Behiç Gürcihan14 Mayıs 2008 17:53

"Gelin Beni de ALIN" Diye Bağırıyordu... - Behiç Gürcihan

Ve AKP'yi bile kıskandıracak skandal bir yolsuzluk/usülsüzlük dosyası patladı. Öyle ki ; Kaptan Cousteau mezarında ters döndü. 3 milyon dolara belgesel hazırlayarak, tarihin en pahalı belgeselcisi ünvanını kazanan Tuncay Özkan'ı kıskandı. AKP'yle "savaşırken" ; AKP'den farkı olmadığını giderayak kanıtladı. Metodoloji olarak yalandan hiç vazgeçmedi. Son anda bile. "Kanaltürk'ü 25 milyon dolara sattık ama bundan borçlar çıktığında bize ancak 1 milyon dolar kalıyor" dedi. .................... Namus pankartının o namusu kirleteceklerin eline bizzat verildiğinin farkına varacak mısın ey Millet? UYAN ve LİDERİNİ DEĞİL; HAKKINI ARA




OYUN
BOZAN

"Gelin Beni de ALIN" Diye Bağırıyordu...

Behiç Gürcihan
(Kıvanç Değirmenli)

www.acikistihbarat.com

  12.05.2008



100. Yıl Mutabakatı


Irak Tuzağı Yazıları


Diğer Seçme Yazı ve Raporlar

Yazarın Yazı Arşivi

Yazarın Rapor Arşivi


Tuncay Özkan "Ergenekon" operasyonu süresinde sürekli

"Gelin beni de alın, buradayım"

diye bağırıyordu. Ne kastettiği şimdi daha net anlaşıldı ve AKP'nin Fetullah kanadı gelip Tuncay'ı aldı.

Tuncay Özkan "lider" olamadı ama sahtekarlık bienalinin en kapsamlısının kurulduğu ülkemizde kült bir video enstallasyonu olmayı başardı.

Ağlarken, bağırırken, küfür ederken, Fetullah'ın önünde el pençe divan dururken , şirin şirin gülümserken, binbir çeşit pozuyla izledik Tuncay Özkan'ı.

Tuncay başından beri satmak için uğraştı.

Daha Kanaltürk kurulmamış iken; Arnavutköy'de yeğeninin şirketinin ofisinde üs kurmuşken Mesut Yılmaz üzerinden Almanlar'la ortaklık hayalleri kuruyordu.

İşsiz bir gazeteci olarak Hilton'da iki suite birden kurulduğunda; "Yaşam TV" dosyası elden ele dolaşıyordu...

Sonra kulislerde; koç gibi bir işadamının can dostunun bir çanta içinde teslim ettiği "dolarlar" iddiası dolaşmaya başladı.

Oyakbank'tan aldığı "reklam garantileri"ne yönelik iddiaların en önemli dayanağı daha yeni kurulan bir kanala akıtılan Oyak reklamları idi.

Kanal'ın kuruluşu ile ilgili şu meşhur 3 milyon doları utanmadan sünneti ile açıklamaya çalıştı, sonra aldığı transfer paralarını açıklamak zorunda kaldı.

Aylarca canlı yayında "kanalın patronu ben değilim Kerimcan Kamal dedi" durdu. Seyircisini her zaman yaptığı gibi salak yerine koydu.

Sonra aylar önce ; daha "kanal zor durumda" tiyatrosunun oynanmaya başladığı günlerden çok önce...

Murdoch'un TGRT'yi almak için piyasada dolaştığı günlerde

" Tuncay kanalını bu sefer Murdoch'a satmak için masaya oturdu"

haberleri yayıldı piyasaya.

Aylarca kanalından "namus" ve "vatan" diye bağırıp çağıran Tuncay; bu kavramların bayrağı yaptığı kanalı için önce Almanlar, sonra küresel siyonist sermaye ve son olarak Fethullahçılarla masaya oturdu.

Turgay Ciner'le yapılan görüşme; Fatih Altaylı'nın "iş bitti" demesine rağmen son anda niye bozuldu hiç açıklamadı.

Buna rağmen; dün Kerimcan Kamal'la çıkıp yine utanmadan,

"başkası istedi de vermedik mi"

diye atıp tuttu.

Dahası var...

Hatırlatalım...

Emin Şirin bir ara Kanal Türk ekranlarına konuk oldu; Finansbank'la ilgili iddiaları ortaya koydu...

Sonra ne oldu?

Kanal Türk Finansbank reklamları almaya başladı ve Emin Şirin ve Finansbank dosyası Kanal Türk ekranından uzaklaştırıldı.

Emin Şirin'e sorun size açıklasın arka planda dönen pazarlıkları.

"Vatan için" AKP'nin yolsuzluklarına cephe açmış gibi yapanların arka planda kimlerle masaya oturduğunu.

Tek örnek mi?

Ülker'le ilgili yolsuzluk dosyalarını hatırlayın. Ülker reklamları gelmeye başlayınca kesilen dosyaları.

Okurlar tepki verdi ; her zamanki "bizi kimse satın alamaz"
nutukları atıldı.

Ve son olarak

"zor durumdayız, Maliye ensemizde, reklamlarımız bloke ediliyor"

tiyatrosu oynandı. Kesif bir kontür ticaretine soyunuldu.

"Reklam alamıyoruz" denilen dönemde KanalTürk'e Türk Telekom dahil, bir çok firma aynen reklam vermeyi sürdürdü.
Koç grubu ; İş Bankası reklamlarını zaten hiç bir zaman eksik etmedi.

Bu nasıl "reklam boykotu" anlaşılmadı.

Söylemlerinden son dönemde "anti-emperyalist" vurguyu çıkardı.
"AKP'ye ve Yobazlara karşı kanımın son damlasına kadar mücadele edeceğim" demeye başladı.

AB'den fon alıp AB programı yapmaya başladı; "tam bağımsızlık" sloganını kontörle satarken.

Ve AKP'yi bile kıskandıracak skandal bir yolsuzluk/usülsüzlük dosyası patladı.

Öyle ki ; Kaptan Cousteau mezarında ters döndü. 3 milyon dolara belgesel hazırlayarak, tarihin en pahalı belgeselcisi ünvanını kazanan Tuncay Özkan'ı kıskandı.

AKP'yle "savaşırken" ; AKP'den farkı olmadığını giderayak kanıtladı.

Metodoloji olarak yalandan hiç vazgeçmedi. Son anda bile.

"Kanaltürk'ü 25 milyon dolara sattık ama bundan borçlar çıktığında bize ancak 1 milyon dolar kalıyor" dedi.

Bugün Koza'nın IMKB'ye yolladığı açıklamada anlaşıldı ki, satış rakamı 25 değil 30 milyon dolar.

İşsiz günlerinde bile kendine ve ekibine Hilton'da suit kiralayabilen bir gazeteci için 5 milyon dolarlık fark önemli olmayabilir ama
bir kaç YTL'ye kontür yollayarak "dava adamı Tuncay" a destek olmaya çalışan bizlerin gözünde bu rakam çok büyüdü.

Anladık ki; "dava adamı" Tuncay'a 1 milyon değil, 6 milyon dolar kalmış.

"Liderliğine" soyunduğu kitleye yaşattığı hüsran yetmiyormuş gibi; satışı yaptığı grubun açık açık reklamını yaptı, onlara kefil oldu.

"Koza grubuna teşekkür ediyorum, Kanal Türk çizgisini koruyacaktır" mealinde laflar sarfetti.

Başı önde ayrılmanın bile bir onuru vardır. Tuncay bunu bile kendine çok gördü ve "iki ay geçiş sürecinde kanalın başındayız" bahanesi altında yeni grubun eldeki seyirciyi kaybetmemesi için gerekli mizansenin de gönüllü oyuncusu oldu.

UTANMADI.

Ekrandaki son şovlarında

"bakın satmasaydık, mallarımız haciz ediliyordu, işte belgesi"

diye Gelirler İdaresi'nden gelen belgeyi gösterdi.

Belgede; aralarında bir kaç teknik alet ve mobilya bulunan haczedilen malların ilk denemede satışının gerçekleşmediği ; ikinci satışın iki gün içinde yapılacağı beyan ediliyordu.

Tuncay Özkan samimi olsaydı;

"haberim olmadı deme; kontür at, gelişmelerden haberin olsun"

diye o kulak tırmalayan sesi ile kontür ticareti yapacağına;

"Ey Kanal Türk seyircileri mallarımız şu tarihte haraç mezat satılacak, gelin bunları ortaklaşa siz satın alın"

derdi.

Tuncay Özkan samimi olsaydı;

"ey Millet; Kanal Türk'ü halka açıyorum, işte hisseleri, kontüre değil Kanal Türk'ün ortağı olmaya para harcayın, gelin bu kanalı beraber kurtaralım"

derdi.

Tuncay Özkan asla samimi olmadı.

Tuncay Özkan üstlendiği ihaleyi ; sonlardaki "zor durumlar" mizansesi ile birlikte başarı ile yürütüp; hakedişini tahsil ettikten sonra sahneden çekildi.

Ve sonrada ;

"Anadolu'yu gezeceğim" dedi günün ertesinde sevgilisi ile birlikte Fransa'nın yolunu tuttu.

Adamcağız bu kadar mizansenden sonra haliyle çok yoruldu.

Şimdi soralım:

Maliye'nin Kanal'da yaptığını söylediğiniz denetimler iddia ettiğiniz gibi cezalandırmak için miydi....

yoksa;

şirket satışları önce gerçekleştirilen, satın alacak olanın şirketin maliyesini kontrol maksadı ile yaptığı "audit" cinsinden denetimler miydi?

Neticede ; denetimleri iktidar yaptı; Kanal Türk'ü iktidara yakın sermaye aldı.

Bir soru daha...

"Başkası istedi de satmadık mı?" diyecek kadar seyirciyi salak yerine koyup Ciner'le yaptığınız pazarlığı unutuyorsunuz ama o pazarlığın son anda neden iptal olduğunu açıklamıyorsunuz.

Belki bağlantılıdır diye soruyorum...

Tuncay Özkan'ın Kanal Türk'te hala hissesi var mı?

Tuncay Özkan ; Fetullahçı sermaye ile ortaklığından para kazanmaya devam edecek mi?

Sana bir kontür atsak Fransa'dan dönünce bu soruyu cevaplar mısın Tuncay?

Bu ülkede her "satıştan" sonra yurtdışına niye çıkılır (Bkz : ANAP-DYP fiyaskosundan sonra yurtdışına çıkan Erkan Mumcu ) soracak mısın ey okur?

Namus pankartının o namusu kirleteceklerin eline bizzat verildiğinin farkına varacak mısın ey Millet?


UYAN ve LİDERİNİ DEĞİL; HAKKINI ARA





Açık İstihbarat'ın Resmi
E-Posta Grubu
AçıkİstihbaratTürkiye'ye Üye Olun


Açık İstihbarat @ 2007