik ve demokrasi dengesini tutturmakla görevli en önemli kurum olduğunu hiçbir zaman unutmamak gerekir.

    Savcılık,  Cumhuriyet’in kilit taşıdır.

    O yüzden ilk olarak, 27 Haziran 2007 tarihinde “bir terör örgütünün üyesi olarak” gözaltına alındığım günden beri bu suçlamayı çok ciddiye aldım.  

    Normal şartlarda şahsıma ağır bir hakaret olarak göreceğim bu suçlamayı hak edecek ne yaptığımı anlayabilmek adına binlerce sayfa yasa, yorum ve içtihat okudum. Hayatı boyunca eline silah almamış, hayatı boyunca şiddet adına tek bir satır kalem oynatmamış bir vatandaş olarak; savcılık makamının ciddiyetini gözönüne alarak , “acaba hangi hareketim hukuk önünde beni şüpheli konuma düşürdü? Sorusunun cevabına aradım.  

    Suçlama ciddiydi ve bana bu suçlamayı yönelten savcının da aynı ciddiyete sahip olduğunu varsaydım.

 
 Ve bütün incelemelerim sonucunda; Türkiye’de yasalarda değil, ciddiyet konusunda bir eksiklik olduğu kanaatine vardım.
 

    Bu şahsi kanaatimin, mahkemeniz nezdinde bir kamuoyu kanaatine dönüşmesi ve bir daha benim gibi düşünce üretmekten, yazı yazmaktan (ki bu yazıların çoğu üyesi olduğum iddia edilen yapıya ve zihniyete karşı kaleme aldığım yazılardır) başka bir “suçu” olmayan insanların bu kadar kolay “terörist” olarak damgalanmaması için önemlidir.  

    O yüzden, aylardır adil bir yargılanma beklentisiyle huzurunuza çıkmayı bekleyen bir vatandaş olarak, beni sabırla dinlemenizi rica ediyorum.  

    Sayın Mahkeme Heyeti;  

    Terör, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’na göre “cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle gerçekleştirilen; Devlet’in ve Cumhuriyet’in değerlerine, kamu düzenine veya genel sağlığa yönelik her türlü suç teşkil eden eylem olarak tanımlanmıştır.  

    Keza yine şahsıma yöneltilen suçlamalar la bağlantılı olarak, “suç işleme amacıyla örgüt kurmak” başlıklı TCK 220; örgütün yapısının sahip olduğu üye sayısının, araç ve gereçlerinin amaç suçları işlemeye elverişli olmasını şart koşmaktadır.  

    Bu maddenin gerekçesi incelendiğinde,  “örgüt”ün soyut bir birleşme değil, mensupları üzerinde hakimiyet tesis eden hiyerarşik bir ilişki ağına sahip olduğu;

    Bu suçun bir amaç suç niteliği taşıdığı;

 ancak doğrudan kasıtla işlenebileceği;

      kişilerin suç işlemek amacıyla bir örgütlenme yapısı içinde bulunmaları gerektiği;

    örgüte üye olmanın fiili bir katılım/irade gerektirdiği;

    örgütün hiyerarşik ilişkisine dahil olunmadığı noktada, örgütün amacına bilerek ve isteyerek hizmet edilmesi gerektiği;

    Ve

    örgütün veya amacının propagandasının yapılmasının da suç olduğunun altı çizilmiştir.  

    Hukuk literatürümüzde ise propaganda,

    “belli bir düşüncenin toplum içinde yayılmasını, bu konudaki kanatların kökleşmesini sağlamak amacıyla her türlü maddi ve manevi vasıtaya başvurarak, telkin, teşvik ve etkide bulunmak”

    şeklinde tanımlanmış ve başkalarını caydırıcı, yönlendirici ve etkisi altına alıcı icrai eylemler gerektirdiği yargı içtihadımızda vurgulanmıştır. (YCGK, 9/24-310 sayılı karar) 

    Sayın Mahkeme Heyeti,

    Sizlerin de çok daha iyi şekilde vakıf olduğunuz bu hukuki ayrıntıları; hukukun bir ince ayrıntısı üzerinden kendimi savunmak adına hatırlatmıyorum. Aksine, bugüne kadar bırakın Ergenekon terör örgütü nün üyeliğini ve propagandasını yapmak, bu yapılanmaya karşı bizzat tavır almış; bu tip örgütlenmelerle ilişkilendirilen pek çok eylemi deşifre etmiş, kınamış ve bu örgüte üye olduğu iddia edilen pek çok isimle ihtilaflı, örgütün kolu LOBİ teşkilatını bizzat deşifre etmiş biri olarak, aklanmak için birinci dayanağım hukukun teknik labirentleri değil, sizlerin aklı ve vicdanıdır.  

    Fakat şahsımı bu örgütün üyesi olmakla suçlanan birçok şahısla hiyerarşık bir ilişki içinde göstermeye çalışan, beni aleyhinde açık bir duruş sergilediğim böyle bir yapının propagandasını yapmakla suçlayan ve bütün bunları yaparken hakkımda hiçbir lehte delili dikkate almayıp; hukuki ve mantıki olarak delil özelliği olmayan pek çok unsuru önünüze kanıt olarak seren bu iddianamenin şahsımla ilgili ortaya koyduğu sözde mantığı hukuk adına çürütmek boynumun borcudur.  

    İddianamedeki suçlamalar ve bununla bağlantılı deliller hakkındaki savunmalarımı, her bir suçlama için ayrı ayrı savunma kartlarında bulabilirsiniz.  

    Şu aşamada genel hatları ile mantıkî ve vicdanî kıstasların ötesinde; bizzat yasaların ve iddianamede ortaya konulan şema çerçevesinde neden böyle bir örgütün propagandasını yapmadığımı ortaya koyacağım.

 
 Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 05.06.2008 tarih B.05.1EGM.0.14.05.06.16052-1929-768/3471-101492 sayılı yazısından anlıyoruz ki, bu güne kadar Emniyet, Ergenekon terör örgütü ismiyle bir yapılanmadan haberdar değildir.
 

    Bu durumda, “Ergenekon terör örgütünü aydınlatma” iddiasındaki savcılığın bu örgütle ilgili yapacağı tanımlama önem kazanmaktadır. Benim de bir vatandaş olarak bu örgüte üye olmadığımı kanıtlarken, İdeolojisinden hiyerarşik şemasına kadar bu yapının iddianamedeki şekli şemali elimdeki temel çıkış noktasıdır.

 
 İddianamede, kendimi savunma ve bu örgüte üye olmadığımı kanıtlama gayesi ile “Ergenekon terör örgütünü” aramaya başladığımda, tam bir kafa karışıklığı ile karşılaştım. Bu kafa karışıklığı, iddianamenin metnine de yansıdığından, iddia makamının beni örgütün hangi birimine üye olmak ve hangi propagandasını yapmakla suçladığı da bir tahmin oyununa dönüştü.
 

    Bu kafa karışıklığını, birkaç temel unsur üzerinden özetlemek gerekirse;

      a. Örgütün ideolojisi,

    b. Örgütün hiyerarşisi,

    c. Örgütün eylemleri 

    a. Örgütün ideolojisinin neresindeyim? 

    Bu üç alanda, bu örgütün üyesi olmakla suçlanan şahsımın neye, nasıl katkıda bulunduğunu anlamak çabası, adil yargılama hakkını etkilemek kapsamına girebilecek mantık duvarlarına takıldı. 

    İddianameye göre örgütün 4 temel kök belgesi bulunmakta. Bunlar;

    a. Veli Küçük, Doğu Perinçek ve Tuncay Güney’de ele geçirilen Ergenekon’un Yeniden Yapılanması(29 Ekim 1999) tarihli doküman,

    b. Doğu Perinçek ve Tuncay Güney’de ele geçirilmiş olan Devletin Yeniden Yapılanması Üzerine” (25 Kasım 1999) başlıklı doküman,

    c. Kuddusi Okkır’da ele geçirilenDevletin Yeniden Yapılanması İçin Öneriler (Mastır Plan) Ön Plan Çalışması başlıklı doküman;

    d. Muzaffer Tekin, Sevgi Erenerol, OktayYıldırım, Erkut Ersoy, Doğu Perinçek, Ümit Oğuztan’dan ele geçirilen doküman. 

    Örgütün ideolojisini belirlediği iddia edilen bu dokümanlar, iddianamede de tespit edildiği üzere, “ihanet edenin açıkça öldürüleceği” gibi yöntemler benimseyen (Sf. 62); devlete sızmayı ve devlete sızarak yeniden yapılandırmayı hedefleyen ve gizli toplantılardan yasadışı finans yöntemlerine kadar birçok yöntemi uygulamayı meşru sayan bir zihniyetin kaleme aldığı dokümanlardır.  

    Çağdaş demokrasilerde bir insanın evinden bir yazının çıkması, onun o yazıyı benimsediği veya içeriğini uyguladığı anlamına gelmez. Fakat yine de, iddianameyi kaleme alan zihniyetin gerçeklerden habersiz seviyesi üzerinden savunmamı yapmaya devam etsem bile, bu “kök dokümanların” hiç birisinin şahsımda çıkmadığı görülecektir.  

    Bu dokümanın çıktığı isimlerden birinin, aynı örgütte, aynı departmanda bulunduğum iddia edilen Doğu Perinçek olduğu göz önüne alınırsa, bu eksikliğin açıklaması iddianamede yoktur.  

    İddianame, şahsımla Ergenekon terör örgütüne ait olduğu iddia edilen kök doküman arasındaki bağlantıyı “benzeşmek” fiili üzerinden kurmaktadır. (Sf. 622, satır 17)  

    Çağdaş demokrasi ve hukuk sistemlerinde, kıyas yoluyla yapılan öznel algının, hukukun nesnel normlarını çarpıtabilecek bu tarz mantık zıplamalarına yer olmadığı açıktır.  

    Bu çağdışı zihniyete kapı aralandığında; benim “2023/100. Yıl Mutabakatı” adlı yazımın Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanı Tayyip Erdoğan’ın Cumhuriyet’in 100. yılına yönelik sözleriyle benzeştiği iddia edilebilir ki, bu dünyanın hiçbir ülkesini baş edemeyeceği bir cezaevi inşası faaliyetine sebep olacaktır.

 
 Fakat her şeye rağmen, iddianameyi kalem alan zihniyetin mantık seviyesinden savunma yapmaya devam edersem, bende çıkan ve benim kaleme aldığım dokümanlar incelendiğinde, Ergenekon terör örgütüne ait olduğu iddia edilen metinlerle hiçbir şekilde benzeşmediği ortadadır.
 

    Zamanında bir grup arkadaşımla başlatmaya çalıştığım fakat gerekli dinamiği yakalayamadığım için atıl durumda kalan 2023 Platformu adlı sivil toplum örgütlenmesi ve yine iddianamede söz edilen Yeni Milis raporu incelendiğinde;

    bu güne kadar Ergenekon/ Gladyo benzeri yapılara karşı kaleme aldığım onlarca yazı ve bir kitap göz önüne alındığında, iddianameye konu olan örgütle hiçbir ideolojik yakınlığımın olmadığı apaçık görülecektir.  

    Savunma kartlarında ayrıntılandırdığım bu savunmamı özetlemem gerekirse;

 
 Ergenekon terör örgütüne ait olduğu iddia edilen dokümanlarda gizli devleti ele geçirmeye yönelik siyaset dışı yapılardan ve gayrı meşru, yasadışı yöntemlere dayalı gizli yapılanmalardan söz edilirken;

 
 Benim kaleme aldığım rapor ve yazılarda, topluma yönelik siyasete dayalı; açık, şeffaf tamamen meşru siyasal ve anayasal hakların kullanılmasına dayalı, Cumhuriyet’in 100. Yılına yönelik projeler üretmeyi hedefleyen ve devletimizi ele geçirmeyi değil, onu daha işlevsel, çağdaş ve bağımsız kılacak vizyonları ortaya koyan bir anlayış görülecektir.
 

    Yasayla emredildiği halde, lehimde hiçbir delili dosyaya koymayan iddianamenin bu eksikliğini tamamlamak adına savunma kartlarında daha da ayrıntılandırdığım noktalardan üçünü burada özellikle dikkatinize sunmak istiyorum. 

    i. Lobi isimli doküman ve bununla tanımlanan Lobi teşkilatı, Ergenekon terör örgütünün ana belgelerinden ve birimlerinden biri olarak tanımlanmaktadır. İddianame’ye Ek Klasör 28 Sf.27:31’de ise şahsımın 21.11.2006 tarihinde kaleme aldığı ”Gladyo’ya Mektuplar: Lobi Kurmuşsun, Hayırlı Olsun” başlıklı yazı görülecektir. Danıştay cinayeti ve Cumhuriyet gazetesi bombalamaları ile Ergenekon/Gladyo’yu ilişkilendiren bu yazı, LOBİ teşkilatını Türk basınında deşifre eden ilk yazılardan biridir. 

    Savcılık makamına soruyorum:  

    Eğer ben Ergenekon terör örgütü üyesiysem ve onun propagandasını yapıyorsam, bu yapının temel taşlarından LOBİ’ye karşı neden tavır alıyor, onu neden deşifre ediyorum? 

    ii. İddianame’nin 92. sayfasında, Ergenekon terör örgütünün yapılanması anlatılırken, benim de üyesi olduğum iddia edilen “Teori Tasarım ve Planlama Dairesi Başkanlığı” başlıklı bölümde şu ifadeye yer verilmiştir:  

    “Diğer taraftan ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ yöneticilerinin her ortamda ülkenin elden gittiği, Kurtuluş savaşı yıllarından daha kötü durumda olduğu, bu nedenle biran evvel tıpkı Kurtuluş Savaşı Yıllarında olduğu gibi Kuvayı Milliye oluşumlarının kurulması gerektiğini öne sürdükleri ve 2005 yılı sonrası ülkemizin değişik vilayetlerinde gerçekten de birçok Kuvayı Milliye Dernekleri kurdukları” 

    Hâlbuki benim bu konu ile ilgili yazılarım, örneğin; İddianame’ye Ek Klasör 23 Sf. 257:277’ de yer alan Yeni Milis ve İddianame’ye Ek Klasör 28 Sf. 133:137’de yer alan Kuvva-i Milliye Hareketi: Görüldü, Onaylandı” başlıklı makalelerim incelendiğinde, yukarıdaki tespitlerin aksine şahsımın insanları;

    -Kuvvayı milliye hareketlerine karşı uyardığım,

    -Kurtuluş savaşı yıllarının referans alınmaması gerektiğini vurguladığım,

    -Kurşunla değil akıl zemininde, meşru yöntemlerle siyasi mücadele verilmesini savunduğum görülecektir.  

    iii. Yine iddianamede, Ergenekon terör örgütünün ideolojisi ve yöntemleri arasında halkı hükümete karşı isyana tahrik ederek darbe ortamını hazırlamak, darbecilik sayılmıştır.

 
 Ergenekon terör örgütüne ait olduğu iddia edilen metinlerin darbelerden medet uman yapısı ile şahsımın darbelere karşı duruşu tamamen zıt noktalardadır.

       
 O kadar ki, Ergenekon terör örgütünün üyesi olduğu iddia edilen Ümit Sayın’ın (ki o dönemde yöneticisi olduğum Açık İstihbarat sitesinin yazarları arasındaydı) bir yazısı, “darbe kışkırtıcılığı” yaptığı, darbeyi savunduğu için reddedilmiş ve sitede yayınlanmamıştır. Bu husus İddianame Sayfa 615 ve 616’da şu şekilde yer almıştır:
 

      Ümit SAYIN tarafından TANDOĞAN-ÇAĞLAYAN-GÜNDOĞDU MİTİNGLERİ! DERİN MUHTIRA OLDU MU, ŞİMDİ PAMUK ŞEKERİ başlığı ile kaleme alınarak, Açık İstihbarat isimli internet sitesinde bulunan köşesine konmak üzere göndermiş olduğu yazısında darbenin övülmesi ve darbe çağrısı yapılması nedeni ile Behiç GÜRCİHAN tarafından eleştirildiği, bunun üzerine Ümit SAYIN’ın söz konusu yazıyı köşesine koymaktan vazgeçtiği görülmüştür.” 

    Ümit Sayın bir örgüt üyesiyse ve ben de bu örgüte üye, ideolojini, yöntemlerini benimsemiş bir mensubu isem, Ümit Sayın ile bu dâhil birçok konuda neden ters düştüğüm, iddianame tarafından boşlukta bırakılmıştır.

 
 Ayrıca iddianame, benim yasadışı, gayrı meşru bir yöntemi, ideolojiyi savunduğum tek satırlık, tek saniyelik içerik ortaya koymamaktadır.

 
 İleri sayfalardaki savunma kartlarında ayrıntılarını bulabileceğiniz diğer unsurlar da incelendiğinde, benim Ergenekon diye bir örgütün hiçbir şekilde ideolojisini benimsemediğim, propagandasını yapmadığım; aksine yasa dışı örgütlenmelere,  ideolojilerine ve yöntemlerine açıkça karşı durduğum, hatta örgütün birimi olduğu belirtilen LOBİ teşkilatını internet sitemde bizzat deşifre edip karşı tavır aldığım görülecektir.
 

    b. Örgüt Hiyerarşisinin Neresindeyim?

    Hukuk sistemimizdeki tanımlar göz önüne alındığında, ister terör örgütü, ister suç amaçlı örgüt olsun, vurgulanan ana unsurlarından biri hiyerarşidir. Bu ayrım, örgütlü suçlar ile iştirakle işlenen suçları birbirinden ayrıştırmaktadır.

 
 Ergenekon terör örgütünün üyesi olmadığıma dair savunmamı hazırlamak adına iddianameyi incelediğimde, örgütün ideolojisine, yöntemlerine ve hedeflerine dair net bir tanım getiremeyen iddianamedeki kafa karışıklığının örgütün hiyerarşik yapısı konusunda da sürdüğünü gördüm.
 

    Bu kafa karışıklığını düzeltmek adına, 04.08.2008 tarihinde mahkemenize bir dilekçe ile başvurdum.

 
 İddianameye göre, örgütün aynı anda hem medya ve strateji (syf.623); hem LOBİ/ Araştırma-Bilgi Toplama (syf. 492); hem de “LOBİ iletişim ve propaganda (syf 658) üyesi olmakla suçlanıyorum.
 

    Mahkemenizden, bu kafa karışıklığının giderilerek, örgüte üye isem, örgütün hangi biriminde üye olduğumun netleştirilmesini istedim.  

    Eğer iddianamede öne sürüldüğü üzere, Ergenekon hücre yapılanmasına sahip ise, üyelerin sadece bir hücreye ait olduğu ve diğer hücrelerden kimseyi tanımadığı bu yapılanma, şahsımın birden fazla birime üye olduğu iddiası ile çelişmektedir.

 
 
Ayrıca bir örgüte üye olmadığımı ispatlamam gerekiyorsa, bu örgütün hiyerarşik yapısına dâhil olup olmadığımı da kanıtlamam gerekmektedir. Bunun için de örgütün hangi birimine üye olduğumun net bir biçimde ortaya konulmaması,  adil yargılanma hakkımı engelleyen bir durumdur.  

    Ben yine de iddianamedeki kafa karışıklığını temel alarak hücre yapılanmasına sahip olduğu iddia edilen bir örgütte 1’den fazla hücreye dâhil olma lüksüne sahip bir terör örgütü üyesi olduğum varsayımından yola çıkarak savunmamı yapacağım. 

    İddianame’nin 623. sayfa, 5. ve 6. satırında örgütün “medya ve strateji bölümünde” görevli üye olduğum belirtilmektedir. İddianamenin ilk 100 sayfasında Ergenekon terör örgütünün yapısı, birimleri, ideolojsi, yöntemleri tarif edilmiştir. Özellikle 83. sayfadaki “Örgütün Organik ve Temel Yapısı” başlıklı bölüm ile 85. sayfadaki “Ergenekon terör örgütünün üst düzey oluşumu” başlıklı birimler ve “Ergenekon’un Sivil Yapılanması (LOBİ) başlıklı 104. sayfadaki bölümde bu açıklamalar görülmektedir.

 
 ERGENEKON ŞEMASINI VE ÜSTDÜZEY YÖNETİCİLERİNİ ANLATAN BU BÖLÜMLER İNCELENDİĞİNDE, ERGENEKON BÜNYESİNDE “MEDYA VE STRATEJİ” DİYE BİR BİRİMDEN SÖZ EDİLMEMEKTEDİR.
 

    İDDİANAME, HAKKIMDAKİ HUKUKİ DEĞERLENDİRMEYİ YAPARKEN, BENİ ÖRGÜTÜN OLMAYAN BİR BÖLÜMÜNE ÜYE YAPMIŞTIR.

 
 Eğer savcılığın kastı, benim tek başıma örgütün gizli bir bölümünü teşkil ettiğim ise, o zaman hangi üst düzey yöneticiye veya köprü personele bağlı çalıştığımı da tespit etmesi gerekirdi ki; iddianamenin bu tür somut delil arayışları ile ilgisinin olmadığı ortadadır.

 
 

    İddianamedeki şahsımla ilgili çelişki bunlarla sınırlı değildir. Hakkımdaki hukuki mütalaayı sunarken beni Ergenekon terör örgütü yapılanmasında yer almayan bir birime üye yapan iddianame, 492. sayfada beni Ergenekon Lobi/ Araştırma ve Bilgi toplama bölümünde ve şüpheli Hayrullah Mahmut Özgür ile örgütsel ilişkim olduğu iddiası üzerinden Ergenekon LOBİ/İletişim ve Propaganda bölümü ile ilişkilendirmiştir.  (Syf. 658)

 
 Örgütler tarihinde, örgüt yöneticisi veya köprü personel olmadığı halde bu kadar çok hücre ile bağlanacak bir hücre üyesi var mıdır bilmiyorum ama ben; hukuk ve mantık normlarını değil, bizzat bu iddianamenin normlarını baz alarak hiçbir hiyerarşik içinde olmadığımı kanıtlayacağım. Listelersek, yukarıdaki mantık çerçevesinde benim;

    İsmail Yıldız

    Hayrullah Mahmud Özgür

    Ergun Poyraz

    Kuddisi Okkır

    Asuman Özdemir

    Gazi Güder

 Oktay Yıldırım

    Mehmet Zekeriya Öztürk

İle örgütsel ve hiyerarşik bir ilişki içinde olduğum iddia edilmektedir.  

    İddianamede özellikle İsmail Yıldız, Hayrullah Mahmud Özgür ve Ergun Poyraz ile şahsım arasındaki ilişki ön plana çıkarılarak; 

    “Şüphelilerden Bülent (kod isim) İsmail Yıldız ve Ergun Poyraz ile ilişkileri, bu ilişkilerin gizlilik bazında tutulması hususları…”  

    “Şüpheliler Ergun Poyraz ve Bülent (kod) İsmail Yıldız ile diğer örgüt üyeleri arasında irtibatı sağlayarak örgütün stratejik kararlarını irtibatlı olduğu diğer örgüt üyelerine iletme grevi olduğu” (Syf. 623) 

    “Şüpheli Hayrullah Mahmud Özgür’ün gerek beyanları, gerekse şüpheliler Bülent (kod) İsmail Yıldız, Ergun Poyraz, Halil Behiç Gürcihan ile ilişkileri” (Syf.658) cümleleri ile bu ilişkilerin örgütsel olduğu havası yaratılmaktadır.  Lehte hiçbir delili ve gerçeği dikkate almayan iddianamenin yer vermediği gerçeklere gelirsek:

 İsmail Yıldız ile 2002 yılında başlayan ve 2005 yılına kadar devam eden, sahibi olduğu SESAR Araştırma Şirketi’nin başkan yardımcılığını yaptığım profesyonel bir ilişkimiz olmuştur. Aylık maaşımı alamamam ve İsmail Yıldız’ın SESAR’ın yayın çizgisini farklı bir yöne taşımak yolundaki çabaları üzerine bu şirketten ayrıldım. Zaman içerisinde birikmiş olan borçlarımın ödenmemesi üzerine kendisine noter kanalıyla ihtar çektim. İsmail Yıldız ile çalıştığım dönemde Hayrullah Mahmud Özgür ile birkaç kez SESAR’ın ofisinde karşılaşmak dışında bir ilişkim olmadı. Zaten bu dönemde SESAR bünyesindeki faaliyetlerim, rapor yazmak, siyasi danışmanlık projelerine destek olmak ve bilgisayarların güvenliğini sağlamak olup; İsmail Yıldız’ın şahsi ilişkileri kapsamındaki görüşmelerine katılmadım.  

    Aylarca maaş alamamam ve İsmail Yıldız’ın SESAR’ın yayın çizgisini farklı bir yöne taşımak istemesi üzerine İsmail Yıldız ile ihtilaflı bir şekilde yollarımı ayırdım.

 
 İsmail Yıldız ve Hayrullah Mahmud ile ihtilaflı olduğumun kanıtı, ayrıca aşağıda listesini göreceğiniz yazılarımda da görülebilir. Bu yazılarla Hayrullah Mahmud ve İsmail Yıldız’a açıkça tavır aldım ve eleştirdim.
 

    İsmail Yıldız ve SESAR’ı eleştirdiğim yazılar Ek-4’de, Hayrullah Mahmud’u eleştirdiğim yazılar Ek-5’dedir. 

    İddianamenin açıkça ihtilaflı olduğum bir isimle, Ergun Poyraz ve diğer örgüt üyeleri arasında bağlantıyı sağladığım iddiası, iddianamenin kendi ciddiyet çizgilerini bile zorlayan bir safsatadır.

     
 Ergun Poyraz ile tanışıklığım-ki bir kokteylde ayaküstü konuşmak ve sonrasında kitabının basımı ile ilgili yaptığımız birkaç telefon görüşmesinden ibarettir.- İsmail Yıldız ve Hayrullah Mahmud  Özgür ile yollarımı ayırdıktan sonra gerçekleşmiştir.
 

    Avukatım tarafından Mahkemenize sunulan 01 Eylül 2008 tarihli dilekçe ile SESAR İsmail Yıldız ve Ergun Poyraz ile olan iletişim kayıtlarının kopyasını talep ettik. Talebimiz sonuçlandığında ve İletişim kayıtları incelendiğinde, Ergun Poyraz ile İsmail Yıldız arasında irtibata ilişkin bir iletişim trafiği olmadığı açıkça görülecek ve böyle bir bağlantı olmadığı kanıtlanacaktır. 

    Keza; iddianame, suç isnadı ile iftira atmak arasındaki o çok önemli çizgiyi muğlâklaştıran bir üslupla, hiçbir somut delil sunmadan, bu şahıslarla örgütün diğer elemanları arasında irtibatı sağladığımı iddia etmektedir.   

    Diğer kişilerle ilişkilerime gelirsek; 

    Kuddusi Okkır’ı hayatımda tanımadım, karşılaşmadım. Tek irtibatım; şüphelinin haklarını korumakla yükümlü savcılığın açık ihmali sonrasında rahmetli olmasından sonra cezaevinde onun boşalttığı yatakta yatmak oldu.  

 Asuman Özdemir’le iki kez bir cafe’de oturup sohbet ettim. Bir kaç kez telefonlaştım ve e-posta yazışması yaptım. Bunların içeriği örgütsel iletişim değil, iki araştırmacı yazarın gündeme dair bilgi ve görüş paylaşımı olup, hiçbir hiyerarşik bağlantı da yoktur. 

 Asuman Özdemir’in benimle yaptığı görüşmeyi yalan yanlış bilgilerle doldurup e-posta yoluyla Gazi Güder ve Kuddusi Okkır’a göndermesi sadece kendisini bağlayan, haberdar olmadığım, tek yönlü bir iletişimdir.

 
 Mahkemenizden bu konunun Asuman Özdemir’ sorulmasını ve aşağıdaki sorularıma Özdemir’in cevap vermesini talep ediyorum:  

1. Behiç Gürcihan ile yaptığı sohbetlerin içeriğini Behiç Gürcihan’ın bilgisi dâhilinde ve onun talimatı ile mi Gazi Güder ile paylaşmıştır? 

2. Medyaya yansıyan demeçlerinde, Emniyet’teki ifadesini psikolojik baskı altında bilmeden imzaladığını söylemişti. Emniyet’teki ifadelerinde Behiç Gürcihan ile yaptığı ve içinde yanlış bilgiler bulunan ifadeleri bugün hâlâ kabul ediyor mu?

 
 Eğer Asuman Özdemir, 27 Haziran 2007 tarihindeki gözaltına alınmamda Emniyet’te önüme konulan ve suçlanmama vesile olan bu ifadeleri kabul ediyorsa, mahkemeniz huzurunda Ayşe Asuman Özdemir hakkında iftira suçlaması ile suç duyurusunda bulunuyorum. 

    Eğer; Asuman Özdemir, medyaya da yansıyan beyanlarında belirttiği üzere, hakkımda iftiralar içeren bu ifadeyi psikolojik baskı altında imzalamış ise; bu durumda bu usulsüz ve hukuksuz uygulamayı yapan görevlilerin tespitini istiyor ve bu ifadeyi tutuklama gerekçesi olarak kullanan Savcı Zekeriya Öz hakkında suç duyurusunda bulunuyorum.

Gazi Güder ile hayatımda hiç karşılaşmadım, hiçbir iletişimim olmadı. 

    Mehmet Zekeriya Öztürk ile kısa süren bir arkadaşlık ilişkisi dışında örgütsel anlamda hiçbir ilişkim olmadı. 

    Siyaset stratejisi konularında yazılar yazan iki yazar olarak tanışmamız üzerine, ara sıra gündem üzerinde sohbet etmek üzere buluştuğum ve sitemde köşe verdiğim Zekeriya Öztürk ile anlaşmazlık üzerine yollarımı ayırdım.  

    İlgili savunma kartımda (SK-4) ayrıntılarını bulabileceğiniz üzere, Danıştay suikasti ile bağlantılı olarak Muzaffer Tekin ismi gündeme geldiği ve Tekin’in arandığı dönemde; Zekeriya Öztürk kendisi ile Muzaffer Tekin adına röportaj yapmamı istedi. Ben bu talebi reddederek, kendisini Muzaffer Tekin’i yanıltmakla suçladım.  

    Bu olayı da İddianame’ye Ek Klasör 23 Sayfa 35:37’de yer alan “Muzaffer Tekin İntihar Etmeden Bir Gece Önce, Bir Gece Sonrabaşlıklı yazımda açıkça anlattım.   

    Kısa bir tanışıklık dönemi sonrasında Mehmet Zekeriya Öztürk ile de ihtilafa düştüm ve yollarımı ayırdım; o tarihten sonra da hiçbir iletişimim olmadı.  Zekeriya Öztürk ile iletişimimin olduğu dönemde ise ne Ergun Poyraz, ne İsmail Yıldız, ne de Hayrullah Mahmut Özgür ile aralarındaki irtibatı sağlayan bir iletişimim olmadı. Esasen İddianamede de bu konuda hiçbir delil ortaya konmamıştır.   

    Oktay Yıldırım ile olan arkadaşlık ilişkimin ayrıntıları Savunma Kartı 12’dedir. Görevde olduğu dönemde ülkesi adına yaptığı hizmetlerden dolayı saygı duyduğum, kalemi güçlü olduğu için de sitemde köşe verdiğim Oktay Yıldırım ile arkadaşlık ilişkimin hiçbir örgütsel niteliği yoktur. Ayrıca, Oktay Yıldırım’ın suç niteliği taşıyan hiçbir hareketine, eylemine, yazısına tanık olmadım; yardım veya yataklık yapmadım. Oktay Yıldırım’ın sitemde yayımlanan yazılarında tek bir suç unsuru bulunamayacağı gibi, aramızdaki iletişimde de herhangi bir suç ögesi yoktur.

 İddianamede de zaten Oktay Yıldırım’la iletişimime ilişkin hiçbir delile yer verilmemiştir.

 
 İnsanların arkadaşlık ilişkilerinin, hiçbir somut delile dayanmadan örgütsel ilişki boyutuna taşınmasını makul gören zihniyet, Ergenekon şüphelileri ile düzenli olarak sohbet eden Bakanları ve Birleşmiş Milletler’in terör finansörleri listesine aldığı Yasin El Kadı’ya kefil olan Başbakanları da “terörist” olarak damgalaması gerekir.

 
 Ayrıca Oktay Yıldırım ile Ergun Poyraz, İsmail Yıldız ve Hayrullah Mahmud Özgür arasında iletişimi/ irtibatı sağladığıma dair tek bir kanıt ortaya konulamamıştır. Bu şahıslarla aramdaki telefon konuşmalarının zamanlaması karşılaştırıldığında bu durum görülecektir.
 

    Dolayısıyla, mahkemenizden iddianamenin soyut ve mesnetsiz suçlamalarının ötesine geçerek;

    a.Aynı hücrede bulunduğum iddia edilen şahıslarla aramdaki iletişimin zamanlaması ve içeriğini,

    b. Örgütsel ve hiyerarşik bir ilişki içerisinde olmam gereken şahıslarla açıkça ihtilaf içinde bulunduğum ve kamuoyunda kendilerine karşı açıkça tavır aldığım gerçeğini,

    c. Arkadaşlık ilişkilerinin tek başına örgütsel ilişkinin kanıtı olamayacağını ve anayasamız, yasalarımız ve uluslararası hukuk normlarının tespit ettiği suçun şahsiliği ilkesini,

    gözönüne alarak, üyesi olduğum iddia edilen örgütün üyesi olduğu iddia edilen hiçbir şahısla hiyerarşik bir ilişki içinde olmadığımın tespit edilmesini arz ediyorum. 

    c. Örgütün Eylemleri İçindeki Yerim?

 

    İddianame okunduğunda, Ergenekon terör örgütü olduğu iddia edilen yapının ana eylemleri olarak Danıştay Cinayeti ve Cumhuriyet Gazetesi’ne atılan bombalar gösterilmektedir. 

    Şahsımın, İddianame’ye Ek Klasör 28 Dizi Pusulasında 7. sırada yer alan kitabım “Gladyo’ya Mektuplar”daki yazılarımdan Gladyo’ya Mektuplar II - Bunlar Reklam Kokan Hareketler ve Gladyo’ya Mektuplar lll - Lobi Kurmuşsun Hayırlı Olsun başlıklı yazılar incelendiğinde, Cumhuriyet Gazetesi bombalamaları ve Danıştay saldırılarını bu örgüt ile ilişkilendirdiğim ve bu yapılanmaya karşı açıkça tavır aldığım görülecektir.

 
 İddianameye konu olan eylemlerle bizzat ilişkilendirdiğim Ergenekon/Gladyo örgütünün bizzat üyesi olmak suçlamasıyla karşı karşıyayım.

 İnternet sitem incelendiğinde, bu eylemlere karşı diğer yazılar da açıkça görülecektir. İddia sahipleri, şahsımın bu eylemleri öven, perdeleyen, hedef saptıran tek bir yazısını gösterememiştir.

 
 Aksine bu örgütün LOBİ birimini bizzat deşifre ettim ve Danıştay ve Cumhuriyet Gazetesi saldırılarını da aynı örgütle ilişkilendiren yazılar yazdım.
 

    Dünyada üyesi olduğu terör örgütünün eylemleri sonrasında, bu eylemleri kendi örgütü ile bağdaştırıp örgütünü hedef gösteren bir terör örgütü üyesi var mıdır?

Bu, hukuktan önce aklınıza ve vicdanınıza sığındığım tamamen safsata bir suçlamadır.

 
 Ayrıca TCK ve TMK’daki terör örgütü tanımlarında “araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli” şeklinde bir ibareye yer verilmektedir.
 

 Daha önce de ifade ettiğim üzere Ergenekon terör örgütünün medya ve strateji bölümünde görevli bir üyesi olmakla suçlanıyorum. (Syf.623)

 
 İddianame’nin örgütün yapısının tanımlandığı bölümleri incelendiğinde örgütün böyle bir biriminin olmadığı görülecek olsa da, İddianamenin hukuk ve mantık seviyesini göz önüne alarak önemsiz bir ayrıntı olarak not ediyorum.
 

 Üyesi olduğum iddia edilen bölümle “bir örgütün amaç suçlarını işlemeye elverişli araç ve gereçleri” tanımı arasındaki bağı kurabilecek tek unsur, bir USB diskte silinmiş halde bulunan bomba şemasıdır. 

    Çağdaş demokrasilerde, bir araştırmacı gazetecinin evinde ele geçen belgeler, tek başlarına bir delil, bir ‘niyet beyanı’ olarak algılanamayacak olsalar da, bu iddianameyi kaleme alanların temsil ettiği noktadan yola çıkıldığı takdirde söz konusu bomba şemasının makûl bir açıklaması olduğu görülecektir.  

    Kasım 2002 tarihinde yöneticiliğini yaptığım bir proje çerçevesinde Ankara Emniyet Müdürlüğü’nden bir grup polis arkadaşı ABD’de bilgisayar kriminolojisi eğitimine götürdüm. Bilgisayar kriminolojisi eğitiminin temel unsurlarından birisi,  bilgisayardaki silinmiş dosyaların bulunması kurtarılması üzerinedir. Bu eğitim sırasında bize Guidance firması tarafından içinde silinmiş dosyalar bulunan bir USB disk hediye edildi. İddianamede  delil olarak sunulan disk, işte bu disktir ve içindeki bilinmiş bomba dosyası da eğitim sırasında kullanılan dosyalardan birisidir. 

 Mahkemeniz, sözkonusu USB diski ile ilgili ayrıntılı teknik raporu incelediğinde, söz konusu diskin uzun süredir kullanılmadığı görülecektir. Ayrıca bu eğitim sırasında aldığım sertifika Ek-6’da delil olarak dikkatinize sunulmuştur.

 
 Ayrıntısını ilgili savunma kartında (SK-5) bulacağınız bu olayın örgütsel bir bomba merakı ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Ve şu anda huzurunuzda sıraladığım bütün lehte delilleri savcının huzurunda da sıraladığım halde dikkate alınmamıştır.
 

    Danıştay ve Cumhuriyet Gazetesi saldırılarını Ergenekon/Gladyo ile bizzat ilişkilendiren yazılarım ve evimdeki bir USB diskte bulunan silinmiş bomba şemasının ayrıntısını ilgili savunma kartında bulacağımız bilgisayar kriminolojisi eğitimi ile ilgili olduğu göz önüne alındığında, iddianamede konu edilen örgütün eylemleri ile hiçbir ilgimin olmadığı görülecektir. 

    Sayın Mahkeme Heyeti,  

    “Ceza hukukunda kural, savunmanın ispatlanması değil, savunmanın aksinin ispatlanmasıdır. (YCGK 4/559–138, 1559-183) 

    Keza, “Ceza yargılamasının amacı hiçbir duraksamaya yer vermeden maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Bu araştırmalarda, yani gerçeğe ulaşmada mantık yolunun izlenmesi gerekir. Gerçek; akla uygun ve realist, olayın bütünü veya bir parçasını temsil eden kanıtların bir bütün olarak değerlendirilmesiyle ortaya çıkarılmalıdır. Yoksa bir takım varsayımlara dayanılarak sonuca ulaşılması, ceza yargılamasının amacına kesinlikle aykırıdır.” (YCGK 6/79-108)  

    Sayın Mahkeme Heyeti,  

    İddianamede, şahsımla ilgili bir terör örgütü üyesi olduğuma dair akla ve somut gerçeklere uygun tek bir kanıt yoktur. 

    Kanıt olduğu iddia edilen unsurlar da bir bütün olarak değerlendirildiğinde benim sözkonusu örgütün üyesi değil, muhalifi olduğumu açıkça ortaya koymaktadır. 

    Hukuk, her şeyden önce mantık karinesi üzerine oturtulması gereken bir abidedir. Hukuk içtihadımızda bunun altı, “gerçeğe ulaşmada mantık yolunun izlenmesi gerekir” ifadesi ile çizilmiştir. 

    Hal böyle iken, örgüt dokümanları olduğu iddia edilen metinler arasındaki bağlantının kanıtlarından biri olarak, yazı metinlerinin sonunda “saygılarımla” veya saygılarımızla” ibaresinin bulunduğunu  (Syf.63) ortaya koyan bir İddianame’nin hangi mantığa dayanarak şahsımla ilgili bu kadar ciddi suçlamalar ortaya attığı muammadır. 

    Anayasamız, yasalarımız ve yargı içtihadımızla açıkça ortaya konulan hiçbir ilke gözetilmeden, “iddia at, tutmazsa izi kalır” mantığıyla kaleme alınan suçlamaların hiç birini kabul etmiyorum.  

    İçtihadımızla da sabit olduğu üzere, iddia makamını huzurunuzda yaptığım bu savunmanın aksini ispat etmeye davet ediyorum.

 
 Ayrıca, anayasamız, yasalarımız ve uluslararası hukuk normları ile tespit edilen “masumiyet karinesi”, “adil yargılama ilkesi”, “silahların eşitliği” ilkesi ile beraber CMK 160 ve 161’de açıkça tanımlanan görev, ilke ve usullerini açıkça ihlal eden savcı Zekeriya Öz hakkında TCK 257, 258, 329, 285, 258. maddeleri uyarınca suç duyurusunda bulunuyorum. 

    Saygılarımla*                                                                      

* Bu ibare, örgütsel bir ilişkinin değil, Mahkemenize olan saygımın ve standart yazışma usullerinin gereği olarak kullanılmıştır*