|
|
Sizlerde gözlemliyorsunuz;
PKK kod adlı derin operasyonun başına konulan APO kod adlı Gladio ajanı itin;
(Bu cümlenin arkasındaki gerçeği öğrenmek için; Öcalan'la İmralı'da başbaşa bir görüşme yapan Çevik Bir'i bulup, "paşam o görüşmede ne görüşüldü, Türk Milleti bilmek ister" diye soracaksınız.)
Türkiye'ye iade edilmesi hikayesinde;
| "Kahraman Türk timleri Öcalan'ı paketledi" |
hikayesinden;
|
"Kahraman Türk timleri Öcalan'ı CIA-Mossad yardımı ile paketledi" |
hikayesine
ve oradan;
|
"Bu Öcalan'ı bize neden teslim ettiler bilmiyorum" |
hikayelerine yumuşak geçiş yaptık.
Bu hızla giderse;
|
"Öcalan'ı almayalım yerine 8 milyar dolar kredi verin dedik ama kabul ettiremedik" |
hikayeleri bile duymaya başlayabilirsiniz.
Müstesna teşkilatımız sağolsun;
Öcalan'ın teslimini , bir başarı hikayesi olarak, bir kaç gazetecinin kitabı üzerinden kamuoyuna pazarlarken;
kimse;
PKK'nın siyasallaşacağını ta 15 yıl önceden bilen devlet yapılarının (Bkz: PKK hakkında 1980'lerin ortalarında yazılan iç değerlendirme raporlarına) , tam da bu 15 yıllık sürecin sonuna gelen bir dönemde;
ne akla hizmet, bu siyasallaşma sürecinin en kritik hamlesine bu kadar zemin hazırladığını ve Öcalan'ı sorguladıktan sonra hızla yargılayıp, gereken cevabı vermediğini pek sorgulamadı.
(Lütfen; "halk kahramanı olurdu" v.s. gibi gayr-ı ciddi açıklamaları ciddiye almayın. Bu devletin ; koskoca Başbakan'ı halk kahramanı olur kaygısı taşımadan astığını unuttuk mu?)
Her konuda Millet'e ahkam kesmeyi görev bilen;
"türban"da rejimi yıkacak "siyasal simge";
Amerikan askerinin üniformasında "takdire şayan projeler" görenlerin;
Öcalan'ın yakalanışı ile sahneden;
| "biz bu konuda duygusalız, karar veremeyiz" |
gerekçesi ile çekilmesi ise bu tabloya ayrı bir renk kattı doğrusu.
Öcalan'ı ABD'den bir "alışveriş" sonucu aldığını duyuran Ecevit; alış kısmını açıkladı da, veriş kısmında her zamanki gibi o enerjik beyni tekledi.
Tabi; Öcalan'ın verilmesinden önce bir ABD heyetinin Genelkurmay'da toplantı yaptığı bilgisi de sızanlar arasındaydı.
Bütün bu arka plan ışığında;
Son günlerin gündem starı Ecevit'in;
"ABD Öcalan'ı bize neden verdi bilmiyorum?" sorusu aslında eksik bir sorudur.
Esas soru;
"ABD neden Öcalan'ı MİT'e teslim etti?"
daha doğrusu;
"ABD neden Öcalan'ı başka bir birime teslim etmedi?"
olarak sorulmalıdır.
İşte bu noktada; elimize ulaşan bilgilerin hassasiyetini gözönüne alarak, bu bilgiyi paylaşma esasımızı sizlere uzun bir parantez açarak açıklayalım :
........
Bu tarz bir iş yaparken çok çeşitli kaynaklardan elinize
"bilgi adayı" bir çok veri ulaşır.
Onların söylediği her ilginç şeyi yazacağınızı zanneden amatörlerden tutun da;
Dezenformasyon sanatının "güvenilir kaynak yaratma" sürecine hakim profesyonellerine kadar bir çok isim;
önünüze iddia üzerine iddia yığar.
Enformasyonun (Bilginin İçerik + İletildiği Medyayla Birlikte Aldığı Formuda İçeren Akışkan Hali)
"Dezenformasyon" ile ne kadar ciddi bir akrabalık bağı olduğunu zamanla tecrübe edersiniz.
Düşe kalka bir şeyler öğrenir; kendinize ait yöntemler geliştirirsiniz.
enformasyon/dezenformasyon katsayısı adını koyduğum yöntem işte bunlardan bir tanesi.
Bu katsayıyı aşağıdaki formüle göre hesapladığınızda karşınıza 0 ile 1 arasında bir oran çıkar.
Bu durumda; eğer şüpheci bir kafa yapısına sahip bir kişi iseniz;
enformasyon katsayısı 1'e ne kadar yakınsa bilgi adayının doğruluğu konusunda o kadar emin olursunuz.
Daha az şüpheci bir kafa yapısı ile; size sunulan bilgi adayının, 0.5 civarlarında bir enformasyon katsayısına sahip olması bile sizin için yeterlidir.
Önünüze konan her imzasız belgeye inanıp, sizde "güven" yaratan "dostlarınızın", "şu şu konuşuluyor" tarzı cümlelerini gerçek sanacak kadar acemi bir dezenformasyon böceği iseniz;
enformasyon katsayısının 0'a yakın olması bile sizi endişelendirmez.
Sizin için önünüze atılan her bilgi adayının; sansasyonel olması ve inanmak istediğiniz şeye uygun olması yeterlidir.
Bu tarz dezenformasyon böcekleri donatılan Türk medyası; bu yüzden istihbarat örgütleri için tam bir stajyer eğitim alanına dönüşmüştür.
CIA'in; stajyer ajanlarına bitirme ödevi olarak, "gidin Türkiye'de gündem yaratın" görevleri verdikleri duyulmaktadır. (Son cümle, gerçek olma ihtimali bir yana, şakadır)
Uzun lafın kısası; enformasyon/dezenformasyon katsayısı skalasının;
0 - 0,5 arasındaki bölgesi dezenformasyon böceklerinin;
0-5 - 1,0 arasındaki bölgesi enformasyon işçilerinin
iştigal alanıdır.
Nasıl hesaplandığına gelince...
Ulaştığınız bilgiyi önce;
içerik ve kaynak olarak iki farklı skalaya oturtursunuz.
İçerik olarak bilginin hassasiyeti (H) (0 = medyatik bilgi ; 1 = tehlikeli sır)
Bilginin kaynağının güvenilirliği (G) (0 = bugüne kadar hiç bir doğru bilgiye kaynaklık etmemiş; 1= bugüne kadar hep doğru bilgiye kaynaklık etmiş )
Gelin bir örnek üzerinde beraber çalışalım :
Bir gün önünüze; banka adı ve diğer ayrıntılarla ile birlikte, AKP lideri Tayyip Erdoğan'ın Marmaray Projesi sonucunda Kanada'ki banka hesabında ciddi bir şişme olduğu yolunda bir iddia düşebilir.
Tavsiyemiz;
Tayyip Erdoğan ve AKP gibi adı bugüne kadar tek bir yolsuzluğa karışmamış ve oturduğu evden, özelleştirdiği tesislere kadar boğazından tek bir haram lokma geçmemiş, değerli bir lider ve partisi hakkında bu tarz saçmalığı önünüze koyan birisinin güvenilirlilik katsayısını; daha önceki bilgileri ne kadar doğru olursa olsun; en fazla 0.1 olarak tespit etmenizdir.
Fakat iddia; içeriği nedeni ile, hassasiyet skalasında 1 değerine fazlası ile layıktır.
Daha sonra;
İddianın içeriğinin hassasiyetine göre; bu iddiayı en az bir bağlantısız kaynağa teyid ettirmek durumundasınız.
Bağlantısız kaynaktan kastımız; bu kaynağın, bilgiyi taşıyan kaynaktan habersiz olmasıdır. Aksi takdirde; bağlantılı kaynakların koordineli bir dezenformasyon atağına maruz kalmanız sözkonusu olabilir.
Fakat bilginin Hassasiyet derecesi arttıkça teyit ettirilmesi gereken bağımsız kaynak sayısı çoğalmalıdır.
Tavsiyemiz;
0-0.3 arasında Hassasiyet derecesi olan bilgiler için 1;
0.3-0.7 arasında Hassasiyet derecesi olan bilgiler için 2;
0.7-1.0 arasında Hassasiyet derecesi taşıyan bilgiler için
en az 3 bağımsız kaynağın teyidine başvurmanızdır.
Bu kuralı uyguladıktan sonra ; enformasyon/dezenformasyon katsayısı aşağıdaki formüle göre ; bir oran(rasyo) olarak karşınıza çıkacaktır :
|
Katsayı = (H*G) * (G1) * (G2) * (G3) |
(G1, G2 ve G3 teyit ettirilen kaynakların Güvenilirliğini temsil ediyor)
İşte bu formül ile çıkan oran ne kadar bire yakınsa;
o kadar sağlam bir bilgi (enformasyon);
ne kadar sıfıra yakınsa o kadar çürük bir bilgi (dezenformasyon)
ile karşı karşıyasınız demektir.
Açtığımız uzun parantezi kapatma noktasına geldik...
....................
Önüme; Öcalan itinin Türkiye'ye teslim süreci ile ilgili bir iddia düştüğünden beri yukarıdaki formül çerçevesinde teyit ettirmeye çalışıyorum.
Bu iddiayı teyit ettirme sürecinde ise; medyaya yansıyan bilgiler , iddianın doğruluğunu pekiştirici özellik taşıyor.
O yüzden; iddianın hassasiyeti 3 bağımsız kaynaktan teyit gerektirdiği halde;
şu anda sadece iki bağımsız kaynaktan teyit ettirebildiğim halde, sizlerle paylaşmanın, Öcalan hikayesine tutacağı ışık açısından gerekli olduğunu düşünüyorum.
Bir bakın bakalım; sizin kaynaklarınız aşağıdaki iddia hakkında ne diyorlar...
Denilen odur ki;
PKK elebaşını Türkiye'ye getirme sürecinde yaşanan o uzun yol hikayesi sırasında;
Öcalan'ı aslında devletin iki ayrı birimi; birbirinden bağımsız olarak takip ediyordu.
İşte bu noktada;
ABD; devletin çok özel kuvvetlerine Öcalan'ı belli şartlarda teslim etmeyi teklif ediyor fakat bu teklif reddediliyor...
Bu özel birim; kendi özel yöntemlerini kullanarak, Öcalan'ı saklandığı yerlerden çıkartmak için;
St. Petersburg meydanında; Yeltsin'in yakınlarındaki bir ismin boğazını kesecek kadar, yakın takibi sıklaştırıyor.
ABD bu noktada;
bu özel birimin kendilerinden bağımsız olarak Öcalan'ı ele geçireceğini ve Öcalan üzerindeki kontrolü kaybedceklerini anlayınca; Öcalan'ı bu özel birim yerine; "alışveriş" şartlarını kabul eden, müstesna bir başka kurumumuza teslim ediyor.
Böylece Öcalan; kontrollü bir şekilde Türkiye içine yerleştirilmiş oluyor.
|
Dolayısı ile;
ABD Öcalan'ı bir bakıma; sürecin kontrolden çıkmaya başladığı noktada, kontrol edebilecekleri bir anlaşma zemininde teslim ederek, bugüne kadar yatırım yaptıkları bu katil ajanın hizmet süresini uzatıyor.
Bu tezin;
Devletin çok özel kuvvetlerinin; Öcalan'ın Türkiye'ye getirilme operasyonu sonrasında maruz kaldığı pasifleştirilme süreci gözönüne alındığında, daha bir inandırıcılık kazandığını ayrıca not etmeliyiz.
Gerisini biliyorsunuz;
Trafik cezanız olunca affetmeyen bir devletin;
onbinlerce insanımızı katleden bir ajan iti affettirme sürecinin zemini hazırlanıp, bu itin çevresinde bir siyasi süreç kurgulanırken ; "eli kolu bağlı" pozlarında süreci seyretmesi.
Ve tabi; duysanız içinizi acıtacak İmralı Hilton hikayeleri.
Bu kakafoni arasında; Öcalan'ın serbest bırakılması için Türk Milleti'nin duygusal olarak hazırlandığından sözedenleri de gazetelerde, televizyonlarda okuyoruz...
Bakın bu doğru işte...
Öcalan'ın serbest bırakılmasını bizler de canı gönülden istiyoruz...
Duygusal olarak da, mantık olarak da fazlası ile hazırız..
Çünkü o it;
NATO protokolleri ile korunduğu İmralı'dan çıktığı andan itibaren Türk Milleti'nin işi daha da kolaylaşacaktır.
Şehit analarına oğullarını geri getiremeyiz;
ama en azından "oğullarının bir amaç uğruna şehit olduğu" duygusunu geri iade edebiliriz.
İmralı'da beslenen itin AB-D-İsrail üçgenindeki görev süresi hala bitmemiş olabilir ama;
Türk Milleti adına son bir göreve vesile olacaktır.
Kendimize "aydın süsü" verip, Başbakan'dan bir randevu alsak
ve öcalan'ın serbest bırakılmasını istesek mi sevgili okur..
Tabiki "demokratikleşme" adına...AB'ye bizi almazlar ve medeniyetleşemeyiz korkusu ile..;)
B.G.
|